Sık geçen başlıklar

asfalttaki pati izi 5

ekşi profili
bugün burada birinin yazdıklarına denk geldim. adam kadın istihdamına karşı biri, kadınların çalışmasının ekonomiyi olumsuz etkilediğini söylüyor.

aynı adam başka entrylerinde karısından az kazandığını belirtmiş, bambaşka bir entrysinde de eş durumundan sahip olduğu yeşil pasaportunun havasını atmış xd

adamı linç ortamına salmaya gönlüm el vermiyor, kendisi hastaymış.

neyse bu adam ve bunun gibi nicelerinden yola çıkarak, bu nefretin sebebi olarak eziklik ve kandırılmışlığı görüyorum. ikincisinde başlayayım, birincisinin sebebi çünkü. türk erkeği, doğduğundan beri aşırı güçlü olduğuna, en çok sevilen olduğuna ve hep de böyle olacağına, efendim asker doğduğuna falan inandırılıyor. sonra erkek olmayanları hep alt basamakta görerek bu yaşına kadar getirdiği delüzyonu başarılı, bağımsız, kendi halinde, muhtaç olmayan, ve ve ve kendisini reddeden kadınlar tarafından götünde monte ediliyor. üstünlük delüzyonundan eziklik realitesine bu sert geçiş düşmanlık yaratıyor.
pelikan gülnur'u her izlediğimde yeni bir ayrıntı fark ediyorum:

yukarıda "çıngıraklı kahkaha" ve muhabbet kuşu ayrıntısı paylaşılmış psikolog gökkhan'ın programından.

pelikan gülnur çağla'nın kuşu nasıl beslediğini anlattıktan hemen sonra, bakın arada mantıklı bir geçiş yok "mutluydu, hır gür yoktu abisiyle falan, zaten abisi o gün şehir dışındaydı, dışarıda okuyordu..."

anladık amk anladık abisi dışarıda okuyordu, sen çağla'dan bahsediyorsun. konu oğluna gelince hemen, anında, şıp diye bağlam değiştirip "oğlum dışarıda okuyordu"

oğlum da oğlum, oğlun batsın.

ah çağla, ah ya.
ilker tuğaltay'ın adını google'layınca saçma sapan bir date sitesinde profili çıkıyor.

bu

bu linkte dikkati çekmesi gereken şeyi direkt yazıp toplumsal bir patolojiyi vurgulamayacağım. (toplumsal patoloji= insanların her türlü kimliğine verilen tepki)

çağla ile ilişkisi olmasını istemediği arkadaş kişisine neden bu kadar takık olabileceğine dair bir ipucu var.

ilker tuğaltay, katıldığı yayınların birinde çağla'yı o arkadaşının öldürmüş olamayacağına dair şöyle bir cümle kurmuştu:

"nerede onda o cesaret?"