Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
yazın lan yazın marmaris, antalya yazın, kimin ne işine yarayacaksa bu kutsal bilgi artık...

marmaris' i il yaptım ya te allam ya hiç uyaran da yok. marmaris il değildir, muğla iline bağlı bir ilçedir diyerek bilgimizin kutsallığına artı değer katalım.
bu tarz haberleri/olayları komiklikler espiriler yaparak hafifletmeye çalışan orospu çocukları var bu sözlükte.

bak gerizekalı kardeşim bu tarz piç kuruları senin, ailenin, gelecekteki ailenin parasını/geleceğini çaldılar, hiç ettiler ve ülkeyi terk ettiler yada lüks evlerinde hala para çalmaya devam ediyorlar.

aptal aptal komiklikleri şakaları siktir git mahallendeki arkadaşlarınla yap.

umarım yetkililer bunlar ve bunlarla bağlantısı olan herkesi bularak ömrünün sonuna kadar hapiste yaşamasını sağlar.
tl'nin sistemden kaldırılmasının tek sebebi erdoğandır. steam ekolünü epic games de izleyecektir. reisimiz sayesinde yarın öbür gün microsoft da tl'yi kaldırırsa gram saşırmam.

ayrıca bank of america'ya göre de 2024 üçüncü çeyreği tl/usd tahmini 37'dir.

ucuz oyun alma diye bir şey kalmadı artık.

teşekkürler uzun adam. teşekkürler dünya lideri.
hayatını olmayan bir sol ile mücadeleye vakfetmiş ve siyaseti twitter'dan öğrenen sağcı ergenlerin yeni idolü, iklim ve aşı karşıtı bir başka popülist dangalak. hayır dünya siyaseti ılımlı basiretsizlerle bu tip hıyarlar arasında gidip geliyor ya ben ona yanıyorum, insanlık şu devirde adam gibi örnek bir lider çıkartamadı. muhtemelen koca devleti kendi ekonomik fikirleri için deneme tahtası olarak kullanıp sonra da bulduğundan daha kötü bir yere bırakacak. neyse liberteryenlerin eline tarihi bir şans geçti, bakalım ne yapacaklar. ideolojilerini pepe profilli tipler yerine ciddi ekonomistlere sunmak için önemli bir fırsat.
10 numara kariyerliyim, güzelim neden koca bulamıyorum diyor ablalar.

kimse size kariyer sormuyor. yemek yapabiliyor musun, erkeğin lafını dinliyor musun, her şeye dırdır itiraz mı ediyorsun, çocuk bakabilecek çapın var mı? namuslu yaşadın mı?

yok kariyerliymiş, yok özgür ve bağımsızmış, geçin bunları.
başlığı okuyunca kulağıma parliament sinema kulubü müziği doldu.

saçlarım ıslak, havluya sarmış annem, temiz pijamalar giyilmiş geriye kalan sadece iyi geceler öpücüğü.

her şey çok güzelmiş.

neyse ki geçmiş peşimi hiç bırakmıyor.
okumadım. rüzgar nereden eserse ona göre dönen,

başta o "tokat gibi cevap verdiği" laikçiler gibi laikçi olan,

ama bakıp "aa güç öbür tarafda" diyip diğer tarafa yanaşan birisinin

yazısını , ismini görür görmez okumadım.

tanım:

akçakavak yaprağı, rüzgara göre yaprağının yüzleri dönen, bir yüzü beyaza çeken diğer yüzü yeşil olan ağacın yaprağıdır
kaçak yapı.
su kesintileri.
köhne binalar.
kişilere peşkeş çekilmiş halk plajları.
delik deşik yolları.
vb
vb..

bir konuda belediyeye mail atmıştım, uzun süre dönüş yapmadılar ve bende telefon ile aradım. belediyemizin mail adresimi mi varmış dediler.. düşünün rezaleti.
'' t: rezalet olmayan bir rezalettir. migros'tan alınan bir elektronikten ne bekleniyor çok anlayamadım. "

şu entryi sıçanın üşenmedim baktım da tam 286 takipçisi var. " belki sevişiriz " umuduyla şöylelerinin g.tünü kaldıran erkeklere selam ederim !

migros'un da telefon satmasında ve birilerinin almasında ne sakınca var ? vatan kendisi mi üretiyor sattığı ürünleri ?

yazarın içinde bulunduğu duruma üzüldüm. servisten gelmesini beklemekten başka bir çözüm olmadığını biliyorum ama yine de destek entrysi olsun madem istemiş..
başlığı gördüğümde "benim için bu kitap hangisidir acaba?" diye düşündüm. tek cilt olarak basılmış yerdeniz ve yüzüklerin efendisi serileri mi, yine tek cilt basılmış poe hikayeleri mi, kindle ve daha öncesinde de tablet sayesinde ağırlığını hissetmediğim moby dick ya da 1q84 mü, yky'nin iki cilt olarak bastığı kayıp zamanın izinde mi, ithaki'nin yine tek ciltte topladığı arthur c. clarke - bir uzay efsanesi serisi mi, hangisi daha kalın bilmem. ama sanırım kitaplığımızda en kalın duran, henüz üçüncü kitabın bittiği doğrulanmadan, basımı haber verilmeden kendimce protesto edip başlamadığım bilge adamın korkusu olabilir. ilkini yutarak okuduk, üçüncü kitap sallantıda diye fark edip ikinciye başlamadık ailece. eşim başlamayı düşünüyormuş. ben boşa heveslenmeyeceğim sanırım.
ya bak yemin ediyorum küfür yazmaktan utanıyorum, kendini küfürsüz ifade edemeyen biri gibi gözükmekten de nefret ediyorum ama duygular o kadar yoğun ki, yani siz bunu hakediyorsunuz, bu ülkenin insanı gerçekten o meşhur cehennem - zebani fıkrasındaki gibi. şurda şu yazdığınız şeyleri okuyan işsiz - iş arayan veya asgari ücretli, ailesini, evini zar zor geçindirmeye çalışan insanların girdiği psikolojiyi nasıl düşünemiyorsunuz ?

buraya kadar küfür etmemişim, ben sözünde duran bir insanım, burdaki tüm işsizler size bu ahlakı veremeyen kişiye dübürden girsin. o. evladı, yok 100 bin ancak bir aylık escort parasıymış, yok para bile değilmiş...
dibi görmek için yeterli kombinasyondur .
bu çukurdan çıkabilirseniz bir daha hayatta hiçbir şey sizi kolay kolay yıkamaz . duygularınız eskisi gibi olmayacaktır çünkü. kimseden yardım gelmediğini görmüş olacaksınız.
tanıdığınızı sandığınız insanları aslında tanımamış olduğunu görmüş olacaksınız . yalnızlığı tattıysanız artık geri dönüşü yok , samimiyetsiz kalabalık yerine o saf yalnızlığınızı tercih edeceksiniz .
parasızlık da işsizlik de geçici şeyler . yeter ki ümidinizi diri tutun.
ekşi sözlük'te başlayan ve 8. yıldan gün alan ilişkimiz evlilikle sonuçlandı. uzun ilişkinin sırrı önce sevgi, sonra sadakat, güven, kişisel alanlara saygı, huzur ve tabii ki evde görev paylaşımı. kadına yardım etmek demedim dikkat ettiyseniz, paylaşmak. hayat müşterektir.

ütü hariç her şeyi yapıyorum, bundan keyif alıyorum ve cinsiyet rollerine inanmıyorum. erkeğim diye boş çuval gibi oturup 7/24 hizmet bekleyemem. bu çok saçma ve kadın için çok yorucu.

zaten evlilikleri/ilişkileri en çok bitiren de kadının toplumsal rollerin içinde sıkışıp bunalması. ben onu yormak, bıktırmak istemeyecek kadar çok seviyorum ve eşimin kendisini geliştirmesini, bana bir şey olursa hayatta güçlü kalacak şekilde ilerlemesini istiyorum. bütün gün bana hizmet ederse ileriye gidemez.

biz sadece ev işini değil, bir yemeği bile eşit tabaklarda paylaşıyoruz. yıllar içinde gördük ki mutluluğun sırrı bu.

ev işleri de dahil bir yuvanın sorumluluklarını paylaşan erkekleri küçümseyenlere acıyor ve aşağılayıcı sözlerini umursamıyorum. yalnızlıkları içinde debelenmeye devam edecekler.
çok sık yaşanıyor. eşim ile birkaç defa sınava gittim. ehliyet sınavına giren kişileri olumsuz etkileyen birçok faktör olduğunu gözlemledim:
1- parkur sorun yaratabiliyor. yer yer yol çalışması sebebiyle tek şeride düşmüş sınav parkuru gördü bu gözler. bir sürücü adayı tabii ki şartlara uyum sağlayabilmeli fakat bazı sınav yeri rotalarında bu şartın sürekli zorlanması bence adil değil.
2- milli eğitim bakanlığı personellerinin iletişimdeki hataları. bu konudan muzdarip çok insan var. dan dan konuşan, sürücü adaylarını azarlayan ya da onlara laf sokmaya çalışan tipler var. bunlar arasında cinsiyetçi sayısı da maalesef yüksek. meb personelinden "bugün sınavı geçen kız yok." gibi sözler duyabiliyorsunuz. sürücü adayları zaten gerginken bir de bu personellerin cahilliğine denk gelince adaylar baştan kaybediyor.
3- eğitim kurumu öğretmenlerinin tekrara düşmesi. bu işi severek yapan pek insan yok gibi. çoğu öğretmen, öğrencilerini bireysel olarak göremiyor, onların eksikliklerine odaklanmak istemiyor. mesela "ahmet var adaylardan, çok iyi, senin gibi stop etmiyor." demişti bana öğretmenim. bu düşünce yapısında çok dangalak var. stop etmemek için yönlendirme yapmak yerine karşılaştırma yoluna gidiyor, adayın kendine güvenini zedeliyor. bu öğretmenlerin dersleri ile sınava girenler pek başarılı olamıyor.
4- sınav yapısı... paralel park gibi, adayın sürüşünü etkilemeyen bir yeteneği sınava dahil etmek yanlış. bu tip yetenekler zamanla kazanılabilir. ben olsam bunu tamamen kaldırıp "dar alanda manevra" gibi bir adım entegre ederdim. dar sokaklarda sürüş yapacak adaylar için işe yarar bir yetenek kazanımı olurdu. bunun dışında, gece sürüşünü kesinlikle sınava dahil ederdim. bir de simülasyon... tehlikelere karşı refleksleri ölçmek adına elzem bir uygulama. sınavda paralel park veya l park yerine bu yetenekler aransa trafikte daha kaliteli sürücüler olabilirdi.
chp artık sosyal demokrat bir partidir. özgür özel'in isyanı, partinin atatürk yolundan çıkması değil sosyal demokratlık yerine sağa açılmaya çalışmasından ötürüydü.
bir sosyal demokrat için ülkenin federasyona gitmesi ya da multikültüralist bir anayasaya sahip olması sorun değildir.

bugün yaşanan rezalet de bunun aynasıdır.

bunlar bir atatürkçü için sorundur. çünkü atatürkçü milliyetçilik; atatürk'ün tabiriyle "dil, kültür, ülkü birliği" der.

biz atatürkçüyüz, fakat chp değil.
lisans + yüksek lisans iü mezunuyum.

size bu üniversite ile ilgili inanması güç çok ilginç bir olay anlatacağım.

cahil insanların üniversiteleri istila etmesi gerçekten çok üzücü.

bir gün mühendislik fakültesinin arka kapısından çıkıp eve doğru gidecekken çalışanlardan birinin çöpe kasa kasa kütüphane kitapları attığını gördüm. fotoğrafını çekmiştim ama eski telefonumda kaldı. böyle bel hizasında bir kitap yığını düşünün. sahaf kitapçıları görse gözyaşlarını tutamaz öyle bir sahne, öyle kitaplar. köklü istanbul üniversitesi kütüphane kitapları lan. aklım almadı geçici şekilde koydular mı diye düşündüm ama bildiğin o kadar kıymetli kitabı çöpe attılar. iskenderiye kütüphanesinin yanışını izlemek gibi bir şey.

o yığından her biri en az yarım karış kalınlığında alanımla alakalı 1800'lu yıllarda basılmış 2 kitap ve 1930'da basılmış 1 tane nadide bir kitabı almıştım.

demem o ki... neyse siktiret, bokumuzda boğuluyoruz.
uzunca bir süre entryleri ironi sanarak okudum. sövmeden hislerimi anlatamayacağım ama olsun.
kuruyemişçiden leblebi almaya göndersen tuzlu fıstık getirir doktor burda eğitim almış bedeli olmalıymış. bence vardır ya, bu ülkede seninle aynı sıralarda oturup, at gibi yarışıp it gibi çalışıp tıp fakültesine girmiş sen kimsin lan dalyarak * okuttuk diyorsun? olum ne hadsiz köpeklere evrildiniz siz ya? hastanede 5 dakikada bir hastaya bakacak, malpraktis korkusuyla, hasta yakını tehdidiyle, fakültede hoca baskısıyla, stajda beş kuruşa köle gibi çalışacak ve buna sen karar vereceksin? hadi oradan. gece gece zıvanadan çıkartmayın insanı.

at kafası seni. sen bu kafayla doktor olursun b'olum giderlerse niye dert ediyorsun ki?
kendimi bildim bileli basketbol izlerim. chicago bulls'un 90'ların sonunda ki şampiyonluğunu o zaman kanal d verirken geceleri kalkar izlerdik. nba'de ki tüm türk basketbolcuları da takip etmişliğim var.

zamanında hidayet türkoğlu nba macerasında ilk senelerinde jordan'ın sanırım emeklilik sonrası döndüğü washington wizards ile karşı karşıya gelmişti ve bir süre sahada kalmıştı. hidayet 6-7 sayı mı ne atmıştı ve maç içinde bir kere jordanla bire bir kalmıştı . hidayetin o dönem takımında önemli bir rolü yoktu ve maçta da belirleyici bir katkısı yoktu sadece benchten gelen bir oyuncuydu ama türk gazeteleri "hido jordan'ın eline verdi" gibi abzürt başıklar atmıştı. hidayetin jordan karşısında oynaması bile büyük gururdu.

bugüne gelirsek nba'in son 20 yılının en başarılı 5 sporcusundan biri olan ve en çok sayı atan lebron james son topta alperen şengünü savunuyor. maç los anges staples center arena da. maçta houston 2 sayı ile geride ve son hücumlarında alperen'e topu atıyorlar. o da gelmiş geçmiş en büyük goat'lardan biri olan lebron james'in üstünden gidip sayıyı alıyor ve maçı berabere duruma getiriyor maç 104-104 oluyor. maç içinde de 23 sayın var yani takımının attığı sayıların %25'i senden gelmiş.

yemin ediyorum şu olay 90'larda olsa türk gazeteleri "alperen lebron'ı pas pas etti " , "alperen yeni goat herkes ona tapıyor" şeklinde manşetler atılırdı. ( esat yılmaer'den de bir röportaj daha okurduk ) *

elbette bunlar abartı başlıklar o zamanın ruhu içinde böyleydi ama işin realite kısmına baktığında da playoff yapması beklenen takımın son topta senin eline bakıyor hemde rakibinin sahada ki en iyi oyuncusuna karşı. diğer en iyi oyuncusu antohny davies'i ise pasifize etmişsin , adama ofansif fauller aldırmışsın hemde onla pota altında cebelleşmişsin maç boyu. bu lakers phoenix suns'a bu sene 122 , memphise 134 clippers'a 130 sayı atmışken sen 104 sayıda tutmuşsun rakibini. bunların hepsi büyük işler ve bu işlerin ana noktası takımın kalbi sen olmuşsun. bravo alperen.

maç sonu istatistikleri
31 dakika
10/14 iki sayı
1/2 üç sayı
23 sayı
10 ribaund
5 asist
1 blok
4 top kaybı
5 faul

lakers maçının özeti..

bonus: yukarıda yazdığım 90'lardaki türk basketbol ortamına ilişkin bir başlık
(bkz: esat yılmaer'in chicago bulls röportajı)

bonus2: shaihulud adlı suser'den gelen gazete küpürü "hido jordan'ı ağlattı" . sanırım bu ya sabah gazetesi yada milliyet.
anlaşılan sözlüğe debeye girmek için gizli reklam vermiş olan mayonez. bilmesek yicez, ne güzel de methiyeler düzmüş bir de. az yavaş gel de çok belli olmasın genco.

vasat bir mayonezdir, belki vasatın bir iki tık altı. ekşi tadı aklıma geldikçe içim çekiliyor. kıvam diye ne koyuyorlar bilmiyorum ama kimyasal yuvası. daha güzel zibilyon başka marka var, başı da heinz çeker.
lan hala dolar şu kadar oldu, euro şu kadar artacak diye zırvalayanlar var, kafayı yememek elde değil :)

arkadaşım zaten dolar bazında ucuzlama bekleniyor. yani sence gerçekten şu anda 15k dolara 94 model tofaş satılması normal mi ki dolar artınca onun da fiyatı artsın? 20k dolar mı olacak yani 30 yıllık tofaş dolar artınca?
dolgu dudak
jel tırnak
dövme kaş
takma diş
çakma sarışınlık
renkli lens

yapmayın hanımlar , n'olur!
bu işlemlerin sizi daha da güzelleştirdiğini kim iddia ediyorsa da o insanlarla selamı-sabahı kesin !!!