Sık geçen başlıklar
başlığı okuyunca kulağıma parliament sinema kulubü müziği doldu.

saçlarım ıslak, havluya sarmış annem, temiz pijamalar giyilmiş geriye kalan sadece iyi geceler öpücüğü.

her şey çok güzelmiş.

neyse ki geçmiş peşimi hiç bırakmıyor.
sırf kan bağı olduğu için hayatınız hakkında saçma argümanlarla fikir sahibi olmaları ve yetmezmiş gibi gençliğinizin içine sıçma yetisini büyük bir başarı gibi üzerlerinde gururla taşıyabilmeleri.

akrabalık kapatılsın.
aylardan beri yollarını hasretle gözlediğim bir pentagram var ki, konser esnasında şarkılarına sesim kısılana dek bağıra bağıra eşlik etmeyi, aşırı terden dehidre olup kendimden geçerken bütün benliğimle gerçek hayattan kopup bayılayazmayı öyle böyle istemiyorum.

sanki o gün dünya benim için daha yaşanılabilir olacak.*

(bkz: #146781321)
okyanus sanki iki şehrin arası.

ve hâlâ sebatla beklerim.
kedi seven erkeklerin biraz şey olması, kitap okuyan erkeklerin kadınsılaşması...
bunlar nasıl kafalar? kitap okumanın cinsiyetle ne gibi alakası var.
manyak mısınız, ruh hastası mı?

ey kutsal bilgi kaynağı ekşi sözlük! nerelerden nerelere düştün? yazık.
dün akşam mardinli arkadaşım yemeğe çağırdı. kendi mutfaklarından haşu (bademli baharatlı tavuklu bir pilav) ikram ettiler ki her lokmada mutluluktan başım döndü. doydum ama doymak bilmedim öyle bir yemekti. antidepresan niyetine afiyetle tükettim.
kardeşim “abla uyan, annem uyanmıyor” dedi.
koştum, bayılmıştır uyanır dedim.
seslendim “annecim lütfen kalk şaka yapma beni duyuyorsun” dedim kalkmadı. gözleri sımsıkı kapalıydı. babama döndüm anneme inat açıktı gözleri. inanmadım hastaneden iyileşir gelirler sandım. mahalleli cesetleri taşıyalım dedi. aklımı yitiriyorum sandım. son muydu görüşüm? nasıl dayanacaktım. dokundum. üşüdüğümde ısınmak için kollarının arasına girdiğim anneme sarıldım nasıl soğuktu. anladım sondu. öptüm. son oldu.

cesetlerinden korkmadım mümkün olsa onlarla yattıkları toprakta yatacaktım.