Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
daha 5 gün önce kurşun yemiş gibi ceza sahası içinde atlayıp anıran bir ozan’a sahip olan takım taraftarlarınca beleş penaltı beklediğimiz ve karaktersiz olduğumuz iddia edilen maç :d

büyük bi kesimin gs kompleksi yüzünden psikolojisi bozulmuş durumda ve hayatları böyle geçiyor *

her takımda oluyor olum işte la vazgeçin manyak olursunuz bak ciddi söylüyorum..
--- spoiler ---

üretim ve imalat tesisleri ile inşaat faaliyetleri ve bu yerlerde çalışanlar,
bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretimi, sulanması, işlenmesi, ilaçlanması, hasadı, pazarlanması ve nakliyesinde çalışanlar,
yurt içi ve dışı taşımacılık (ihracat/ithalat/transit geçişler dâhil) ve lojistiğini yapan firmalar ve bunların çalışanları,
ürün ve/veya malzemelerin nakliyesinde ya da lojistiğinde (kargo dahil), yurt içi ve yurt dışı taşımacılık, depolama ve ilgili faaliyetler kapsamında görevli olanlar,
oteller ve konaklama yerleri ile buralarda çalışanlar,
hayvan barınakları, hayvan çiftlikleri ve hayvan bakım merkezleri ile bu yerlerin görevlileri ve gönüllü çalışanları, 30.04.2020 tarih ve 7486 sayılı genelgemizle oluşturulan hayvan besleme grubu üyeleri ile sokak hayvanlarını besleyecek olanlar,
ikametinin önü ile sınırlı olmak kaydıyla evcil hayvanlarının zorunlu ihtiyacını karşılamak üzere dışarı çıkanlar,
gazete, dergi, radyo ve televizyon kuruluşları, gazete basım matbaaları, bu yerlerde çalışanlar ile gazete dağıtıcıları,

tbmm üyeleri ve çalışanları,
kamu düzeni ve güvenliğinin sağlanmasında görevli olanlar (özel güvenlik görevlileri dâhil),
zorunlu kamu hizmetlerinin sürdürülmesi için gerekli kamu kurum ve kuruluşları ile işletmeler (havalimanları, limanlar, sınır kapıları, gümrükler, karayolları, huzurevleri, yaşlı bakım evleri, rehabilitasyon merkezleri, ptt vb.), buralarda çalışanlar ile ibadethanelerdeki din görevlileri,
acil çağrı merkezleri, vefa sosyal destek birimleri, il/ilçe salgın denetim merkezleri, göç idaresi, kızılay, afad ve afet kapsamındaki faaliyetlerde görevli olanlar ve gönüllü olarak görev verilenler,
kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşları, eczaneler, veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri ile buralarda çalışanlar, hekimler ve veteriner hekimler,
zorunlu sağlık randevusu olanlar (kızılay'a yapılacak kan ve plazma bağışları dahil),
ilaç, tıbbi cihaz, tıbbi maske ve dezenfektan üretimi, nakliyesi ve satışına ilişkin faaliyet yürüten iş yerleri ile buralarda çalışanlar,
--- spoiler ---
sence de normal değil mi herkesin dışarıda olması?
bu başlığı kim açtıysa onun ben .... anılarım depreşti. bir fakirlik anım var ama çok yürek burkuyor.
bir gün ilkokula giderken arkadaşlarım ;
-senin bugün doğum günün , bugün size gelelim ve doğum gününü kutluyalım dediler. koşarak eve gittim. anneme dedim ki;
-bugün benim doğum günüm ilk doğum günümü kutlayacağım anne hemen bir yaş pasta yap arkadaşlarım eve gelecek. annem;
-oğlum evde hiç bir malzeme yok ki der. ben;
-anne para ver gidiyim koşarak malzemeleri alıp geleyim. annem
-para yok ki oğlum. ben ;
-komşudan iste o zaman derim ama annem yanaşmaz. sonra uzun bir yalvarma ile annem komşuya gider ve az biraz kabartma tozu ister. sonra arkadaşlarım gelir ve annemin yaptığı kupkuru keke benzer bir şeyler görür. üzerinde doğum günü mumu yerine hani uzun beyaz mumlar olur ya ondan vardır sadece 1 tane. ben tabi utanarak sıkılarak
-arkadaşlar ben yaş pasta sevmiyorum pek , annemin bu keki harika oluyor derken yüzüm kızarıyor. ilk doğum günü kutlaması faciası sonrası bir daha doğum günü kutlayamadım.

ulan yokluk çok kötü be. halen doğum günümü kutlayamam. birisinin doğum gününü kutlarken bile aklıma acaba yaş pasta alabilmiş midir sorusu geliyor. maddi durumum çok iyi ama her yaş pasta aldığımda sanki bütün servetimi harcıyorum gibi geliyor. bir türlü yenemedim bu düşünceyi. iz bıraktı. hem de derinden. çok derinden arkadaşlar. yokluk çok zor.
izlerken darlandım.

böyle bir ego yok. adam çok farklı bir paralel evrenin içinde yaşıyor. deniz gezmiş filistin'e gitmeden önce bundan izin istemiş, mahirlerin kulağını çekmiş, rusya akdeniz'e insinmiş, akp'yi bunlar yönetiyormuş of anam off... anlatması bile gerçeküstü.

siyasal islam gurur duyuyordur eseriyle. delirttiler herkesi.
en az öğretmenlik kadar kutsal bir meslek olmasına karşın, öğretmenler kadar ağlak olmamaları sebebi ile üç beş kişinin dışında hatırlanmayacak gündür.

hayatımızı kolaylaştıran eser ve icatlarda imzası olan tüm mühendislerin günü kutlu olsun.
eşiyle tartışmaktan bıkan italyan bir adam, ülkenin sıkı tecrit önlemlerini denetleyen polis tarafından yakalanmadan önce sakinleşmek için 450 kilometre yürüdü.

adı açıklanmayan 48 yaşındaki kişinin, eşiyle bozuştuktan sonra öfkesini yatıştırmak için bir hafta boyunca yürüyüş yaptığı bildirildi.

adam, italya'nın en kuzeyinde, isviçre sınırındaki como'da yaşamasına rağmen, yaklaşık 450 kilometre güneydeki adriyatik kıyısında küçük bir kasaba olan fano'ya kadar gelmeyi başardı.

italya'nın tecrit önlemleri kapsamındaki sokağı çıkma yasağı kurallarını ihlal ettiği için adamı saat 2.00'de yakalayan polis memurları, ilk başta bu kadar yürümüş olabileceğine inanmadı. ancak memurlar, ismini araştırdıktan sonra, gerçekten de como'daki eşinin bir hafta önce kayıp ihbarında bulunduğunu öğrendi.

italyan medyasındaki haberlerde, adamın üşümüş ve yorgun ama aklı başına göründüğü belirtildi. öte yandan, adam kafasını boşaltmak için çıktığı uzun yürüyüş sırasında ne kadar yol katettiğinin farkında olmadığını da itiraf etti.

burada...
17 blutv
böyle gerzeklik görmedim. hizmet satın alıyorum. mevcut müşteriyi memnun etmek yerine, hizmetten mahrum bırakıyorlar.

kardeşim, altyapını bilmiyor musun? öngörün mü yok? nasıl bir işletme lan burası? market mi işletiyorsun? sonra türkiye'den neden büyük marka çıkmıyor. aha bu yüzden.
sanki her hafta bütün şarkıcıların ibrahim tatlıses'i eğlendirmek için canlı yayına çıkmış gibi izlenim veren program.

ibo oturuyor etrafına bakıp gülümsüyor, şarkıcılar da önünde şarkı söyleyip dans falan ediyor. konsepte bak mk.
buyrun bu chp fethiye belediye başkanı alim karaca'nın olayla ilgili açıklaması:

“..yanında da bi tane bayan var. sonra araştırdık sevgilisi olduğu ortaya çıktı, her neyse bizi ilgilendirmez...”

arkadaşlar ben rüya mı görüyorum? kabus falan mı görüyorum biri beni uyandırsın.
bu kim şimdi amk ya... bu derin gs nasıl bir organizasyon lan yine bir genç çıkarmışlar.

tanım: potansiyelli bir genç oyuncu.
baskın oran türk dış politikasında şöyle bahşeder: sovyetler birliği de abd de uzay araştırmaları için harcamalar yaptı. abd, bu çalışmalarda bulduğu teflonu teflon tava olarak piyasaya sürerken sovyetler bunu yapmadı.
sky sports izliyorum, az önce arkada russell kareleri ile lose yourself çaldılar sjskdjdj yapmayın olum böyle şeyler o daha çocuk diyesim geldi

"you only get one shot, do not miss your chance to blow
this opportunity comes once in a lifetime
you better"
ermeni milletini tanımamış yazarların gerçek sandığı görüntülerdir. bu kadar saf olmayın, bir gün ülkenizi bile elinizden alırlar anlamazsınız, belki de almışlardır zaten.

öncelikle izmir yangını sırasında ermeni diasporası desteğiyle birlikte osmanlı üniforması giymiş ermeni ve yunan teröristlerin itilaf devletlerinin desteğini almak için izmiri kundakladığını unutmamak gerek, neyse ki o dönem bu kişilerin kim oldukları ve niyetleri yabancı araştırmacılar tarafından da ortaya çıkartılmıştı ve new york times’da yayınlanmıştı. görüldüğü üzere ermeni diasporası o günden bu güne de pek değişmedi, propaganda ana geçim kaynakları olarak önemini hala koruyor çünkü güçsüzler ve propagandaya muhtaçlar.

videolardaki askerler azeri olsaydı en basitinden yüzleri karalanmazdı diyerek tarih bilen birisi olarak yemeyeceğim görüntülerdir. azerbaycan askeri yapmaz, yapamaz. ermeniler savaş sırasında da onlarca görüntü servis etti. bazılarının sahte ya da alakasız bölgelere ait eski görüntüler olduğu kanıtlanırken bazılarında ise görüntülerdeki insanların azerbaycan üniforması giymiş ermeni vatandaşı/ordu mensubu oldukları kanıtlandı. hatta bu kişilerin ad soyadlarından tutun 2010 ve civar yıllarda (yeni değil yani) açılmış sosyal medya hesaplarına kadar bulundu ve ortaya döküldü.

ermeni propagandası sahte görüntülerdir.

geçen gün hocalı katliamında pompalı tüfeğiyle çocuk öldürmüş, katlettiği bir annen cesedinin yanında gülümseyerek elinde pompalı tüfeğiyle fotoğraf çektirmiş bir savaş suçlusunu azerbaycan askerleri tutukladığında sözlükte “ermeni dedeye zulüm ediyorlar!” diye paylaşanlar oldu. sonra yine gerçekler ortaya çıktı. o şerefsizi bile dövmeden, yumruk dahi atmadan tutuklayan askerlere atılan iftiraya bakın. askerlik kültürü en zengin ve en doygun medeniyet türklerdir ve bu bütün dünyada böyle kabul edilir.

sormak istediğim şey şu:

hem geçmişte hem savaş sırasında hem de savaştan sonra bu tarz onlarca haber ortaya çıktı fakat hepsinin sahte ve algı yaratmak üzere ortaya atılan haberler olduğu da ispat edildiği halde nasıl oluyor da;

1) yüzler karalanmış.
2) kaynağa dair hiçbir bilgi yok, video nerden elde edilmiş kim çekmiş hiçbir bilgi yok.
3) yaşlı adam kim, kimin neyi bilgi yok.
4) olay nerede gerçekleşiyor yine bilgi yok.

ve çıkıp da ilk önce aklınıza türk askerinin zulüm edeceği geliyor. ben böyle düşünen yazarlarda kötü niyet arıyorum, başka açıklaması olamaz. kardeşim daha kaç defa böyle sahte haber görmeniz gerek ? hiç olmazsa bir süre bekleyin bir resmi kaynak incelesin doğrulansın, onlarca sahte haberden sonra ermeni kaynaklara olan bu güveniniz nasıl hala sarsılmıyor inanılmaz. ikinci ihtimal var, siz de onlardan birisiniz ve onlara çalışıyorsunuz.

not: burada propaganda yapan diasporalı yazarların isimlerini not ediyorum bir gün kutsal bilgi kaynağında bilgi vermemiz gerekirse diye.
son zamanlarda sürekli karşıma çıkıyor burada ve twitter'da. özel bir çalışma var sanırım. öncelikle kemalizm kelimesi ilk ingilizler tarafından milli mücadele döneminde kullanılmıştır. yani kelimenin beyaz türklükle üsten bakma ile entelijansiya ile falan hiçbir ilgisi yok. değerli arkadaşlar merak ediyorum gerçekten niçin bu kadar düşman olduğunuzu? bu adam milli mücadele boyunca hem yobazlarla hem de ittihatçılarla boğuştu. modern bir devlet kurma tecrübesini sahaya yansıttı. 400 yıllık prangamız olan kapitülasyonları kaldırdı. 1929 buhranında eğer o kapitülasyonlar hala tesis ediliyor olsaydı çok büyük bir ekonomik krizle karşılaşacaktık. gümrük duvarlarını yükseltti, ithal ikameci politikalara geçip sanayi atılımını başlattı. kalkınma planları başlatıldı. sıfırdan bir ülke yaratma eylemini uyguladı. atatürk normal bir siyasetçi falan değil. evet halk kahramanı evet sonsuza kadar da öveceğiz. siz övmüyorsanız eğer yeterince okumamışsınızdır. bismarck'tan da napolyon'dan da daha büyük bir dehadır. kemalizm nefretiyle dolup taşan arkadaşlar için söyleyeyim: her yerdeyiz. bunları anlatmaya devam edeceğiz. izmir iktisat kongresi'nde kongrenin işçiler, köylüler, kadınlar, tüccarlar, sanayiciler tarafından ayrı ayrı temsil edilme ilericiliğini herkese daima anlatacağız. hasan izzettin dinamo, kutsal isyan serisini okuduğumuzdan beri doğdu bu duygu içimizde. mahmut esat bozkurtçuyuz, aydınlanmacıyız, ortadoğu'daki robespierre devriminin bekçileriyiz.
ailede risk durumu ve aynı zamanda kendini kollaması bakımından en olmaması gereken kişi olan dedeme 30 kasım pazartesi günü covid-19'a bağlı zatürre tanısı kondu. 1934 doğumlu; kanser geçmişi, şeker, tansiyon hastalıkları ve obezite sorunu olan dedem pazartesi yattığı hastaneden çok şükür ki bugün tüm değerleri normale döndüğünden taburcu oldu ve tedavisine evde devam edecek.
sahada gücü yetmeyenler oyunu mecburen saha dışına taşımaya çalışmıştı. faul yapmak için girip haşat olanı mı ararsın bana tükürdün diyeni mi herşey vardı.
adam yukarıyı gösteriyor bak allah görüyor neden yalan söylüyorsun diye sorsa da zayıf olan utanmıyordu. ar namus kalmamış amına koduklarımda. retweet etti benim hakkında diye 5 maç ceza veren efsane başkanları bile var amk. tam kancık adam işi yaptılar. o kadar abarttılar ki teröristlerden korunmak için yakın koruma tutmuştu kendisine. seneler sonra hala cik cik ses çıkartıyor.
ben bir başörtülü olarak diyorum:korku falan yok. lakin kpss puanı ile atanamama korkusu diyorsanız var. ülkede mağduriyet edebiyatı değil iş güç vs konuşulsun, çok sıkıldım.
üst edit: arkadaşlar, ben erkeğim. böyle bir olaydan sadece kadınlar rahatsız olur diye düşünüyor bazı sığırlar.

edit2: mesaj kutum bu durumdan muzdarip onlarca kişiyle doldu. şikayetvar sitesinde de yüzlerce şikayet birikmiş konuyla ilgili. dava açacağım.

3 aralık 2020 tarihinde yaşadığım rezalettir. trendyol üzerinden verdiğim sipariş, aras kargo ile tarafıma iletildi. zil çaldı, otomatiğe bastım, daire kapısını açıp kargocuyu beklemeye başladım.

kargocu daire kapısına geldi, paketi yere bıraktı ve adımı söyleyip teyit aldı. ardından telefonu çıkarıp flaşlı bir şekilde çat diye fotoğrafımı çekti!

hop, ne yapıyorsun, bu yasal değil dememe rağmen; teslimat teyidi için zorunlu olduğunu ve sistemden çektiğini iletti ve gitti.

aras kargo yetkililerine, çağrı merkezine defalarca ulaşmaya çalıştım şikayet için herhangi bir sonuç alamadım.

artık buraya yazmak elzem oldu. nerede kişisel verilerin korunması? onu geçtim, bu bir taciz! bu röntgenciliğe kadar gidebilecek ağır bir suç.
-soralım diyoruz kürt vatandaşlarımıza, %97'si türkiye'yi tercih eder, ayrılmak istemez.
-etmezse?
-ha?
-etmezse?
-evet.. etmezse. e eder. *
peynir.
üçgenmiş, krem peynirmiş, labneymiş, cheddarmış, ezineymiş, mozarellaymış, lormuş falan hiç fark etmiyor.
neden atiba ile melo iti kıyaslanıyor anlamadığım karşılaştırmadır.

melo ahlaksız, tekme tokat dalan herifin tekiydi. o peltek herif ve terimin hakem lobisiyle oynuyordu. brezilyada kırmızı kartlarını da gördü ayağını da eline verdiler.

haa gerçek kıyaslama isterseniz atiba'nın olduğu takım şampiyonlar ligine 2 kere gitmesine rağmen sadece 1'inde gruptan namağlup şampiyon çıktı.

yanlış bilmiyorsam melolu gese 19 gol yemişti.

(bkz: lol)

aurelio için bir şey diyemem. pek izlemedim en iyi dönemi denen fb'de. bize geldiğinde ortalama bir oyuncuydu.
toleransın arttığına katılmıyorum hatta azalıyor ve hayatından insan ve olay çıkartmak kolaylaşıyor.

ancak,
fevri tepkiler ve şaşkınlıklar azalıyor,
empati artıyor.
bir zaman önce olsa taş üstünde taş bırakmayacak durumlar sıradanlaşıyor, dolayısı ile “olmaz bir şey, geçer” mottosu oturuyor,
hepsi kabul.

fakat,
bunların hepsi ancak durum tespitinde kişiyi sakinleştirir, durumu tolere etmek anlamına gelmez.

bir zamandan sonra,
sınırları tırnaklayarak çizilmiş konfor alanlarını zedeleyecek herhangi bir tavır yahut duruma karşı tolerans artışı önermesi oldukça romantik*.
hatta her türlü ilişkinin artık çok daha keskin sınırlarda olduğunu söyleyebilirim.

ne istediğini bilmek önemli,
ama ne istemediğinin idrakına varmış olabilmek çok daha önemli.
bu netlikteki kişilere toleransın artmış demek küfürle eş değer.

finalde,
45 yaştan bildiriyorum,
başlık altında yazılan çoğu önerme tolerans artışını değil sakinleşmeyi tanımlıyor .
birilerini bağırıp, çağırmadan göndermenin yahut artı değeri olmayan bir durumdan sessizce uzaklaşmanın adı tolerans değilse tabii.
aslında herkes kendisine, benim gibi bir denyoya çip takmak kimin ne işine yarar diye sorsa daha iyi olabilir. yani dünyaya nasıl bir etkin ve katkın var ki beynini çip takarak ele geçirmek için dış güçler organize olmuş olabilir ki. hadi desen ki kapitalist sistem, vereceğin oya etki etme, alacağın ürünü belirleme vs. gibi etkileri olabilir, e sen acun'un programlarıyla 2 sn'de manipule olabilen bir tipsindir kim çipini harcasın senin için, bu kadar zahmete değer miyim diye bir kendine sor bakalım?