Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
fener genelde ölüm kalım maçında ölür ama son birkaç haftadır ex olup elektroşok ile hayata dönüyor.

istanbulspor ligin zayıf ekiplerinden.geçen haftaların aksine galibiyet yakın gibi

edit:adamlar yine bi yolunu bulup öldü ya la.
sayın tip 24 nisan 1915 yılını bizde unutmuyoruz. sovyet uşaklığı yapan korumasız masun türk köylerini basan kadınlara tecavüz eden çocukları katleden ermeni çetelerini unutmadık unutturmayacağız. ayrıca 24 nisan da ermeniyi hatırlayıp türkü unutanı da hatırlamayacağız.
muharrem ince'yi çok seviyordum. bu sene ne yaptı ne etti herkes gibi beni de kendinden nefret ettirdi. ama rte karşısında en güçlü aday o olsaydı küfür ede ede de olsa oy verirdim.

çünkü yenilmesi, gitmesi gereken kişi belli.
bir de bu araçların full elektrikli olduğunu düşünün togg gibi.

o şimdi şikayet ettiğiniz benzinlikleri asıl o zaman görün. şarj bitmesinden mütevellit araçların yolda kalıp trafiği tıkamasından hiç bahsetmiyorum bile.
bu tepki niye ? seneler önce bütün ünlüler ve futbolcular kışlasız bedelli yaptı. burda da gördük ki herkesin siki garibana kalkıyor aq
hâlâ bu adamı savunan var. bakın arkadaşım size tane tane anlatayım.

alanya maçı salı günü oynanıyor. icardi 2.yarı başlamadan oyundan alınıyor sakatlandığı için.

perşembe günü gomis, okan buruk'a gidip diyor ki "salı günü icardi oyundan çıktı beni almadın, barış alper'i aldın o yüzden ben artık oynamak istemiyorum."

bunu da icardi'nin karagümrük maçında da oynayamayacağı kesinleşince söylüyor. yaptığı hainliği tarif edecek kelime yok. eğer ses çıkarmasaydı bu maç oynayacaktı zaten. yani bildiğiniz takımı sırtından bıçakladı. zaniolo, forvet mi oğlum? gomis başlayacaktı hainlik yapmasaydı.

ben kalıbımı basarım eğer icardi sakat olmasaydı, bu maça 11 de başlayacak olsaydı gomis gidip de okan hoca'ya böyle bir şey söylemezdi. bilerek yaptığı belli.
yan ödemeler hariç 90 bin lira'nın üstünde maaş alan ve hiçbir kredi ödemesi olmayan her ikisi de devlet memuru emeklisi annesi ve babasıyla yaşayan bir arkadaşım var. oldukça da tutumlu hatta cimri bir adamdır. hani cebinde akrep var derler ya aynen öyledir.

bir ankara kedisi vardı. hayvan böbrek hastası oldu. diyalize girmeye başladı. profesörler de dahil gittiği veteriner hekimler uyutalım demişler.

hayvan aylarca hayvan hastanesinde yattı. çıktı aylarca haftada 3-4 kere veterinere götürdüler.

arkadaşımın maaşı masrafları karşılamaya yetmedi. bütün birikimini bitirdi. sağdan soldan borç aldı. borç istediğinde uyutmasını tavsiye eden yakınları ve arkadaşlarına küstü. arkalarından ağır galiz küfürlere varan laflar etti.

en sonunda tüketici kredisi çekti. o da yetmeyince bir tüketici kredisi daha çekti. hatta en son kedileri öldükten sonra bir miktar para da kliniğe taktılar, kavga dövüş ölümden onları sorumlu tutup borçlarını ödemediler.

arkadaşımda kedinin ardından ağlama krizleri ve uyku problemleri başladı, kafasının donuk ve sisli puslu olduğundan bahsediyordu. depresyona girdi ve psikiyatrist ve psikoloğa başladı. gittiği dr içlerinde reçeteli olanlar da bulunan ilaçlar verdi. toparlanması aylar sürdü.

neyse demem o ki bazı insanların evcil hayvanlarının sağlığı söz konusu olduğunda gözleri para görmüyor.
ben görevimi yaptım *hayatta kemal'e oy vermem diyen annemi bile ikna ettim. babam, abim, teyzem derken arada komşu teyzeye el attım. hepsinin argümanı az çok topluma pompalanan terör ve din üzerine oluşan önyargılar...
ama annem ayrı bir dünya idi. onun gibi milliyetçi bir kadını ikna ettim ya herkes ikna olur gibi*
dün bozulan ağzımızın tadını bugün tekrardan yerine getiren lokum gibi takım.
ailem ve bir elin parmağını geçmeyecek dostum dışında neredeyse hiç yanıt vermiyorum. canım isterse bir ara dönüyorum.

hayvanlıksa hayvanlık. öldün mü? sikimde değil. zengin mi oldun? sikimde değil. kaza mı yaptın? sikimde değil. toplamda 15 kişiyi geçmeyecek insana bile zor yetişiyorum amk. gerisi sikimde değil.
ben şu deplasman taraftarı yasağını anlamıyorum.

ben bjkli olarak gs taraftarının stadyumda olmasını isterim.adamlar şampiyonluğa oynuyor, en kritik maçlarına çıkıyorlar ama taraftar desteği yok.

resmen emniyet biz istanbul’da güvenliği sağlayamıyoruz diyor.
kimi zaman tadılan en güzel baklavadır ev baklavası.

bayrama bir gün kala annem mutfakta kan ter içinde yemek üstüne yemek hazırlıyordu. bu yemeklerden birisi de ev baklavasıydı tabii ki.

annemin baklavayı açtığı yere bakıp: "neden bu kadar un serptin anne" dedikten sonra onun un değil nişasta olduğunu öğrenmiş oldum. parmakla tadına bakıp nişasta olduğunu onayladıktan* ve bana ihtiyacı olmadığından emin olduktan sonra mutfaktan çıktım.

aradan bir saat geçmeden tekrar mutfağa gittiğimde baklavalar fırına girmeye hazırdı ama sanki ufak bir sorun vardı: "ee anne, bu baklavalar neden yarık yarık olmuşlar?", dedim. tarifi zor bir görüntüydü çünkü fazla nişastadan dolayı hamurlar bir arada zor duruyordu. baklavanın içler acısı görüntüsü bir yana, beni en çok üzen annemin yüzündeki hayal kırıklığıydı.

"en kötü dökerim", dedi. işte bir evladın katlanamayacağı yegane şeydir annesini öyle üzgün görmek. her ne olursa olshn o tatlı yenecekti. ben de annemin gözlerinin içine bakarak: "boşver millet yemezse bütün tatlı bize kalır, bütün gün beraber yeriz", dedim. biliyordu, ben asla yemek seçmezdim ve o baklavaları öyle ya da böyle yerdim.

baklavayı fırına verip pişirdikten sonra, annem gözlerinin içi gülerek yanıma geldi ve: "oğlum gel gel inanamıcaksın" dedi. şerbeti daha yeni dökülmüştü ve beklentimi düşürdüğüm için oldukça kötü bir tat bekliyordum.

taa ki tadana kadar...

inanamadım. abartısız hayatımda yediğim en lezzetli baklavaydı. ikimiz de bakakalmıştık çünkü pişmeden önceki görüntüsü o kadar moral bozucuydu ki, yenebilir olsun yeter diye düşünüyorduk. hamur inanılmaz güzel pişmişti ve dağılmamıştı.

ertesi gün şerbetini de çektiğinde kelimenin tam anlamıyla yediğim en güzel baklava haline gelmişti. annem de haliyle herkese baklavadan yediriyordu ve her kim yerse yesin, şeklinden dolayı, ilk ısırığı şüpheyle alıp sonrasında gözleri büyüyordu. beni asıl mutlu eden ise baklavanın güzel olması değil annemin yüzünün gülüyor olmasıydı.
terapiden kasıt iyi hissetmekse pek çok şey var. yalnızca iyi hissetmekle de kalmayıp, içinizi ve dışınızı olumsuz şeylerden soyutlayıp yenilenmeyi de hesaba katmak aslolandır. çünkü, her gün başımıza olumlu ya da olumsuz şeyler gelebilir; bir anda kendimizi istemsizce -bilinçdışından- kötü hissedebiliriz. sanırım, hayat bunlarla baş etmekten ibaret. kendi yolunu bilen, kendisine neyin iyi gelip, neyin gelmediğini bilenler için hayat daha kolaylaşır. kendi nazarımda, iyi hissetmek adına birçok şey vardı:

herhangi sevdiğim bir kitabın sayfalarında saatlerce kaybolmak
şanslıysanız bir yeğeniniz varsa onunla oynamak
bazen bir müziğin ezgilerinde kaybolmak
bazen yalnızca bir sigara-kahve
bazen bir kadeh likörün içinde huzur bulmak
herhangi bir sahilde oturup gün doğumuna ya da gün batımına şahit olmak
defalarca kez izlenilen filmi yeniden seyretmek
ve yürümek, rastgele herhangi bir yerde yürümek

bunların dışında en iyi terapi yöntemlerinden bir tanesi; anlaşıldığınız, kaygı, korku ve endişe duymadığınız bir dostunuzla muhabbet etmektir. derdinizi ya da sıkıntılarınızı dilediğiniz gibi paylaşabildiğiniz birileri varsa hayatınızda, şanslısınız demektir. çünkü, iyi bir muhabbet sıkıntıyı alır götürür. birlikte fikir alışverişi yapmak, sorunları, sıkıntıları ortak akıl yoluyla belirleyip çözüme ulaştırmakta kaliteli bir muhabbetin yerini pek az şey doldurur. çoğu zaman sorunlarımı ya da dertlerimi tek başıma çözmeyi seçsem de birisine olduğum gibi kendimi ifade ettiğimdeki huzuru anlatamam. bir nevi konuşup, anlatıp deşarj olabiliyorum.

bahsetmek istediğim bir diğer şey de kendinize ait bir kitaplığınızın olması insanı gerçekten iyi hissettiriyor. özellikle okumaya, öğrenmeye âşık olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. bazen mütevazı odamdaki kitaplarım arasında dolaşırım. sarı loş ışığın altında okumalar yaptığımda sanki dünyalar benimmiş gibi huzurlu ve iyi hissederim. sanki başka hiçbir şeye ihtiyacım yokmuş gibi bahtiyar olurdum.

hayat, ufak şeylerle iyi hissetmektir; yarattığınız o ufak şeylerle çevrenizi güzelleştirmekten ibarettir. bunun sırrını bilenler, iflah olmakta zorlanmayacaklardır.
+ savaşlarda biz ölüyoruz
+ intihar eden erkek sayısı kadınlarda çok daha fazla
+ başarı objesi olarak görülüyoruz. yetişkin her erkek sabahtan akşama kadar çalışıp başarılı olmak için çalışıyor. oysa kadınlar, işsiz olsa bile evlenmek istediği erkeğin karşısına geçip "ben kirada oturmam!" diyebiliyor. 'siktir git, çalış o zaman'
+ her hangi bir kazada, kurtarılacaklar listesinin başında "kadınlar ve çocuklar" var! peki ya erkekler? "erkek mi! siktir edin onları. onlar gemiyi en son terkedecekler"
her durumda gözden çıkarılan, biz erkekler oluyoruz.
+ madenlerde biz çalışıyor ve ölüyoruz. ölen madenci kadın işçi var mı tanıdığınız? ben tanımıyorum. en zor işlerde biz çalışıyor, iş kazalarında biz ölüyoruz.
+ sabahın 5inde kalkıp çöplerinizi biz topluyoruz...

modern zamanda erkek olmak her açıdan zor. kadınlar, gününü gün ediyor.
(bkz: #74792351)

ya bi siktir git ya. talep gören bir kızken şişmanlaştığı için morali bozulmuş, kötü hissetmiş.

bu ülkede erkekler bir kadının 10 da 1i kadar ilgi görmüyor. erkeklerin erkekliği bir çok konuda tehdit altında. para kazanmazsan sıfırsın. yakışıklı değilsen fark edilmiyorsun. erkeklere duyguları yokmuş gibi davranılıyor. nazik bir erkeğe kaba davranılıyor.

bu ülke cinselliğin afrikası. bir kadın her şekilde ilgi görür, sevilir. bir erkek zengin ya da yakışıklı değilse kolay kolay sevilmez. ya piç olacak ya da ağzı laf yapacak. bir şeyle ön plana çıkacak.

neymiş inciniyormuş. siktir git.
"adamın kârı 1.5 liraysa ne olacak" diyen sevgi pıtırcıkları ticareti de bizim esnafı da hiç anlayamamış.

gıda işinde maliyet kâr oranı 1/3'tür. yani 51 liralık böreğin malzeme maliyeti 17 liradır. işletme maliyeti de 17 liradır. geri kalan 17 lira da kârdır.

o kâr olan 17 liranın 1.5 lirasından feragat edemeyen kişi esnaf olamamıştır, olması da mümkün değildir.
resmi kur - bankaların verdiği kur - tahtakale kuru

bu üçlü arasında farkın açılması demek, ciddi anlamda döviz karaborsası demek, ve tüm ülkede ticaretin hızla durması demek.

acil olarak çözüm bulunmalı.
mutlak kötülüğün cisimleşmiş haline gönülden bağlı akepeli halanın sokak röportajında söylediği;

"patates soğanla bu ülke yönetilmiyor. ben şu an işsiz olduğum halde pirzola yiyorsam, bu yiyemeyenlerin sorunu"

bu yiyemeyenlerin sorunu.
bu, yiyemeyenlerin sorunu.
bu; yiyemeyenlerin sorunu.

tepeden tırnağa halkına bu kadar düşman başka bir oluşum görmedi lan bu topraklar.

https://twitter.com/…?t=bbtaztsljrsgbikpzgq_fq&s=19
ben zaten şunu anlayamıyorum. aga bizim halkımız neden israile düşman ? lan ortadoğu denilen bok çukurunda bizim ile iyi geçinen tek ülke bu adamlar ve bu adamların propaganda gücü dünya çapında büyük.

işini iyi bilen politikacılarımız olsa türkiye bugün israil'in yardımı ile hak ettiği değeri görebilirdi ama olmuyor işte...
aldatacağı varsa aldatır. ilgilenmiyor der aldatır, sevmiyor der aldatır, değer vermiyor der aldatır, sekste doyurmuyor der aldatır,

hepsini yaparsın seversin, ilgilenirsin, değer verirsin, sekste tatmin edersin, bu sefer de heyecan bitti der yine aldatır.

dolayısıyla ne yaparsam beni aldatmaz düşüncesine girmeyin, yapmanız gerekenleri yapın yeter. her zaman sorun sizde değildir.

"hırsıza kilit dayanmaz.", "sakınan göze çöp batarmış".
ayni yerden tekrar kirildigim icin biliyorum ki sessiz kalmak, aslinda en iyisiymis. kirildiginizi kelimeler olmadan anlamayan kisi, bin cumle ile uzuntunuzu anlatsaniz da anlamiyor. zaten kirildigimi anlatirken, kendime saygim azaliyor, daha da ofkeleniyorum. 'argo konusmani seviyorum' sozleriyle caktirmadan gonlum alinmis oluyor ya da ben birden kendimi ozur dilerken buluyorum. en iyisi susmak ve kendi kiriklarini onarmak.
buna bayılan kadınların sonu ya mezarda ya karakolda bitiyor maalesef, acı ama gerçek. sağlıklı bir birey için hayır demek hayır demektir. hayır dendiği halde ısrar eden insan da laftan anlamayan, takıntılı biridir. aynı şekilde hayır demeyi naz yapmak zanneden hemcinslerimin de ıq'sundan ayrıca şüphe ediyorum. ikisinden de koşarak uzaklaşmak lazım.
gomis'in maç sonu paylaşımını beğenen oyuncular tam liste:

muslera ( buna dikkat et hoca, bu adam tehlikeli)
kerem
yunus ( u15 performansı veriyor bir de beğeni atmış)
zaniolo (türkçeyi anlamadığı için beğenmiştir.)

t: eski bir tercümanla arkadaş olanlara dikkat etmesi gereken ama ayakta uyuyan kişi