Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bunlar eşcinselliği batılı hastalığı sanıyor. allah bilir o altın kaplı saraylarinizda ne oglanciliklar dönüyor da gay adamı stada almayarak aklinizca gövde gösterisi yapıyorsunuz.

evrensel degerlerle cinsel yönelimin ne alakası var vahabi?
adını vermek istemiyorum, şehit bir öğretmenin okulunda görev yaptım 2 yıl kadar. tüm şehit öğretmenler arasında en çok bilineni desem anlarsınız.

gördüklerim, yaşadıklarım bana bir kez daha gösterdi ki ne yazık ki olan ölene oluyor... sadece şunu söyleyeyim, bir gün baktık okulun bahçesinde birisi foto çekiyor. dikkatli bakınca bir milletvekili olduğunu anladık. biz daha dışarı çıkmadan adam çıktı gitti. akşam sosyal medya hesabında paylaştı, reklam yaptı. çok üzücü.

sözde kolay özde zor. her sınıfta 2 tane kaynaştırma öğrencisi var. sınıflar suriyeli öğrenci dolu, her sınıfta anne babası olmayan ya da ayrı olan en az 3 öğrenci var. yani bir sınıfın %30'u saydığım durumlar. geriye kalanların büyük kısmı sefalet içersinde. ayakkabısı yırtılır, ayakkabı alamaz. geçen derste oyun hamuru yapacaz normal un getirin demiş öğretmen, annesi demiş ki hocam evde ne un ne yağ var.

hemen bir hocamız allah razı olsun aileye 2000 nakdi yardım, çocuğa da aylık 100 lira burs bağladı. sanıyorsunuz ki öğretmenler yatıyor. şu ülkede bu şartlar altında yatan öğretmen vicdansızdır. hak isteyince de bizden nefret ediyorsunuz. 10 kasım'da oratoryo çıkardım, tüm masraflar cebimden; 24 kasım'da tiyatro hazırladım yine aynı. yaza düğün var para biriktirmem gerek, kirama %150 zam yapıldı.

insan yerine konulmuyoruz resmen. muhalefete bakıyorum yine aynı. bilmiyorum, çok zor...

başta şehit öğretmenlerimiz ve başöğretmenimiz olmak üzere tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun. yılda 1 kez hatırlanmaya devam.
peki olacak ilk istanbul depreminde evlerinize girip eşyalarınızı, çocuklarınızı, ölülerinizden ziynet eşyalarını, yaşlıların altın dişlerine kadar çalacak suriyeliler için kalsın diyenlerin vicdanı?

fakir adam her şeyi yapar. ilk depremde hepiniz öğreneceksiniz.
yaklaşık 7 milyon nüfusa sahip sırbistan’ın üç büyük takım sporunda da bu kadar başarılı olmasını tebrik ettiğim maç. adamlar dünya kupasına gidiyor. basketbolda zaten ekoller. voleybol’da da hem kadın hem erkek takımları dünya şampiyonu… yetenek mi? çalışma mı? sistem mi?

t: 2022 futbol dünya kupası g grubu ikinci maçı.
maaş aldığınız x bankadan 24 aylık kredi çekmeye çalışınca %50 faiz oranı görüyorsam afedersiniz ama sokarım öyle indirime. ülkede sade işinde gücünde olan vatandaş hariç herkes zengin oldu aq.

ekleme: düşenin banka faizi olmadığını biliyorum bu arada.
2021 yılının ekim ayında brent petrol 85 dolar civarında seyretti. dolar kuru ise 9.5 civarında seyretti.

2021 yılının ekim ayında motorin fiyatı 7.5 tl idi.

2022 yılının kasım ayında bugün brent petrol yine 85 dolar. dolar kuru ise 18.50. temel olarak akaryakıt fiyatını bu iki faktör belirliyorsa bugün neden motorin fiyatı 14 tl yerine 24 tl?

çok fena söğüşleniyoruz kimsenin umrunda değil.
başlıkta yazılan 3-5 yorumu okuyunca neden akp'nin iktidarda olduğu hakkında güzel fikir sahibi oluyorsunuz. "jeologlar bir şeyi doğru tahmin edemeyecekse o kadar okulu neden okuyorlar!" diyen bilimin b'sinden habersiz zekaileri mi saysam, "taşınmakla bitmiyor ki hoca her yerde başına bir şey gelebilir" diyen dahilere mi cevap versem, "sen zenginsin tabi, senin tuzun kuru!" yazan parlak beyinlere mi laf yetiştirsem... ama ben yine dilim döndüğünce bir deneyeyim;

1- "jeologlar bir şeyi doğru tahmin edemeyeceklerse o kadar okulu neden okuyorlar?"
cevap: jeologlar, biyologlar, arkeologlar ve daha sayısız -log'lar kahin değildir. bilim böyle bir şey değil. jeolog olmak demek ne zaman, nerede, ne şiddette deprem olacağını önceden vahiy almak demek değildir. bilim her zaman değişir, gelişir, yanılır, yeni sorular sorar ve bu şekilde ilerler. 1950'lerde o dönemin neredeyse tüm bilim insanlarının kabul ettiği birtakım teoriler, kuramlar bugün çoktan terk edilmiştir.

2- "taşınmakla bitmiyor ki, yurtdışına da gitsen orada da başına bir şey gelebilir."
cevap: sizin hayattaki risklere ve kendinize yapılan uyarılara karşı bakış açınız buysa hayatta çok zorluk yaşarsınız benden söylemesi. gidip de "kilo verip sigarayı bırakmazsan kalp krizi geçirebilirsin." diyen doktora da "hocam yolda yürürken kafama saksı da düşebilir, kilo vermekle bitmiyor." diyor musunuz? "emniyet kemerini tak." diye uyaran arkadaşınıza "emniyet kemeri takmakla bitmiyor ki, parkta dolaşırken düşüp belimi de kırabilirim." diyor musunz?

3- "senin tuzun kuru tabi hoca, paran varken taşın demesi kolay."
cevap: birader adam kendi bilgisi ve öngörüsü dahilinde bir uyarıda bulunuyor. sana çıkıp da "istanbul'dan taşınmayan orospu çocuğudur!" demiyor. bugün gidip aktif yaşam ve sağlıklı beslenmenin hayat kalitesine katkısı konulu bir makale okusanız o zaman da makalenin yazarlarına "sizin tuzunuz kuru tabi bizim burada spor yapacak zamanımız, sağlıklı beslenecek paramız yok." diye mail atacak mısınız?

4- "ben taşındım, ailem annem babam ne olacak?"
cevap: yine aynı argüman, o zaman doktorunuza gidip "ben sigarayı bıraktım diyelim, "ailem arkadaşlarım içiyor onlar ne olacak, onlar ölecekse yaşamanın anlamı ne?" diye cevap verin.

sonuç olarak, celal şengör uzman olduğu alanla ilgili bence haklı bir uyarıda bulunmuş. zaten istanbul'un nüfus ve yapılaşma açısından her ölçeğe göre doyuma ulaşmış olduğu artık 5 yaşındaki çocuğun bile anlayabileceği bir şey. haller böyleyken bir de üzerine deprem riski ekleniyor. isterseniz taşınırsınız, isterseniz taşınmazsınız. karar tamamen size kalmış. celal hoca sadece mesleği gereği üzerine düşeni yapıp uyarıda bulunmuş.

edit: başlıkta bir entry var. içerisinde "siktirin gidin bilimininiz başka yerde yapın!" diye bir kelam geçiyor. olur hocam, biz bütün bilim insanları olarak başka yerde yaparız. siz de o zaman depreme dayanıklı binayı deneme yanılmayla yaparsınız bilim olmadan. neymiş efendim insanların deprem travması varmış da deprem olacağını söyleyemezmiş. aynen, mesela japonya'daki insanlarda da nükleer saldırı travması var. o zaman olur da japon hükümeti ülkeye doğru gelen bir balistik füze tespit ederse bunu halka söylememeli, kimseyi sığınaklara yönlendirmemeli. neden? çünkü halkın travması var. asıl siz gidin de kendi hayal dünyanızı başka yerde yaşayın. deprem olacak. büyük harflerle yazıyorum, o-l-a-c-a-k! toplumun ne kadar deprem travması olursa olsun, bu deprem olacak. bunu söylediğim için belki benden nefret edeceksin ama olacak kardeşim. bu kafayla doktora gittiğinizde kanserseniz size söylemesin doktor, turp gibisin maşallah diyip sırtınızı sıvazlayıp göndersin.

"siktirin gidin biliminiz başka yerde yapın."

başka hiçbir şey demiyorum...
milli eğitim bakanlığı'nın 10 yıldan daha az kıdemi olan öğretmenlere 2.500 lira zam yapmayı çok gördüğü için kağıt üzerinde sınav. öyle bir sınav ki eğitim fakültesi öğrencilerinin bildiği ölçme değerlendirme tekniklerine bile uymuyor. 432 bin kişinin girdiği bir sınavda o 10bin kişi eleniyorsa o sınav değil kevgirdir.

edit: şu saatten sonra yüksek lisans ve doktora yapmak sadece şu çok çok çok kolay kariyer sınavlarından muaf olmayı sağlayacaktır. bu kolay sınav için kimse akademik kariyer stresi çekmez.yüksek lisansa başladığım güne pişmanım. :(
%43 kısmen komünist çıktığım testtir.
eskiden olsa %90'ın altına düşmezdim. yaşlandıkça sağa çekiyorum. eyt de çıkarsa komünistler moskova'ya seviyesine gelicem söz.
sırf duygusal boşluğum dolsun, içimdeki özlem duygusu geçsin diye, bir başkasının hayatını mahvetmiş olan yazarın beyanı.

deneme tahtası mı lan bu?

unutamıyorsan evlenme. “evlenince geçer sandım” ağlaklığı nedir?

karın adına çok üzülüyorum. senin gibi bir yıkık ile hayatını mahvetmiş. muhtemelen içine edersin o evliliğin, ki zaten senden de bu beklenir.

t: evlenmeden önce psikolojik yeterlilik testinin gerekli olduğunu gösteren başlık.
ne zaman girsem sinir krizi ile gülme krizi arasında git-gel yapmaktan sinir sistemimde fatigue yapan başlık.

biri, formülü deşifre etmiş*: "tei, 1 milyar dolar bütçe, 2 yıl takvim"
masum.
seni tanımak istiyorum yiğidim beni mutlaka ara

birçok hemşehrimizin hiçbir dayanağı olmadan alaycı eleştirilerine maruz kaldığımız bu programda deşifreci arkadaşın yerli mühendislere duyduğu güvenden ötürü onore oldum. ancak bu yüklenici, bu bütçe ve bu takvim ile niyet edilen hedefe ulaşmak mümkün olmayabilir *

yine aynı entryde* milli muharip uçak için "eski teknoloji"* denmiş.
reyiz neresini beğenmedin? söyle, hemen son güncelleme yamasını yabışdıralım.

bu program, bir ürün geliştirme programı olmaktan ziyade bir teknoloji geliştirme ve kabiliyet kazanımı programıdır. yani programı tamamladığımız gün programın çıktısı olan ürün state of the art teknolojiye sahip olmasa bile o programın yürütülmesi sırasında;
•öğrenilecek dersler,
•transfer edilecek know-how,
•kurulacak arge enstitüleri ve otoriteler*,
•inşa edilecek test ve imalat altyapıları,
•geliştirilecek patentli malzeme ve proses teknolojileri
birer asset olarak baki kalacak ve state of the art teknolojiye sahip ürünleri geliştirme yolunda hizmet edecektir. bu programın esas çıktısı budur, uçak değil.

bunlara ilaveten en çok dem vurulan hedenin yerlilik olduğuna yemin edebilirim ama ispatlayamam.
bu da başka bir entrynin konusu olsun.

son olarak bu tip savunma sanayisi programlarını destekleyen ve bu programlarda görev alanların çoğu hükümet yanlısı/destekçisi değildir. zaten bu tip teknolojilerin geliştirilmesi ilk etapta geliştirici ulusa fayda sağlasa da uzun vadede tüm insanlığa hizmet etmektedir. ruslar ve amerikalıların ay'a gitme yarışı, ne demek istediğimi açıklamak için iyi bir örnek olabilir.
hayatımda bir kere, yer bulacağım diye en az 20 dk turlamak zorunda kaldığım tıklım tıklım bir otoparkta iki araçlık yere park etmiş bir malın arabasına yaptım.

edit: ben buraya geçen sene de aynı şeyi yazmışım. yazdığımı çoktan unutmuşum ama iki araçlık yer kaplayan mala olan öfkemi unutmamışım.
isviçre daha zeki takım gibi sahada ama fizik farkı baya var. kamerun'da şu an sahada sanki 11 tane iyi ya da kötü nkodou var gibi görüyorum. hızlı, güçlü, yere sağlam basan ama düşük zekalı oyuncular. sadece moting ben farklıyım diye gösteriyor. beşiktaş'ın maçlarında topu ayağına alıp garip garip hareketler yapan nkodou'ları görüyorum resmen sahada. demek ki bu gariplik ülke dna'larında varmış. bugüne kadar sövdüğüm için nkodou'dan özür dilerim. coğrafya kaderdir.
albaya fırça kayabilen insanların olduğu gördüğümüz başlık.

tanım: atamazsın hatta aklından geçiremezsin, atacaksanız destekli atın.
bence yazarin arkadas diye anlattigi kendisi gibi geldi bana.

“kucuk esnafa yazik olmuyor mu” demek kadar sacma sapan bir arguman yok.

eger rakiplerin cok buyukse senin de ona gore bir stratejin olmali.

son kullanici ayni urune daha az odeyerek ulasmasi kucuk esnafa zarar veriyorsa, o maalesef kucuk esnafimizin sorunudur.
pitbull besleyen istisnasız herkesin devlet tarafından kafasına sıkılması gerekiyor. içlerinde vatana millete hayrı dokunacak, hayata dair gayesi olan bir allahın kulu yok. hepsi boş teneke.

böyle bir kesişim kümesi başka hiçbir ortak özellik barındıran insan grubunda yok. ben tinercilerin, hırsızların, siyasetçilerin arasında büyüdüm. yeri geliyor onların içinden bile insana benzeyen bir iki tane çıkıyor. henüz pitbull sahiplerinde böyle bir örnekle karşılaşmadım.

kedinin haberini görünce üzülmüştüm. sanırım bir bacağı ampute edilmişti. şimdi öldüğünü öğrenince daha çok üzüldüm. doğru düzgün bir cezası da olmayacak tabii ki. kim bilir o çocuklar kurtulsun diye günlerdir ne kadar uğraşıyor. valla yazık.
okudukça dumur eden detaylar,

neymiş efendim bize katlanmaları, tahammül etmeleri, kavga edip tartışmaları sevgi göstergesiymiş.
efendiler. kadın olun erkek olun. biri size tahammül ediyorsa oradan inceden uzaklaşın. hele 'tahammül ettiğini' açık açık yüzünüze vuruyorsa inceden uzaklaşmayı bırakıp şener şen gibi topukları göte vura vura kaçın. çünkü tahammül denen şeyin bir sınırı vardır. bir noktada bitecektir. seven tahammül etmez. seven kusuruyla sever. klişe değildir bu seven güzel bakar, güzel görür. o zaman da tahammül sebebi ortadan kalkar.
tartışma-kavga etme her ilişkide olabilir ama bu ilişkinizin rutini haline gelmişse geçmiş olsun. artık ota boka tartışılan bağırış çağırışların hakim olduğu bir ilişkiniz var. 2 gram huzur bulayım, hayatın diğer sıkıntılarından beni çekip alsın dediğiniz, sevdiğiniz, aşık olduğunuz o insan artık en büyük huzursuzluk sebebinizdir, ne acı. tabii bir de neden kavga ettiğiniz kadar, nasıl kavga ettiğiniz de önemli. tartışırken kullanılan dil, tavır, ne koşullarda tartıştığınız bunlar da çok önemli. size saygısı olan biri problemi önce sakince konuşur, size derdini güzelce anlatır. bu problemi yumuşatmak değildir. gerekirse çok rahatsız olduğunu açık açık söyler ama kendi kendini doldurup, doldurup bir defa da size patlıyorsa kusura bakmayın yeterince saygı görmüyorsunuzdur.

sevilip sevilmediğinizi detaylarda aramanıza gerek yok. o kişinin gözlerine baktığınızda bile anlarsınız. mühim olan sevenin sevdiğine verdiği değer. sevdiği kişiyi hayatının neresine koyduğu, onun için neleri göze aldığı, nelerden vazgeçebileceği, ne kadar güvenip ne kadar güven verebileceği, beraber ne kadar huzurlu olduğunuz, ne kadar bir olup hayata karşı ne kadar beraber göğüs gerdiğiniz, birbirinizi ne kadar anladığınız, anladığınızla ne kadar muamele ettiğiniz. yormayın birbirinizi, üsturuplu sevin kediyi bile severken canını yakarsan kaçar, insan ne yapsın.
geçenlerde bir arkadaşımı acile götürdüm. içerde abartısız 50 tane hasta vardı yarısından fazlasının bir şeyi olmadığına yemin edebilirim. buna rağmen acaba gözden kaçırdığım bir şey mi var diye doktor arkadaşlar hepsine röntgen tomografi kan tahlili istemiş. sonra bir hastanın durumunu analiz edemeyen bir doktor uzman doktora kons attı( sanırım tıp teriminde “birde uzman olarak sonuçlara sen bakar mısın demek bu) derken yarım saat sonra eşşeğin biri bağırmaya başladı. “nerde bunlar ya? sizi mi bekleyeceğim ben? dünya işim var kardeşim! bunları öldüren boşa öldürmüyor” diye başladı anırmaya… allah biliyor ya ben olsam dayanamaz iki kelime söylerdim doktor arkadaş saat gecenin üçü; bakıp “belki bir durumu ciddidir.” diye söylendi.bir adama baktım, bir doktora yazık dedim amk. ben olsam yeminle bir dakika durmam bu ülkede buna rağmen kalıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. aldıkları maaşta üstelik 70k falan değil benim arkadaşım hekim olarak totalde 32k maaş alıyor. yaklaşık iki senedir marangozum daha öncesi elime tornavida dahi almışlığım yok bu halimle bu çocuktan daha fazla kazanıyorum. üstelik ne sabaha kadar ders çalıştım ne böyle dalyarakların tribini çektim. ben sizden razıyım. umarım daha iyi ücretler alırsınız…
ulaşıma bakanlığına yani bir nevi dünya lideri ustaya bağlı hat.
sürekli bozulması ve pahalı olması normal.
bir de hala içinde hangi durakta olduğunu yazan ışıklı ilerleme panosu olmaması da ayrı rezillik.
bir led bir otomasyon ile çözülür ama togg yapıyoruz biz meşguliyet işte...
kadın her ne kadar duygusal bir varlık olsa da hormonal değişimler sebebiyle aksiyon aramaktadır sürekli ona iyi gelecek sakin iyi bir erkek onu tatmin etmeyecektir kadın entrika'yı seven bir türdür
şatoma gitmek için cher havzası ile indre havzasını birbirinden ayıran yaylanın üstünde bulunan ve bir kestirmeyle varılan charlemegne arazisi adlı kıraç topraklardan geçmeyi tercih ederdim. bu yamacı tırmanırken, komşu azay şatosu görünüyordu, çiçeklerle örtülü tepenin üstünde yükselen bu şatoya ilk görüşte hayran olmuştum. sonra aşağılarda bir yerde diğer komşum sache şatosu'nun romantik silüetine bakardım. kişide melankolik duygular uyandıran bir yerdi burası. sığ yaşamaya alışmış kimseler için fazla sıkıntılı görünebilirdi, ama ruhlarında acılar birikmiş şairlere çok elverişli geleceği de muhakkaktı. işte ben de bu yüzden, şatomdaki bu sessizliği, çevresindeki çıplak ağaçları, ıssız düzlüklere yayılmış esrarı sevecektim.*
pazar malı ürünleri premium gibi fiyatlandırıp beyaz yakalıları davar güder gibi güden firma.

polyester ürünün fiyatı nasıl pamuktan daha pahalı olabilir?