Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
fener troll orduları kurmuş da ondan bunlar da buralarda cevap veriyormuş. o yüzden bizim başlıkta sürekli bunların trolleri dadanıyormuşmuş.

vay be.

ne güzeldi di mi geçen sene her hafta kara gece ilan ediyordunuz,
tüm sosyal medyayı parsellemiştiniz.
yerden timur ve şürekasının whatsappten organize ettiği şekilde aynı aktroller gibi sistemli başlıklar açıp "mış gibi" yapıyordunuz?

şimdi fenerliler, takım da çok iyi olunca, yeter lan deyip sağda solda yazmaya başlayınca troll oldular.

ulan siz var ya siz,
her boku yer sonra el uzatırsınız diye boşa denmemiş.

siz mi fetöden öğrendiniz, o mu sizden, kestirmesi güç.
çevre ve şehircilik bakanı mehmet özhaseki’nin rezil açıklaması.

kaynak

özhaseki:ev sahipleri, (eğer ölüleri de yoksa) valla yıkıldığı iyi olmuş bize villa verdiniz diyor.”

bu nasıl rezil bir açıklamadır,depremin yıldönümünde,daha binlerce kayıp ve cesedi dahi bulunamamış insan varken,bu nasıl berbat bir zihniyettir?
trakya üniversitesinde doktor hanım ölüm haberini verdiği hasta yakını tarafından vahşice yumruklandı.
söz konusu olayın videosu mevcut.
işin daha kötüsü bu terörist ev hapsine alınmış.
evinde sıcak kahvesini içerken cezasını çekecek bir kaç haftalığına

sağlık bakanlığı bu duruma ses çıkarmazsa yazıklar olsun. ceza vermeyen adalet mekanizmasına da yazıklar olsun.

https://x.com/…369406?s=46&t=xexacncoufso-3zez08i-w
2005 senesinde miami'de türk arkadaşlar aradı, "acun'a denk geldik sokakta, akşama adam toplayın da bir maç yapalim dedi, gel top oynayacağız" dediler.

söylenen saatte, söyledikleri yere gittik, bu, esat, kameramanı, ekibi, hepsi orada, adamların takım tamam. biz de tam takım geldik sanıyoruz ama bir adam eksik kalıyordu, orada homeless tipli, bir adam da bizi izliyor kenardan, belli ki latin, oynar futbol yani, "gel lan sen de oyna" dedik, adam leş gibi şarap kokuyordu, saat öğleden sonra 4 falan, diyorsun ne zaman içmiş bu? herifi çaktırmadan bizim takıma koydu zaten acun, anladı kesin alkollü olduğunu hepimizden önce, elemanı defansa koyduk, öteki türlü top kaptırır diye ama ben de garanti olsun diye arkasından kademe yapıyorum, sarhoş ya, düşüyor musuyor eleman...bir ara durdum gülmeye başladım, ya sahneye bak: evsiz tipli güney amerikali sarhoş, karşısında dolar milyoneri türkiye'nin en ünlü adamlarından biri, arkalarında da ben, okulu yeni bitirmiş, iş arayan bir genç adam...futbol oynuyorlar. nerede? miami-amerika'da... diyorum bu 3'nun böyle bir şey için bir araya gelmesi ancak fıkralarda olurdu...

neyse, maç ne oldu hatırlamıyorum, yenildik galiba 1 ya da 2 farkla ama acun'lar bizden 10'ar yaş büyük olmalarına rağmen bayağı antrenmanli oldukları için daha iyi oynuyorlardi. tabii bizim bir adamımız da sarhoştu, onun da etkisi de oldu...
“asla imara açılmayacak” denen askeri arazileri imara açıp (bkz: #161215261) körfez sermeyesine pazarlanmasına önayak olan şahsın belediye başkanlığıyla ödüllendirilmesini istemiyorum.

tüm istanbullu gençlerin hakkı olan yurtların, kamp alanlarının, spor tesislerinin bilal erdoğan’ın vakfınca özel mülk gibi kullanılmasını istemiyorum.

yıllarca önüne taş koydukları metro projelerini, taksi projesini, “kimin parasını kime veriyorsunuz” diyerek eleştirdikleri sosyal yardımları bugün kendi vaatleri olarak halka sunmalarını iki yüzlüce buluyorum.
o zaman ekşicilerin anlayacağı gibi anlatayım. porno filim izlemek gerçek seksin yerini tutmayacağı gibi bol efektli sinema filmi izlemek de tiyatronun yerini tutmaz. geri kalanı zaten entel arkadaşlar anlatır. benden bu kadar.
dün 6 şubatla ilgili güzel şeyler söylendi. hükümet de eleştirildi. ağzının payı verildi. bla bla bla..

bırak 80 milyonu 800 milyona yetecek toprağı olan ülkede hala 10 milyonlarca insan onlarca yıl çalışıp bir ev sahibi olamıyorsa söylenen tüm sözler boşa. bugünün düzeninde toprak rantı bu milyonlarca insanın canından daha değerli. bunun dışında depremle ilgili konuşmak anlamsız. evin dayanıksızlığı başka bir mesele. daha önce sorulması gereken, o ev neden 6-8-10-15 katlı? herkes neden 1 veya 2 katlı evlerde oturamıyor şu ülkede? 2 şehir arası yolculuk yapıyoruz 100lerce kilometre bomboş toprakları hepimiz görüyoruz. o toprakta ne ekim dikim var ne bir sahibi var. o toprak boş dursun diye öldü 10 binlerce insan. detaylarda kayboluyoruz. tüh kaza oldu keşke olmasaydı diyoruz. halkın da çok suçu var. seçim zamanı saçma sapan isteklerde bulunacağına. ölümüne akp chp diyeceğine şu toprak rantını kaldıracağım diyene vereceğim demen gerekirdi. ama sen ne yaptın eyt dedin toki dedin atama dedin baş örtüsü dedin alkol dedin cami dedin. dedin de dedin
çok normal bir durum. 86 yine iyiymiş ben daha az bekliyordum.

arkadaşlar ben bir ara dış ticaret ile ilgileniyordum. almanya'dan buğday talebi geldi. neyse talebin içeriğine baktık. adamlar buğday istiyorlar ama minimum protein değeri %16 olacak diyorlar. bir zaman sonra türkiye'den bir firma bizlere ulaştı buğday almak için. dedim ki hani ürünün protein değeri kaç olsun? çünkü fiyat her şey buna göre değişiyor. adam dedi ki abi hiç önemli değil isterse hiç olmasın buğday olsun yeter. almanya'ya en kaliteli buğday gidiyordu, türkiye'ye ise en kötü buğday geliyordu. biliyorsunuz bizim insanımız sabah akşam ekmek yiyor. protein olmayan ekmeği yersen ne olur? düşünemezsin ki. mantık kalmaz.
üslup editi için üst edit: "deprem olursa göçük altında muhteşem eğlenceli imamoğlu videolarını izleyerek vakit geçirebileceğimiz anlamı çıkar." ulan kansız, son deprem görüntüleri senin için eğlence miydi?

ilk entry:
kaynak çok güvenilirmiş, ben ikna oldum.

peki deprem için toplanan vergiler nerede aktroller? o kadar vergi toplanmasına rağmen neden halka iban numarası gönderildi? sorguluyorsanız bunları da sorgulayın. deprem vergileri nerede olduğu bilinmediği için mi kızılay depremzedeye çadır sattı?

cevapsız o kadar çok soru var ki ama sen paintte yapılmış bir şeyi kaynak olarak sunup insanlara algı yapmaya çalışıyorsun. yazık size.

pandemi olur yapıştır bir iban halk kendi kendine yetsin, deprem olur yayınla bir iban halk ne yaparsa yapsın.

şunun aksini kimse iddia etmesin, deprem bölgesindeki bütün depremzedelerin tamamı kaderine terk edildi. bunları sorgulayın, omurga sahibi olun.
biz üniversitedeyken ablalarımız abilerimiz gelirdi derdi ki üniversiteyi yaşayın not ortalamasının önemi yok. biz de mal gibi kandık affedersin.(üniversite yaşayalım derken midyeden zehirlendik)

sonra bir baktık ki o ablalar o abiler işsiz kalmış. ve sonra yine baktık ki mezun olduğumuz zaman not ortalamamız sürekli bir önem arz ediyor.

sonra hayat bir şefkat tokadı daha vurdu; okul önemsiz diyenin okulunun berbat olduğunu, not önemsiz diyenin notunun düşük olduğunu, bölüm önemsiz diyenin de bölümünün kötü olduğunu gördük.

şimdi yüksek lisans için yurt dışında bir üniversite bakıyorum. anında ortalama soruyorlar, çok çok büyük şirketlerde google liginde iş bakıyorum yine not karşıma çıkıyor.

biz yine olayı erken kavrayıp notumuzu biraz yükselttik tabii. o sebeple ekmeğimiz biraz olsun çıkıyor. şu insanınlara inanmayın allasen ya. benden size abi tavsiyesi.
ekşi sözlük sayesinde bugün de kocamın erkek olmadığını öğrendim. bi ara erkekti oysa. azmetti 5 kilo verdi fit olayım diye 85'e indi ama ne bilsin zavallı, kilolarıyla birlikte erkekliğini de yitireceğini.
neyse, gidem bi kek, bi poğaça falan yapayım da adama erkekliğini tekrar kazandırayım. olmayacak böyle.
bunu duyup mutlu olan ezikler de var.

demek 20 taksitle gittiğin italya turundaki kadın, adam sana but you dont look like turkish dedi. valla ben türk gibi görünmekten gayet mutlu ve gururluyum. ama beni pilavı eliyle yiyen, görgüsüz, her yerde bağırarak konuşan, tek bildikleri kadın ve yemek olan araplara benzetirlerse arıza çıkarırım. şu an iktidarın almış olduğu güçle millete pompaladığı arap götü yalayıcılığının acilen son bulması gerekiyor. biz türküz!!
bandırmaspor başkanı çıkıp konuşmuş hakkımız yendi demiş. hayırlı olsun bandırma sporu bile magdur ettiğiniz maçınız oldu.

öte yandan, 12 ocakta yapilan mesur icardinin gözünü kör ettiler ayağını girdilar basın toplantısından sonra gs çıktığı 7 maçta 6 penaltı kazandı

tanım, hakem tartışmaları arasında geçen bir maç.
3 yıl önceye kadar yaklaşık 4 dolara doyurucu bir menü yiyebilirken şimdi bu rakam 7-8 dolar bandına çıktı. dolar bazında %100 artış var. %30 dolar enflasyonu var deseniz bile artış kabul edilebilir seviyede değil.

kesinlikle milleti öpüyorlar. aynı şey meşhur kahveciler için de geçerli.
duygusallığın bin tane tanımı var ama türkiye’de en sık görülen versiyonu romantizmdir, duygusal dışavurumun önceliği. yani "ben bir şey hissediyorsam bu dünyanın hakikatidir ve ben bunu dışarıya ifade etme hakkına sahip olmalıyımdır" maksimi.

dünyaya zaten azılı bir romantik olarak gelirsiniz, kendiniz bile ne olduğunu bilmediğiniz duygularınızı en içgüdüsel çekilde haykırır, günlerinizi memelerin, sıçmaların, işemelerin hazzında, içinizde hiçbirşey tutmadığınız bir şekilde geçirirsiniz.

öyle ya da böyle zaman içinde ebeveynleriniz bu duyguların bir kısmını anlamayacak, bir kısmını içinizde ukte bırakacak, bir kısmını hiç beğenmeyecek, bir kısmını görmezden gelmek isteyecektir. bu süreç normal bir sosyalleşmenin parçası olduğu kadar komple bir sansür ve bastırmaya da dönüşebilir. bu durumda gücü büyük olan duygularının rahatsızlığını giderme önceliğine sahipken, gücü olmayan da hem kendi duygularını ayak altından çekmek hem de büyük olanın duygularını çok ırgalamamak için otosansür programını devreye sokar.

yeterince patolojik bir ortamda "bütün duygular yanlıştır, içime atıp bastırmalıyım, dışarıya çok rasyonel bir intiba çizmeliyim" ile "bu duygu [genelde öfkedir] dünyanın en meşru ve gerçek duygusu, tüm dünya buna tanık olmalı" romantizmi arasında gidip gelen bir düzlemde tıkışıp kalırsınız.

aslında ikisi de aynı problemdir, ikisinde de duygulara idealize bir önem ifade edilir çünkü doğru yerlerinin ve hedeflerinin ne olduğu henüz bulunamamıştır.

işin gerçeği duygularınız tıpkı düşünceleriniz gibi dünyayı onun aracılığıyla yordalamaya çalıştınız kendi iç muhabbetinizin bir parçasıdır. nasıl gerçeği yansıtmayan düşünceleriniz olabiliyorsa gerçeği yansıtmayan (ne içsel ne dışsal) duygularınız da olabilir. tek fark, duygular (feeling olan) somatik şekilde üretilir, üretilen etkileri hissedersiniz, ve aksiyon düzlemine (e-motion olan) dair daha doğrudan bir itkide bulunur.

gerçeği yansıtanla yansıtmayanı ayrıştırmak, yansıtana da düzgün bir hedef çizebilmek için çare ebeveynlerinizin yaptığı gibi o duyguların tepesinden bastırmak değil, kendilerine özgü mantığı neyse onu anlayıp onu dünyanın ve gerçekliğin mantığıyla birleştirmeye çalışmaktır.

bunun karmaşası yetmezmiş gibi çoğu bastırılmış insanının en meşru en derin duyguları aslında yüzeye çıkan duyguları değildir. dışarıdan görünen duygusallığı varsa, ister öfke olsun ister gereksiz bir kırılganlık olsun, o gerçek duyguları saklamak için bir tür defanstır.

dolayısıyla en sağlıklı versiyonunda hakiki duygusal olmakla rasyonel olmak aynı şeydir. duygu, düşünce, öznel ve nesnel gerçeklikler arasında derin bir devamlılık vardır. içsel gerçekliğinizi bütün somatik bileşenleri ile birlikte anlamlandıranbilmek, onu dış dünyanın gerçekliğine adapte edecek stratejileri bularak ihtiyaçlarınızı giderebilmek vardır.

bu şekilde duygusallık zayıflık değil, tam tersi inanılmaz bir güç kaynağıdır. duygusu olmayan adamın sezisi de olmaz, kararlılığı da, yaşam enerjisi de.

dahası duygusallık bir opsiyon değildir. o duyguları üreten "o" (it, id) sesini öyle ya da böyle size duyuracaktır.
ona her koşulda güvenmek ve inanmaktır. bugün bir hastam kızının yeni mezun hekim olduğunu tus çalıştığını söyledi ve şunları ekledi “benim kızım her şeyi başarır, yeter ki istesin”. kendi babamı gördüm amcada. kızı ne kadar şanslı ve evet ben de çok şanslıyım…
demiş ki "bize edilen sitemlerin 20 katı hükümete karşı da oldu onlar da istifa etsin o zaman"

senin hükümetten farkın yoksa senin temsil ettiğin kurumdan başlayarak neden oy veriyoruz yahu? sen yıllarca ben akp hükümetinden farklıyım ben demokrasi ve insan haklarına saygılıyım diye dur ama iş icraate gelince ama o da yaptı diye işin içinden çıkmaya çalış.

hataylı hiçbir kimsenin bu şahsa eğer kendilerine saygısı varsa oy vermemelerini temenni ederim.
şenol güneş'in hoca olmadığını, semih'in potansiyelini anlamayıp sezon başında yana yakıla halil dervişoğlu'nu istemesinden anlayabilirsiniz.
1-zeka
2-zeka
3-özgüven
4-libido
5-bakım, hijyen, güzel koku.özellikle koku cidden önemli.
6-uygun mizah seviyesi

şu yazdıklarıma sahip kadın havada kapılmıyorsa sorun takıldığı ortam, konuştuğu kişilerdir (yine zekaya bağlandı gerçi).
demokrat dedenin evladıdır.
babası gibi olacak sonu izleyin görün.
lütfü bir de protestoları yapan kimler biliyoruz, yılmayacağız demiş. temmuz 2023'te özgür özel de çıkıp "kk istifa etsin diyenler aktrol'dür" diyordu. bunların aklı aynı sudan geliyor. kimse artık o değirmenci.

nasıl bir menfaat rant var ki küfür yiyor, sokakta gezemiyor, isminin çamura batmasını bile umursamıyor. bu koltuk neymiş arkadaş, oturan ölene dek kalkmak istemiyor. son olarak da özgür özel ile dün akşam konuştum, adayımız sensin dedi demiş. kk gitmemiş, görevini devretmiş.
akp seçimlerde fire vermesin diye evlatları hala çalışıyor.

(bkz: götüyle inatlaşan donuna sıçarmış)
sadece kürtler değil türkler de türkçe öğrenmeli olarak ele alınması gereken başlık.

çünkü dahi anlamdaki de ayrı yazılır.

edit:
orijinal başlıkta yapılan “dahi anlamındaki de ayrı yazılır” şeklindeki imla kuralının ihlali adminler tarafından giderildiği için işbu entri boşa çıkmıştır.
iddialı olacak ama gülümsememe asık suratla karşılık veren olmadı hiç. her türlü ekonomik sıkıntının muhatabı ve kaynağı da onlarmış gibi davranılan bir meslek grubuna göre pek tatlılar bence.
yukarıda bir eleman "şu çocuğu çok acil ispanya'ya sürekli ilk 11 oynayabileceği bir yere kiralayın." yazmış. eleman galatasaray'ı mancester city, bizim ligi de premier lig sanıyor herhalde :)
#161330664
bandırmaspor'un beşiktaş asbaşkanı olan başkanını üzmüşse helal olsun o galatasaray'a, maçta hiçbir şey yok. 2 tane penaltı verildi ikisi de net penaltı, 1 tane gol iptal edildi spikerin olayı kavrayamaması yüzünden ofsayt başta anlaşılmadı. olmayan olaylar üzerinden beşiktaşlı bir kişinin hışmına uğramış koca kulüp ve bunu iyi bir şey gibi gösteriyorlar. doğru kararlar verildi diye olana bak, öyle alışmışlar ki her hafta 2 tane penaltısının yenmesine galatasaray'ın 2 tane doğru penaltısı verildi diye isyan ediyor beşiktaşlı yönetici ve yancıları.