Sık geçen başlıklar

duygusal olmak zayıflık mıdır sorunsalı 2

ekşi'de gör
duygusallığın bin tane tanımı var ama türkiye’de en sık görülen versiyonu romantizmdir, duygusal dışavurumun önceliği. yani "ben bir şey hissediyorsam bu dünyanın hakikatidir ve ben bunu dışarıya ifade etme hakkına sahip olmalıyımdır" maksimi.

dünyaya zaten azılı bir romantik olarak gelirsiniz, kendiniz bile ne olduğunu bilmediğiniz duygularınızı en içgüdüsel çekilde haykırır, günlerinizi memelerin, sıçmaların, işemelerin hazzında, içinizde hiçbirşey tutmadığınız bir şekilde geçirirsiniz.

öyle ya da böyle zaman içinde ebeveynleriniz bu duyguların bir kısmını anlamayacak, bir kısmını içinizde ukte bırakacak, bir kısmını hiç beğenmeyecek, bir kısmını görmezden gelmek isteyecektir. bu süreç normal bir sosyalleşmenin parçası olduğu kadar komple bir sansür ve bastırmaya da dönüşebilir. bu durumda gücü büyük olan duygularının rahatsızlığını giderme önceliğine sahipken, gücü olmayan da hem kendi duygularını ayak altından çekmek hem de büyük olanın duygularını çok ırgalamamak için otosansür programını devreye sokar.

yeterince patolojik bir ortamda "bütün duygular yanlıştır, içime atıp bastırmalıyım, dışarıya çok rasyonel bir intiba çizmeliyim" ile "bu duygu [genelde öfkedir] dünyanın en meşru ve gerçek duygusu, tüm dünya buna tanık olmalı" romantizmi arasında gidip gelen bir düzlemde tıkışıp kalırsınız.

aslında ikisi de aynı problemdir, ikisinde de duygulara idealize bir önem ifade edilir çünkü doğru yerlerinin ve hedeflerinin ne olduğu henüz bulunamamıştır.

işin gerçeği duygularınız tıpkı düşünceleriniz gibi dünyayı onun aracılığıyla yordalamaya çalıştınız kendi iç muhabbetinizin bir parçasıdır. nasıl gerçeği yansıtmayan düşünceleriniz olabiliyorsa gerçeği yansıtmayan (ne içsel ne dışsal) duygularınız da olabilir. tek fark, duygular (feeling olan) somatik şekilde üretilir, üretilen etkileri hissedersiniz, ve aksiyon düzlemine (e-motion olan) dair daha doğrudan bir itkide bulunur.

gerçeği yansıtanla yansıtmayanı ayrıştırmak, yansıtana da düzgün bir hedef çizebilmek için çare ebeveynlerinizin yaptığı gibi o duyguların tepesinden bastırmak değil, kendilerine özgü mantığı neyse onu anlayıp onu dünyanın ve gerçekliğin mantığıyla birleştirmeye çalışmaktır.

bunun karmaşası yetmezmiş gibi çoğu bastırılmış insanının en meşru en derin duyguları aslında yüzeye çıkan duyguları değildir. dışarıdan görünen duygusallığı varsa, ister öfke olsun ister gereksiz bir kırılganlık olsun, o gerçek duyguları saklamak için bir tür defanstır.

dolayısıyla en sağlıklı versiyonunda hakiki duygusal olmakla rasyonel olmak aynı şeydir. duygu, düşünce, öznel ve nesnel gerçeklikler arasında derin bir devamlılık vardır. içsel gerçekliğinizi bütün somatik bileşenleri ile birlikte anlamlandıranbilmek, onu dış dünyanın gerçekliğine adapte edecek stratejileri bularak ihtiyaçlarınızı giderebilmek vardır.

bu şekilde duygusallık zayıflık değil, tam tersi inanılmaz bir güç kaynağıdır. duygusu olmayan adamın sezisi de olmaz, kararlılığı da, yaşam enerjisi de.

dahası duygusallık bir opsiyon değildir. o duyguları üreten "o" (it, id) sesini öyle ya da böyle size duyuracaktır.