Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bu konunun gündemde tutulmamasının mantıklı bir açıklaması var mı? muhalefetin yıllardır gelir vergisi üzerinden yapılan soygun hakkında en ufak bir açıklaması yok. 2000 yılında gelir vergisinin ilk dilimi asgari ücretin 21 katı iken, akp'nin müthiş ekonomi yönetimi sonucunda 2022 yılında 4.9 katına inmiş. yıllardır aldığımız zamların büyük çoğunluğuna devlet el koymuş. kaynak kimsenin sesi çıkmıyor. artık bir gündem yaratmanın zorunlu olduğunu düşünüyorum.

t: maaşlı çalışanların şirket sahibi ve esnaflardan daha az kazanmasına rağmen daha çok vergi vermesine sebep olan soygundur.
tüm balkan ülkelerini dolaştım 15 gün boyunca. gördüğüm yerler avrupa'nın batısına göre nispeten daha geri kalmış bölgeleri. ama fark ettim ki orada bile insanlarda huzur ve mutluluk var. olay ekonomik de değil sadece; insanlarda dinginlik ve sakinlik var. hayat bir şekilde yürüyor ve kimse kimsenin derdinde değil. maalesef ülkemiz bunların yanında kaos, ezilmişlik, kavga, nefret, yoksulluk ne ararsanız tüm olumsuzluklara sahip durumda. dolayısıyla, ülkemiz dışındaki her yer dememek için bir neden yok artık.
buradaki rusçuların iddialarına göre rusya güya sınırında gördüğü tehdide karşı önlem alıyormuş ve bu işgal hareketi aslında rusya için savunma savaşıymış. tehditlere karşı önlem almak rusya'nın hakkıymış. sorun şu ki avrupa'da başka bir ülkeye tehdit yaratan tek ülke rusya. rusya'yı saymazsak kimsenin kimseye tehdit oluşturduğu filan yok.

-sudan sebeplerle gürcistan'ı bombalayan rusya

-2014'te kırım'ı sudan bahanelerle işgal eden rusya

-bu sene ukrayna'ya saldıran rusya

-polonya'yı, estonya'yı, bulgaristan'ı, moldova'yı tehdit eden rusya

-her hafta tüm dünyaya "nükleer atarım ha" diyen rusya

-doksanlı yıllarda kendi topraklarında kendi vatandaşlarına (çeçenistan) soykırım yapan rusya

-suriye'de 34 askerimizi şehit eden rusya

-avrupa'daki bir çok ülkenin seçimlerine/içişlerine karışmaya çalışan rusya

bu coğrafyada sürekli sağa sola saldırıp kriz çıkartan, komşularını tehdit eden, kafasına göre ülke bombalayan, avrupa'da barışı tehdit eden tek ülke rusya. ortamlarda "rusya sadece dış tehditlere karşı kendini savunuyor" dersiniz kim bilecek.
linç etmek için sıraya girenler sayesinde 3 ay hapis cezası almışlardır. hapse girmeyecekler, çünkü önceden sabikalari yok ama kariyerinin başında gencecik insanları sırf hoşunuza gitmeyen bir şey yaptılar diye çarşaf çarşaf hedef gösterip işsiz bıraktınız ve sicillerini lekelediniz.
çok saygısızca ama olmaz bu kadar falan diyen orta yolcular, en çok da sizin eseriniz bu, gücünü sizden alan bir kitle var, gurur duyun.
sigara içmeme rağmen beni de rahatsız eden kitledir. hele bir tanesi tüyap’da yürüyen merdivende bir üfledi dumanı yüzümüze çarptı. arkadaş kalabalık yolda sigara içilmez yürürken. bu bir medeniyet göstergesidir.
muhtemelen birinin stoğu bitmiş ve yenilenen stok yüksek fiyattan satışa girmiştir. yani 430 gram olan da yakında pahalanacaktır merak etme.
ayrıca git 430 gramı al, bu kadar tantana yapacak ne var dediğim olay.

ek: fiyatlar şuradan karşılaştırılabilir

ek2: bu bir zihniyet hali. türkiye'deki pahalılığın aracılar, marketler, üreticiler üçlüsünün elbirliğiyle vatandaşı kazıklaması yüzünden olduğunu sanan milyonlar var. insan üzülüyor başta ama bu gerizekalılıkla mücadele etmek gerek. zira iktidar özellikle bunu kullanıyor sorumluluk almamak için.
(bkz: katran)
(bkz: zift)

hayatımda içtiğim en kötü şey. bu ne lan böyle? bir kere sabahleyin içme gafletinde bulundum,bütün günümü mahvettim. tiksinç,berbat bir şey. midemi mahvetti. kahve felan değil bu. hakkında neden bu kadar çok entry girildiği de anlaşılıyor. ilk defa ekşi sözlük bir haltı beğenmeme timi sonuna kadar haklı.
çok toksik bir milletiz ve çok yargılıyoruz birbirimizi. bir müddet sonra bu durum içselleşiyor ve etrafımızda kimse olmasa bile biz kendi kendimizi daimi olarak gözetler hale geliyoruz. abi bu şekilde ingilizce değil, hiçbir şey başaramayız

kendime bakarak diyebilirim ki konuşmaya kalktığımda beyin gücümün büyük bir kısmı kendimi monitör etmeye, kalan ufak bir kısmı cümle kurmaya gidiyor. geri dönüp her söylediğim sözü analiz ediyorum kafamda. bu böyle olmaz ki, olamadı da zaten

yurtdışında çalışırken ilk bir iki ay çok zorlandım, sonra baktım ki en berbat hatayı bile yapsam karşı taraf beni anladığı anda olay bitiyordu. 0 yargılama, 0 dalga geçme, 0 düzeltme. herkes kendi işine bakıyor. eh böyle olunca da bir rahatlama geldi açıkçası ve bir baktım aaaa, konuşabiliyormuşum ben! sonra o hatalar kayboldu çünkü peyderpey doğrularını duydum insanlardan ve ben de onları kullanmaya başladım

yoksa ingilizce acaip tırt bir dil. yapboz gibi, çok basit ve görece az sayıda istisnası var. başka bir dili öğrenmeyi deneyin, ne dediğimi anlayacaksınız. tek yapmamız gereken birbirimizin parçalarından tutup aşağı çekmemek.

bunu aştığımız anda sadece dilde değil hemen her şeyde tamamız bence. örneğin (ben bu alanda çalıştığım için) yazılımdan gidersek, almanya'da sektörün önde gelen şirketlerinden birinde çok üst düzey insanlarin liderliği altında çalıştım ve şunu gördüm: bu adamlar bizden teknik ya da bilgi ya da zeka olarak bir gram ileride değil. hatta geri bile diyebilirim. ancak ileride oldukları bir konu var: herkes birbirinin bilgisinden faydalanıyor. asla toksik bir tartışma ya da sidik yarışı haline gelmiyor olaylar. herkeste 1 birim bilgi, beceri varsa 10 kişi bir araya gelip bunu 10 birime ulaştırmaya çalışıyor. bizde ise tepeden inme birinin verdiği karar ve onun yalakaları ile gerçekten is bilen kişilerin sidik yarışı sonucu kendini elemesi sonucunda birer birer çok becerikli olsak da toplamda o adamların gerisine düşüyoruz
arkadaşın biri diyor ki ; gerçekleşsede akp'ye oy veren kadınlar kocalarına nasıl izin verecekler görelim. çok kolay şu şekilde olacak;

-yeni bir yasa çıkmış hanım birden fazla nikah yapabilirmişim artık.

-kim çıkarmış o yasayı ( ülkede çıkan yasaları akp nin çıkardığını düşünemiyor tabi)

-reis!

-reisim yaptıysa vardır bir bildiği.
bir adet sir criston cole adında or..... çocuğu içeren dizi. bre amk evladı, prenses olmasa köyünde buğday ekiyor olacaktın skik. prenses sayesinde kral muhafızı oldun, sonra saniyesinde yeminini bozdun ve prensese deli saçması bir teklifle gittin, doğal olarak prenses de "ne diyon amk malı" dedi. akabinde ağlak bir şekilde yeşillere yanaştı. adamı görünce sinirden deliye dönüyorum amk ya...
40 li yaslarda emeklilik biraz sacma ama emeklilere belesci demek salaklik. her ay adamin maasindan kesilen para tekrar adama odeniyor. emeklilere is gelene kadar ne paralar goturuldu ulkede onlara bakmak gerek
herkes her meslek grubunun kendinden daha az çalışıp hakettiğinden fazla maaş aldığını düşündüğü için hepimiz gül gibi açlık sınırında yaşıyoruz <3 < 3

yemeksepeti kuryesi iş mi bıraktı?
okusaydı amk lise mezunu adam üniv mezunundan daha çok kazanıyor otursun yerine.

doktorlar iş mi bıraktı?
şımarık bunlar herkesi doktor olmak istedi olamadı sanıyorlar zaten dayak yemeyi de hak ediyorlar

öğretmenler iş mi bıraktı?
ağlaklar, üç tatil yapıyorlar ….

hepinizi gönülden tebrik ediyorum arkadaşlarım. ekonomik olarak bulunduğumuz halin bence de üretim araçları ile ne bileyim neoliberal politikalar falan ile hiçbir ilgilisi yok. doktorlar siktirip giderse, öğretmenler tatil yapmayıp her gün her öğrencisine özel derse giderse, kuryeler ise maaşlarının bir kısmını okumayıp iş bulma tazminatı olarak geri verirse biz de bir gün zengin olabiliriz <333
1995 yılından beri aralıksız 27 yıldır (son 15 yıl tavandan) prim ödüyorum, 9500 prim gününü geçmişim ve eyt'liyim. burada eyt'liler bize yük olacak diye yazan ergenlerin anasının babasının emekli aylıklarını ödedim. şimdi benim maaşımdan sgk adı altında kesilen ve bir önceki kuşağa emekli aylığı olarak verilen parayı geri istiyorum.
yukarıdaki arkadaşa katiliyorum, sosyal bir insan olmadiklari için olabilir.tomris uyar, cemal süreyya hakkinda şöyle bir anı anlatmistir;

“akşamları eve biraz geç gel yahu bir erkek hiç dolaşmaz mı” dedim. ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi. sonraki gün altı buçuk. normalde altıda gelirdi. bir gün toz aldım bezi silkelemek için pencereden eğildim ki kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor.
eğlenceli bir dizi bence. ama tabii ülke kutuplaştığı için, sen hacivatsın, o da karagöz muhabbetinden dolayı nesnel yorumlar da pek yapılamaz oldu. illa herkese bir kulp bulunacak. sanırım bu tarz etiketlemeler bilinçli yapılıyor ve ortada duran özü (film veya diziyi) tartışmak yerine biçimi tartışıyoruz. vakit kaybı. bu kutuplaştırmanın müsebbibi tabii ki belli. adamlar her oluşumu bölerek yönetiyor. artık bu güdük siyasetten gına geldi bana.
hayat.
bugün ufak tefek alışveriş için ucuz olur diye bir zincir mağazaya gittim.

bir tane çukur tabak 70 lira.
nevresim+yastık kılıfı 400 lira.
ortalama bir kışlık bot 900 lira.

enflasyondan uzun vadede kaçmak için önümüzdeki yaza birkaç parça marka bir şeyler alayım, uzun süre giyeyim diyerek baktığım bir mağazada:

tişört 300 lira.
gömlek 400 lira.
pantolon 700 lira.

bakın yaşam standardı denen şeyden bahsediyorum. beyaz yakayım. iyi okullardan mezunum. 10 yıllık mühendisim, iyi bir şirketteyim. bütün bunları, yani okumak, bir yere gelmek gibi şeyleri belli bir yaşam standardı için de yapıyoruz. eğer ben şu anda yukarıdaki tablodan olumsuz etkileniyorsam kim bilir mavi yaka, daha alt gelir grubu ne durumdadır.

bu koşulları biz yaratmadık. vergimizi düzenli ödedik, askerliğimizi yaptık, suça bulaşmadık, iyi insan olmaya ve ülkemize hizmet etmeye çalıştık. üzerimize düşen her şeyi yaptık, yapıyoruz.

ama böyle bir hayata sıkıştık. hak etmedik bunu. kimse hak etmedi.
serdar ali çelikler'i her ne kadar sevmesem de yıllar önce çok katıldığım bir tespitte bulunmuştu: hiçbir takım kalecisine rağmen şampiyon olamaz.

ben süper lig'de hatırladığım şampiyonlukları düşünüyorum gerçekten de kötü bir kaleci performansı ile şampiyon olan bir takım aklıma gelmiyor. örneklemi biraz daha genişletiyorum dünya kupası'na, avrupa şampiyonası'na bakıyorum, yine kaleciler bir şekilde takımı sırtlamış.

şimdi altay fenerbahçe'ye geldiği gün ankaragücü'nde parlamış ve gelişmeye açık bir kaleciydi. ilk zamanlar hepimiz hatalarında sebat gösterdik ve onun gelişip iyi bir kaleci olacağına inandık. ancak geldiğimiz noktada altay'ın fenerbahçe gibi büyük bir takımın kalesini emanet alacak kapasitede yeterli bir kaleci olmadığını görüyoruz.

fenerbahçe veya başka bir takım kalecisine rağmen şampiyon olamaz, kalecisi ile birlikte olur. fenerbahçe eğer bu sezon sampiyon olamazsa bunda maalesef altay'ın etkisi çok fazla olacak gibi görünüyor.
kırmızı aracı kullanan trafik canavarı haksız. sinyal verip geçeceğini belirttiysen birisi sana yol verene kadar burnunu şerit dışına taşıramazsın. sinyal vermek geçiş üstünlüğü sağlamadığı gibi kafana göre şerit değiştirebileceğin anlamına gelmiyor. üstelik yetmezmiş gibi aracı şeride girdikten sonra trafiği kafasına göre engelleyip videoyu çeken adamın malına ve canına tehdit var. araca vurup zarar vererek ve sürücüyü tehdit ederek iyi bir sopayı haketmiş.
lâf sokup cevabı dinlememek, vurup kaçmak, yüksek perdeden arka arkaya doktrin tekrarlayıp gerçek algısı yaratmak, kemik kitlesini mamalamak, farklı sesleri susturmak, sadece benim dediğim doğruculuk oynamak.

basit yani.

tüm bunların tek kelimelik bir tanımı var mı, var.

bildin mi?
şule gibi dürüst ve iyi kalpli bi kadının potaya girmesine maalesef gamze gibi sinsi kibirli ve iki yüzlü biri sebep oldu. şule gamzenin gerçek yüzünü daha çok ortaya çıkarıp öyle elenmeliydi…
hala yıpratma diyorlar ya. eskiden sinirleniyordum artık gülmekten başka bir şey yapamıyorum.

7 ayda yıpranacağını düşünen adam ülkeyi yönetmeye aday olmasın. çünkü onun için asıl yıpranma seçim zamanı değil, seçimden sonra, kazandıktan sonra başlayacak.

şuradaki 7 ayı yönetemeyen adam, seçim sonrasını hiç yönetemez.

bir diğer sav da "çok önemli değil kim olursa olsun vereceğiz zaten"

hayır vermeyeceğiz. ülkedeki bir çok kişi de bu durumda emin ol. mesela kemal kılıçdaroğlu olursa sandığa gitmeyecek milyonlarca insan olacak. bundan emin ol bak.

hadi bunu da geçtim, senin için aday önemli olmayabilir ama şimdiye kadar hep "senin" için çalışıldığından girilen tüm seçimler kaybedildi zaten.

bu aday ne zaman açıklanacak? ne zaman ülkeyi yönetmeye adayım diye sokağa inecek? insanlar ne zaman tanıyacak? ne zaman mitinglere başlayacak? ne zaman momentumu arkasına alacak?

"kim olursa olsun" diye bir şey yok.
bilerek bilmeyerek kısmını geçtim, kariyerinin sonuna gelmişsin, maçın sonunda o pozisyonda 3 kişi ip gibi dururken sen ofsaytı bozacak yerde duruyorsan süzme gerizekalısındır. yazık senelerce aldığın paralara.

al lan, bunu da ver mahkemeye.
solu bile bir arada tutmaktan aciz partiyi, sağıyla soluyla tüm muhalefeti tek çatı altında birleştirebilecek diyalog kurabilen bir partiye dönüştürebilmesidir.

bugün eleştirenler dahi kendisi sayesinde tanıdığımız chp belediye başkanlarını överler, ki hepsi adaylıklarına karşı çıkmıştı sağcı diye gidin başlıklarına bakın. daha düne kadar metin feyzioğlu chp'nin başına geçsin diyen tipler, gören de hayatlarında tüm büyükşehirleri alarak iktidara yürüyen chp gördüler sanar aq bilmişi. bu kavgacı faşist kafa akp'nin var olma nedeni lan, size rağmen partiyi buralara getirmek büyük başarıdır.
zaman makinasının kullanım hakkı ile gidilmek istenecek tarihler önem kazanır.
kullanım hakkı sınırsız olsa dinozorların yaşadığı çağlardan geleceğe kadar bütün önemli tarihleri seçmek isterdim.
ama bir hakkım varsa 4-5 belki de 10 sene öncesine gidip annemi onu bizden koparacak olan kanseri haber verir, önlem almasını söylerdim.
verdiği sözün arkasında durmayan dönekler.
pintiler.
ana kuzuları.
dengesizler.
narsistler
edit: ana kuzuları ve pintilerin zoruna gitmiş. herkes istediği gibi yaşayabilir, ama böyle insanla evlenen mutlu olamaz.
ruh hastası. maç son saniye golüyle 5-4 bitmiş. tüm stat yıkılıyor, oyuncular yerlere yığılmış, bu manyak sahaya girmiş hala oyuncu fırçalıyor herkesi etrafına toplayıp sanki maç yeni başlıyormuş gibi taktik veriyor. işin ilginci bu maça özel değil, maç 5-0 da bitse illaki her maç sonu ya birilerini fırçalıyor ya da uzun uzun yapması gerekenleri anlatıyor.

izleyenler hatırlar geçen sene benfica’nın bir maçı vardı. rakip covid yüzünden sahaya yedeksiz 9 kişi çıkmış, 3. kalecilerini ortasaha oynatmak zorunda kalmıştı. maç 40. dakikada 7-0 a geldiğinde bu ruh hastası hala gol atmaları için oyunculara bağırıyor hala taktik veriyordu. devre arasında rakip teknik direktör ve oyuncular ağlaya ağlaya soyunma odasına giderken, ikinci yarıya çıkmama kararı almışlardı. (şaka değil gerçekten de ağlıyorlardı) bu manyaksa kulube de bacak bacak üstüne atmış keyifle kurbanının gelmesini bekliyordu. o zamandan belliydi nasıl bir deli olduğu.

bu kadar yıl kimlerle harcandı bu takım. tek başına sadece takımı değil koca kulübü bambaşka bir seviyeye çıkardı. işin bir başka yanı ise oyunculardan biri bile hocadan şikayetçi değil, kim roportaj verse sürekli jesus'u övüyor ve herkesin ağzında tek bir söz var " hocamız çok detaycı". ve bu "detaycı" lafını ise kimse olumsuz anlamda kullanmıyor.

tanım: ruh hastası
ben yiyorum sayın yazarlar hem de tuzu alınmadan yiyorum. gerçek kırma ve limonun kendisi ile yapılmış zeytin harikalar yaratmaktadır damaklarda hem de çok faydalıdır.
yemeyene yediriniz efendim