Sık geçen başlıklar

andropoz (dizi) 5

ekşi'de gör
ekşisözlük güncelini iyi yansıtan bir dizi olmuş. sanki engin günaydın yazarken buralara uğramış gibi.

liseli kızın evi, arabası olan çocuğu seçme olayı.

anne baba daha ölmeden şu ev sende kalsın, bu ev bende kalsın saçmalığı.

çıtır kızların evli erkek ile bir şeyler deneme çabası. nasıl olsa zarar gelmez misali.

türk erkeğinin rus kadını düşkünlüğü.

türk kadının evli olup başka heyecanlar araması.

gece gece aklıma gelen bunlar ama basit bir hikaye gibi dursa da tamer karadağlı'nın çok renk kattığı ve düşündürücü bir yapım olmuş.
harika başlayıp vasat biten dizi.

--- spoiler ---

dizide üç andropozlu var.

ilki: yusuf. adropozuyla ortalığın anasını sikti. elaleme “seni seviyorum” mesajı attı, mafyayı peşine taktı da karısından bir trip bile yemedi. işte de balığına şansı döndü. sahil evinde goblin çocuklarıyla mutlu mesut yaşıyor.

halit: dayakçı, şiddet düşkünü, alkolik bir istismarcı. cinsel kimliğiyle dahi barışmamış bir iki yüzlü. karısını hastanelik edecek kadar dövdü, hikayenin sonunda cillop gibi tekneye ve türlü variyete cici baba olarak sahip oldu. milyon euroluk teknede mutlu mesut yaşıyor.

mahmut timuçin: ruh hastası bir karıdan boşanmaya çalışıyor, iki dingil kızı var. şahinde aşırı derecede abartılmış, tam bir gülse birsel karakteri. şahinde'nin hayatında olup da kaçmayacak erkek yoktur. ki adam açıkça boşanmak istediğini söylediği halde karı sakırtlak gibi yapışmış. herif asgari ücretin 2500 olduğu dönemde 25000 nafakayı boşanmadan veriyor, kızları ile yine abartılı da olsa ilgileniyor, herif manyak eski karıya rağmen diğer iki andropozlunun yanında en masumu, hiçbir iki yüzlülüğü yok. iftiraya uğradı, kara toprakta iki seksen yatıyor.

--- spoiler ---

güzel başlangıç, bok gibi sonlar.
eğlenceli bir dizi bence. ama tabii ülke kutuplaştığı için, sen hacivatsın, o da karagöz muhabbetinden dolayı nesnel yorumlar da pek yapılamaz oldu. illa herkese bir kulp bulunacak. sanırım bu tarz etiketlemeler bilinçli yapılıyor ve ortada duran özü (film veya diziyi) tartışmak yerine biçimi tartışıyoruz. vakit kaybı. bu kutuplaştırmanın müsebbibi tabii ki belli. adamlar her oluşumu bölerek yönetiyor. artık bu güdük siyasetten gına geldi bana.
asiri edebi bi esermiscesine (ve ben cok anlarmisim gibi) overanalyze etmek istemiyorum ama, biraz alttan alta goze sokulan bir tema var, kimse yazmamis karalayayim.

--- spoiler ---

dizide devamli islenen birkac temadan birisi, insanlarin tek yonlu iletisim kurmaya cabalayip bunu fark etmemesi. kimse karsisindakini dinlemiyor, karsisindakinin ne dedigini/diyecegini en iyi kendisi biliyor. aslinda karsisindaki ne soylerse soylesin, onun agzindan cikanlari objektif olarak yorumlamayip, yani dinlemeyip, kendi dusunceleri ve onyargilariyla harmanliyor.

en bariz orneklerinden birisi adamin ogluyla bahcede otururken ogluna zorla sigara icirmesi. cocuk acik acik “icmiyorum baba” diyor, ama babasi onun kesin ictigini dusunuyor, o kadar ki sonunda zorla iciriyor da. sonra cocugun sigara icmedigini fark ettiginde de “niye soylemiyorsun oglum” diyor. soylediginin farkinda bile degil. yani farkinda ama, degil…

ayni tema dizinin hemen her diyalogunda var. cocuk kiz arkadasim var diyor, babasi “korunuyor musunuz?”. adam hasta degilim diyor, ailesi kanser teshisi koyuyor. kiz arabada olumden donen adama “icki kotu” diyor, adam “istersen var vereyim” diyor. herkes “leb” demeden “leblebi”yi anladigini dusunuyor.

birbirinin gercekten ne istedigini anlayan kitle genellikle yeni nesil olarak resmedilmis, hatta birbirlerini birak, kendilerinin ne istedigini (en cok da zit karakterleriyle ikizler bu figurde). mesela zengin yatli katli adam mal mulk istedigini sanmis, ama sonradan istedigi seyin o olmadigini anlamis. turk kadini birakip rus istedigini sanmis, onu da istememis meger. ote yandan genc girisimci cocuklar, ilk is gorusmelerini yaptiktan sonra “bira mi icsek” diyorlar. sonra bi “mal miyiz lan biz, 15 yasindayiz ve bunu aslinda istemiyoruz da” deyip dondurma yiyorlar. yine de dukkanin acilisinda annesi hala “siz sampanya mi iciyonuz?” diyor. cocuklar istemedikleri seyi coktan fark etmis, ama baskalari leb demeden leblebiyi anladigini zannediyor.

insanlarin karsi tarafi kendi gozluguyle gordugu zaten dizinin basindan beri “fal” muhabbeti ile yansitiliyor. falda bi kadin yatan bi adam gordu, farkindaysaniz karsilarina cikan her vukuata yapistirdilar. o kadar ki, dizinin en sumsuk, karisini doven, kendi basina biraksan evi yakacak, yumurta kiramayan sumuklu maco herifi bile “siz saglam adami hasta edersiniz” derken fal bakarak adami neredeyse gommelerini elestiriyordu. allahin hirbo adami bile bi anligina aslinda karsi tarafi dinlemenin pesindeydi. halbuki fal bakan kadin, 15 yasinda rus klasiklerinin tamamini okumus…

karakterlerin kirilma sahnesi, “bahcedeki evi alacam” diye bizimkileri arabada aramalariydi. yine kendi kafalarini disari project edip “kesin bunlar polis, kesin yemliyorlar” demeler… ta ki adam acik acik, sabirla, israrla “ev alacam” diyene kadar… o ev, dizinin basinda satilmasi “tabu” olan ev. baba yadigari ev. satilmasi teklif dahi edilemez ev. o kadar yasanan seyden sonra artik o evi gozden cikardilar, ama satin alacak kisiyi bile dinlemiyorlar. kendi fikirlerini surekli telefonda karsi tarafin agzina tukurerek kendilerine zarar veriyorlar. bunu fark edince dinlemeyi ogreniyorlar. hem utaniyor, hem aydinlaniyorlar. susup, firsati degerlendiriyorlar.

butun bunlarin zamanla, kol saatlariyle olan iliskisi aslinda gayet basit. gencken kendisinin ve baskalarinin ne istedigini bilenler, zamanla baska fikirlere kapaniyor, fala bakar gibi her baktigi yerde gormek istedigini goruyor. sonunda da “ben degisim/baska fikirler istiyor muyum?” bilmiyor. gencken ne istedigini bilen zumreler, hayatta baskalarini dinlemeyi birakinca istemedikleri bir hayata surukleniyorlar. mutsuz olup, mutsuz ediyorlar. “ben sensiz naparim” diyorlar, cunku kendilerini baskalarinin agzinda tanimlamislar. alkolik herif ne dovdugu karisini istiyordu, ne de hindistan'a gitmeyi. gizli gizli yasadigi hayata (maskulen bi figurle yatta takilmak) aciklikla geri dondu. ikisine de sorsan eslerinin dizlerine kapanip yalvardilar “sensiz yapamam” diye… yusuf ve esi sonunda tabu olan evi geride birakip sahil kasabasinin hakkini veriyor. ama bunun disinda elle tutulur degisim yok. cunku belki de istemiyor. muhtemelen daha iyi iletisim kurmayi ogreniyorlar. iskeledeki happy hour'da birbirlerinin ne dedigini hic anlamayan cift, happy hour'un aslinda happy olan kisminin icilen bira (ev, materyal, implant) degil, dinlenen karsi tarafla gecen zaman oldugunu ogreniyor.
--- spoiler ---