Sık geçen başlıklar

türklerin ingilizce konuşamamasının sebebi 4

ekşi'de gör
sifir ingilizceyle 30 yasina gelen bir arkadasim var, adam tamamen sifir.
tv'deki ingilizce menuleri bile bilmiyor.

bu devirde bunu basarmak bile ayri konu, hic mi oyun oynamadin hic mi film izlemedin.

bu herif 6 ay yurt disina gitti, su an bulbul gibi.
toplam 200 kelime biliyor 2-3 tane de zaman biliyordur, ama yetiyor.
aramizda en akici konusan bu adam.

salak ingilizce hocalarina denk gelmedi, telafuzuyla dalga gecen arkadaslari olmadi temiz temiz kaynagindan ogrendi.

ingilizler kraliceyi koruyan atli ekibi secerken hic ata binmemis olanlari seciyormus.
sifirdan dogru ogretmek icin.
bence en büyük neden türkçenin kendine özgü yapısı. hint avrupa dil ailesinden gelen bir yabancı ingilizce öğrenirken 0'dan başlayabiliyor. ancak bir türk -3'den başlıyor. çünkü sentaks, kelime türetme yolları, cümle kurma biçimleri vs. tamamen kendine has bir dil türkçe.

örneğin uçaktaydınız ve telefonunuz kapalıydı. inince de arkadaşınız bir mesaj attı ve telefonunuzun kapalı olduğunu size ulaşamadığını vs soruyor. bu durumda ingilizce oalrak bir almanın bu soruya cevap verirken yapması gereken kelimeleri eşleştirmektir: almancadaki "ıch war im flugzeug yerine, birebir bir eşleştirmeyle "ı was on the plane" der. yapı birebir olarak öbür tarafa geçirilir.

bir türk için ise durum daha karışıktır. çünkü eşleştirme işe yaramaz. tam tersi açılım yapması gerekir. "uçak-ta-y-dı-m" yerine buradaki çekimlenmiş harflerden oluşan karışık yapıyı açarak her birini ayrı kelimelere ve sentaks yapısına taşıması gerekir.
çok toksik bir milletiz ve çok yargılıyoruz birbirimizi. bir müddet sonra bu durum içselleşiyor ve etrafımızda kimse olmasa bile biz kendi kendimizi daimi olarak gözetler hale geliyoruz. abi bu şekilde ingilizce değil, hiçbir şey başaramayız

kendime bakarak diyebilirim ki konuşmaya kalktığımda beyin gücümün büyük bir kısmı kendimi monitör etmeye, kalan ufak bir kısmı cümle kurmaya gidiyor. geri dönüp her söylediğim sözü analiz ediyorum kafamda. bu böyle olmaz ki, olamadı da zaten

yurtdışında çalışırken ilk bir iki ay çok zorlandım, sonra baktım ki en berbat hatayı bile yapsam karşı taraf beni anladığı anda olay bitiyordu. 0 yargılama, 0 dalga geçme, 0 düzeltme. herkes kendi işine bakıyor. eh böyle olunca da bir rahatlama geldi açıkçası ve bir baktım aaaa, konuşabiliyormuşum ben! sonra o hatalar kayboldu çünkü peyderpey doğrularını duydum insanlardan ve ben de onları kullanmaya başladım

yoksa ingilizce acaip tırt bir dil. yapboz gibi, çok basit ve görece az sayıda istisnası var. başka bir dili öğrenmeyi deneyin, ne dediğimi anlayacaksınız. tek yapmamız gereken birbirimizin parçalarından tutup aşağı çekmemek.

bunu aştığımız anda sadece dilde değil hemen her şeyde tamamız bence. örneğin (ben bu alanda çalıştığım için) yazılımdan gidersek, almanya'da sektörün önde gelen şirketlerinden birinde çok üst düzey insanlarin liderliği altında çalıştım ve şunu gördüm: bu adamlar bizden teknik ya da bilgi ya da zeka olarak bir gram ileride değil. hatta geri bile diyebilirim. ancak ileride oldukları bir konu var: herkes birbirinin bilgisinden faydalanıyor. asla toksik bir tartışma ya da sidik yarışı haline gelmiyor olaylar. herkeste 1 birim bilgi, beceri varsa 10 kişi bir araya gelip bunu 10 birime ulaştırmaya çalışıyor. bizde ise tepeden inme birinin verdiği karar ve onun yalakaları ile gerçekten is bilen kişilerin sidik yarışı sonucu kendini elemesi sonucunda birer birer çok becerikli olsak da toplamda o adamların gerisine düşüyoruz
çünkü hata yapınca gülünç duruma düşmemek için konuşmaya korkuyorlar.

bir türkün ingilizcesi ile dalga geçen bir yabancı göremezsiniz. yine başka bir türk gömer onu. bu yüzden sadece belli kalıplar içinde listening'i gelişir ve speaking'i kolay kolay oturmaz.