Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
dr lar bak bununla uğraşıyoruz biz diyip aylık 50 bin maaş isteseler hakları var.

kadin acile gelmiş bir de gözünün arkasına lens kaçtığını iddia ediyor. valla ben dr yerinde olsam hiç lens gözün arkasına kaçmaz kaçamaz diye anlatamam. direkt gözünüz arkasına kaçan lensler sindirim sistemine karışır sıkıntı yapmayın diye sutlarim. gözünün arkasına lens kaçtığını düşünen biri buna da inanır.

kadının zeka seviyesini lensin gözünün arkasına kaçtığını sanmasindan anlayabilirsin. karı lensi düşürmüş, arkaya kaçtığını sanıyor.

edit: bir sürü mesaj atılmış, öncelikle 25 senedir lens kullanıyor, 15 senedir de optisyenlik yapıyorum. lens gözün arkasına kaçmaz, kaçacağı yer göz kapağınızın altı olur en fazla bakın o durumda bile hiç bir şey yapmanıza gerek yok, kendi kendine çıkar. gözü açıp kapamanız bile yeterli. kadın hastaneye geldiği anda lens göz kapağının altında olsa gözünün kanlanmış ve yaşarmış olması lazım. kadının gözler far görmüş tavşan gibi açık. yani gözün arkasına kaçırdığını sandığı lensi düşürmüş.
lewis hamilton: "yaşanan olay kafa karıştırıcıydı. max drs bölgesinden önce onu geçmemi istiyordu. ardından drs etkisi ile beni avlayacaktı ama ben aptal değilim." demiş.

hani fren testi hamilton efendi? hani haberi yoktu toto wolff? adamlar dalga geçiyor resmen. şu açıklama ceza çıkması için yeterli. her zaman masumu oynayan hamilton sıktı artık.
kemal kılıçdaroğlu'nun bütçe konuşması sırasında füze atarken kahkaha attırdığı cümlesi... arka sıralardan bağıran yeliz adeley'in (ahmet hamdi çamlı) hemen sesi kesiliyor. yaa yeliz kardeş çok rahat konuşuyordun...

arkadaşlar yeliz konuşuyor (video)

akla yedi bela hüsnü'deki şu repliği getirmiştir: abiler duydunuz mu hüsnü malik'in elinde patlatmış... hem ne patlatmış...

edit: zuahahhahaha yeliz "şahsıma sataşıldı diye" söz istedi.
hocam yeliz ağlıyor tuvalete gidebilir miyiz?
anladığım kadarıyla yazarın elinde mini etekle nerelere girilebilir listesi var. kadın yazarlarla paylaşırsa onlar icin faydalı olabilir.
duş

çok üşenmiştim, almamak için bahaneler uyduruyordum; ama zor da olsa ikna edebildim kendimi. şimdi yatakta temiz temiz yatarken iyi ki almışım diyorum. herkese tavsiye ediyorum.
evet kulağa hoş geliyor. ama kısaca bakalım isterseniz.

bu incelemem de her harcamayı minimum olarak tasarlayacağım. aile, anne baba çalışan ve 2 çocuklu olsun. birisi üniversiteye, diğeri liseye gitsin. üniversitedeki çocuğun şehir dışında okuduğunu varsayalım. evleri de kira olsun.

kira 1500 lira

faturalar 1000 lira (4 cep telefonu, doğalgaz, elektrik, su v.s)

meyve-sebze aylık 600

mutfak giderleri yağ, deterjan, peynir, süt, yumurta, kahvaltılık, makarna v.s 1000 lira (burada da et, pastırma, sucuk, tavuk, balık, alkol, v.s yok)

çocuğa yollanan 3000 lira. burayı biraz açalım. çocuk 3 kişiyle evde kalıyor. 2000 liraya kiraladıklar evi. çocuğa düşen kira 666 lira, elektrik, internet, su, cep telefonu, doğalgaz v.s aylık 100 lira olsun. öğlenleri yemeği okulda 4 liraya yesin. günlük 5 liralık bilet kullansın. kahvaltı yok ve akşama da çiğ köfte dürüm ayran yesin 15 tl/günlük. sigarası günlük 15 tl olsun. elinde kalan 1050 lira. çocuğun alkolü yok, otu çöpü yok, kız arkadaşı hiç yok. buna da kıyafet, kitap, kırtasiye, arkadaşlarla ayda bir takılmaca v.s anca?

liseli çocuğun masrafları 1000 lira tutsun.

kredi taksidi 2000 lira. (bu maaş ile borçsuz yaşamaları imkansız çünkü)

kıyafet aylık 4 kişi 500 lira (sadece 1 kot en az 100 lira)

araç varsa vergi, muayene yakıt, sigorta, kasko, lastik, yağ bakımı vs. 1200

buraya kadar 12000'i geçti. devam etmiyorum harcamalara.

bu hesap ile

yurtdışı veya yurtiçi tatil yok bu hesapta, köye bile gitmek yok. piknik yok. kimsenin düğününe, cenazesine, partisine, keyfi ziyaretine gitmedin daha, sağlık gideri yok, bozulan, kırılanınız yok, mobilya hiç değişmiyor, evin reisinde sigara ve alkol yok, liseli de de aynı durum söz konusu, sinema yok, tiyatro yok, konser yok, dışarıda yeme-içme yok.

arkadaşlar uzun lafın kısası bu hesap batar.

bu hesap türkiye gerçeği. türkiye'nin ekonomik olarak çok kötü bittiğinin gerçeği. bu hesabın içinden çıkıp, kendisini ve çevresi kandırmaya çalışan biri varsa buyursun.

batığız yani. hem de çok çok kötü batığız. kendimizi kandırmanın anlamı yok. asgari ücret 5000 olsa ne olur?

toptan geçmiş olsun. hepimiz hak ettik.

edit 2: arkadaşın biri "abartmasak mı" yazmış. allah rızası için yukarıda neyi abartmışım söyleyin? proteinli gıda yemiyorlar. sen buna abartma diyorsan, sen aç kal öl olur mu? hakkettiğiniz bu çünkü. sürünün.
edit 2: salağın biri mesaj yollamış. çocuk kıyafet almasın en az 4 yıl yeter 1 kere alınan diyor. ula gerizekalı 1 mont olmuş 400 lira en az, 1 kot en az 100, 1 kazak en az 100, 1 ayakkabı en az 150. eşofmanı var bunun, t-shirt'ü var, botu var, terliği var, çamaşırı var.hepsinden 5 er tane alsın ve 4 yıl giysin o zaman. sen de hesapla. senin kendine ve yurttaşına saygın yok en baştan.

edit 3: ben kafamı sikeyim ki böyle başlık açtım. özelden mesaj yağıyor, peynir niye yiyorlar, makarnadan 4 porsiyon çıkar, giyimle ne işleri var diye. günde 3 ekmek yeseler, aylık ekmek giderleri 270 lira. liseli 1000 lirayı napsın diyen var. doğru liseli ölsün direkt. dershanesi yok bu garibin, hiç dürüm yemesin, aç gidip gelsin her yere bu genç köpek.

sikilin. daha beter olun. bana göre hava hoş. aslında çok iyi yapıyor reis, ben bunu anladım bu gece.
evet görüyorum ki algı operasyonu başarılı olmuş.

söz konusu olan zam; memurun 3 senede ufak ufak alacağı zamdır.

*memur en son temmuz'da yüzde 3 zam almıştır. o da bir ay içinde enflasyona yenik düşmüştür. (aslında memur son 20 senede hiç zam almamıştır hep enflasyona yenik düşüp enflasyon farkı almıştır.)

** adamlar işini biliyor.
doktora 5 bin, diyorlar.
öğretmene 2 bin, diyorlar.
memura yüzde 35, diyorlar.

vatandaş da bunların gerçek olduğuna inanıp bu meslek gruplarına karşı gereksiz kıskançlık ve düşmanlık besliyor.
şu kalıbı kullandığım için kusura bakmayın ama, burası f1 burada sikiş var sikiş. son 10 yıldır kural değişiklikleri ve sünepe pilotlarla mühendislik fuarına dönse de bu sporun tarihi kan, gözyaşı ve öfkeyle dolu. f1’de bugün efsane olarak andığınız tüm pilotlarda da max’la aynı hamur vardı. hiçbiri kaybetmeyi kabullenmezdi ve sonuna kadar her şeyi yapardı. en az 4 şampiyonluk son yarışta böyle olaylarla el değiştirdi. hatta senna şuminin baskısına karşılık verirken canından oldu.

rekabet istemiyorsanız siktirin gidin curling seyredin.
annem neredeyse otuz yıllık hemşire arabadayız radyodan şu olmayan zam haberini duyunca başladı yok doktorlar ne yapıyor ki bi order verip geçiyorlar her şeyi biz yapıyoruz istedikleri saatte girip çıkıyorlar hastaneye diye saçmalamaya başladı kendi kızıyım ya nasıl sürünerek okuduğuma neler çektiğime bizzat şahit, ne demek hiçbir şey yapmıyorlar ya bunu nasıl söylersin kim ne kadar hakediyorsa bırak alsın sana zam yapmayanlara kız doktorların ne suçu var dediğimde üstüne bana yazıklar olsun hemşire düşmanı mısın diye saçmalamaya devam etti, ben hemşire düşmanı falan değilim de sen doktor düşmanıymışsın diyip sustum kendi kendine konuşmaya devam etti, bizi bizden başkası anlamaz bakın annem diyorum çektiğim zorluklara şahit kadın neler neler söyledi asılsız bi haber yüzünden artık kimseye tolerans yok millet ne yaşadığımızdan habersiz, haberleri olsa da umurlarında değiliz herkesin derdi var onu biliyoruz keşke siz de nerede ne demeniz gerektiğini sınırlarınızı bilseniz neye nasıl tepki gösterilir bu yaşınıza kadar öğrenseydiniz, çok yazık
gerçekten allah belanızı versin, ne diyeyim ki.

edit: az önce kapı çaldı, 50-60 tane kadın geldi. kimsiniz dedim. biz "iyi olmuş içenlere, ben zaten içmiyordum beni etkilemez vs." diyenlerin anneleriyiz, seninle cinsel temasta bulunmaya geldik dediler.
aylık 7500 lira maaş alıyorsanız sizin de geleceğiniz bu adam gibi olacak ne yazık ki ..

tayyip'in akp'sinden önce emeklilik bağlama oranını önce %70 idi..
tayyip'in akp'si yüzünden şimdi o oran %20...

yani 7000 lira maaş alan bir insan emekli olunca 1.400 tl emekli maaşı alacak..

hadi canım ... abartma amq. diyorsun değil mi ?

aç araştır da gör ebeninkini.
tamam ben de kendisinden pek hoşlanmıyorum da buna da 'yarı çıplak ' demezsin ya . dekolte görmeye görmeye normalini unutmuşsunuz siz . sansürcü kafalar bunlar .daha önce de yazdım , yine yazıyorum: sansür kötülük barındırır. yasak arzu doğurur. yapmayın gençler .
fransız faşistlerini savunacak türkleri göreceğimiz olay.

hatırlatalım; avrupa’daki faşist düşünceye göre bizler (türkler, doğulular, ne derseniz deyin, adamların gözünde farkımız yok) “alt sınıf”tayız, batılı sahiplere hizmet etmemiz gerekiyor. batılılara hizmet etme gibi fantazileriniz varsa, batılı faşistlerin götünü yalayabilirsiniz.
"3. filmde hikaye tamamlanmıştı ya" diyenler, storytelling denen şeyden zerre anlamayan, muhtemelen biraz da "karanlık son" bağımlısı tipler. çok sevinmişler kahramanlar gebermiş gitmiş falan diye.

bu hikayenin doğal sonucu, tam da bu 4. filmde olduğu gibi, "restart" hadisesidir. zaten 3. film o kapıyı açık bırakmış ki bu filmi çekmişler.

"the matrix" gibi, defalarca restart edildiği de söylenmiş bir kavram varsa, tekrar restart edilmesi, böyle bir döngünün oluşması kaçınılmazdır, doğal sonuçtur.

bir de geek-nerd topluluğu içinde yaygın bir anti-romantiklik vardır; hemen başlarlar "ay yine romantizme vurdular" falan diye. the matrix her zaman romantik bir filmdi; sizin nemrut realistler olmayı çok cool bir şey sanmanız bu gerçeği değiştirmez.

neo, "her zaman onu (trinity'i) seçeceğim" diyerek, mantığın soğuk saltanatını reddetmiş bir karakter zaten. tüm hikaye, yapay zekanın, duyguların gücünü küçümsedikleri için kaybetmeleri üzerine kurulu, bir nevi.
biz hani bazen kuzey kore ile ilgili haberler alıyoruz ya ülkede bir şeyler olmuş ama halkı farkında değil; televizyon kanallarına göre kendilerini bölgenin en güçlü ülkesi falan sanıyorlar gibi.
acaba dışarıdan bakınca biz de mi öyle görünüyoruz lan? baksanıza yayın kesiliyor. her şey güllük gülistanlık gibi haberler yapılıyor.
muhabir resmen bize acımış lan. arap'a kendimizi acındıracak hâle milli mücadele döneminde bile düşmemiştik.
yarın sensiz 3. ayımız. telefonum çaldığında "babam arıyordur", zil çaldığında "babam gelmiştir" düşüncesi devam ediyor hala.

seni özlemeden geçen günümüz yok. huzur içinde uyu babam. seni çok seviyoruz.
başrollerden biri olan ılgaz savcının artık tek rolünün ceylin'in özel işlerine koşturmak olduğunu gördüğümüz dizi. dizinin başında cool gözüken, ailesine düşkün ve dürüstlük abidesi bir savcıyı bir abazaya dönüştürdünüz sevgili senarist. tebrikler.
80 milyonun çalıştığı, ürettiği, kazandığı tüm değerleri ve tarihten gelen kurulu düzeni, kurumlarını; sırf seçim kazandı diye mülkiyetine geçirip kendi özel şirketi gibi yönetmek istiyor. yönetiyor da.
bazı entry'lerin köy kıraathanesinden hallice olduğu başlık.

biri gitmiş rus seviciliği yapmış,
biri gitmiş yunanlar da bize dalmasın bu süreçte demiş vs.

türkiye insanların farklı zaman dilimlerinde yaşadığı bir ülke.

kimisi 15.yy kafasında, karnım tok, üstümde damım var ne gerek var fazlasına diyor, kişisel bakım ürünlerini bile lüks görüyor.

kimisi 20.yy kafasında, yunanistan'ın megali idea ile gelip topraklarını işgal edeceğini ve ingilizlerin onları destekleyeceğini sanıyor.

kimisi yine 20. yy kafasında; fransa, almanya, ingiltere falan rusların anasını siker yazmış, bahsettiği ülkelerin 21. yy'da tek olayı silah üretip satmak. onu kullanacak en ufak bir cesarete sahip değiller çünkü kaybedecekleri çok fazla şey var. asla bu kamuoyunu oluşturamazlar. diplerindeki belarusta bir insanlık dramı yaşanıyor da ruslardan korkularına bir şey yapamıyorlar. lukaşenko'yu eleştiriyorlar, putin'in adını ağızlarına almıyorlar falan.

21.yy da yaşayan bir yazar olarak şunu belirtmeliyim ki putin eski sovyetleri tekrar kuruyor, çin eski ipek yolunu tekrar kuruyor.

çin'in ve rusya'nın yükseldiği bir dönemde yaşıyoruz.

ab'de yapılan kamuoyu yoklamalarında kimse savaşmak falan istemiyor. ab toplumu eski militarist tarihinden çok uzak, avrupa birliği artık hobbitlerin mutlu mesut yaşadıkları ve dünya problemlerinden uzaklaştıkları bir shire'a dönmüş durumda.

rusya hala 20.yy milliyetçi militarist toplumunun önemli bir kesimini koruyor ve bu zayıflığı görüyor. çin abd'yi atlantik'e çekilmek durumunda bıraktı. bu coğrafyadan abd çıkıyor, rusya ile ab'yi başbaşa bırakıyor.

abd sınırını da polonya olarak görüyor.

bu da ruslara açık bir mesaj:

polonya'ya kadar gelebilirsiniz buradan sonra 3. dünya savaşı çıkar.

bu açıdan ukrayna, 2. dünya savaşındaki polonya'nın talihsizliğini yaşayabilir. şuanda asla ukraynada bulunmak istemezdiniz.

rusya kendi otoritesi altından çıkıp batıya yanaşmak isteyen devletlere sovyetler yıkılmış olabilir ama sen hala benimsin diyor. ab'nin zayıflığı, abd'nin başka öncelikleri sayesinde rahatça bu coğrafyayı domine etmeye devam ediyor.

bugün türki bir çok diktatörlük putin'in sözünden çıkamaz.

ermenistan çıkamya çalıştı, azerbaycan üzerinden cezalandırıldılar. bu türkiye'nin değil, putin'in bir hamlesiydi. putin istemese azerbaycan bunu yapamazdı.

daha önce gürcistan'da bir benzeri yaşandı.

kırımı zaten işgal ettiler ancak işgal genişleyecek. suriye iç savaşı sebebiyle bu olay askıya alınmıştı.

suriye'de de kazanan rusya oldu.

suriye iç savaşı artık bitti ve kırımda olanlara kaldığımız yerden geri döndük. rusya her geçen gün bölgeye yeni takviyeler yapıyor.

göz göre göre ukrayna'yı işgal edecekler. ve muhtemelen batı hiçbir şey yapmayacak. yapamayacak.

rusların ukrayna'ya, çin'in tayvan'a eş zamanlı saldırması çok olası. bu gerçekleşirse dünya için hiç hayırlı şeyler olmaz. rusya ve çin dünya barışının en büyük düşmanlarıdır ve bu iki ülkenin ışid'den farkı yoktur. zaman zaman rusya ve çin güzelleyen moronlar umarım bunu fark etmez. umarım bir şekilde engel olunur.

soğuk savaş bitmedi, şekil değiştirdi. ve şekil değiştirmeye devam edecek.
mercedes ne araba yapmış öyle amk. kırık kanat ile en hızlı tur çaktı adam.

biz boşa kanser olmuşuz zamanında mp4-16 izlerken. bu ne amk.

o zamanın ferrarici tayfasından şu an verstappen'i destekleyen varsa eğer, heh işte güzel kardeşim zamanında aynen bizde böyle hissediyorduk. hatta schumi yağmurlu yarışlarda falan su üstünde yürüyordu utanmasa.

hamilton tatava yapmaz, alır geçer büyük ihtimalle.
işi sevdiği için mi yapıyor bilemem ancak değeri düşük bir para birimi için içerik üretmeye değmez. bi youtuber'ı savunduğumdan değil. insan sevdiği işi yapmalı ama emeğinin - varsa eğer - karşılığını da tam almalı.

bana samimiyetsiz gelmedi açıkcası.
muhalefet partisinin sikindirik bir ilçe başkanı bile bir devlet memurunu, bir kadını bu şekilde tehdit ediyorsa 20 yıldır tek başına iktidarda olan partililerin yaptıkları çok da anormal değilmiş diye düşünüyorum artık.

meral hanım bu herifi ve bunun gibileri tekme tokat kapı dışarı etmezse ona da yazıklar olsun!

ayrıca iyi partili de olsa, mhp'li de olsa ülkücü her zaman ülkücü'dür.
önemli olan kurun kaç olacağı değil. kuru yarım saatliğine 25-30 kuruş düşürmek için merkez bankasının kaç paramızı çarçur edeceği ve bu 25-30 kuruşluk düşüşten hangi yandaşların ucuz dolar kapatacağıdır.

halktan kopuk bir şekilde sarayında yaşayan adam gitmedikten sonra her gün yükselmeye devam...
milletin ocağına incir ağacı diken ibnetor. bu balinalar mahvetti milleti. haftalık kapanış 52 bin altında kaldı. analist bozuntulari yön aşağı dese de balinalar herkesin düşündüğünün tersini uyguluyor. adamlar keriz mi milyonlarca insanla birlikte gitsin yukarı? sabreden, fomoya kapılmayanlar kazanacak. panik yapanlar dökülecek. analistlere falan da bakmayın derim bir boktan anladıkları yok. 3 gün önceye kadar uçuyoruz 100 bin diyorlardı. şimdi batıyoruz 30 bin diyorlar. dikkat ederseniz para muslukları ayı döneminde azaldığı için hepsi eğitim düzenliyor bu dönemlerde. katılanlardan 20-30 usd alıyorlar. kaptırmayın paranızı.
bu yazı, hastaneye gitmeyi düşünen hastalar için bir referans niteliğindedir.

yeni bir durum değil ancak, en azından hangi hastanelerden uzak durulmalı ve yaptıkları yanına kar kalan hastaneler kategorisinde olması açısından yazacaklarım önemli.

yazacaklarımın muhatabı devletin ta kendisidir.
bu yazılanlar şikayetimizi dikkate alan ancak hiç bir aksiyon almayan cimer, onun yönlendirdiği il-ilçe sağlık müdürlükleri kurumunadır.
hastaneden herhangi bir maddi beklenti yoktur.

tek amaç, vatandaşın cebindeki son kuruşa gözünü diken bu kan emicilerin mevzuat bilmez, yasa tanımaz, kendi kafalarına göre kurdukları düzenin başlarına yıkılması.
devlete şikayette henüz sonuç alamadık, şimdi sıra halka şikayete geldi!

birinci bölüm kan parası soygunu;

bildiğimiz gibi mevzuat, özel hastanelerde; "kanser tedavisi sürecinde kemoterapi, radyoterapi tedavileri ücretsiz olarak verilmelidir" der.
ancak çoğu hastane bu mevzuat yokmuş gibi davranır ve soygunu bir şekilde, bir kılıfa uydurarak bu parayı sizden alır.

siz de canınız masada olduğu için o an her şeyi vermeye hazırsınızdır ve bunu tartışmadan verirsiniz.

bizde öyle yaptık. gerçi biz tartıştık. kızılay' ın kanını bize parayla satmaya kalktıklarında bunu yapamayacaklarını, kızılay' ın kanının vatandaşa parayla satılamayacağını söyledik.

bunlar da , "kızılay bize bu kanı parayla satıyor, bizde size parayla satmak zorundayız" dediler.

o an kızılay' ı aradık. "böyle bir şey yok. hastane bunu yaparsa suç işler, şikayet edin dediler."
hastaneye dedik ki; "bakın kızılay böyle diyor. siz buna ne diyorsunuz?"

aynı cevabı verdiler. "kızılay bize bu kanı parayla satıyor, bizde size parayla satmak zorundayız".

kavga gürültü, bağırış, cağırış. canımız masada verdik parayı.
çünkü önümüzde iki seçenek vardı. biz akılcı olanı seçtik.

buraya kadar olan bölümde hastanenin bizim verdiğimiz kanı bize parayla sattığını, bunu da halka yalan söyleyerek yaptığını öğrenmiş olduk.

kemoterapi ve radyoterapi soygunu;

dedim ya canınız masada olunca gözünüze başka bir şey gelmez.
bu süreçte de bir kavga verdik.
kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinin ücretsiz olması gerektiğini defalarca söyledik. yahu siz bu parayı devletten alıyorsunuz. daha hastadan ne istiyorsunuz? yok! biz kendi hizmet bedelimizi alırız.
fatura, fiş, makbuz? hayır veremiyoruz.

şimdi gidin hastaneye mesela, bu tedaviler için arkada bir delil olmasın, biz halkı soyup bir bok yiyoruz yarın başımıza iş açılmasın diye kredi kartıyla bile ödeme almazlar.

biz fatura istedikçe "size indirim, yapalım" dediler. biz fatura istedikçe "size biraz daha indirim yapalım" dediler.
hasan isminde para pul işleriyle ilgilenen bir tip var bu hastanede. indirim-kaldırım işlerine bu bakıyor.
“kızılay bize kanı parayla satıyor, faturası var” diyen de bu.
sürekli bir indirim yapılıyor. önce bu rakamı almamız lazım deniyor, sonra da kafalarına göre belli oranlarda indirim yapıyorlar.
dedik ya kurdukları soygun düzeninin adı; "kafamıza göre" düzeni.

tedavinin devam etmesi gerekiyor. süreci başka bir hastane de devam ettirmek daha büyük riskler aldıracağı için bu şekilde ilerledik.

bu kısımda da hastanenin mevzuata göre ücretsiz olarak yapması gereken kemoterapi, radyoterapi tedavisini parayla yaptığını, -daha sonra biz böyle bir şey yapmadık diyebilmek için, makbuz, fiş, fatura vermediğini ödemede kredi kartı bile kabul etmediğini öğrendik.

yanlış teşhis ve tedavi soygunu;

hastamızın nefes alma problemi yaşaması üzerine yapılan doktor muayenesinde muayeneyi yapan doktor dedi ki, "ciğerde su birikmiş, biriken suyu almak gerek, bunun içinde bronkoskopi yapmak gerekir" eee? 8-10 bin lira?

biz artık bu soyguna dayanamadık ve hastamızı süreyyapaşa göğüs hastalıkları hastanesine bir tanıdık vasıtasıyla yatırdık.
bu arada, "neden daha en başında devlet hastanesine gitmedin kardeşim" diyen olursa eğer şimdiden peşin söyleyeyim; almadılar kardeşim!
hiç bir hastane akciğer kanserine yakalanmış hastamızı hastaneye çeşitli nedenlerle almadı.
pandemi koşulları, hastaneleri birer ölüm yuvası haline getirmiş. hiç bir doktor tavsiye etmiyor. kiminle konuşsak "yaşayacağı bir ömrü varsa onu burada bitirirsiniz, sakın" dedi.
neyse...doktorlar haklıydı, hastaneler kötüydü.

biz hastamızın durumunun artık ağırlaşması üzerine ciğerlerine bir müdahalenin sıkıntılı olacağını, ayrıca bunun maliyetinin altından kalkamayacağımızı bildirerek süreyyapaşa hastanesine gittik.
bu hastanede bu arada kemoterapi ve radyoterapi tedavisi yapılmıyor.
yani özele mecburduk arkadaşlar. çıkışınız yok, bir devlet kapısı yok.
tek kapı devletin mevzuatı. onu da skine takan yok.

neyse, süreyyapaşa da ki doktor; "ne suyu kardeşim, bu tümör! bütün ak ciğeri sarmış, hasta bundan dolayı nefes alamıyor, bronkoskopi yapılması hastada kanamaya sebep olabilir, hasta masada kalır" dedi.
ölür müsün, öldürür müsün?

şimdi düşünüyor insan! ciğerdeki tümörü su sanan, bu tedavinin diğer süreçlerinde de yanlış teşhisler koymuş olamaz mı? tedaviyi yanlış uygulamış olamaz mı?

bu bölümde, hastanenin teşhis ve tedavi süreçlerinin ne kadar boktan, ne kadar sakat olduğunu öğrendik.
paranızı alıp, yanlış teşhis, tedaviyle hastanızı masada bırakarak, elimizden gelen her şeyi yaptık ama olmadı diyeceklerini artık biliyorsunuz.

biz hastamızı kaybettik arkadaşlar.
bu yaşadıklarımızı da cimer vasıtasıyla gerekli kurumlara anlattık.
akabinde hastaneden arandık bize dediler ki; "ya sizden sehven kan parası alınmış onu geri vereceğiz. ıban verin".
ne sehveni kardeşim neredeyse kendinizi öldürtecektiniz bize. kavga kıyamet bizden kan parası aldınız, şimdi kalkmış sehven almışız diyorsunuz. size dedik o zaman bu suçtur diye.
tabi cevap yok.
parayı bize geri gönderdiler ama biz süreci devam ettirdik.

dedik ki devlete,

bakın kızılay ın kanını bize parayla sattılar ve satmaya devam ediyorlar.
size şikayet ettik şimdi bize sehven diye parayı geri gönderiyorlar. 4 ay sonra! bu bir ispat değil midir? bu belge yeterli yeterli değil midir?
bu suçun kabulü değil midir?
kızılay kurumu ile görüşmemiz var. onları dinleyin. biraz araştırın.
biz ödedik başkaları ödemesin. biz iade felan da istemiyorduk, elimizde delil olsun diye gönderin bakalım dedik.

yine devlete dedik ki;

bakın, bu adamlar kemoterapi, radyoterapi için hastalardan para alıyor. aldıkları paraları nakit alıyor.
fiş, makbuz, fatura vermiyor, kredi kartı bile kabul etmiyor.
bu suç değil mi? vergilendirilmemiş kazanca daha nasıl bir örnek arıyorsunuz dedik.
iki tane memur yollayın ve görün. bu kadar kolay dedik.
ceza verin dedik. bizim maddi bir talebimiz yok.

ama sonuç alamıyoruz maalesef.
bizi herhalde paranın peşinde felan zannediyorlar.

kardeşim biz paranın peşinde değiliz, bizim canımız gitmiş.
başka canlar yanmasın, başka yurttaşlar soyulmasın.
soyanlar cezasız kalmasın.

istanbul onkoloji hastanesini devlete şikayet ettik sonuç alamıyoruz.

bu ve benzeri halk düşmanı hastaneler tarafından yakınlarını kaybetmiş yurttaşlar adına şimdi halka şikayet ediyorum.
yalnız devlet kurumlarından da umudumu kesmiyorum.

tanıyın, bilin, bilinçlenin dostlar.

edit: imla.
edit 2: baş sağlığı dilekleri için teşekkürler dostlar. halka şikayet etmek en doğrusu.
(bkz: istanbul onkoloji hastanesi)

üçüncü edit: çok güzel destek mesajları alıyorum. çok teşekkürler. amaç toplumu aydınlatmak. amaç hasıl olsun benim için yeterli.

burada önce yazıp sildiğim sonra tekrar yazmaya karar verdiğim doktorun ismini de vermek istiyorum .nasıl ki iyi doktorları işini iyi yapıyor diye yazıp çiziyorsak işini eksik yapanları da yazmalıyız ki bilinsin.
zaten devlet kurumlarına ilettiğim şikayetlerde kendilerinden bahsettim.

hastane adı :istanbul onkoloji hastanesi
doktorumuz: sinemis çelik
muhasebe: hasan (soy ismini hatırlamıyorum)

hadi bakalım
hekimler parayı , itibari, sağlıklı çalışma koşullarını gariban halktan istemiyor. devletten istiyor. öğretmen de istiyor hakkını, işçi de istiyor. her emekçi istesin zaten belki memlekette bir şeyler düzelir. burda boş boş yazanların çoğu lümpen mısınız, esnaf mısınız ne olduğunuz belli değil. kimsenin kimseye daha ne istiyorsunuz, gözünüz doysun demeye hakkı yok. hekimliğin kutsallığı işini doğru düzgün yapıp bir insanın hayatını kurtarmak, yaşam standardını yukseltmektir. bunun için alınan ücreti sorgulamak kimsenin haddi değil. cogunuzun hayali bitcoinden parayi bulmakken türkiye de hicbir hekim bedava para kazanmıyor. öyle salak salak konuşanlara itafen buraya da yazdım bunu.
yine putin dalyarağının çarlık sevdası yüzünden büyük bir yıkımın eşiğindeyiz.
bu orospu evladı daha kaç cana kıyacak?

gürcistana girdi, suriyeye girdi, kırıma girdi.
ermenistana asker yolladı, karabağa asker konuşlandırdı, moldovaya bile asker konuşlandırdı.
kazakistanı tehdit etti, baltık ülkelerini tehdit etti, belarusta diktatörlük kurdu.
yıllardır karadenizde, baltıkta natoyu taciz etti.

görende rusyayı bi sik sanır, tüm ülke tokiden beter, yolu olmayan beton yığınında yaşıyor. 2 3 daire aynı mutfağı kullanıyor.

ulan ne dünyaya ne kendi halkına bi faydan var amk hobiti.

biri kafasına sıksa dünya rahat bir nefes alacak.