Sık geçen başlıklar

the matrix resurrections 16

ekşi'de gör
+ yeni matrix filmi istiyorlar
- yapmazsak ne olur?
+ kendileri yaparlar
- ulan öyle kötü yapalım ki 5.si gelmesin mal bizde kalsın. bilinçli olarak milleti soğutalım böyle.
+ süper fikir, jupiter ascending gibi mi?
- hacı hatırlatma diyorum o filmi
+ milyonlar mila kunis hayranıydı bu filmden sonra soğudular

adamlar resmen 4 olsun 5 olmasın demişler. filmi o kafa ile çekmişler.
derli toplu bir değerlendirme yapabilmek, ilk tepkilerle yapılan onlarca yorum arasında yazdıklarımın dakikalar içinde kaybolmaması için bir iki gün beklemek istedim.

bakın bu film çok önemli. fransız devrimi, yazının icadı, kavimler göçü tarih için neyse sektör açısından da bu filmin bir çağ kapatıp yenisini açtığından bahsetmek yanlış olmaz. yapıldığı dönem ve koşullar açısından bakıldığında çağının çok ötesinde bir iştir matrix üçlemesi..

dördüncü filme geçmeden önce üçlemeye ilişkin ana konuya beraber bir göz atalım; filmdeki olaylar çok ileri bir tarihte teknolojinin son derece gelişmiş olduğu, yapay zekaya sahip makinelerin yaratılmış olduğu bir dünyada geçmektedir. bu dünyada makineler ve insanlar arasında ortaya çıkmış, savaş sonucunda insan ırkı makineleri yenebilmek için onların enerji kaynağı olan güneş ışınlarının dünyaya inmesini engellemek adına, gökyüzünü kimyasal silahlarla siyah bulutlar oluşturmak suretiyle kapatmıştır. bunun sonucunda enerji ihtiyacını karşılayamayan makineler yeni enerji kaynakları bulmaya yönelir ve insan vücudunun çok iyi bir enerji motoru olduğunu fark ederler...

dördüncü filmi de bu ana çatıyla, artıları ve eksileriyle değerlendirmek gerekir. devam filmi olarak filmin kurgusu, oyunculuklar, senaryo, oyuncu kadrosu, yönetmenin bakışı, wachowski kardeşlerin yirmi yıl sonra değişen cinsiyet, teknoloji ve koşullarla kendi yarattıkları bir efsaneyi yorumlayışı iyi anlaşılmalı..

konuyu ele alış şeklimiz, bakış açımız, kriterlerimiz netleştiğine göre gelelim dördüncü filmin tüm yönleriyle enikonu değerlendirmesine;

yapacağınız işi sikeyim!
buradaki bazı fularlı suserlara göre biz avam takımının bu filmi anlamadığımız için yersiz gömdüğünü iddia ettiği filmdir. bu kendilerini marjinal göstermeye çalışan kitleye göre filmi beğenenler neden beğendiklerini izah ederken, biz nedensiz yere gömüyormuşuz, hatta bir tanesi daha da ileri gidip bizi bot, parazit olarak tanımlamış. neyse ki, tüm dünya aşağı yukarı bu boktan film konusunda hemfikir oldu ve filmi ait olduğu yer olan lağıma göndermek üzere. şimdi bu iflah olmaz züppeleri ikna etmek amacında değilim, kendileri böyle davranarak herkesin onlara ''ya taylan süpersin, ben bunu nasıl görememişim'' gibi ifadelerle dm kutusunu dolduracağını bekleyedursun, bir amme hizmeti olarak, bu filmin neden boktan olduğunu aşağıda elimden geldiğince tüm nedenleriyle sıralamaya çalışacağım.

--- spoiler ---

-yeşil palet olayı, her ne kadar 3. filmin sonunda sati'nin gökyüzüne gökkuşağı çizdiğini görsek de, bu yeni filmde mevcut parlak renkler, hobbit filminde olduğu gibi bir renk cümbüşü yaratmakta ve matrix dünyasının o soğuk,kasvetli havasından uzaklaştırmakta. yine bu nedenle dikkatsiz izleyiciler için matrix-gerçek dünya ayrımı keskin olarak çizilememekte.

-dijital kamera kullanımı yine filmin tonuna etki etmiş ve eski filmlerdeki havayı bozmuş.

-senaryoda bir kaç güzel fikir olsa da, bunlar devam ettirilmemiş, film ilk yarısında başka bişey anlatırken, ikinci yarısında eleştirdiği şeye dönüşerek, kuledeki prensesi kurtarma hikayesine dönmüş, matrix'in temeli hiçbir zaman aşk olmamıştır, aşk sadece bir katalizör görevi görmüştür.

-ilk üç filmdeki ajanların ağırlığı yerle bir olmuş, bir metreden makineli tüfeklerle hedef bugs karakterini vuramayan karakterler yaratarak stormtrooperların rahat bir nefes alması sağlanmış, yine aynı bugs karakterinin çatıdan atlaması ve kaşında bir kaç ufak çizikle sağ olarak kurtulması da matrix evrenindeki devamlılığa ve gerçekçiliğe darbe vurmuş.

-filmdeki en temel eksiklik çatışma ve motivasyon eksikliği olarak göze çarpıyor, neo'nun fedası sonrasında 60 yıl geçmiş, makineler arasında enerji sıkıntısından savaş çıkmış, makinelerin bir kısmı şirin ve oyuncak olarak satılabilmek ilkelerini karşılamak şartıyla insanlığın yanına kabul edilmiş, kalan makineler ise savaş açarak neo'nun getirdiği barışa körlemesine inanan morpheus ve zion halkını katletmişler, kalan sağlar io şehrini kurup organik tarıma başlamışlar, peki bu noktada bugs karakterinin neo'yu kurtarma isteğinin altındaki motivasyon kaynağı nedir, neo çıktığında ne yapması beklenmektedir, ilk filmde yalan da olsa bir kehanet vardı ve matrix içerisinde kırmızı bültenle aranan morpheus hayatını ''the one'' denen seçilmiş kişiyi bulmaya aramıştı çünkü seçilmişin matrix'in sonunu getireceğine inanıyordu. peki bugs neye inanıyor, neo çıktığında ne olacak, veya neo'ya trinity'i kurtarması için io'dan ceza yeme pahasına yardım ediyorlar, sebebi sadece efsane olmaları mı? aynı şekilde smith karakterinin de motivasyonunun ne olduğuna dair senaristlerin kafasının karışık olduğunu söyleyebiliriz,

-seçilmiş demişken buraya bir parantez açalım, 2. filmde mimar'ın detaylı olarak izah ettiği üzere, seçilmiş kişi sistemdeki yani matematikte mevcut bir anomaliden kaynaklanıyordu, mimar ise önceki matrixlerin çökmesi sonucunda seçilmiş kişi ile ilgili kehaneti uydurarak(sadece kehanet kısmı yalandı, yoksa tek bir anomali sabitti) bununla matrix'ten çıkmak isteyen %1'lik kesimin dolaylı kontrolünü sağlamıştı ve sistemli biçimde matrixe adeta format atıyordu, bu filmde ise sisteme ve matematiğe aykırı olarak ''the one'' yani ''o'' kişisinin altı boşaltıldı ve trinity olmadan neo'nun bir hiç olduğu, artık ''the duo'' oldukları söylendi. peki bunun mantıklı herhangi bir izahı yapıldı mı, hayır, belki feminist öğeler belki de başkaca bir amaçla yapıldı ama önemli olan bunun bir temele oturtulması, sadece neo'nun uçamaması ile dalga geçmek ve trinity karakterini yüceltmek için yapılan bomboş bir hareket, matrix'in ve matematiğin de tümüne aykırı lakin mantığa oturtulsa yine de kabul edilebilir fakat amacın bu olmadığı da ortada,

-ajan smith ve morpheus karakterine ilişkin bir çok açıklama ve yorum zaten yapıldı, madem hugo weaving ve laurence fishburne yok, bu karakterleri koymayın, koyuyorsanız da danseden pezevenk morpheus ve motivasyonsuz dar kısa paça ajan smith olmasınlar, ayrıca ajan smith'in bullet time'dan neden etkilenmediği de ayrı bir muamma,

- analist neden matrix'in içinde, 2. filmin tamamı mimar'a ulaşmak için geçmişken, bu adam neden matrix'in içinde var, neden filmin sonunda şebeklik olarak dayak yiyip, alay malzemesi haline geliyor, siz darth vader'ın veya sauron'un böyle alaya alınıp paspas yapıldığını gördünüz mü, görseniz o düşmanlara ne kadar saygı/korku beslersiniz, çokça söylendiği üzere filmin kötüsü ne kadar iyi ve karizmatikse o film de o kadar iyidir,

-neo ve trinity'nin diriltilmesi tamamen enerji olarak kullanmak için mi, bir araya geldiklerinde nükleer enerji mi üretiyorlar, tamam filmi aşk filmine çevirmişsiniz de, bu ne saçma bir mantıktır, inanılmaz,

-dövüş koreografileri ve görsel efektlerin de çok vasat olduğunu herkes söyledi, ayrıca bullet-time efekti de baya amatör işi olmuş,

-bir de filmin savunması olarak efendim lana wachowski filmi çekmek istemiyordu, wb ve fanlara orta parmak gösterdi filan yazmışlar, çekmesin o zaman arkadaşım, şimdi bu filmden elde edeceği geliri bir yere mi bağışlayacak, hayır, e o zaman bu işe motivasyonu olan insanlar çeksinler, bana ve diğer matrix fanlarına orta parmak gösteriyormuş, iyi gelsin ağzımıza da sıçsın o zaman, onu da övelim, parayı alırken iyi, filme gelince orta parmak, yürüyün gidin,

-bi de son olarak efendim biz türkler bi bok üretmiyoruz, eleştirmeye hakkımız yok diyen tayfaya da gelsin, kardeşim burası bir pazar ve bu ürün bu pazarda satılıyor ise, o ürünü övmeye ve eleştirmeye tüketici olarak hepimizin hakkı vardır, sonuçta wachowski amerika'da ılık götünü konforlu kanepesine koyabiliyorsa, bunda yarattığı ürünü seven ve ona değer katan bizlerin de katkısı var, haliyle bugün de bize sunduğu bu boku eleştirmeye de hakkımız elbet var, asıl sizler gibi vasat sevici ve övücü insanlar yüzünden günümüzde doğru düzgün bir film yapılmaz oldu, şimdi herkes sizin gibi bu boku övse asıl o zaman lana wachowski demeyecek mi '' ulan adamlara orta parmak gösterip bok sundum, onu bile övüyorlar aptallar'' diye, şimdi asıl burada bot olan kim, biz miyiz, yoksa kendini farklı göstermeye çalışan tipler mi,

-ezcümle, kendi dünyasına, felsefesine, karakterlerine ve altyapısına ihanet eden ve bunu kör göze parmak yapıp üstüne de boku warner bros ve biz fanlara atmaya çalışan lana wachowski ve buradaki vasat sevicilere de ben orta parmak gösteriyorum, gidin bu boku ötede övün, biz gerçek matrix severleri de acımızla başbaşa bırakın.
--- spoiler ---
the catrix'i çekselerdi bundan 50 kat daha iyi olacağına emin olduğum boktan devam filmi. filmin ortasında geçen 2. filmdeki fransız adam bu film hakkındaki düşüncelerimin hepsini özetliyor zaten. ayrıca filmdeki tek haklı karakter de bu adam. monica belluciyi benim elimden alsalar, ben de böyle delirirdim.
bu film öyle bir film ki, neoyu yağmurlu bir gece eski bir amerikan arabası ile mekana morpheus ile tanıştırmak için getirdiklerinde, jilet gibi ceketiyle o koltukta oturduğu o tek sahne bile bu matrix 4 filmini siker atar.

yayında ve yapımda emeği geçen keanu abi ve anne moss abla dahil herkesin amk. hatta teyzesin sen, hayatının milestone serisinin devam filmini çekeceksin git bi kilo ver bişi yap kendine bak biraz değil mi?

--- spoiler ---

wachovski senin ben amk.

1- matrix dediğin simülasyon kasvetli olur, yeşil olur lan yeşil insan o sahnelerde daralır, bunalır.

2- morpheus ajan smith gibi karakter baba karakterlerdir. gerek sözleriyle gerek duruşlarıyla dosta güven düşmana korku salarlar. pezevk kıyafeti veya kısa paça pantolon giymezler amk!

3- thomas anderson'a ya neo diye hitap edersin ya da mr.anderson. tom ne amk?

4- neo dediğin adam matrixe girdiğinde jilet gibi giyinir. john wick bozması saç sakal uzun polat alemdar montuyla kung fu yapmaz

5- yine neo dediğin adam mermileri durduracaksa bunu oyuncak gibi her sahnede marvel bozması el kol hareketleriyle yapmaz. o sahnede dibin düşer annskm oha dersin

6- neo trinity etkileşiminden zırt pırt doğan energy burst olayına hiç değinmeyeceğim allah belanı versin lana

7- bu film felsefesi olan ciddiyeti olan bir filmdi, yarak kürek süper kahraman filmleri gibi seyirci ile interact kasan neyse daha fazla yazamayacağım.

8- bi action olacaksa ön hazırlık olurdu. gerek seçilen sahneler, gerek müzikler, gerek kamera açıları. ajanlar geliyor dendi mi neo dahil herkesin dizleri titrerdi.

9- arogdan bozma sahne falan offf bu şekilde yazsak burdan köye yol olur.

10- mimar dediğin karakter ki bu filmde the analyst olarak karşımıza çıkıyor. makinadır, konuştu mu ne dedi acaba diye kafanda düşünürsün, oh yeah baby high five ne amk?

laurance fishborne reyize senaryoyu götürdüklerinde hassiktir deyip reddetmiştir kesin. adamın dibisin.

--- spoiler ---
dünya henüz teknolojiye doymamisken, internet, mobil iletisim ve yapay zeka pek cok insana yabanciyken matrix serisi 2000 lerin basinda bu konulara yeni bir perspektifle odaklanarak muazzam bir basari yakalamisti ve cigir acmisti. ancak artik matrix‘in temel aldigi teknolojiler hayatin bir parcasi, insanlar bunlara doydu. bu yüzden zaten bilimkurgu da olsa yeni yapimlar tekrar insanin özüne yönelmis vaziyette. odak noktasi metadan ziyade insan, ve matrix resurrection insanin özünün bir parcasi olan ask ve adanmisliga matrix temasi cervevesinde odaklaniyor ve bunu cok müthis sekilde yeni bir bakis acisiyla alip izleyenin götüne sokuyor. buraya kadar okuduysaniz özür dilerim ama önce yazdiklarimi bosverin, baya sikindirik bir film. izlemeyin zamaniniza yazik.
ajan smith’in hic bir zaman neo’yla

- naber lan tom. zittiripittin mi?

derecesinde yavsak yavsak konusmuslugu olmadigi, her zaman saygisini koruyarak mr. anderson seklinde hitap ettigi halde bu filmde bu samimiyet nerden geldi?
filmi yaklaşık yarım saat önce bitirdim ve buraya yazmadan önce kendime gelmek için bir duş aldım. bu entryde spoiler vermeden, duygularımı ve neden sinemaya gitmemeniz gerektiğini anlatacağım rahatlıkla okuyabilirsiniz.

filme geçmeden önce duygularım; alayınızın allah belasını versin içimdeki yirmi yıllık hayranlığı ve saygıyı öldürdünüz.

ve film; onuncu dakikasından itibaren noluyor lan? bakışı ile iki oyuncunun hatrına izlemeye devam ettim. film boyunca yan karakterlerin önceki filmlere göre hiçbir katkısı yoktu. (bkz: neil patrick harris) in oynadığı karakter filme çocuk filmi havası katmış bir türlü ciddiye alamadım. (bkz: jonathan groff) un canlandırdığı karakter kesinlikle eski ruhunu vermiyor. mindhunter filmindeki eblek halleri gözümün önüne geldi durdu. diğer yan karakterlerin canımı sıkacak kadar bile bir önemi yoktu. neo abimizin eski hallerinden eser yok. film boyunca trafik polisi gibi her şeye dur işareti yaparak ilerledi. trinity ablamız deseniz o da oyunculuğa fazlasıyla uzaklaşmış.

film genel anlamda disney filmleri gibi o tadı veren iki saatinizi öldürebileceğiniz, içinde bir şeyler olan ama ne olduğunu anlamadığınız bir iki saat vaad ediyor. toplamda iki saat boyunca en az otuz dakika eski filmlerden önemli sahnelerin kesitleri kullanılmış. belli ki süre uzatılmaya çalışılmış ya da o sahnelerin etkilerinin hatırlanmasıyla filmi ayakta tutmaya çalışmışlar. ama o sahneler o filmlerin bütünlüğünde etkiliydi sayın lana hanım. süper lig haftanın önemli anları gibi beş dakikada bir gözümüze gözümüze sokmasaydın keşke. zaten o sahneleri hepimiz yirmi yıl içinde yalayıp yutmuşuz bize yeni bir şeyler göster.

konusuna gelecek olursak hiç abartmıyorum, herhangi bir devam filminin ilk onbeş dakikasında olacak olayları bir ton flashback ve disneyvari sahnelerle iki saate tamamlamışlar. bir yerde göreve çıkacak olan karakterlerin hareket ve tavırları bende avengers filmi izliyor havası uyandırdı.

görsel efekt anlamında ilk üç filmi izlerken hepimiz mutlaka düşünmüştür. bu adamlar bu efektleri o yıllarda nasıl yaptı diye. hatta o yıllarda çocuk olduğumuz için hepimizin sinemada perdeye bakarken ağzımızın suyu aka aka izlemiştik. ama bu filmde ilk üç filmdeki etkileyici efektlerin biri bile yoktu. hatta üzerinde çok durulmadan geçiştirilmiş birkaç efektli sahne vardı. bilgisayar üzerinde hazır dokularla veya yapay zekanın tamamlamasıyla hazırlanmış oldukları çok belliydi. ve görüntü anlamında en büyük sıkıntı da filmde matrix tonlarının olmayışıydı. herkes bilir ki matrix filmlerinde renkler siyah ve yeşil tonlardadır. bunun instagram için bile filtresi yapılmışken böyle bir devam filmindeki bütün sahnelerin sıcak renklerden oluşması da filmin ruhunu kaybetmesine neden olmuş. izlerken bir türlü matrix moduna giremiyorsunuz.

yani özetle çok büyük hayal kırıklığı içerisindeyim sözlük. yirmi yıllık hayranlığımı iki saatte kabusa çevirdiler. yumruklarımı sıka sıka izledim ve iyi ki sinemaya gitmeyi beklememişim dedim. buraya kadar okuduysanız ve sinemaya gitmek istiyorsanız neo ve trinity'nin hatrına sırf onları görmek için gidebilirsiniz. ama kesinlikle beklentilerinizi iyice düşürün ve bir çocuk filmine gittiğinizi düşünün.

son birkaç senedir yeni trend; eski tutmuş filmleri birkaç ana karakteriyle tekrar çekmek veya eski özlenen karakterleri devam filmlerinde göstermek oldu. spidermani henüz izlemediğim için bilmiyorum belki onlar da sıçmış olabilir ama yorumlar iyi gözüküyor. matrix kesinlikle sıçmış. sanırım geriye bir tek harry'nin çıkacak olan bir fantastik canavarlar filminde görünmesi kaldı. onu da azkaban tutsağı filmindeki zamanı geriye alan kolye ile birkaç tur fazla çevirerek dumbledore'un gençliğine yardıma yollarlarsa tam olur.

ne yazarsam yazayım sinirim geçmeyecek sözlük. sinemaya gidip gitmemek size kalmış görüşmek üzere.
"3. filmde hikaye tamamlanmıştı ya" diyenler, storytelling denen şeyden zerre anlamayan, muhtemelen biraz da "karanlık son" bağımlısı tipler. çok sevinmişler kahramanlar gebermiş gitmiş falan diye.

bu hikayenin doğal sonucu, tam da bu 4. filmde olduğu gibi, "restart" hadisesidir. zaten 3. film o kapıyı açık bırakmış ki bu filmi çekmişler.

"the matrix" gibi, defalarca restart edildiği de söylenmiş bir kavram varsa, tekrar restart edilmesi, böyle bir döngünün oluşması kaçınılmazdır, doğal sonuçtur.

bir de geek-nerd topluluğu içinde yaygın bir anti-romantiklik vardır; hemen başlarlar "ay yine romantizme vurdular" falan diye. the matrix her zaman romantik bir filmdi; sizin nemrut realistler olmayı çok cool bir şey sanmanız bu gerçeği değiştirmez.

neo, "her zaman onu (trinity'i) seçeceğim" diyerek, mantığın soğuk saltanatını reddetmiş bir karakter zaten. tüm hikaye, yapay zekanın, duyguların gücünü küçümsedikleri için kaybetmeleri üzerine kurulu, bir nevi.