Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
hayır ülkeyi gerçek sahipleri yönetseydi belki olabilirdi ama islamofasizm ve insan ayrımı yapan bu düzen için kılımı feda etmem

zaten yeterince zarar gördüm.
cahillerin ve hanzoların özellikle kültürlü, biraz olsun dahi eğitimli ve görgülü insanları aşağılama, küçümseme, ezme tavırları türkiye'de çoğunlukla rastlanacak bir durum, hele ki çıkarlar aklıselimden baskın olmayagörsün, en ufak makam mevki sahibi olmayagörsünler... zira kendilerini kötü hissetmelerine sebep olur ya da kendi varlıkları için tehdit görürler.

bu genel değerlendirmenin meseleye ayna tutup tutmadığı kararı ise size kalmış...
nasıl başkanlık sistemi? güzel mi parti devleti olmak?

meşajımı aldın mı köydeki ahmet dayı?

nasıl millet bahçeleri? çaylar sıcak, kekler taze mi?

nerde yetmez ama evetçiler? nerde çalıyor ama çalışıyor tayfası?

ödüyor muyuz geçmediğimiz köprülerin? uçmadığımız havaalanlarının parasını?

hazır mıyız son bölüme?
android kullanıcısıyım. elmanın bulutu mu patladı, ne oldu? diye geldim, o kadar yabancıyım meseleye.

ama gelmişken yazayım gördüğüm saçmalıkları.

güncelleme gelmiş ve tek bir model için değil.

birileri yazmış. ''yağ gibi akıyor'' öteki yazmış '' yüklemeyin telefonun edadadını sikti''

olm ne biçim adamlarsınız.?bu bir bilgi değil. deneyim değil.

hangi modele yükledin önce yaz.

sonra; neleri test ettin, neler iyi, neler kötü? bulduğun farklılıkları yaz... ne kadar yavaşladı ne kadar hızlandı modele göre onu yaz.

embesil kaynıyor lan burası. gerçi geribildirim konusunda haklılar ... adamların elindeki telefonun zekası bunların zekasından yüksek.
e. yazım hatası düzeltme
en vasat bakanlardan birinin aciklamasidir.

usi antlasmasi ile elden cikan adalari lozan’a ittirmeye calisiyorsa haini uzakta aramasin. zira tarih kendisinin iddia ettiginden farkli seyrediyor.

aha iste mavi vatanda hakkimizi arasin diye medet umdugumuz adam bu.

edit: yemisim meis’i. 12 ada’dan bahset sayin cavusoglu. biz senin dilinin ucundakini cok iyi biliyoruz.
bu ne lan kabilede mi büyüdünüz aq tokatlanmak falan.

tanım: regl olan kızın tokatlanması olayı.

edit: şimdi aklıma geldi. beni de dedem sünnet olurken ağladığımda dövmüştü. sonra dövdü diye ağlamaya başlamıştım.
yapılan araştırlamalar sonucu müzik zevkinin iq seviyesiyle ilişkili olduğu kanıtlandı.

araştırma yüksek iq puanları alanların klasik müzik, caz, film müzikleri, elektronik müzik, ambient müzik, smooth jazz ve big band gibi insan sesi içermeyen enstrümantal müzik türlerini tercih ettiğini gösterdi.

araştırma daha az zeki kimselerin karmaşık orkestra müzikleri yerine sözlü şarkıları tercih ettiğini gösterdi. ayrıca rap müzikle zeka arasında da olumsuz korelasyon bulundu.

birkaç araştırmayı türkçeye çeviren kaynak.

size türkiye’deki durumun vahametini trendlerde 1 numarada bulunan şarkıyla göstereyim: +18
ankara'da sincan merkez bir de elmadağ mı ne bir yer var. orada çok rastladım bu vakaya.

size yemin ederim o mahallelerde bir kızlar var, emily ratajkowski'nin aynısı, selena gomez'in bire bir aynısı. baya emma stone var bakkalda. bir de özellikle yeni nesil yani şu anda 21-22 yaşından ufak olanlarda artık mahalle baskısından sıkılmışlık mı bilmem aşırı rahat ve açık bir giyim baş gösterdi. böyle işlemeli binalar önünde şalvarlı teyzeler plastik sandalye atmış arabaların geçmesi gereken yola muhabbet ediyorlar, aynı ortamda bu kızlar geziyor. şoka girmiştim gördüğümde. ben ki 7 senemi geçirdim bilkent'te böyle kızlar orada bile dikkat çekiyordu.

bu "noluyor nereye geldim ben" tavrınız kızlar ağzını açınca geçiyor, düşlerden gerçeğe dönüyorsunuz. emily ratajkowski'nin bire bir kopyası ve gerçekten derin dekolteli, makyajlı bakımlı bir kız, telefonla konuşuyor, pıt pıt yürüyor parmak ucunda, yaklaştıkça şöyle bir konuşma duyuyorum.

burada bunu okurken normal sesle okumayın. bir sesli harflere dikkat edin, kelimede ünlü uyumu varsa bile bozuyorlar çünkü. iki sesin gırtlaktan hırıltıyla çıktığını düşünün, üç sesin kalınlığı için bir kadın sesi gibi değil de tuncel kurtiz'i falan düşünün.

"la bebe o garıyın amuğa goyacam zabbahdan beri bekletiyor gödune çaktumun gevaşesi"

bu bir örnek değil. böyle belki 25-30 örnek gördüm. burada anlatmayacağım üniversitede başıma gelen bir macera da var.

bu tarz konuşma erkekte de çirkin ama burada mesele o güzel kızlardan o sesin çıkması o kadar büyük tezat ki. yani zaten o adamdan o konuşma çıkınca şaşırmıyorsun ok bu da böyle bir amca diyorsun ama bu öyle bir şey ki sanki dili bilmeyen biri kötü kötü dublaj yapmış kıza.
bu laftan alınan açık söylüyorum eziktir. kendi ezikliğini çobanı koruyarak kapatmaya çalışmaktadır.

burada metafor var sayın amkoduklarım. "cahil insanlar ülkenin anasını sikiyor oy hakları yüzünden" deniliyor. evet doğru sikiyorlar, yalan mı? "iyi tahsil almış insanlar oy kullansalar ve ona göre yönetilseydik bu hallere gelmezdik" denilmek isteniyor. bu kadar basit. eşek siken adam oy kullanıyor. köpeğe tecavüz eden adam oy kullanıyor. lozan'daki gizli maddeler yüzünden bor çıkaramıyoruz diyen adam gidip oy atıyor. açık açık şeriat gelsin diyen de, ülke bölünsün diyen de oy kullanıyor. sikerim böyle düzeni de, çobanı da, profesörü de, demokrasiyi de.

gerekirse ben de oy kullanmayayım ne olacak amk. gerekirse sadece bir senato oluştursunlar türkiye'nin alanında en meşhur, en başarılı insanlarının oy kullanması ile seçilsin iktidar. her hali ile daha iyi olur.

özgüvensiz yavşaklar. siz çoban güzellemesi yaşayacaksınız diye geberiyoruz.

bir de son olarak şu da var. ameliyat masasına kendisi ya da anası babası yatarken bu atarı gideri göremezsiniz bu fakir edebiyatçılarından. "ne profesörler var yahu adını yazamıyor, kim yaparsa yapsın" demezler. illa profesör olsun isterler. bilirler çünkü içten içe önemini.

şark kurnazları sizi.

ulan bizim işinde gücünde pırlanta gibi çobanlarla ne alıp veremediğimiz olur ki? ama çoban dağda, köylü köyde, pazarcı pazarda, akademisyen üniversitede güzel. çobanı getirip ülke yönetiminde söz sahibi yaparsan olmaz. akademisyen gidip sürü gütmeye kalkarsa güdemez.

edit 1: bugün üstteki entryi yazan tip "ne profesörler tanıyorum çobana kurban olsunlar" demiş. ama daha -ki yi bile yazmayı bilmiyor. sen tanısan ne olacak tanımasan ne olacak. belli ki kitap okumayan bir tipsin. çobanla profesörün farkını nereden bileceksin. böyle arkadaşlar bu iş. bilmiyorsan susacaksın. başlarım artık cahilin zulmüne yeter lan.

edit 2: @difai önerdi. evrim ağacı da dediklerime katılıyormuş aklın yolu bir tabi. paylaşım için teşekkürler.
https://www.youtube.com/watch?v=kjzgjjjfm54
biz sizi maraş'tan, çorum'dan, sivas'tan, beyazıt'tan, kontrgerilla'dan, jitem'den, susurluk'tan ve bunlar gibi 100'lercesinden tanıyoruz. siz bu memleketin kanını emen, halkı birbirine düşman eden, sokak ortasında gencecik insanları infaz eden, öğrencilere bomba atan, köy köy insanları katleden, akademisyenleri kurşunlayan, 10 binlerce insanı kaçırıp kaybeden, bu ülkede uyuşturucunun, silah kaçakçılığının, kadın ticaretinin, insan kaçakçılığının var olmasını sağlayan, polis teşkilatının ve ordunun içine sızıp oraları karanlık hücrelere çeviren eli kanlı bir oluşumsunuz. biz sizi tanıyoruz.

bugün salgın sürecinde, halkın sağlığı için 100'lerce üyesinin hayatını kaybettiği ttb'yi açıktan tehdit ediyorsunuz. sağlık çalışanlarının meslek birliğini hele hele böyle emek sarf ettikleri, gece gündüz demeden çalıştıkları bir dönemde tehdit etmek en hafif tabiriyle teröristliktir. siz bir halk sağlığı sorunusunuz ve maalesef ki 1000'lerce pandemiden daha betersiniz. toprağa düşseniz düştüğünüz toprağı mundar edersiniz, 1000 yıl orada ot bitmez. eowyn hanım hani angmarlı cadı kral'ın başını kestiğinde o toprak kara kalmıştı ya heh siz öylesiniz işte. ne bu memlekete bir tırnak parçası kadar katkınız oldu, ne de olacak. siz bu memleketin kaynaklarını tüketen birer asalaksınız.
ps4 çıktığı zaman 400 dolardan satılmış ve türkiye fiyatı 1400 liraymış. bu sene ps5 çıktı ve dijtal hali 400 dolar ama türkiye fiyatının 6k olması bekleniyor. türk lirasının ne kadar değer kaybetiğini ve hangi vergiler alındığını siz hesap edin.
siz hiç ölen birinin okuduğu,yarım kalan bir kitabı okudunuz mu?arasında kitap ayracı bırakılmış,bi iki cümlenin altı çizilmiş,bazı satırların yanına küçük notlar alınmış..onun kaleminden çıkmış harfler..gözyaşınız o yazının üstüne düşüp,mürekkebi bulanıklaştı,yazı artık net okunmuyor diye kahroldunuz mu?
ya amk kulüpler batmış, transfer yapamıyoruz diye ağlıyorlar, sene başında bu nasıl transfer limiti diye olay çıkartıyorlar, sonra biri çıkıyor cavani diyor millet de buna inanıyor.

gerçekten enteresan bir milletiz.
--- alıntı ---

”olağanüstü ve ansızın ortaya çıkan durumlara ilk temas eden, bir birliğin en büyük komutanı değildir. büyük küçük her birliğin içinde, her subay ve her astsubay ve hatta her er, nasıl hareket edeceğine dair, üstünden hiçbir emir ve hiçbir fikir almadığı durumlar karşısında kalabilir. işte bu nedenledir ki, gerek komutanların ve gerek erlerin, bizzat düşünce üreterek kendiliklerinden iş görebilecek nitelikte yetiştirilmiş olduklarına ikna olmadan; bir askeri birliğin, bir ordunun güvenilir ve destek verebilir bir güç olarak tanınması gaflettir, felakettir.”

--- alıntı ---
(bkz: zabit ve kumandan ile hasbihal)
(bkz: #75272400)
rekabetçi kur derken beratcığım.
dolar 7'ye, euro 9'a, sterlin 10'a katlamış senin para birimini.
bu mudur rekabet?
ayrıca tüm borçlanmalar ve ithalat döviz ile yapılırken, cari dengeyi rekabetçi kur ile nasıl sağlayacaksın hayretler içerisindeyim.

gelen mesaj üzerine edit: rekabetçi kur ne demek peki?
tl'nin değerinin düşmesini izleyerek, ihracatı yükseltme yöntemidir.
yani doların değeri arttığı için bir şirket, türkiye'den ihracat yapabilir. budur özetle mantığı.
üretim yapmayan bir ülke, rekabetçi kur politikası izleyemez. hadi diyelim ki izledi.
enflasyonu tutamaz. baskıyla enflasyonu düşük açıklasa da pazarda, markette gerçek enflasyonla karşılaşır millet.
çünkü sen, her şeyi ithal eden bir ülkesin.

(bkz: malı arap faik'ten alıyorduk)
sıfır atık için yapılabilecek en iyi tatlı diye övdükleri limon tatlısı sıfır atık falan değildir. mehmet şef limon kabuklarının en az 60 derecede bir gece pişirilmesi gerektiğini söyledi. bir gece boyunca(8 saat diyelim) bir fırının harcadığı elektrik enerjisi doğaya çok daha fazla zarar veriyor. o kabuğu sıfır atık derdine pişirmek yerine çöpe atarsanız doğa için daha faydalı bir iş yapmış olursunuz.
yazın kaldığımız bağ evimizin karşısında 80 yaşında bir amca var.
bağımızın önünde ateş yakar,bahçesini biçip pisliğinin bizim kapımızın önüne döker,sürekli sağa sola küfreder.
iyi bir dayağı hakettiğini düşünüyorum ama yaşı,çirkefle çirkeşlememek prensibi gereği ilişmiyordum. geçen ay anneme hakaret etmesinden sonra kendisine bir daha tek bir pisliğini görmek istemediğimi,annemden özür dilemesini aksi halde kafasını kıracağımı söylemem üzerine bir meleğe dönüştü.
acı ama gerçek insanımız yaşlı veya genç mülayim davranırsan tepene pisler...
üst edit: yakın çevremde görmediğim desteği ekşi’de gördüm. varolun dostlar :)

28 yaşındayım.
5.5 senede metalurji ve malzeme mühendisliğini bitirdim.
4.5 sene metalurji ve malzeme mühendisi olarak çalıştım.

2 ay önce 10 yıllık eğitim + iş kariyerimden geri dönüşü olmamak üzere istifa ederek yazılımcı olmaya karar verdim.

yani diyeceğim şu ki;
taşak mı geçiyorsun lan?

gelen mesajlar üzerine edit:
1. yazılıma olan ilgim ve merakım 13-14 yaşlarından beri var. o yaşlardan beri hep bi şekilde yazılımla uğraştım ve freelance işler yaptım.
2. yazılım üzerine hiçbir eğitim almadım.
allah afetsin çok çektirdi.

bir gün cesaretimi toplayıp bakkalın kapıyı bir açtım kapı elimden bir pırttı küt diye duvara vurdu.
adama "bir bulvar gazetesi" dedim parayı verdim. "kapıyı açışından belli hangi gazeteyi aldığın" demişti.
hiç unutmam o günü.
eğitimiyle gurur duyduğu için tevfik gibi çakallarca dalga geçilmesi sivilceli sözlük yazarlarınca müstahak görülen kişi.

az bile yaptığını düşünüyorum eğitimli insanların çıkarıp diplomayı cahil anadolulunun dürüp götüne sokması gerekir. okumuşların pısırıklığı yüzünden tevfik gibi vasıfsızlar mevki makam sahibi olup üstteki tiplerde şakşakçıları oluyor.
umarım adli tıp uzmanlığına neden mülakatla doktor seçilmeye başlandığını daha iyi anlamışsınızdır.

kızın ilk otopsi muayenesinde ölüm sebebini bile doğru dürüst yazmamak aslında delil karartmak değil midir? tıp fakültesi görmüş herkes intihara sekonder bulgular var mı yok mu, diye bakar, en azından onları bir yazar. darp bulgusu var mı, onu bir not eder. yok arkadaş memlekette adli tabibe de güvenemiyoruz.

hayat kadınları öldürüldüğünde raporlara ‘su testisi su yolunda kırılır’ yazmadıkları kalıyor. allah aşkına vicdanı hür insanlar değilseniz seçmeyin şu branşları. üroloji yazın. olsun bitsin arkadaşım. etik meseleleri korkusuz ve biat etmeyen kişilere bırakın.
düğünümden bir ay önce gözümde çıkan arpacık, artık vücudumun bir organı olunca, gittiğim tanıdık bir göz doktoru; bundan sonra yüzünü bebe şampuanı ile yıka, iki haftaya geçmezse tekrar gel demişti. dört günde geçmişti.

yaklaşık beş yıldır kullanıyorum ve özellikle gözünde arpacık çıkan, tanıdık tanımadık herkese de ısrarla tavsiye ediyorum. aynı zamanda genital bölgeleriniz için de gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. ama saçlarınız keçe gibi olabilir o yüzden saçınız için tavsiye etmiyorum
fatih altaylı amazon'dan yetkili biriyle görüşmüş. fatih altaylı 7.99 çok ucuz, giriş fiyatı mı diye soruyor.
“hayır. bu kalıcı fiyat. 1 dolara yakın bir paraya tekabül ediyor ve hep bu düzeyde kalacak. türkiye şartlarına uygun bir fiyat olsun ve çok abonemiz olsun diye böyle uygun gördük. bu düzeyde kalacak. artmayacak. tanıtım fiyatı falan değil” diyor.

https://www.haberturk.com/…rkiye-avrupadaki-6-buyuk
dünyanın en büyük gizemlerinden birinin nesnesidir. recep ivedik'i yapan biri bu kadar kaliteli bir programı nasıl yapabildi? halk bunu istiyor değil cevabı.
berat albayrak gerçekleri çarpıtma işini iyi yapıyor.
o yüzden teorik olarak doğru bir açıklama ama şöyle ki;

diyelim ki, eve tok geldiniz ama sofra kurulu, anneniz de yemeniz için ısrar ediyor. siz de ne yaparsınız çatalın ucuyla bir iki parça yer bırakırsınız.

ama düşünün ki, tam o esnada, pencereden dışarı bir de baktınız ki, evsiz aç bir adam çöpten bulduğu bir yiyeceği, hapur hupur iştahla yiyor.
dolayısıyla, teorik olarak sizden fazla yiyor.

işte büyüme hızı da böyle bir şeydir.
doyum ile ilgili bir şey.
büyüme hızın ab ülkelerinden ileride olabilir ama hacmin onlar kadar değil. onlar büyüyeceği kadar büyümüş, dolayısıyla büyüme hızları yavaşlamış..
kısaca;
onlar doymuş ama sen açsın.
zamanında günde 20 fincana yakın kahve içerek hastanelik ettiğim bünyem için doktorun bulduğu çözüm :

-hiç içme desem lodos yemiş balık gibi gezersin ortada, bari günde 3 bardak iç..
size yaptırmak istediği şeyler için hiçbir doktorun bas bas bağırmadığı.

benim annem her şeyde bu kalıbı kullanır.

doktorlar bas bas bağırıyor kola içmeyin diye, doktorlar bas bas bağırıyor erken kalkın diye, doktorlar bas bas bağırıyor bilmem ne yapmayın diye.

o doktorları henüz gören olmadı.
efsane oyun.

tanıtımı görünce resmen çarpıntı yaşadım. tansiyonum falan yükseldi muhtemelen. merakla bekliyorum. inanilmaz heyecanliyim.

şimdi söyleyin onlara: "salazar, emaneti olan hogwarts'i geri almaya geliyor" deyin.
yurdum insanın aşkı bile ölçüsünde yaşayamadığının kanıtıdır.

celladına aşık olmak varoşluktur. varoşluk ise kalıtsal. bulgur pilavı yemekten, turşu suyu içmekten beyni gelişemeyen alt tabakanın ölçülü bir birliktelik yaşamasını düşünmek ise ütopyadır.

tırın arkasına "dünya dikenli bir hayat, sevende mi kabahat?" yazan da aynı varoş, toplu taşıma kullanırken etrafındakileri itip kakan da, yerlere tüküren de, donla denize giren de, suda uzun eşek oynayan da, birbine pandik atan da, pijamayla piknik yapan da, sevgilisini bıçaklayıp başında bekleyen de...

çünkü varoşların "norm"ları yok. normları olmayan bir güruh nasıl ölçülü davranabilir ki...

aşk, sevgi, cinsellik kelimelerine de çok uzaktırlar. hele "cinsellik" anlayışları ve yaklaşımları da "geneleve gitmiş sivilceli ortaokul öğrencisi" düzeyindedir.

"anadolu köylüsü" değildir bunlar, dikkatinizi çekerim. "anadolu köylüsü"nün mutasyona uğramış halidirler...

gecekondu kültürüne mensup, orada yaşayan, ama orada kalmayıp şehrin diğer taraflarına da bulaşan lumpenproletarya üyeleri. ne şehirli, ne de köylü kalabilmiş olan, iki arada bir derede, arabesk kültürünü üreten ve yaşatan insanlar. onlar, kafanızdaki gibi saz çalıp türkü besteleyen, çorap örüp kilim dokuyan, şu trt belgesellerinde "yurdum insanı" diye pazarlanan nineler-dedeler-köylüler değiller.

bunlar istanbul'a gelip, hazine arazilerini yağmalayıp gecekondu diktikten sonra, bir de üzerine apartman çıkmaya çalışanlar. para kazanmak için "ulan belki bir kat daha çıkarız" diye inşaat demirlerinin filizlerini dışarıda bırakanlar. son derece kaypak, son derece tehlikelidirler, arkanı döndüğün anda hemen seni satarlar.

sonuç olarak iki varoş birbirini bulmuşlar, tencere kapak olmuşlar. asla yadırgamam. allah bir yastıkta kocatsın.

birbirinizin mermilerine kafa atasınız e mi iki güzel insan?

yapmazsanız vallahi darılırım!
birisi köylü kurnazıdır.
diğeri iq su yüksek bir insandır.

birisi hiç bir yeteneği olmamasına rağmen yıllarını bir takıma verdiği için böbürlenir.
diğeri dünyanın sayılı yeteneğine sahip olmasına rağmen dalga geçip kendisiyle beni bu yüzden almadılar diye öz eleştiri yapar.

birisi sağlam bağlantıları sayesinde ne pavyon basmaktan ne adam dövmekten ceza almıştır.
diğeri sevgilisiyle el ele reina nın kapısından çıkıp arabasına binip gitmiştir. hiç bir adli problemi yoktur.

birisi yenilince bin bir surat olur. suçu başka yerlere atar.
diğeri hala aynı suratıyla daha iyisini yapacağız der.

birisi kazanınca ben yaptım der.
diğeri kazanınca biz yaptık der.

birisi sadece bir taraftar grubu tarafından sevilir.
diğeri tüm taraftarlar tarafından sevilir.

birisinin avrupa kupası vardır.
diğerinin daha büyüğünü ülkemize getirmemesi için hiç bir sebep yoktur. o potansiyeli fazlasıyla mevcuttur.

birisi 67 yaşındadır.
diğeri 47 yaşındadır.

her ikiside çocukluk takımlarının efsaneleridir.

velhasıl kelam bu ikisi bir arada hem öğretmen hem öğrenci olmuşlardır. o yüzden sergen akıllı adamdır. hocasının yaptığı yanlışları yapmaz ve ondan daha yükseğe çıkma potansiyeli olan birisidir.

ve son olarak canımız ciğerimiz sergen attı şampiyonluk geldimizdir.