Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
avcılar kız imam hatip lisesindeki, 18 mart şehitleri anma etkinliğinde atatürk'ün isminin geçmemesi üzerine törene katılan muvazzaf albay tepki göstererek töreni terk etmiş. kaynak

hoca olacak sünepe "çanakkale şehitlerimize dedik ya" diyor. ulan 30 iq'lu islamist beyinsiz! atatürk çanakkale şehidi mi?

bu arada albayımız hakkında soruşturma açılmış. neyse ki ohal bitti, yoksa khk ile ihraç edilirdi muhtemelen.

tanım: mustafa kemal'in askeridir.
(bkz: önder irevül)

edit: atatürk'ün anılmadığı 18 mart törenini düzenleten avcılar ilçe milli eğitim müdürü olaydan sonra albay hakkında "sadece dua sırasında adı geçmedi. okunan kur'an'dan ve duadan mı rahatsız oldular bilmiyorum." demiş. tipik dinci kaypaklığı. en ufak bir şeyi eleştirince kurandan mı rahatsız oldun, duadan mı rahatsız oldun ahahahah hep aynı valla. ufacık bir müdürden en tepeye kadar tamamen aynı argümanlar. kaynak
bu tarz durumlarda hekimin hatalı olup olmadığına kanaat getiren bölümde ( adli tıp) çalışıyorum. dışarıdan baktığınızda hata gibi görünen şeylerin hata olmadığına, şikayette bulunan hasta yakınlarının haksız çıktığına çoğu zaman şahit oluyorum. bazen hekim hatalı oluyor ve gerekli cezayı da alıyor. bunları neden yazdım; otopsi ve bilirkişi raporu olmadan kimseyi hedef gösterip küfür etmeyin. başlık sahibi kolay değil babasını kaybetmiş. acılı ve öfkeli. onu anlamak mümkün. ancak yüzlerce ölüm görmüş biri olarak diyorum ki bazen ne yaparsanız yapın olmuyor..
“yakınım kanser oldu, engelli raporu çıkartıp araba alayım”, “yakınım yatalak oldu, bez parası bakıcı parası alayım ama yakınımın götünde krater gibi yara açılsın, acile götürüp doktora sataşayım” mantıklarıyla birlikte en sık doğu ve güneydoğu illerimizde rastlanan bir mantıktır.derme çatma avukatlık bürolarında tabeladan daha büyük afişlere “ameliyat mı oldunuz? kaza mı geçirdiniz? bize uğramadan hareket etmeyin” yazdıran mantıktır. ameliyathane çalışanı yerel adamların akşam kahvehanede hastalarla ilgili istihbarat satmasıdır. “benim hanım çok zayıf, bi iğne yapsan da az ele gelse” diye gecenin 1’inde acile gelen mantıktır.

aynı zamanda “hastaya bi sarı serum takayım, kenarda tus’a çalışayım” mantığıdır. “benden iyi mi bileceksin, 6 yıl okudum*” mantığıdır. “performans ortalamanın üstüne çıktı mı ona bakarım”, “ne risk alıcam aq 3 kuruş için, başkası uğraşsın, zor işleri yapmam” mantığıdır. hatamı kabul etmeyeyim çünkü çok okudum ben, saçımı süpürge ettim ağlaklığıdır. her fırsatta kutsalım vurgusuyla duygu sömürüsü yapan, en ufak kutsallık göstermesi gereken bir durum geliştiğinde isyan eden; profesyonellikten nasibini almamış amatör bir meslek grubunun yozlaşmasıdır.

hastaneleri bu bok çukuru ülkeden neden ayrı tutuyoruz ki? hastası, doktoru, çalışanı, her şeyiyle ülkenin bir parçası işte. hiç duyar kasmayın, sistem böyleyken bunun kurbanları bu köylü kurnazı adamlar olmayacak. senin masum baban, günahsız anan, yorgunluktan beyni yanmış idealist doktorun olacak. bu sistemin yalancı negatifliği böyle ne yazık ki.
buralarda bir yerlerde başımıza benzer bir olayın geldiğini yazmıştım. çok daha hafif şekilde atlatmıştık.

şimdi videoyu izledim ve beklendiği gibi olayın kahramanı aynı kişi. olaydan sonra bizden özür dilemiş, mekanın yöneticisi kendisi hakkında aksiyon alacaklarını söylemişti. yönetim aksiyon alana kadar kendisi gelene gidene aksiyon almaya devam ediyor anlaşılan.

gitmeyin, gidene engel olun.
yetiş ya akmaral, yetiş yaaaağğğ akmaaraaaal,

diyordu genç dimağlar,

inzivaya çekilmiş, nefsini körelterek huzura ermiş, dünyevi zevk ve değerlerden kendini arındırmış, hadron çarpıştırıcısındaki anti maddeye salavat getirmeye and içmiş akmaral ağabeyiniz duydu sesinizi, sizi cehennem çukurlarındaki ateşin korundan korumak içün attı kendüsünü ateşin önüne,

ne demiş mevlana,
ne kadar güzel olursan ol, ne kadar alımlı olursan ol, neticede kefene sarılıp kavuşacaksın toprağa...

işte bu kadar basit ve fani bir görecekli kavramı olan güzellik kisvesini batı'nın ahlaksızlığıyla meze edmiş, harama davet çıkarmış aşufdeler arasında değerlendirdiğimizde kınanması gereken başlıklar aslında çok çeşidlidir. nasıl ki bir parfüm konusunda herkes farklı görüş bildiriyorsa bu konuda da herkes kendi beğenisi üzerinden konuya yaklaşmış olsa da lakin kiğ öyle de değildir. nedir peki?

yeni nesil güzellikse,

(bkz: liya silver)

yeni nesil güzel ama grekoremen güreşe de elverişli olsun derseniz,

(bkz: mia melano)

yok bunlar genç aşufdeler, henüz bu ağaçların meyvesi marketlerdeki 25 kuruşluk poşedlere göre değil derseniz, anadolunun, mezapotamya'nın toprakları gibi avradlardan,

(bkz: lisa ann) nam-ı diğer batı'nın ahlaksızlığının kraliçesi
(bkz: ava addams)
(bkz: eva notty) nam-ı diğer tutkuyla cima etme kraliçesi
(bkz: phoenix marie)

yahu bunlar biraz tank gibi biz biraz daha nişantaşı, bağdat caddesi gibi cehape zihniyetindeki lüks semtlerdeki bakımlı avradlar demiştik derseniz,

(bkz: nicole aniston)
(bkz: samantha saint)
(bkz: jessa rhodes)

akmaral ağabey bunların hebsi tamam ama ben diyorum kiğğğ avrad dediğin ele gelecek, afyon mermeri gibi şekilli, manda kaymağı gibi yumuşak, manav reyonu gibi dolu dolu olsun, batı'nın ahlaksızlığını öyle sunsun diyenler için,

(bkz: gianna michaels)
(bkz: angela white)
(bkz: alison tyler)

gereken isimleri başlıklarına ve gruplarına göre sıraladığımıza göre, önce yaptıklarının yanlış olduğunu tek tek anlatıyoruz, batı'nın ahlaksızlığından kurtulup helaliyle normal bir hayat sürmek isteyenleri ofisimize çağırıp bir çay ikram edib bir hal çaresini arıyoruz. sonrasında üç kere ağza, üç kere burna, üç kere kulağa su vermeyi unudmayınız. toblu iğne başı kadar kuru yer kalmayacak.

eved.
mansur yavaş kayyumla değil ama ataşehir belediye başkanı battal ilgezdi'nin başına gelenlerle tehdit edilebilir. dava açılacağı kesin ama bu dava seçim öncesi olmayacak. seçimdeki sonuçlar beklenecek. eğer mansur yavaş kazanırsa dava başlayacak ve içişleri bakanlığı dava süresi boyunca mansur yavaş'ı görevden uzaklaştıracak. dava ne kadar sürer bilinmez ama benim tahminim finalde işi yeniden seçime götürürler.

akp ankara'yı kaybedemez. bunun temel sebebi melih gökçek'ten beri devam eden potansiyel yolsuzluk şüphesi. bu yüzden bence muhalefet başkanlığı aldığında ilk olarak bu işlere el atmalı ki bu süreçte elinde verilerle birikimde bulunsun. ankara'da açığa çıkacak olan yolsuzluk kokusu kısa sürede tüm türkiye'yi kaplar ve bunu örtemezler.

unutmayalım ki sosyal demokrat halkçı parti (shp - eski chp) istanbul'u 1989 yılında yönetiyordu. 5 yıl sonra 1994'te refah partisi'ne (recep tayyip erdoğan'a) kaybetmesinin en önemli sebebi ise iski skandalının o dönemin medyasında çarşaf çarşaf yayınlanmasıydı. bu yolsuzluk shp'nin fişini 5 senede çekmişti. bu yüzden melih gökçek'in başkan olduğu 25 senede nasıl bir yolsuzluk biriktiği kamuoyunun takdiridir.

edit : mansur yavaş'ın avukatı bülent yücetürk tarafından yavuz oğhan'ın rs fm'deki programında açılan soruşturmayla ilgili şöyle bir açıklama yapıldı :
"velev ki karar hükme bağlandı ve yavaş ceza aldı. bu ceza belediye başkanlığını etkilemiyor. sanırım erdoğan'a bu konuda yanlış bilgi vermişler yada konuyu bilmesine rağmen yanlış aktarıyor."
eğitim bitti,
ekonomi bitti
dış ilişkiler bitti
vatandaş neredeyse birbirinin gözünü oyacak hale getirildi
güvenecek hiç bir şey, hiç bir kurum kalmadı
ülkede yaşayan insanların içindeki gerçek pislik artık ortaya çıktı,
cahil cühela tayfasının, hadsizin terbiyesizin önü açıldı.
çıkar, menfaat için her şeyi yapabilecek bir güruh oluştu...

şu anda akp gider ve yerine idealist çizgiye yakın bir rejim gelirse,
ülkenin kendine gelip son 17 yılı onarması bile en az 20 yıl sürecek gibi
akp oturduğu yerden kalktığı zaman altlarındaki oyuğun gerçek boyutları ortaya çıkacak ve korkarım ki o oyuk ülkeyi yutacak...
gerçi o oyuk eninde sonunda ülkeyi yutacak ama baştakiler cahil halka bunların dış güçlerin ve hain cehapenin oyunları yüzünden olduğunu söyleyecekler

basın tamamen ellerinde, medya tamamen ellerinde, istemedikleri bir haberi yapma şansı yok

bakın, ege denizindeki 18 ada ile ilgili tek bir haber çıktı mı basında?

biz ekşi'de troll kovalayalım daha...
olayı anlatayım siz karar verin sevgili sözlük yazarları:

3 senedir çıkıyorlarken geçen kasım ayı erkek tarafı evlenme teklif ediyor.
çıktıkları süre boyunca hiçbir sorunları yok; resmen ideal çiftler.
çocuğun işi var çok güzel bir yerde, arabası var, dairesi var (yalnız kalıyor), birikimi var vs.
kızın da işi fena değil ama niyese, kirada (arkadaşlarıyla birlikte kalıyor), araba veya birikim yok.
para çok önemli değil ama işleri birbirine yakın insanlar, eleman da kızdan 2 yaş büyük sadece. neyse konumuz bu değil aslında.

kasım’da hemen aile içi nişan yapılıyor ve haziran’a gün kararlaştırıyorlar.
bütün olaylar buradan sonra başlıyor.

kız tarafı elemanı bildiğin sağlı sollu bunaltmaya başlıyorlar.
ilkten evine bir gelip baktılar. normalde gayet elit bir yerde geniş bir ev. içindeki en eski eşya 4 senelik. bunlar babalarının malı gibi, mutfak değişecek, oturma odası değişecek, yatak odası değişecek, beyaz eşyalar komple değişecek, ev boyanacak vs vs. dediler. bizimki de sesini çıkaramadı. olsun biz kullanacağız sonuçta dedi.

ocak ayı gibi gelinliği kitlediler.

sürekli soruyorlarmış, takıları al oğlum zamlanmadan. sezon açılınca zor olur diyorlarmış. şubat’ta da takılar alındı.

sonra yine aynı muhabbet, balayı için otel ayrıldı, balayında yapılacak çoğu şeyin parası verildi.

düğün için şu da olsun bu da olsun derken bir şekilde bizimki onu da siz yapın istediğiniz gibi diyip ikna etmiş.

bu vakte kadar 150 binden fazla harcadım diyor.

en son ailesinin istekleri başlamış. anneye 20 altın, 5 bilezik bir de gerdanlık istemişler. adetmiş, anne hakkıymış. çocuk allem etti kallem etti ikna edemedi almamaya.
işin ilginç yanı kız da oğlana destek çıkıp arabuluculuk yapmadı.

en son 2 hafta önce eleman ee yeter dedi, evlenmiyorum dedi. attı nişanı.

olay burada bitti sanıyorsunuz di mi?
aksine iyice çirkefleşmeye başladılar. hatta iş tehdite kadar gitti.
kız tarafı nişan atılmasına rağmen takıları istiyor şimdi.
bizimki ne diyeceğini şaşırmış, “ne takısı düşün yakamdan” demiş.
“o takıları kız için aldın, onlar onun hakkı” demişler.
eleman da “iyi de görmediniz bile takıları” demiş.
en son “biz de düğün salonunu ödedik (ödedik dediği de kapora), senin yüzünden çöpe gidecek onca masraf. senin aldıklarını sen gene kullanacaksın kendine” demişler.
adam da gelinliğe sayın, durduk yere her şeyi tam evi yeniledim demiş.

neyse böyle devam ederken, en son kızın babası aramış. “o takılar buraya gelecek yoksa başına geleceklerden ben sorumlu olmam” demiş.

olay en son bu durumda, bizimki cevap atmayı da bırakmış ama ev belli yer belli; ne yapacaklar acaba diye korkuyor.
polise gitsen elde kanıt yok, herşey konuşmalarda. onu geçtim, yargıya güvenmiyor.
durduk yere başıma bela aldım diyor.

benden de sözlüğe yazmamı istedi belki güzel fikirler çıkar diye.
gerisini size bırakıyorum

edit: çok mesaj geldi, arkadaşım birkaç şeyi açıklamamı istedi
- başlığı 12 ada başlığından cesaret bularak açtık, yoksa bahsetmeyecektik. bu kadar ilgi göreceğini de tahmin edemedik
- nişan aile arasında oldu (entry’de de var). orada da takı var ama çok cüzi olduğu için arkadaşım önemsemiyor
- aileler önceden tanışmış, kızı da 3-4 senedir tanıyormuş ama bu zamana kadar hiç böyle tavırları olmamış
- anne hakkına kadar bizimki okeymiş aslında, bir sebebe bağlayabiliyormuş ama anne hakkı olayın koptuğu yer oldu diyor

yarın ilk iş bir avukata gidip durumu görüşecekmiş
herkese teşekkürler
kızımla tabletten kendinin ve kedimizin bebeklik fotoğraflarına bakıyorduk. anılardan söz edip gülüşüyorduk. sonra babasıyla olduğu ve çok sevdiği videoyu izlerken tarih yazdığını fark etti. insan bazen hep gözünün önünde olan şeye dikkat etmiyor. kaç yaşındaymışım o zaman? tarih neymiş? bakınca yüzüm düştü. tam da o günlerde, belki o akşam ya da bir iki gün sonra ama daha geç değil, boşanmak istediğini söylediğini anladım. garip hissettim. kızımla cıvıl cıvıl oynuyor. ben onları kaydediyorum. sonra bitsin istiyor.. yaşayacağımız şeye dair hiç ip ucu olmaması.. garip işte..

fotoğraflara bakarken fark ettiğim bir şey daha var. kızımla herkesin fotoğrafını defalarca çekmişim, beni çeken ise pek olmamış. kızım soruyor, sen neredesin diye. kamera arkasındaydım. sanırım anne olmak böyle bir şey. hep kamera arkasında olmak. emek vermek ama görünmemek.. oyuncularınsa asıl ekmeği yiyen olması.. garip..
verin bu adama sonra keyifle oturduğunuz kafeler, barlar muşluların, vanlıların, şırnaklıların eline geçince yediğiniz dayak, gördüğünüz kötü muamele yüzünden burada "kadıköy eski kadıköy değil" diye, "kadıköy'de paramızla rezil oluyoruz" diye götünüzü yırtarsanız ağır sikerim sizi. tatava yapmayın emre kınay'a basın geçin. kemal kılıctaroglu da anlasın tepeden inme iş yapılamayacağını.
sırf sen kimsenin gönlü kırılmasın diye alttan alırken o alttan aldıklarının bir an bile düşünmeden seni kırması. insanların en ufak iyi niyeti bile sömürmesi. böyle kötü niyetlerle aynı havayı solumak zorunda kalmak... daha epey yazabilirim ama bunu yazmak istemem bile zoruma gidiyor...
üç kuruşun hesabından ziyade egzoz emisyonu, hava kirliliğini azaltma, küresel ısınmayı yavaşlatma ve fosil yakıt tüketiminin azaltılmasına ciddi oranda katkı sağlayacağı için üretilmiştir.

üretiliş amacı; mehmet bey bugün 50 kuruş az yakıt yaksın değil, milyonlarca aracın günde 50 kuruş az yaktığını düşünün sığ ve sığır arkadaşlar.
bizim caddenin karşısında bir kedi duvarın üstünü mekan tutmuş. kendini gelene geçene sevdiriyor.

kızım mecbur muyuz seni sevmeye ? bizim canımız vahşetli, dehşetli, kavgalı, küfürlü şeyler istiyor. eyyyy kedi ! sen kimsin yaw ?
alevilerden şehit olmaz diyenlerin, atatürk’ün annesine o..pu diyenlerin tutuklanmayıp gününü gün ettiği ülkede ikinci paketleme vakası.

edit: ülkenin kurucusu büyük lidere “ayyaş”, balkan göçmeni türklere “ahlaksız” diyen şerefsizleri unutmuşum.
biz kürtçe konuşma lan it dediğimizde ırkçı oluyoruz; almanlar yapınca wowowow dedirten olay. bir ülkede iş yapıyorsan, resmî bir kurumdaysan o ülkenin resmî dilini konuşursun. sosyal hayatında ne bok yiyorsan ye, beni ilgilendirmez.

edit: i harfine takke kondu.
akp genel başkanının her zamanki gibi boş açıklamalarından biridir.

galatasaray, fenerbahçe, beşiktaş kulüpleri liseli öğrencilerle, gençlerle kurulmuş semt takımlarıdır.
onları büyük yapan tarihleri, kültürleri, başarılarıdır.
bu ülkede kurulmuş kulüplerin çoğu da semt takımıdır, öyle akp genel başkanın dediği gibi değildir.

türkiye’de milyon dolarlar verilerek kurulan kaç takım var acaba? bunu da bi deyiversin hele reis!

ayrıca zahmet olmayacaksa cüzi bedellerle kurulan takımın bütün gider ve gelirlerini de paylaşsın bakalım. ortalık kötü, milletin cebinden (ç)alınan paralarla kurulmuştur belki haberi olmamıştır.
malum reis kandırılmaları ile meşhur bir dünya lideri!
çünkü onu izleyen, onu ünlü eden sizlersiniz.

o kadar namussuzca ise kadının ya da erkeğin yaptığı; namuslu bir vatandaş olarak buna prim vermeniz, ağzınızdan salyalar saçarak izlemeniz neden?

evinizde gizli gizli izliyorsunuz diye kendinizi şerefli, bu işi icra edenleri ortalığa çıkmaması gereken orospular olarak düşünmeniz tipik ikiyüzlülüğünüz.
doğu görevini ağrıda yapmış biri olarak çok sevindiğimi söyleyebilirim, umarım gerçektir. ağrı doğunun en gariban, en sahipsiz, en geri kalmış şehridir. gençleri işsiz.. erzurum ihya edilirken bu şehir adeta görmezden geliniyor. ne güzel ne temiz insanlar tanıdım hepsi pırlanta gibi.. inşallah açılır da güzel bi istihdam kapısı haline gelir
bunun nesi komik yav?

kedi bildigin travma yaşiyor. belki bi erkek tarafindan saldiriya ugramistir ya da erkeklere bir sebeple kıl kapmiş. belki yavrusunu arakladi biri sahipsiz ayagina. bu da gordu vs. zavalli hayvan.

bi kisim hayvanseverin hayvanlarin sikintilarindan hoşlanmasini hep saçma buluyorum.
30-45 yaş arasıdır.

aklı başında, ne istediğini bilen, kendini tanıyan, sevmenin ve sevilmenin ne demek olduğunu bildiği yaştadır. zaman şu yaş aralığında dursa ne güzel olurdu.

birisi “otobüste yer veriyorum teyzeye” demiş.
yaşlanmıyoruz, yaş alıyoruz. çocukları pistten alalım*
yukarıda sayılanların hepsi çöp olan yiyeceklerdir.

zaten size kilo aldiran bu yağ, şeker ve karbonhidrat bombası yiyeceklerdir.

şu an diyetteyim ve tek derdim proteinin aşırı derecede pahalı olması. hani ucuz olsa, proteinden başka bir şey almam şu naçiz vücuduma.

yabancı memlekette olanlar şanslı, ucuz protein kaynağı olan domuzu gömüyorlar habire. biz tavuğa talim..
ben de yıllardır şantiyelerdeyim ve hiç rastlamadım böyle bir duruma. gerçi mini etek giymesine gerek yoktur. hafif güzel olsa bile şantiyede çalışan işçilerin dikkatini dağıtır. * verim düşer, goygoy başlar.

edit: söylemeyi unuttum. ayrıca şantiyeye medeniyet getirirler. devamlı argo konuşan adamlar bile "ahmetçim demir telini uzatır mısın?" moduna girer hemen. *