Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
memeli, öpüşmeli, sevişmeli... sapık başlıklar ve dünyayı kurtaran siyasi trollemeler arasından ilgi çeker mi bilmem ama yine de yazayım.

bu sabah kardeşim aradı, bir suç işlemiş gibi hüzünlü bir sesti karşımdaki. öğretmenlik mülakat sonuçları açıklanmış. 86.4 olan puanı 89'a çıkmış. yani her türlü ataması kesinleşti. "abi, o sınava beraber girdiğim arkadaşlar var. kaç kişinin hakkına girdim bu yükselen puanla, içim hiç rahat değil" dedi. kardeşim 4 senedir sınava hazırlanıyor. verdiği emeğe, harcadığı çabaya yakından şahidim. bu işe hiç girişmeyip beni dinlese belki de şu anda bambaşka bir kariyeri olacaktı. lakin her şeyi göze alıp çıktı yolda ve sonunda öğretmenliğe "sözleşmeli" de olsa ulaştı. giden en güzel yılların ardından elde edilen "4" yıllık kölelik süreci"... buna bile razı olan insanlar arasında ne kadar büyük adaletsizlikler yapıldığını anlattı kardeşim. puanı 84 olanlardan 90'a çıkanlar, 90 olanlardan 80'e inenler. bu arada bahsettiğim rakamlar edebiyat için geçerli. edebiyat, 50 bin işsiz öğretmen ordusuyla açık öğretimi açılan bir bölüm. böyle öngörülü devlet yöneticilerimiz var. ve sanırım bu sene en düşük 84 kpss puanı ile kapatıyor. 60 puanla ala ala bitiremedikleri imamlar, din kültürü hocaları ve benzeri bölümleri, sınavsız alma noktasına getirdikleri an (ki toto oynasan 50 alacağın bir sınav) inşallah başka bölümlere de sıra gelecek. siktir et bilimi, imanımız bütün olsun yeter.
olay çok uzun, anlattıkları yürek burkan cinsten ama konuyu pek fazla uzatmak taraftarı değilim. sadece şunu da not düşmek istiyorum. bu bahsettiğim adaletsizliklere maruz kalanlar arasında puanı 91,93 olan ve türkiye ikincisi olarak alan sıralanmasında yer alan ama mülakatla puanı 82 küsura düşürülerek atanması engellenen genç bir arkadaşımızda varmış. daha ne söylenir bilmiyorum, adaletiniz batsın.
benim elimden gelen tek şey bunları burada anlatmak, öğrencilerimi gelecekteki seçimleri ile ilgili doğru yönlendirmek ve kardeşimi bu tüccarların elinden zamanla çekip alarak harcadığı enerjiyi akademik yolda daha iyi değerlendirmesini sağlamak.
"güzel günler göreceğiz çocuklar" diyor ya nazım üstad, sanırım biz göremeyeceğiz.
öncelikle geçmiş olsun, sizi tanımak güzeldi.

scripps institution of oceanography'den yapılan açıklamaya göre 1958'den beri yıllık olarak ölçülen atmosferdeki ortalama karbon düzeyi, milyonda parçacık itibariyle en tehlikeli düzey olan 400 ppm'i kalıcı olarak aşmış durumda. yani burdan geriye dönüş olması artık mümkün değil. işin türkçesi, dünyanın resmen amına koymuş durumdayız. peki bunun sonuçlar ne olacak? şurda belirtilenlere göre:
1) pek çok canlı türünün nesli, artan bir hızla tükenecek. 2050 yılına kadar dünyadaki türlerin dörtte biri tükenmiş olacak.
2) canlıların tükenmesinin sonucunda besin zinciri dengesi bütünüyle bozulacak.
3) deniz seviyesinin yükselmesi, yakın gelecekte buzulları bütünüyle eritecek, kıyılara yakın yerler ve topluluklar ortadan kalkacak. öyle ki 2100 yılına kadar, 13 milyon insanın bu nedenle evlerini kaybedeceği öngörülüyor.
4) okyanusların havadaki karbonu absorbe etmesi nedeniyle oluşan okyanus asitlenmesi (bkz: ocean acidification) sonucunda okyanus ekosistemi, yani deniz altı yaşam sona erecek.

sonuç olarak; akp'den asla kurtulamayacağını düşünenler, işsizler, işten atılanlar, borçlarını ödeyemenler, sevgilisi olmayanlar, evlenemeyenler, çocuk yapmamışlar, tezini bitirememişler...hepinize müjde: dünyanın ağzına sıçtık ve bunun dönüşü de yok.

tek çare elon musksarıgül. (bkz: 27 eylül 2016 elon musk mars programı açıklamaları)
bir recep tayyip erdoğan beyanı.

2 aydır ohal khklarıyla milletin anasını ağlatanlar, her kuruma mülakat getirerek yandaşlarını atamanın kapısını açanlar, muhalefeti ohalle sessizliğe gömmeye çalışanlar , basına sansür uygulayanlar için 3 aylık ohal süresi yetmezmiş, türkiye nin iyiliği için 12 ay ohal olsa o bile yetmeyebilirmiş, inanalım mı ?

hani milletin iradesi olan meclise saygı ?

edit : (bkz: 2023 e kadar hedef ohal)
kendi elinle devletin içine örgütleri, çeteleri sok. o grubun palazlanmasına göz yum "dindar"lar diye. terörist dinci grup darbe girişimine kalkışsın ve 200+ vatandaşı öldürsün.

bu durum karşısında sorumluluk alıp istifa edeceğin yerde o günü bayram ilan et.

(bkz: 15 temmuz pişkinlik bayramı)
lüks segmentine sokmakta tereddüt etmekle beraber, mac cosmetics çalışanı diyerek katılmak istediğim şikayet listesi. istisnalar yok mu? var tabii. sağ olsunlar. lakin bir kere de şu mac'te insan muamelesi görmek nasip olmadı.

hakaret yok, saygısızlık yok, yani şikayet etsen edemezsin ama o hal, o tavır... "tatlım yalnız o öyle sürülmez" bakışı, "eski sezon bi renk o, bu sezon biz amele sümüğü yeşilinden başka far asla sürmüyoruz" kibri...

deliricem, az kaldı. yardım istiyorum, ilgilenen yok; soru soruyorum "şu cahili alır mısınız burdan" diyerek ilber ortaylı gelicek gibi ter akıyo sırtımdan.

alışveriş yapıcam lan! neyin tribini çekiyorum biri bana anlatsın rica edicem.

yapmayacak da olabilirim bu arada. öyle mal gibi gezip çıkıcam belki...

ama bir de üstüne, alacağım şeyler için yalvarıcak noktaya gelmeye başladım.

-selamlar ben bi allık...
+geliyorum birazdan.

ordaki kadının birine "ahahayyy çok şakacısınız dilrubaaanım, hemen size 760 tl'lik bi paket kitliyorum şu aaan ve kitledim. ohhh vallahi güzel gömdük" diyip yanına geldikten sonra...

-evet, buyrun
+selamlar. ben daha çok pembe ağırlıklı, fazla yoğun olmayan...
-pembe olmaz size, şeftali kullanmanız lazım.

çak lan ağzıma iki tane. çak da ikimiz birden rahatlayalım. dünya bu kozmetik embesilinden kurtulsun, ben de sizden...
haklı beyanattır.

şu an herhangi bir ülkeden bakıp da bu ülke avrupa'ya yakışır diyen 1 allah'ın kulu var mıdır?

eskiden ben bölgelerde türkiye asya'da gösterilirse küfürler ederdim. şimdi avrupa'da görürsem ne alaka lan ortadoğu altına koymamışlar mı diyorum. bakıyorum. oraya da koymuş oluyorlar. her yere koyuyorlar. koyuyorlar azizim. bence biz uefa'dan da çıkıp asya'lılara girelim. ırak'la, suriye ile, singapur ile maç yapalım. layığımızı bulalım, haddimizi bilelim. her kim ki aaa yok avrupa'lıyız derse de anasını sikelim.

var mıyız kardeşlerim?
esra özcan'dan daha iyi fotoğraf çektiklerini iddia eden yazarların, çektikleri birbirinden muhteşem fotoğraflarla kıyasıya yarışacağı yarışma.

1.'lik ödülü- 3 dürüm+ 1 lt ayran
2.'lik ödülü- 2 dürüm + 0,50 lt ayran
3.'lük ödülü- 1 dürüm+ 100 cl ayran
normalde çok enerjik olan ve kucağa alınmaktan, sevilmekten pek hoşlanmayıp ısıran kedinizin bir köşede durgun durgun sizi izlemesi ve kucağınıza almak istediğinizde kuzu gibi olması, mutluluk mırıltıları çıkarması kucağınıza alınca da. sonra bırakınca gelip masaj yapar gibi sizi yoğurması. bir de nankör derler bu şefkatli hayvanlara... tabi bu davranışıyla sizin daha çok duygulanmanıza sebep olur daha çok ağlatırlar.
ekleme: bir yazar arkadaş "çok nadir bir olay yaşamış başlık sahibi. dişi kediler sadece biraz daha ilgilidir sahiplerine" diye yazmış ve evet kedim 6 aylık bir dişi.
gora'da karışık kaset yüklenmiş arif gibi oynuyor adam.hız, istek, teknik, hırs her şeyden karışık yükletmiş resmen.
valla ortada kuduracak bir şey göremedim. hissiyatım acıma olduğu çoğunlukla olduğu gibi. temsil ettiğini iddia ettiği kitleye değil de dalga geçtiği değerlere bakalım

2013 never forget: herhalde gezi eylemleri kastediliyor. valla gezi eylemlerini karşı kitle unutmamış belli. 3 yıl oldu hala her yerde onlar anıyor. bu zaten olmamış

i eat bookz in lunch: kitap okumak küçümsenmiş. evet gerçekten kitap okumanın küçümsenmesi neden çomar olduğunuzun göstergesi

atam sen kalk ben yatam: eh bu ülkenin kurtarıcısını sevenler var. problem?

we are elit (diller falan) bunu söyleyen hep "karşı" taraf aslında. mesela kitap okumak elitlik falan görünüyor işte.

tayyip he a thief: değil mi?

bilerek ama ne amaçla yazıldığı belli olmayan imla hataları, bol bol dil çıkarmalar falan. 10 yaş zekası.

yani buna bakıp kahkalar atanlar insanlar karşısında kendimi gerçekten elit hissediyorum yalan yok.

facebooktaki meme dalgası diye bişey varmış ve kaçırmışım. facebook ve meme dalgası. gerçekten "elitliğimi" sorguluyorum. hayret her lafında acizliğini katlıyor ama farkındalık sıfır

sanki ortada gerçekten başarılı bir mizansen ve espri varmış ve amacı ortada değilmiş gibi açıklama yapıp ama kimliği kabul edip cahillikle suçlayanlar var bi de
yok temiz kurulummuş, yok bilmem neymiş. arkadaş telefonun menüsünde software update seçeneği var mı? var. oradan yeni ios versiyonları kurulabiliyor mu? kuruluyor. neyin tatavasını yapıyorsunuz arkadaş siz. ilgili menüde; "bak arkadaşım buradan güncelliyorsun ama itunes'a bağlayarak yaparsan daha güzel olur" şeklinde bir uyarı var mı? yok. bunun anlamı; ben sana telefondan direkt güncelleme veya bilgisayara bağlayarak güncelleme imkanı veriyorum ve ikisi de aynı kapıya çıkıyordur.
iphone kolaylıklar telefonu değil miydi? her update'te gidip telefonu bilgisayara bağlayıp o boktan itunes programı üzerinden mi güncelleyeceğim telefonumu? bu mudur kolaylık yani? şu fanboy'luğu bırakın artık. iphone'a toz kondurmamak için bin takla atıyorsunuz. apple size para falan mı veriyor arkadaş. bir kere de şu fanboy'luğu bir kenara bırakıp doğruya doğru deyin. sen yine iphone kullanmaya devam et, bir şey olmaz.
biliyorsunuz (bkz: 15 temmuzun resmi tatil ilan edilmesi).

yani devlet yaşadıkça 20-30 yıl sonra bile bugün her yıl anılacak. peki biz çocuklarımıza bunu nasıl izah edeceğiz? mesela ben şöyle açıklamaya çalışacağım:

--- spoiler ---

- bak şimdi; eskiden akp diye bir parti ve bunların başında recep tayyip erdoğan diye bir adam vardı. akp lilerin bizzat kendilerinin devlet kadrolarına yerleşitirdikleri fethullah gülen cemaatinin mensupları bir gece darbe girişiminde bulundu. o gece ve sonraki gecelerde gerçekten darbe karşıtlarının yanında darbenin olmadığını anlayan gülen cemaati mensupları da sokaklara çıkıp deşifre olmamak için göstermelik demokrasi nöbeti tuttular. izleyen günlerde ve aylarda on binlerce insan devlet kadrolarından atıldı çolukları çocukları, karıları-kocaları perişan edildi. ama darbe girişimi olana kadar gülen cemaati mensupları soruları çaldılar, kul hakkı yediler, kendinden olmayanlara mobbing uyguladılar, akp lilerle kol kola devletin tüm kaymağını yediler.

+ yani cemaat mensupları aynı zamanda ak partiliydi?
- evet.
+ yıllarca beraber mi çalıştılar?
- evet.
+ akp milletvekilleri, başbakan, cumhurbaşkanı da mı yardım etti cemaate?
- hepsi. zaten akp kurucuları arasında bile cemaatin adamları vardı.
+ peki her anmada adı geçen recep tayyip erdoğan?
- o da gülen camaatine yardım ediyordu darbe girişiminden birkaç yıl öncesine kadar.
+ ama darbeyi o önlemiş?
- ???
+ peki neden darbe yapmaya kalkıştılar?
- ???!
+ o kadar yıl boyunca neden izin verdiler bu cemaatin büyümesine o zaman?
- onlarda akp liler gibi dindardı! o yüzden
+ o zaman darbe kalkışması akp yüzünden oldu?
- evet

--- spoiler ---

açıklanamaz. olmaz bu, neresinden tutsan elinde kalıyor. daha fazla şey söylemiyorsam o da şehit olan 246 insan ve kolunu bacağını kaybeden yaralılar hatırınadır.
bir tuba'nın profiline bakıyorum, bir de fatih'in; kafamda hiçbir şey oturmuyor. özel hayatlarını didik didik edecek yorumlar yaptığım için ailesinden ve kendisinden özür dilerim ama gerçekten aklım almıyor.

tuba etkin bir şekilde cad kullanan, pinterest board'larıyla dünyadaki tasarım trendlerini takip eden, fuar fuar gezen, sosyal ve eğitimli bir kadın. ailesini ve geçmişini şöyle bir araştırınca ekonomik durumlarının iyi olduğunu da görebiliyorsunuz; dolayısı ile "erkeğe erişim" hakkının delice kısıtlanmadığı bir ailede büyüdüğünü düşünüyorum. yani kendisine ilgi gösteren ilk erkeğe koşmuş olamaz. boşanma sonrası travma ile ilgiden medet umma olabilir mi, ona da emin değilim. öyle bağımlı görünen bir profili yok.

sığır'a baktığımda gördüğüm tablo ise bambaşka. "mühendis" olduğundan dem vurularak "eğitimli" diye tanıtılıyor; ama niğde üniversitesi'nde verilen eğitimin kalitesi büyük bir soru işareti. okuyan arkadaşlar varsa aydınlatsınlar ama iyi bir eğitim verildiğini zannetmiyorum. dolayısı ile insanın kişiliğini değiştirip geliştiren, onu donanımlı hale getiren ve bir vizyon katan özellikte üniversite eğitimi aldığını sanmıyorum.

anne profiline bakıyorum "o da oğlumun kutsal pipisiyle temas kurmasaymış" düşüncesini barındıran düşük profilli bir kadın, büyük ihtimalle az gelirli hanenin eğitimsiz annesi. oğluna olumlu bir katkısının varolma ihtimali sıfır.

adam ütüsüz gömlek üzerine kendisine 3 beden dar gelen kolsuz yelek giyen, telefonun ön kamerası ile selfie çekip buna korkunç filtreler uygulayan, nargile kafeye giden, facebook profilindeki türkmen bayrağı ve fatih sultan mehmet cover'larına bakılırsa muhafazakar ve müslüman bir anadolu erkeği. vücut yapısına bakınca bile tahıl ağırlıklı beslenmenin etkileri görülebiliyor.

(bu özelliklerin adamı katil yaptığını söylemek için sıralamadım bu arada, sadece ikisi arasındaki uyumsuzluğu betimlemek için tarif ediyorum. yine de ataerkil ve muhafazakar erkeklerin sokak ortasında kadın kesmeye daha yatkın olduğu gerçeği istatistiki açıdan tartışma kabul etmez.)

velhasıl, tuba bu erkek profilinde onun için "nefesim" diyebilecek ne bulmuş olabilir? tarif ettiğim bu erkek tipinin bir alıcısı var türkiye'de ama tuba'yı bu alıcı kitle ile bağdaştıramıyorum. nasıl oluyor da kadınlar bu erkek tipini yanına yanaştırıyor? bu adama aşık olmak tuba için nasıl mümkün olabilir?

bir muammanın öznesi olan sözlükçü.
evet artık işin boku çıktı farkındayım ama bir detayı kaçırmamamız gerekiyor.

bu söz türkiye'nin aile ve sosyal yaşamı hakkında bize ipuçları veriyor. yine kendi isteğiyle kapanmamış bir kızımız var burda. kimse farketmiyor belki, ama kapalı kızlarımız hepsi o dalgalı, renk renk, upuzun saçları olan kızlara özeniyorlar ve mahalle baskısı, aile baskısı sebebiyle istemeden kapanıyorlar. sonra da bari en özel günümde açılayım diyorlar(mış).

ben düğünde açılma diye bir şeyi ilk kez duydum ve açıkçası edibe adına üzüldüm.

edit:

neymiş
"isteyen istediğini istediği zaman giyer"
miş...

ulan biz aksini mi söylüyoruz... bu kız kapanmak istemiyor işte amk... yoksa en özel gününde neden açılmak istesin? biraz düşünün, burda temelde yanlış olan bişeyler var...
alternatiflerin çok olduğu sorunsaldır.

bu kadar doktor var hala kansere çözüm bulunamadı.
bu kadar öğretmen var halen eğitim oranı düşük.
bu kadar avukat-hakim-savcı var ama adalet yeteri kadar sağlanamıyor.
bu kadar bilim adamı var hala uzayda yaşam bulamıyorlar.
bu kadar tesisatçı var ama banyodaki ufacık su sızıntısını bulmak için 2 ay acı çekiyoruz.
(bkz: lebensraum) (bkz: irredantizm)

"üç kulaç ötemdeki adalar yunanlara ait. çok hırslı ve kızgınım"

eee? n'olmuş? o adaları almış olsan ne yapacaktın bi müteahhide otel diksin diye vermekten başka? ya da öyle duracaktı. bilim merkezi mi yapacaktın? hayır yüz binlerce km.kare toprağın var da ne yapıyorsun sanki? suriye sınırına duvar örüyorsunuz oğlum? n'apacan o adayı, kayayı bi de! içindeki ırkçılık mezhepçilik için mastürbasyon malzemesinden başka ne işine yarayacak orası? sana diyorum süleyman emmi ! mesele bu di mi lan? görmesen bile senin olsun!

köyünden dışarı çıkmamış, ömründe dereden büyük su birikintisi görmemişler "eşşek anırsa duyuluyo buradan. yonan'a gaptırmışız" diye iç geçiriyor.

edit: biri de rum sağcılara bakmamızı salık vererek beni eleştireyim derken bana destek çıkmış. e işte sağcı diyoruz. türk'ü rum'u mu var? kıbrıs bizim olsun diye anırıyor o rum sağcı da. entry'nin başındaki kavramları boşuna mı yazdık?

bir başkası"o toprak kaybettiğimiz şeylerin simgesidir ve kaybettiğimiz en önemsiz şey topraktır." demiş. o zatınızın romantik ve uydurma sayıklamaları. o adalar hiçbir şeyin ne simgesi ne ruhudur. ne çok seviyorsunuz içi boş edebi sabuklamaları. güya anlamlı mı oluyor böyle ifade edince.
öncelikle ön yargılardan arınmakla başlar. kimse anasının karnından sicim teorisini veya m teorisini bilerek doğmadı.

artık bilgiye kolayca ulaşabildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. evren hakkında merak ettiğimiz çoğu şeyin türkçe kaynağı var artık. fakat bilgiyi de doğru yerden edinmek önemli. ve bu yolda okunacak kitaplar, izlenecek belgeseller kilit noktadadır.

işte hayata, evrene ve fiziğe dair bilgi edinmek isteyen kişiye yol göstereceğini umduğum kaynaklar:

kitaplar;

evrenin zarafeti - brian greene
evrenin dokusu - brian greene
saklı gerçeklik - brian greene
--bu kitapların bu sırada okunması önemli. evrenin zarafetiyle temel atılmalı daha sonra diğer kitaplara geçilmeli. brian greene'in anlatış tarzı gerçekten güzel. bol örnekli, açıklayıcı. bilal'e anlatır gibi anlatıyor.

zamanın kısa tarihi - stephen hawking
--gerçekten kısa ve kafa karıştırıcı olabiliyor. yazım tarihi de eski olduğu için içindeki bazı bilgiler güncel değil. ilk sırada okunacak bir kitap değil bana kalırsa. fakat fiziğe bir bakış açısı kazandırdığı kesin. ve stephen hawking'in içinde olduğu çalışmaları ilk elden yazılmış haliyle okumak muhteşem.

kör saatçi - richard dawkins
--biyolojiyle yani hayatla ilgili bir kitap. her şeyi çok net anlatıyor. evrime dair merakı olan okumalı.

belgeseller;

wonders of universe - brian cox
wonders of solar system - brian cox
wonders of life - brian cox
--hayatımda izlediğim en harika belgesel serileri. net. yazdığım sırayla izlenirse daha iyi, öyle yapmazsanız canınız sağ olsun. çünkü önce evreni tanıyıp genel resmi görmek, daha sonra güneş sistemine odaklanıp onun harikalarına tanık olmak ve en son hayatın gizemlerini öğrenmek hem anlamayı kolaylaştıracak hem de belgeselden alınan zevki arttıracaktır.
brian cox'un sunumu harika. bir olguyu anlattıktan sonra izleyiciye düşünecek zaman bırakıyor. görselleri, grafikleri harika. bunca yazdığım şey arasından hiçbirini okumasanız-izlemeseniz bile bu serileri izleyin.

cosmos a spacetime odyssey - neil degrasse tyson ann druyan
--carl sagan'ın meşhur cosmos belgeselinin yeniden gözden geçirilmiş ve güncellenmiş hali diyebiliriz. her ne kadar neil degrasse tyson'dan hazzetmesem de belgeselin ufuk açıcı olduğunu inkar edemeyeceğim.

into the universe with stephen hawking - stephen hawking benedict cumberbatch
--herhalde mükemmel karışım dedikleri budur. benedict cumberbatch'ın seslendirmesiyle hayat bulan bir stephen hawking belgeseli. 3 bölümden oluşuyor. wonders serisinden sonra izlenmeli.

what on earth is wrong with gravity - bbc horizon yapımı
do you know what time it is - bbc horizon yapımı

umarım bu başlığın altına güzel eklemeler olur ve hepimizin ufku daha da genişler.

edit: yazdığım tüm belgesellerin türkçe altyazıları vardır.
hiçbiriniz de severus snape demeyin zaten. çirkin, karizması yok, popüler değil, çete gibi piçlik peşinde koşan ibnelerden de değil; soğuk, temkinli, az konuşur, yüzü gülmez; yılışık, komik, laçka berkecanlara da benzemez.

karakteri düzgün, sevdi mi adam gibi seven, sevdiceği için ömrünü bile veren ruhu güzel abimiz; nur içinde yat.
hababam sınıf'ının mahmut hoca'sı münir özkul'un milyarder filminde de mahmut hoca rolünün devamını oynamadığı gerçeği.
mahmut hoca ile hafize ana'nın olduğu son hababam sınıfı filmi 1978 yapımı hababam sınıfı dokuz doğuruyor
son olarak beraber göründükleri bu filmde dahil olmak üzere, beraber oldukları tüm hababam filmlerinde mahmut hoca ile hafize ana arasında herhangi bir duygusal ilişki yok.
sadece okul müdürü ve müstahdem ilişkisi var.
1981 yapımı ve mahmut hoca'nın olmadığı hababam sınıfı güle güle filminde ise hafize ana'nın lisede okuyan ve annesinden utanan bir kızı olduğunu görüyoruz.
bu filmde de, hafize ana'nın kızının babasının mahmut hoca olduğuna dair bir emare yok.
zaten mahmut hoca bile yok ortada.
peki, mahmut ile hafize ne ara evlendiler?
kız ne ara büyüdü de liseye başladı?
kız ne ara öldü de hafize ana yatalak oldu?
ayrıca, milyarder filmindeki replikte,
"ama bugünlerde emekli maaşı malum iki kuru başa bile yetmiyor.enflasyonda malumunuz.geçinemeyince bende bilet satmaya başladım."
şeklinde bir cümle geçiyor.
anladığımız kadarı ile, tek maaşla geçinmeye çalışıyor.
oysa hafize ana'da çalışan bir kadındı ve emekli maaşı alması gerekiyordu.yani "hanımın da benim de emekli maaşımız var ama yetmiyor " demeliydi mahmut hoca.
zaten hababam sınıfı serisi, birbirinden kopuk ve bağımsız filmlerden oluşuyor.
serinin kendi içinde bile tutarsızlıklar varken, bir başka filmde bu filmin izlerini sürmek fazlaca iyimserlik.

aslında olay şu:
münir özkul ve adile naşit, milyarder ve hababam serisi dışında hepimizin bildiği o filmlerde defalarca evli bir çift rolünü oynamışlardır.
yeşilçam'ın birbirine en yakışan çiftidir.
bu iki ismin, karı koca oynamasından daha doğal ve güzel bir şey yoktur yeşilçam'da.
milyarder filminde yapılan, mahmut hoca karakterine bir atıfta bulunmaktır sadece.
milyarder filminde mahmut hoca ismini duyunca hangimizin aklına hababam'dak i kel mahmut gelmedi ki?
açık açık yapılmış bir atıf.
hayal gücü kullanılarak, bu durumu hababam'ın devamı olarak değerlendirmek elbette hoş, hatta devamlılık hatalarını görmezden gelirsek neden olmasın?
ama bu, sadece yorum yapan kişinin duygu dünyası ile ilgilidir.
bir tahmindir.
güzel ve mutluluk verici bir yorumlama, tahmin.
ancak, bu tahmini durumu veya atfı
öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler kapsamında değerlendirmek yanlış.
kesin bir bilgi değil.
öğrenilen bir bilgi ufkumuzu iki katına çıkaracaksa, o doğruluğu kanıtlanmış bir bilgi olmalıdır.
son olarak yeşilçam'dan iki hoş atıfta bulunma paylaşayım:
1-(bkz: erkeklik öldü mü atıf bey)
(bkz: allah cezanı versin osman bey)
bu iki filmde yönetmenler osman f.seden ve atıf yılmaz, araları açık olduğu için birbirlerine laf çakmışlar.
2-çiçek abbas filmindeki "ne diyem mahmut mu diyem" repliği, banker bilo filmindeki banker mahmut karakterine göndermedir.

edit: bu entry ile kedi kendimle çelişmiş durumdayım.
çünkü, benim yazdıklarımda kesin bir bilgi değil.

edit 2:
sutlu nescafe adlı yazar arkadaşın uyarısı: badi ekrem ne ara öğretmenliği bıraktı da istasyon şefi oldu?
bunca şeyi boşuna yazdık.
bakın bu kesin bilgi.
bu taraftar profili degisti lafi bana cok acayip geliyor ya.

beşiktaşi kalpten sevmek ve tribunden desteklemek için parasiz olmak gerekiyor size göre cidden?

eski inonudeyken, ben 30-40 lira biletimi alip sirada bekledigim an, stada gozumun onunde çift turnike yapip beleş giren, girince de tribune elindeki turborg kirmiziyi gosterip bunun akabinde tribundeki ekibinde alkiş alan ve tum maçi kafasi guzel, sirti sahaya dönük takip eden eleman benden daha mi çok seviyor yani size göre beşiktaşi??

bu mu kriter abi ciddi ciddi??

beşiktaş halkin takimi tamam da;
2 milyon euro maaş alan quaresma sahaya çikip armayi öpünce size göre en kral beşiktaşli olurken ben passolig+1000 tlye kombine aldigimda züppe+yeni nesil seyirci mi oluyorum???

arkadasim surdaki devasa celiskinizi goremiyor musunuz harbiden??

dün skor 1-0 ken, dinamo kievli futbolcular kalemize 15 metre mesafede top cevirirken, bizim cocuklar sahada stress icinde götlerinden solurken, hemen dibindeki tribundekilerin sahaya tamamen sirtini dönüp üst tribune kartal gol gol gol diye bagirmasi, onlar asagidakilere bakip bagirmasi ama o sirada benim maçtaki pozisyonlara tepki gostermem beni seyirci, onlari taraftar mi yapiyor?? onlar buyuk beşiktaşli biz paraci tayfa miyiz?? biz çakma beşiktaşli miyiz??

takim sahada götünden solurken, 1-0 i korumak icin yirtinirken tribunlerin maçin stres ve heyecanindan tamamen alakasizca "sevemez kimse seniiiiiii benim sevdigim kadaaaaaaar" demesi onlari benden daha buyuk beşiktaşli mi yapiyor yani cidden??

sen sevemez kimse seniiii derken, aboubakara 3 kievli birden faul yapiyordu lan!!!! senin o sirada kievli futbolculari islik manyagi yapman, hakemi yuhalayip faul+ sari kart aldirtmaya calisman gerekmiyor mu sizce yani??

aboubakara 3 kisi birden hayvan gibi faul yapan kievli topçular ve hakem tribunleri duyup "abi adamlar seviyor be ya, sert oynamayalim birakalim gol atsinlar beya" mi diyor acaba??

herkesin dilinde bi profil degisti, passocular geldi vs laflari donuyor. bir seyin degistigi yok kardesim. o stadyumda herkes besiktasli, herkes kalpten bagli.

ben acikcasi sevemez kimse seni denilirken mactan kopup gidiyorum. ne zaman ki hakeme islik tepki basliyor o zaman diyorum seyirci bu maçi istiyor. eminim futbolcu da bundan 1 gram farkli dusunmuyordur. isliklayan herkesin yuregine saglik. derbi ve kiev macinda tribunde elinizden geldigince hakemi de rakibi de etkilemeye calistik. simdilik bu kadar elimizden geliyor. gittikce daha iyi olacagiz ve takim sahada stressten geberirken tribunde birbirlerine kartal gol gol çekip maçi izlemeyen tayfa da degisecek diye dusunuyorum. o zaman bu stadyumdan harbiden kimse cikamaz hale gelecek.b

yanlis anlasilmasin, tezahuratlara da katiliyorum. o da bu stadin ruhudur. onu yapanin da eline yuregine saglik. yillarini inonuye vermiş tribuncu arkadaslarin hepsinin eline koluna yuregine kalbine saglik. ama şu profil degisti sacmaligini birakin. herkes beşiktaşli. yeni stadyumda daha efektif olalim istiyoruz. onun yolu da rakibi ama en onemlisi hakemi etki altina almaktan geciyor. bunun yolu da şarki turku degil, islik ve reaksiyondur. mesele bu.
starbucks'tan yeni aldigi kahveyle gelse tiki, zengin pici, vb; pet siseye kahve koyup getirse fakir, ezik, kahve senin neyine aq comari denilecek insandir. napsin aq dolmalik biberle mi icsin kahveyi? avucuyla mi getirsin? napsin amina koyim?