Sık geçen başlıklar

sanat tarihi okudukta ne oldu 37

ekşi profili
"fiziksel bir durumdan kaynaklanmayan uykusuzluğun tanımı bellidir. ya nostaljiksindir ya da melankoliksindir" dedi psikolog arkadaşım.
sanırım bende ikisi de var.
bazen geçmişi özlüyorum bazen gelecek için endişe ediyorum.
sonuç olarak her daim uykusuzum.
çok şey olabilirdim.

ilkokul birinci sınıfta taşınıp beni çocukların dörder kişi oturduğu ilkokula yazdırdılar. okumayı bilerek geldiğim için çocuklar bana uyuz oldu.

ortaokulda eşeği bağlasan diploma alıp çıkan bir okula verdiler. müzik öğretmenim konservatuvar sınavına sokun dedi. olmaz dediler.

turizm lisesine yazıldım. orda alkolle haşır neşir olmayayım diye vazgeçip düz liseye verdiler. aşçı olabilirdim.

sonra düz lisede okuldan atıldım.
açık lise bitince üniversite sınavına girdim.

büyükşehirler dışında yer yazamazsın dediler. bu boktan bölümü okumak zorunda kaldım. başka şehirlerde öğretmenlik okuyabilirdim.

okulun bitmesine yakın ulusal bir kanalda çalışıyordum.
o arada kazı için hocam teklifte bulundu, yurt dışına gidecektim.
kır dizini otur oturduğun yerde dediler.

en sonunda işsiz güçsüz bir şey oldum.
ziyan oldum..
diyeceklerim bu kadar.
bir insan sizinle mutlu olamadı diye neden mutsuz olsun? benle mutluydu, sonra mutsuz olduk ve ayrıldık. elbette yeniden kendine bir mutluluk sebebi bulacak.

birini hayatımdan çıkarınca benden sonra ne olacağı konusunda nötr hale geliyorum. o insanların ne duacısıyım ne bedduacısı ne de hayatlarını takip ediyorum. banane ne yaptı, ne oldu, kimle sevgili oldu. bundan sonrası onun sorunu der ve geçerim. ilişki biter ve
herkes kendi yoluna gider, allah herkesi mesut etsin.
olgunlaşma düzeyinin yaşadığın hayatla ilgili olduğunu ,
insanların salt iyi ya da kötü olmadığını,
önceliklerinin değiştiğini ,
gençlikte olduğu gibi affedici olamadığını ya da kendini geçmişte üzüntüden kahrettiğin şeylerin aslında komik olduğunu,
yalnızlığın çevrendeki kalabalıktan daha evla olduğunu ,
mutluluğun arayışla değil kendin yaratabildiğin bir şey olduğunu,
mücadele gücünün arttığını,
ve seni sen yapan şeylerin yaşadığın süreçler olduğunu farkedersin.
oğlumun aylardır beklediği avengers endgame sinemaya geldi, günler öncesinden internetten bilet aldık. heyecanla bugünü bekliyor, geceleri uyuyamıyordu. kendileri yaklaşık sekiz yaşında.
sinema saati gelince gidip bileti alcaz ama o da ne? yaş sınırı 13. biz biletleri alırken böyle bir sınır yoktu.
gişedeki çalışanlar haklı olarak, "alamayiz" dediler. üzüldü, boynunu büktü. gözünden bir iki damla yaş süzüldü. ben kuralın böyle olduğunu anlatırken tesadüfen sinemanın müdürü geldi.
"geç izle ama kimseye söyleme, aramızda sır olsun. fakat bir daha almam" dedi.
izledik. mutlu mesut sinemadan çıktı. şu an yüzündeki gülümseme her şeye değer.
müdüre teşekkürleri borç bilirim.
yedi yılda babası olacak vatandaş yedi kere götürmedi. hep benimle gidiyor.
götürmesi bir şey değil ama erkek berberlerinde muhabbet hiç çekilmiyor arkadaş. mutlaka tayyip yanlısı bastonlu amca, berberin müdavimi başka bir yaşlı ( çoğunlukla sadece oturuyor ya da uyuyor), bir ergen, bir orta yaşlı her şeyden şikayet eden, bir araba ya da kız muhabbeti çeviren oluyor.
bir de mutlaka allah'ın bile izlemedigi uydu kanalı açık oluyor. yazarken daraldım yemin ediyorum.
başak burcu kadını olarak en iyi anlaştığım erkektir. aynı mantalitede olduğumuzdan kendileriyle anlaşmakta zorluk çekmiyorum. baskin olma çabaları bazen eğlenceli bile olabiliyor, arada silahlar kuşanıp meydanlara çıkıyoruz karşılıklı olarak ama neticede uzlaşıyoruz.
diğer burçlar için yorum yapamam onlar için katlanılmaz olabilirler ama bence adamın dibi başak burcu erkeğidir.
oğlumun psikiyatristinde kontrolü vardı.* allah'ım yine neler duyacağım acaba düşüncesiyle odaya girdim ve "son gördüğümden çok daha iyi ilaçların dozunu azaltıyorum, kontrol sürenizi üç aya çıkarıyorum" cümlesini duydum. tek başına halay çekebilir kıvama gelmiştim ama halay çekmeyi bilmiyorum. zaten bunun konumuzla alakası yok. haber bekleyen herkese haber verdim.
sonra yol beni oğlumla beraber en huzurlu olduğum yere götürdü, bol hediyeli, bol şamatalı, yan masa delirtmeli şahane birkaç saat geçirdim. mutlu mesut eve döndüm. metrobüsün kalabalıklığı bile gözüme batmadı.

sevdiklerime, sevincimi paylaşanlara, bu zorlu yolda birkaç adım atmamızda maddi manevi katkısı olan herkese teşekkür ederim.
sene 1300 falan. çalıştığım kanalın avrupa yayını için ibrahim erkal geldi. birkaç gün çekim yapılacak, editörüm yardımcı olayım diye beni verdi yanına. içimden tonla söyledim ama çok beyefendi bir adamdı.
hamileyim o zamanlar, yaklaşık yedi aylık falan. "tatlı bir şey yok mu?" diye sordum stüdyoya çay getiren ablaya. "yok" dedi. ibrahim erkal ekibinin şoförünü yollayıp, benim için koskoca bir kutu içinde çeşit çeşit tatlılar aldırmıştı. hangisini seveceğimi bilememiş.
allah rahmet eylesin.
hayatta bir çok şeyi başardım ama galiba annelik konusunda yetersizim.
çocuk neyi istese ya da neye ihtiyacı olsa bir şekilde işler tersine gidiyor. her şeyi yoluna koyan ben mesele çocuğum olunca tam bir kifayetsiz muhteris haline geliyorum.
özel bir durumu var, bir çeşit davranış bozukluğu, sosyallikte sorunlar, dikkat eksikliği. tıp buna asperger sendromu diyor.
otorite kurduğumda hırçınlaşıyor, kurmadığım zaman problemler büyüyor. ortayı tutturmak imkansız. iyi polis miyim kötü polis miyim ben bile bilmiyorum.
özel eğitim tavsiye ediyoruz dediler, e dediler ama onun da yaşam boyu yaftalanma durumu var. zaten ihtiyacı var mı yok mu tartışma konusu.
her kafadan bir ses çıkıyor, zaten henüz bu eğitim içinde gerekli şartları sağlayamadım.
velette bir müzik sevdasıdır gidiyor, o sevda benim sevdam oldu. her hafta başka bir enstrüman çalmak istemese sanırım işim daha kolay olacak. kemanla başladığımız yolculuk, bateri, flüt, darbuka ile devam etti. bugunlerin favorisi trombon. bu yola baş koydum onu ne yapıp edip müzik eğitimine yönlendireceğim. ki o konuda da şanslıyız çünkü şahane bir yönlendirici var hayatımızda.
fakat bu hayalide gerçekleşmezse çocuk tamamen hayattan soğuyacak diye korkuyorum. çünkü sandığınız gibi çocuktur unutur durumu yok. üç yıl önce yazlikta sevdiği köpeği hatırlıyor.

lütfen ama lütfen bu defa olsun dileği.
lütfen.