yasanın en eski hali biraz daha farklıydı. boşandığınız zaman kadınlar kızlık soyadına (evet o dönem öyle deniyordu) geri dönüyordu.
düşünün ki üniversiteden mezun oldunuz. karı koca kariyer yaptınız. sonra 40 krizine girip boşandınız. arada geçen 15-20 yıllık süre boyunca kadın kariyerini, kocasının soyadı ile yapmış oluyor. çalıştığı sektördeki tüm bilinirliği kocasının soyadı üzerinden. ondan sonra boşanıp babasının soyadına geri dönünde, her şey sil baştan oluyordu.
bu yüzden yasa değişti ve boşanan kadınlar, isterse eski eşlerinin soyadını kullanmaya devam edebiliyor. böylece boşanmış kadınlar, bilgi işlem müdüründen, portföyündeki müşterilere kadar alakalı alakasız herkese, tek tek "ben artık dul kadınım" beyanı vermekten kurtuldu.
bunu bir de dul kadın= müsait kadın denkleminin olduğu toplumda yapıyorlardı.
dul kadınsın ihtiyaçların vardır
benim kadın avukat badim var. kendisine ait avukatlık bürosu var. aldığı hukuk eğitiminde, açtığı büroda, piyasada edindiği yerde kocasının bir payı yok. çünkü tüm bunları yaptığında henüz ortada koca adayı yoktu. eşi, kendine ait bürosu bulunan ve sektörde belli bir tanınırlığı olan avukat hanım ile evlendi.
insanlar boşanmak için evlenmez. allah bir yastıkta kocatsın. ama dünyanın bin bir türlü hali var. bu kadıncağız, medeni durumu her değiştiğinde, başta bürosundaki tabelayı, ardından imzasını ve imza sirkülerini, kısacası her şeyi neden değiştirmek zorunda kalıyor?
gönül yazar 6 kere evlendi ve boşandı. hep gönül yazar'dı. bülent ersoy cinsiyet değiştirdi. hala bülent ersoy. ama onların ki sahne ismi. gönül yazar'ın gerçek ismi, mürşide gönül özyeğiner. nikahta değişse ne olur değişmese ne olur? çünkü o gönüllerin ve sahnelerin gönül yazarı.
ama avukatlık mesleği sahne ismi ile nasıl icra edilebilir ki?!
30.01.2024 · 7. sıra
vardevela
29.01.2024 09:17 ~ 09:21