Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
evlilik başarı değildir ama iki tarafın da mutlu olduğu bir evliliği kurmak ve varlık yokluk, hastalık sağlık, haklı haksız her durumda bir ömür devam ettirebilmek başarıdır.

çocuk yapmak başarı değildir ama mutlu bir yuvada, özgüvenli, iyi eğitim almış, vatana millete ve insanlığa faydalı olacak bir çocuk / çocuklar yetiştirmek başarıdır.
sürekli günde 16 saat çalışan adamdan, başta kendisine olmak üzere, kimseye hayır gelmez. o yüzden yanlış önermedir. 15 yıla yakın sektör deneyimi olan biri olarak söylüyorum. ilk bir saatten sonra, çözmeye çalıştığınız sorunun etrafında dönmeye başlarsınız zaten. eğer sprint bazlı çalışmaktan söz ediyorsak, verimli bir 3-4 saat gayet yeterlidir.

öte yandan yazılım işi, front end ya da back end fark etmez, sürekli bir çıraklık işidir. bu anlamda evet, sadece sprint maddeleri için değil, yeni şeyler öğrenmek için de en azından bir iki saat ayırmanız gerekir her gün.
2.5 yıl yatsın gelsin. yine arapcı olur..

cok rahat ettim. bana cok iyi davrandılar. sağ olsunlar 2.5 yıl mutluydum der.

neden? araplara yağcılık yapınca allah'a yalakalık yaptığını sanacak.
bunlardan cok fazla yok mu ülkemizde
lan istiklal harbi komutanları ters döndü mezarında

türk ordusu padişahından, ingiliz devletine kadar rest çeken, iyi eğitim almış, düşüncesi ve fikri olan komutanlardan çay servisi yapan ve cbaskani gorunce duygusallaşan komutanlara doğru nasıl evrildi anlamış değilim. askeriyenin olayı ciddiyettir, kişisel olarak ne hissetiğinden bağımsız dünyanın önünde türk ordusunun 2 numarası ağlamamalı bana göre.
tabii ki capitol'dür. 90'ların anadolu yakası efsanesi. yeşil yazısı ve uzun süre asılı palyaçosunu unutamıyorum. herhalde mc donalds sebebiyleydi. çocukluğum gelir aklıma hep. mutlu ve masum zamanlarımızdı, ailecek gezerdik.
yukarıda yazılmış, fiyatlar turistler içinmiş, o yüzden bize pahalı geliyormuş. amerika'da veya avrupa'da hiçbir yerde (sadece orada bulunmanın bile bir maliyetinin olduğu ultra lüks mekanlar hariç) sade bu hamur işi ürününü 7€'ya veya 8$'a satamazlar. bu "turiste göre fiyatlama" yalanı kazıklamanın yeni mazereti oldu. öyle birşey yok. var aslında ama bu şekilde değil.

mesela asya ülkelerinde normalde fiyatlar uygundur, ama yerel halkın çok önemsemediği ama batılı turistlerin daha çok tercih ettiği şeyler pahalıdır. mesela fast food zincirleri, zincir kahveciler filan bize pahalı gelen zengin batılı ülkelerin başkentleri seviyesindedir o fakir asya ülkelerinde. turist bunu garipsemez, yerel halk da bundan etkilenmez. turiste göre fiyatlama budur. öyle yakaladığını sikme kafasıyla fiyat şişirmek turistik bir hadise değildir.

oteller çok pahalı, çünkü fiyatlar turistlere göre. deniz kenarı heryerde fiyatlar fantastik, çünkü fiyatlar turistlere göre. havaalanında kazık var, çünkü fiyatlar turistlere göre. tabi tabi, her yanımız turist maşallah.
"türkiye’deyken her zaman hayalini kurduğumuz mercedes’i almayı başardık."

umarım çok daha fazlasını kazanır, mutlu bir şekilde yaşarsınız. ne mutlu ki hayalinize kavuşmuşsunuz. buna rağmen ilerleyen zamanlarda, "burada çok zorluk çekiyoruz, türkiye çok ucuz, kurulu düzenimiz olmasa döneriz" derseniz belanızı sikerim.
kpss ile atanmayı başaramamış insanların öfke nöbetlerinin hedefi olmak.

bunlar oturduğu yerden "akp'den torpiller ya solitaire oynuyorlar :))" falan der. iki tane de kolpa hikaye sıkar.

halbuki merkezi atamanın mülakatla ilgisi olmadığını bilmezler. çünkü o aşamaya gelememiştir bile. ya da mülakatlı alımlarda sıralamaya girmek için dahi 90'a yakın puan almak gerektiğini bilmezler.

doktora yapan bir memurum, ek mesaiye de kalıyorum, hafta sonu da geliyorum çalışıyorum. etrafımdaki herkes de aynı şekilde. hemşire de doktor da polis de adli yargı personeli de herkes ek mesailerden, yoğunluktan kafayı yemek üzere. üstten gelen talimat emir niteliğinde olduğu için eğip bükebilme şansınız da yok.

ama sonra buraya atanamamış (ama sorsan kpss gereksiz bir sınavdır paşamız tenezzül etmemiştir) biri gelip "çok kazanıyorsunuz, oyun oynuyorsunuz, banane cumartesi de çalışın" diye ağlıyor.

efsane vallahi.

biz dipteyiz, herkes dibe girsin istiyorlar.
biz de bir basamak yukarı çıkalım diyen yok.
kusura bakmayın da millet kendi akrabalarının, arkadaşlarının, dostlarının, sevdiklerinin ölümünün müsebbini unutmuş 2 ayda, gördük.

6 ayda el unutmuş, çok değil.

acı gerçek.
zaman geçtikçe, gözünde büyüttüğün insanların ve olayların içlerinin nasıl da boş olduğunu fark ediyorsun. sadece kendi tecrübelerine ve bilgine güvenmenin en doğrusu olduğunu anlıyorsun.
o sanatsal sezgilerinin aslında ne kadar değerli olduğunu görüyorsun.
yine bir serit ihlali, yine bir carpisma.

edit: "broadway'in önünde yavaşlayıp duran araç şoförünün hiç mi suçu yok?"
-hayir, yok. stabilize bir yola donmeye calisiyor gibi veya sadece araci bankete/cebe cekiyor bile olsa, o yavasliyor/duruyorsa sen de yavaslayacaksin/duracaksin. yerdeki cizgiler dekorasyon niyetine orada degil.

edit: garip garip mesajlar aliyorum, neymis ondeki sinyal vermedigi icin hataliymis falan. ortada beyaz aracin sag sinyallerinin gorundugu bir video var da ben mi goremiyorum? pratikte takip mesafesine uyulmamasini normallestiren mesajlar falan gelmis. velev ki sinyal vermemis olsun; 2 yanlis 1 dogru etmiyor. bu toplum bunu hicbir zaman ogrenemedi, ogrenecek gibi de durmuyor. iyi ki sizinle ayni trafikte degilim.
gelismis ülkelerde o ülkelerin liderlerine sirf baska topluluklarin baskisi ile sansür uygula bakalim ne oluyor?

adami essek sikmisten beter ederler. haberi yok salagin dünyadan.

edit: atatürk düsmanlari lütfen dm'me teker teker gelmeyin toplu ve orgnaize gelin, agir sanayi hamlelerinizle vs. geldiginiz gibi gidersiniz ;)
e-devlette gss prim borçları ile alakalı herhangi bir işlem (indirim, zam vs..) yaptıklarında, bütün veriyi kapatıyorlar ve borçlar "0 tl" olarak görünüyor. büyük ihtimalle buna benzer bir durumdur ve borçlar birkaç gün içinde geri gelir.

böyle bir şeyi akp özellikle şu dönemde sessiz sedasız yapmaz.
şu kriterler ve her 5-6 senede bir kriter değişmesi bile türkiye'de akademinin ne kadar rezil, liyakatsiz ve adaletsiz bir şekilde olduğunu gösteriyor. oyun mu bu? doçentlikten bahsediyoruz. elbette kolay olmayacak, okkalı olacak ama böyle mahalle oyunu gibi 10 sene bile geçmeden kriterler değiştirilmez. bu lakayıtlık nedir?

mesele yayın yapmak, yazmak vs değil. yazarız da, çizeriz de, zor da olsa azmederiz ve yayınlatırız da. mesele önümüzdeki belki 4 seneyi buna göre planlamışken; zırt pırt ülkedeki ahlaksız atamalarınıza göre kriter değiştirmeniz yüzünden yelken açmaya çalışmakta.

anlayamıyorum; bir insanın gelecek 4-5 senesini ince ince planlaması size masal gibi mi geliyor? hani aile, çocuk vs dünyasını katmadan, sadece iş hayatı için söylüyorum. insanlar işlerine önündeki sene için bakarız, allah kerim derken biz kaç seneyi organize ediyoruz; anabilim dalında ona göre planlama yapıyoruz, ders dağıtıyoruz veya dağıtmıyoruz, kendi iş planımızı yapıp ince ince işliyoruz..

hakikaten dalga mı geçiyorsunuz adam mı seçiyorsunuz anlayamıyorum.
gelirse icardi'nin 8 ayda kerem ve barış'a kattığı iq'yu abdulkerim ve diğerlerine çok kısa sürede katar. icardi gelmeden önce kerem beyni alınmış balık gibiydi. adam başakşehir maçından sonra aydınlandı resmen. defansa da öyle bir aydınlanma lazım.

gs bu defansla şampiyonlar ligine giderse bizi delik deşik ederler. acil tecrübeli stoper lazım.
evlenmek için ıq testi veya psikolog raporu istenmeli diye düşünüyorum artık. boşanmadan sonraki süreç evlenmeden önce yapılsa ülke kurtulur yani. evlenmeden önce hakim tarafları dinlese, maddi durumlara baksa falan… sonra böyle primatlar sarıyor çevremizi.
motosiklet kullanan elemanda kask var. scooter kullananda zaten yok. üstelik 2 kişiler. scooter ya da motosiklet fark etmez. kask kullanmayanlara iyi bir ceza döşenmesi ve kontrollerin çok artması lazım.

ayrıca motosiklet kullananlar ne kadar trafik magandası olsalar da iyi kötü trafik kurallarını biliyor ya da birçoğunda ehliyet var. scooter kullananlar trafik bilgisinden bihaber ergenler oluyor genelde.
bilanco donemi gelmisken, yazdigim entrylere gelen mesajlardan anladigim sey, bir kitle bu donemde hizli bir sekilde para kazandigi icin olayi ya tam kavrayamadi ya da baska bir sorun var.

sirketler belli bir kar marji ile calisirlar. basit dusunelim, ben bakkalim. ekmek satiyorum, firindan 10 liraya aliyosam bunun piyasasi bellidir. ya 11 liraya satarim ya 12 liraya satarim. bunun gibi bir suru urunu alip satiyorum ayni sekilde ustune kar marjimi koyuyorum. benim butun urunlerin kar marjlarini toplayip hesapladigimda salliyorum %15 kar marjim olsun.

ben ayda 100 bin liralik satis yaparsam, o zaman 15 bin lira brut kar ederim. bundan da giderlerimi dustukten sonra, elektrik faturasi vs ne varsa artik bana %10 net kar marji kalir.

benim net karimi arttirmam icin belli basli seyler yapmam gerekir.

satislarimi arttiracak yeni bir yol bulmaya calisirim, kampanya yaparim bazi urunleri iskontolu satmaya calisirim, sattigim urunleri daha ucuza bulmaya calisirim vs. sonuc olarak benim teoride satis rakamimi yukseltmem lazim cunku en tepedeki kalem bu. butun kirilim oradan basliyor.

satislarimi arttirirken indirim yaparsam kar marjimi daraltmis olurum. misal, ekmegi 10 liraya alip 12 ye satiyosam, 11 e indiririm. onceden gunde 100 ekmek satiyosam, bu indirimle minimum 110 ekmek satmam lazim. 110 ekmegin ustune satacagim her ekmek benim net karimi arttirir.

mali ucuza bulabilirim, bu benim net karimi ciddi arttirir. 10 liraya aldigim 12 liraya sattigim ekmegi 9 a bulursam, her sattigim ekmekte 1 lira fazladan kar ederim. bu da net kar artisi olarak doner.

bazi urunler %10 kar marji birakirken bana, bazilarida %25 kar marji birakabilir. kar marji daha yuksek urunleri daha cok satmak icin yeni yollar ararim.

simdi buraya kadar ne anlatiyosun abicim diyorsaniz, basit bakkal duzenini anlattim bir isletmeyi anlamaniz icin.

genelde bu soylediklerimi herkes e heralde boyle olacak bizde biliyoruz diyor ama is bilancoya bakmaya gelince herkes smmm saniyor kendini. once basit dusunmek lazim. sirketleri incelerken butunuyle incelemek lazim.

bilanco olup bitmistir. ciddi bir kar yazmis sirketin belkide son yuksek kar edecegi doneme bakiyor olabilirsiniz. ya da ciddi zarar etmis bir sirketin son zarar ettigi seneye bakiyor olabilirsiniz. sirketleri analiz ederken butunu ile analiz etmek lazim.

faaliyet raporunu okuyup sirketin ceo su ne diyor, sirket neler yapiyor diye bakmak lazim. ornegin zarar etmis bir sirket belki cok ciddi bir yatirim ve donusum surecinden geciyor. bunu sadece bilancoya bakarak anlayamazsiniz.

ya da yillardir %15 kar marji ile calisan bir sirket, bu donem faaliyet raporunda baska katma degerli bir urunu satmaya agirlik verecegini ve kar marjini %25 cikaracagini soyleyebilir.

ayni sekilde ben x yatirimi yapacagim, uretim kapasitemi %20 arttiracagim vs diyebilir.

once faaliyet raporunu okuyacagiz, sonra bilancoya bakacagiz neler oluyor diye.

satislarini arttiramayan bir sirket, uzun vadede surdurulebilir bir karlilik elde edemez. karlilik ve hisse fiyatida kardes olduguna gore, dogrudan yatiriminizin getirisini etkileyecektir.

see you.
tam bir hata olması nedeniyle başa "h" harfi getilerek yapılması uygun olan. (bkz: hatatürk)
böylelikle, savaşlar kazanmış bir mareşal'ın, büyük bilgi birikimine sahip bir aydının, bir düşünürün, yabancı dil konuşup dans da edebilen zarif ve güzel bir insanın, dünyanın kabul ettiği önünde eğildiği bir devrimci liderin taşıdığı atatürk soyadı'nın bu kadar niteliksiz, devrim karşıtı birine ucuza gitmesini ve kirlenmesini önlemiş oluruz.
ülkenin hele hele zamanın çok ötesinde tespitlerde bulunmuş hanımefendi.

tabi o yüzden hakettiği takdiri alamamış sözlük camiasından.

yeni jenerasyon bilmez, bilenler ise neredeyse unuttu:
eskiden sözlükte bir entry fazla olumsuz geri bildirim alırsa (eksilenirse anlayacağınız) "zamanın ötesine" gönderilirdi. "entryniz çok boktan, fena saçmalamışsınız" denmezdi de; nazikçe "insanlık bu entryi değerlendirip takdir edebilmek için henüz yeterince hazır değil" gibi bir anlama getirirlerdi. eski sözlük inceliklerinden biri işte...

henüz kendi fakirliğimizle ve şişmanlığımızla yüzleşip dalga geçecek kadar olgunlaşamadık biz. sanal ortamda hepimiz adonis gibiyiz, gal gadot gibiyiz. alayımız 30 cm olup aylık da 15 bin dolar kazandığımız için burada, o espriler bize geçmiyor.

hele ki tombiş bir kadının kendi cinselliğinden bahsedip üstüne bir de espri yapması... uuuu beybi! kaç sinir ucuna birden dokunuyor sayamadım! genel ahlak desen var, din desen var, fakirlik-sosyal statü desen var, beden barışıklığı sorunu desen var allah allah!

kadın hakikaten zamanının ve ülkenin sosyo kültürel vaziyetinin ötesinde tespitlerle kurgulamış gösterisini.

belki amerikada falan olsa yarılırdı millet!
gayet olağan bir durumdur.

gerçekten bu ülkenin insanları camus'nun dediği gibi cehennem aq. (bkz: cehennem başkalarıdır)

her siktiğimin şeyinden rahatsız olup eleştirmek zorunda mısınız lan? adam biletinin resmini koyduysa bu seni neden irrite ediyor aga? neden sürekli başka insanların yaptığı her sikimi eleştirme ve ayıplama gereği duyuyorsunuz aga?

yaşadığım ülkede sokağın ortasında deli gibi dans edip tiktok çekenlere kafasını bile çevirip bakmıyor insanlar. yaşadığım ülkede karılar kızlar sürekli götünü sosyal medyada paylaşıyor ama gidip diğer kızlardan aa bu orospu ya da diğer erkeklerden orospuya bak diye bir söylem duymuyorum.

yaşadığım ülkenin insanına baktığımda hepsinin ne kadar özgüvenli ve ruhlarının ne kadar serbest olduğunu görüyorum. yaşadığım ülkede türklerle karşılaşınca da bu insanların geçmişlerinde toplum baskısından ne kadar ezilmiş olduğunu iliklerime kadar hissediyorum.

türkiyedeki insanlarının yüzde 90'ının instagram profili kapalı lan. adamlar birisi laf eder, aman millet ne der, aman ayıplarlar, aman akrabalarlar stalklarlar diye kendisi olamıyor kendi karakterini baskılıyor.

bir de yaşadığım ülkeye bakıyorum bizim katya adı soyadıyla instagrama girmiş sevgilisinin kucağında poz veriyor abisi babası resmi likelıyor. :d

üniversiteyi yurt dışında okudum. sürekli sunum falan yaptırdılar adamlar sunum yaparken falan o kadar rahat ki, hocaları eleştirirken tak tak yüzlerine vururken o kadar rahatlar ki bazı şeyleri ben geriliyordum gerim gerim ulan hoca ters tepecek diye. bir de bize bak aq neymiş mehmet biletini paylaşmışmış ülkeye geri dönecekmişmiş. he abi he. devam et. adam biletini paylaştı diye ayıpla adamı ne kadar ayıp vay be.
mert ve suna'nın tabakları değişse şefler puanı gene suna'ya verirdi.

mert ve eray'ın tabakları değişse şefler dokunulmazlığı gene eray'a verirdi.

şefler kör tadım yapmadıkları sürece adamına göre yorumlayıp puan veriyorlar. boku çıktı bu işin.
eğer taksicilik bir tekelse, her isteyen serbest piyasaya girip para karşılığı insan taşıyamıyorsa, bu tekel devlet tarafından denetleniyorsa, 100 metre de gitmek istese o yolcuyu sike sike alacaksın.

hem tekel olayım hem serbest piyasanın meyvelerini toplayayım, yok öyle.

kıralım bu tekeli, uber vs isteyen istediğini yapsın, sonra istediğin yolcuyu seç. istediğin tarifeyi uygula. serbest piyasayı çalıştıralım, görünmez el biz olalım, yer mi? yemez.

hem pastam dursun hem karnım doysun kafası bu.
ne yaptın dün gece haci. mezbahada mı yattın? kaçak keçi mi kestin ne ettin omuğa goyum hohahah

bak erkeklik ne kadar kolay. şu lafları plazasından şantiyesine her yerde duymanız mümkün. erkeklik basit mesele çünkü. sadece erkeklerin olduğu ortamlarda tüm erkekler böyledir. o ortama kadınlar da girince bazıları böyle değilmişler gibi rol yapmaya başlar sadece.
zorunlu satın alma opsiyonu olmadan aston villa'ya kiralanması aptallık. neymiş aston villa şampiyonlar ligine kalırsa opsiyon zorunlu olacakmış. yaramı kalır aston villa şampiyonlar ligine.
ben tutuyorum valla.

on numara da olaydır.

benim zamanımda,
lisede ancak yanyana yürüyebiliyorduk,
el ele tutuşabilmek büyük olaydı. o yüzden kıymetini bilirim.

ha devir değişti, millet elini tutmadan götünü tutma peşinde derseniz ona bir şey diyemem.