Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bunu beğenmiyo musunuz diyen hamurişi beyinli boomerlar olmuş.

nerede yumurta, peynir, zeytin,domates? işin sağlık boyutu var. nerede makro/mikro günlük besin ihtiyaçlarını gözetmek; hangi diyetisyen , hangi hekim bunu onaylar? yumurta, peynir, zeytin, sebze nerede? demir, kalsiyum, b12,c,d,e vitamini nerede? sen hayatsız bir çalışan olarak sabah metroya binmeden açma alacak zamanın varsa şanslı hissediyo olabilirsin . lakin devlet yurdunda sistemli şekilde fixlenmiş bir menüde öğrencilere her gün bunu çıkarmak sistematik bir halk sağlığı ve eğitim sorunudur. neymiş mis gibi açmaymış, beyaz un +rafine yağ = insülin direnci-->diyabet---> obezite veya reflü-->gastrit--->ülser.

bunu yiyerek ders çalışan inşaat mühendisinin yaptığı binada oturasıcalar sizi.
halk tv yazarı ismail saymaz'ın dediğine göre; iyi partili bir grubun mansur yavaşa adaylık teklifinde bulunması üzerine mansur yavaş, altılı masa uzlaşırsa 'evet' diyeceğini söyledi.
meral mommy'nin bu mansur yavaş politikası yavaş yavaş kesinleşiyor gibi. güneşli günler yakındır.

edit: aktrolleri çıldırtacak açıklama.

kaynak

edit2: evet anlaşılan dediğim gibi aktroller çıldırmış durumda mesaj kutuma doluştular hatta bi tanesi 'tuvalet terliğine oy verecek adamlarınız,alayınız gelin üst üste koyacağız' diye kafiye de yapmış ahahaha. kudurun oğlum kudurun, seçimlerden sonra kendi odanıza asarsınız reisin fotoğrafını, reisçiliğinize orada devam edersiniz.

son edit: sözlüğe bu kadar at sikinin doluştuğunu bilmiyordum. insanlar fikirlerini de söyleyemiyor artık. kafa kesen zihniyetle aynı bunlar.
ibrahim erkal'ın canısı kasedi. sene 1996 olacak. ben almadım annem almıştı.

1996 senesinde doğru yol partisi'nin düzenlediği toplu sünnet töreninde sünnet olmuştum. haseki hastanesinde çükümüzü kestiler, eve gönderdiler. "maşallah"lı sünnet elbisem ile yattım bütün gün.

konu komşu geldi, teyzeler yastığımın altına paralar tıkıştırdı. ben ne güzel hayaller kurdum yastık altında ki paralarımla alacaklarıma dair. ertesi gün öğlen uyandım, elimi yastığın altına bir attım para yok ! salonda ki çamaşır makinasının üzerinde (evet çamaşır makinası salondaydı) bir teyp duruyor ve ibrahim erkal'ın canısı şarkısı çalıyordu...

meğer benim gavur anam, gece ben uyurken yastık altında ki paralarımı "dızlamış" ve gidip kendine teyp ve ibrahim erkal kasedi almıştı. dolayısıyla benimde ilk kasedim canısıdır, canısılar.
eveeeet, birayı döktünüz, şarabı sulandırdınız, viskiyi yedirmeyiz.

viski içmenin gerekçesi, lezzetli olmasıdır.

açıklayalım:
viskinin sevilmemesinin sebepleri üzerinden gidecek olursak, birçok kişinin sebep gösterdiği şey tadının kötü olmasıdır.
öncelikle, tat ve lezzet iki ayrı kavramdır arkadaşlar. bu ikisi bizim topraklarda sürekli karıştırılır. neden? çünkü biz, fakir bir toplum olduğumuz için, amacımız hep karın doyurmak olmuştur. bu yüzden elimizdeki kıt malzemeler ile lezzet arayışını sürdürdüğümüz için mutfağımız gelişmiştir. bunu örnekle açıklayacağım. detaya inmeden devam edelim...

mesela iyi şarap nedir? nasıl anlaşılır? muhtemelen, fransız aristokrat bir ailede yetişmiş olsanız, küçük yaştan itibaren sürekli iyi şaraplar tüketecek, bir damak zevkiniz oluşacak. bu damak zevki de iyi şaraplara alışmış olacak. bu yüzden gerek şaraptan anlıyor olacak, gerekse kötü şarabın tadını ayırt edebiliyor olacaktınız.

bizim topraklarda bilhassa dini sebeplerden ötürü alkol tüketimi kısıtlı olmuştur. bu yüzden geç tanıştığımız ve az tükettiğimiz bir şeyin bize lezzetli gelmesi kolay olmayacaktır. alışmak gerekir.

sigara içen arkadaşlar bilirler. sigaranın tadı çok kötüdür. ama zamanla, içmeye devam ettikçe tadı güzel gelmeye başlar. bu, tamamen alışmak ile bağlantılıdır.

gelelim küçük orneklere... kuzey ülkelerinden bir insanı getirip, güneydoğu'da kuzu eti yedirin. elit bir aile mensubu ise gözlerini kocaman açarak etin mükemmel olduğunu söyleyecektir. çünkü daha önce iyi etlerden deneyimlemiş ve çok daha iyisini bulduğu için bunu anlamış ve damağı şölen alanına dönmüştür. ortalama duruma sahip bir aile mensubu ise ya beğenir ya da beğenmiş gibi yapar. o tadı ayırt edemez. çünkü damağı bu tada alışarak gelişmemiştir. yine aynı sebepten, bir istanbullu yediği ortalama bir kebaba "müthiş" derken, aynı kebaba bir antepli "bu ne lan" diyebilir.

gelelim viskiye. viski bizim topraklara çok uzak bir içkidir. tadı iyi değildir. ama lezzetli bir içkidir. bu, sizin kaç yaşında bunu ne sıklıkla, hangi kalitede viskilerle deneyimlediğiniz ile direkt alakalıdır.

eğer -basit bir örnek vereyim- iki marka viskiyi tadıp, arasındaki farkı anlayamıyorsanız viski konusunda damağınız gelişmemiştir ve bu durumda viski veya viski içenler hakkında yorum yapmanız doğru olmayacaktır. zira bu viskiyle değil; sizin damağınızla alakalı bir durumdur.

gelelim aranan gerekçeye. viski lezzetli bir içkidir. damağınızda bıraktığı katmanlı tatlar da kaliteli bir içki olduğunun kanıtıdır. sakin bir kafayla, sakin bir ortamda yavaş yavaş tüketildiğinde eşsiz damak deneyimleri sağlar. ayrıca, her içkiyi illa içmek ya da anlamak zorunda değiliz dostlar. buna kafa yormak zorunda da değiliz.

viskiniz buzsuz, tadı doyumsuz olsun.

not: alkol dostunuz değildir.
önleyici tedavi olmayan ülkede, hastaneye yatırılmaya alışmış milletler, yatak sayısı ile övünürler.

kuzey ülkelerinde acil servis doktorunun 12 saatlik mesaisinde karşılaştığı tek hasta oldum. acil servisler öylesine boştu ki, sakinliğe odaklanırken neyim olduğunu unuttum, doktorla sohbet edip çıktım.
köy okulundaydık.
öğretmen flüt istedi.
ertesi hafta tüm arkadaşlarım flütleri ile geldiler. (babaları ilçeye gidip almış ya da gidenlere sipariş etmiş)
kimisi standart helvacıoğlu flüt kimisi yamaha filan. (yahu o yamaha flütün bez çantası da ne havalıydı ama)
benim ise flütüm yoktu.
babam ya ilçeye gidememiş ya da parasızlıktan dolayı birisine sipariş edememişti, çok bilemiyordum.
zaten 8 yaşındaki çocuk bu detayları düşünmez; sonuca bakar.
ama babam bana kamıştan güzel bir ney tarzı flüt yapmıştı.
önce dağlara gidip kamış bulmuş, cebindeki çakı ile bir güzel oymuş, flütteki gibi dil kısmını da yapmıştı.
sonra kendisi onunla mehter marşı ve bir kaç türkü çalmıştı. oysa ben ses dahi çıkaramıyordum.
ertesi gün okulda (çocuk aklımla) utanarak çıkardım o kamışı. arkadaşlarım güldüler. çünkü bu uzun tahta borudan ben ses bile çıkaramadım.
öğretmenim ise o kadar sıcak bir gülümseme ile karşıladı ki yüzü hala gözümün önündedir.
bu arada kendisi bağlama çalan, türkü söyleyen, sigara içen, dertli bir cumhuriyet kadınıydı.
duygulandı babamın eserine. aldı eline bir uzun hava çaldı.
babama selamlarını iletti.
ertesi gün gelirken, turuncu renkli bir flüt alıp gelmiş ve bana hediye etmişti.
düşünüyorum da şimdi,
güzel günlermiş.
babamın eseri, diğer tüm flütlerden daha değerliymiş.
sevgi,
değer,
emek kokuyormuş.
büyük bir statü farkıymış aslında. anlayamamışım.
keşke saklasaydım.
pandemide sokağa çıkma yasağı uygulanan günlerde bir fotoğraf karesi baya konuşulmuştu hani, turistler eğlenirken onlara hizmet eden bir ablamızın olduğu kare.şu an o fotoğraf karesinden bile daha beter durumdayız.
yazı yazmayı bilen herkes, bir iki paragraf yazabilir. yazı yazmayı bilen herkes roman yazamıyor ama.. yazı yazan herkese yazar demiyoruz.

unity'de kod yazıp para kazanmak güzel başarı, arabanızı da güle güle kullanın. unity'i yazan ekip muhtemelen sizin okulunuzdai matematikçiden daha fazla matematik biliyordur. googleda "suyun dalgalanma efektini nasıl veririrm" diyerek yazmamışlardır unity'i. fizik, matematik denklemleriyle oyun motorunu yazmışlardır. siz 800 kazanmışsınız, onlar 80bin kazanmıştır.
2 haftadır düzelemedik ailecek.

bende bitmeyen bir baş ağrısı.
kızımda geniz akıntısı, burunu akıntısı, hafif öksürük.

tam geçiyor tekrar başlıyor, bir günümüz iyi geçiyorsa 2. günümüz halsızlık.

okul başladı başlayalı bizi yordu sözlük, bol bol yiyin için başka türlü olmuyor.

herkese geçmiş olsun.
evrimin kayıp halkaları bunlar ya. yok 100.000 yıllık insanlık tarihinin sonucunda bu tarz canlılar hala oluşuyor olamaz. cidden büyük iş.

en büyük sorun da malum üremeleri. bunların üremesi çok ama çok üzüyor beni.
cahil bir kaç çoluk çocuğun ufak sürtüşmeleri bunlar, "beşiktaş fener kavgası" olarak lanse edip gündem yapmaya lüzum yok.

ayrıyeten, beşiktaş'ta fener kadıköy'de ise beşiktaş formalarıyla vs gayet rahat gezilir.
sanırım kadın arkasından yürümesinden rahatsız olup yol verdi. bu psikopat ise buna bozuldu. güya ben sapık mıyım diye. sapıklık sadece cinsel yönelimden olmaz. hem davranışsal olarak sapıksın, hem de toplum içinde yaşaaya müsait değilsin. bir akıl hastanesinde bir kaç yıl gözetim altında tutulmalı.
akşener dün “imamoğlu veya yavaşın adaylığını desteklerim” dedi mi? dedi

anketlerde imamoğlu ve yavaş ezici önde mi? önde

peki hala kılıçdaroğlu aday olsun diyenler neyin kafasında?

koy ikisinden birini aday herkes desteklesin, seçim startı verilsin

yer mi? yemez
59 yaşında vefat eden rapper. rap sevmeyenlerin bile sevdiği tüm zamanların en iyi rap şarkılarından biri gangsta's paradise onun eseridir. toprağı bol olsun.

not: gangsta's paradise'ın vokal kısımları esasen bir stevie wonder şarkısı pastime paradise'ın l.v. tarafından seslendirilmiş farklı sözlere sahip bir cover'ıdır. fakat şarkı coolio'nun unutulmaz rap'iyle efsane olmuştur.

şarkıyla ilgili bir ilginç detay da; tamamen küfürsüz olmasıdır. coolio, stevie wonder'a saygısızlık etmemek için küfürsüz yazmıştır. şarkının küfürsüz olması ve hem müziği hem de sözlerinde hıristiyan temaları olması; weird al yankovic'in daha sonra yapacağı efsanevi amish paradise parodisinin ilham kaynağı olmuştur.
idam.

edit: ben 30 yaşına kadar tek bir kişiye yumruk bile atmadım. hiçbir adli sicil kaydım yok. ne vergi kaçırdım ne kamu malına zarar verdim. bir insanın ensesine kurşun sıkabilen birinin rehabilitasyonunu falan asla desteklemiyorum. sürüsüne bereket bu kadar psikopatın rehabilitasyonu için kaynak ayrılmasını dahi istemiyorum.

tolere edilmemesi gereken genler vardır ve bunlar toplumdan elenmelidir. en azından aktarılmaları mutlaka engellenmelidir. suçun genetik temeli 21. yüzyılda artık göz ardı edilmemeli, sözümona bilimsel etik kurullarının filtrelerine takılmamalıdır.

eğer bir gecede, yaşayan bir insanın tüm hücrelerindeki genetik bilgiyi, tam da istediğiniz gibi modifiye edebilecek bir teknolojiye sahip değilseniz -ki malesef değiliz- rehabilitasyon mavalları okumaktan vazgeçin. değerli ve aktarılması gereken genleri, toplumdan elenmesi şart olan bu pisliklerin insafına bırakmayın.

toplum huzurunun tesisinde hukukçuların ağzına baktığınız kadar, biraz da genetikçilerin söylediklerine kulak verirseniz bazı şeyleri aşabileceğimize inanıyorum.

ya da bokumuzda boğulmayı seçebiliriz. bu da bir seçenek.

geri zekalı olduğumu öğrenmem editi: idam gelirse bu psikopatlardan çok masum siyasi suçlular asılırmış. vay be, ben bunu nasıl düşünemedim? masum siyasi suçlular dediklerinizin birçoğu, siyaset ile insanları işinden eden, torpille bir yere gelip insanların emeklerinin üzerine yatan, ihalelere fesat karıştırıp devlet kaynaklarını sömüren tipler değildir umarım. çünkü benim gözümde siyasi suç böyle bir şey ve bu insanlar asla masum değiller.

zaten bu ülkede siyasetle uğraşan kaç tane masum insan var o da apayrı bir tartışma konusuya neyse...

bunlar haricinde toplumun, bir insanın sırf hükümeti eleştirdi diye idam edilmesine izin vereceğini düşünüyorsanız, o toplum zaten zihnen ölmüş olduğundan fiziken idamı tartışmak yersiz olacaktır.

yok eğer siyasi suçlulardan kastınız bu ülkeyi bölmeyi, vatandaşların kanını dökmeyi görev haline getirmiş ideolojiye sahip kişilerin durumunu olduğundan daha hafif ve makul gösterme çabasıysa, yine sizinle idam tartışmanın bir anlamı yok. canınız cehenneme.

toplumun hiçbir dürüst ve namuslu ferdi, masum siyasi suçlular idam edilir korkusundan her gün birer ikişer, bir manyak tarafından öldürülmeyi beklememelidir.

ayrıca genetik olarak suça meyilli insanların bu meyline sebep olacak genetik kusurları bulamayacağımız iddia ediliyor. madem her konu hakkında da yorum yapmama hakkından haberdarsınız o zaman bu konu hakkında yorum yapmamayı da pek tabi seçebilirsiniz. kaldı ki, belki de birileri geçmişte bunun bilimsel çalışmasını zaten yapmış ve çok büyük etik tartışmalara yol açmıştır. hatta bu tartışmalar sonucunda bu çalışmaların tekrar edilmesi dahi yasaklanmıştır.

ya da neyse ya madem geri zekalıyım bunları boş verip 20 sene önce genetik yoktu yeğenim falan yazayım. asrın liderimiz sağolsun onu da tuttu getirdi.

son edit: hiçbir düşüncem yanlışlanamaz değildir. sadece doğru bildiğimi savunuyorum.
düğüne ev dizmeye balayına harcadığınız binlerce liradan bi 500 lira ayırın da sma testi yaptırın evlenmeden önce
bu vera'ları, venüs'leri, arya'ları yazanlar ciddiler mi ya? ciddilerse müstakbel çocukları adına üzüldüm. ülkede normal isimli insan bulamayacağız bu gidişle :/

güneş, gökçe, tuğçe filan güzel isimler; hem çok yaygın değil hem de zibidi isimlerden değil.
üst edit: ufak bir araştırma ile bu iddianın ilk defa ocak 2022'de takvim gazetesi tarafından ortaya atıldığını buluyoruz: link
yani tam 9 ay boyunca ne bir savcı dava açmış ne de polis bir işlem başlatmış ama nasıl olmuşsa jahrein ''dur hele bir internete bakayım'' diyerek 9 ay önce ortaya atılmış ama ardı gelmemiş bir iddiayı yeniden dillendirmiş. tamamen tesadüf eseri(yersen).

üst edit2: hatta yine desjard adlı maaşlı akp trolü de bu iddiaya yönelik bir başlık açmış 7 ocak 2022'de: (bkz: #132003672)

adam gerçekten kadrolu çalışan mı?
çalışan ise sicil kaydında bir durum veya hüküm var mı?

yoksa af edersiniz ama devletin mahkemesinin vermediği kararı masa basi gazetecisi jahrein mi veriyor ''pkklı'' diye?

2019 seçimleri öncesinde de bu zamanlarda yapıldığı gibi bir ''chp=pkk'' furyası alıp yürümüştü. süleyman soylu, balıkesir chp 11. sıra meclis üyesi adayının eltisinin kaynının 1966'da katıldığı toplantıya kadar yayınlayıp ''terörle iltisaklı'' chpliler dye geziyordu ortada. sonra ne oldu? arkası gelmedi.
geç gelen metro hattıdır. yıllardır var olan kadıköy-tavşantepe hattına 3 durak eklemek neden bu kadar uzun sürdü anlamış değilim. yıllardır neyi bekliyordunuz? neden e-10 ile boşuna işkence çektik?

bunun bir benzeri istanbul havalimanı. ya kardeşim bir yere havalimanı yapacaksan önce ulaşımı çözersin. yanından metro-tren kalkmayan havalimanı mı olur? kurbanlık hayvan gibi havaist otobüsüne sıkışmak zorunda mıyız biz?
bayılırım.
özellikle ekşili ve colalı.
soru şu jelibon yiyen erkek ılık, yumuşak oluyorsa şırdan yiyen erkek ne oluyor ?
edit: aklıma şu efsane twit geldi.
görsel
bir erdoğan vecizesi. tamamı şu şekilde:

"bakın şu anda ingiltere'de sterlin patladı, nereden nereye geldi, övünüyorlardı, ama şimdi patladılar"

1 senede dolar karşısında yüzde 55 değer kaybeden türk lirasının kullanıldığı ve 1000 liranın 55 dolar etmediği türkiye cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı, sterlin dolar karşısında 1 senede yüzde 20 değer kaybetti diye sterlin patladı yorumunu yapmışi, ki sterlin halen dolar karşısında daha değerli.

yorumsuz...

edit: söylemeye gerek yok, ancak patlamış sterlin bile türk lirasının 20 katı değerinde ve tl son 1 senede sterlin karşısında yüzde 40 değer kaybetmiş.
bu gozler ip’nin ne oldugunu bilmeyen bilgisayar muhendisi, cad’in acilimini bilmeyen makina muhendisi, iso dosyasini acmayi bilmeyen yazilim muhendisi gordu. hepsi mezun, sıfır ingilizce. su anda kurumsal firmalarda bolumlerinden alakasiz pozisyonlarda calisiyorlar (ik, satin alma, e-ticaret) 4-5 yil icinde yonetici olmalarini da beklerim.

turkiye’de akademi, profesyonellik ve kurumsallik lugata gecmek disinda faaliyet gosterememis uc kelimedir.
tespit edebildiğim birkaç sebep var:
1- cilve yapmayı bilmemesi, sanki hayatında biri var gibi davranması.
2- ilişki istemiyor olması. kariyer veya çeşitli uğraşların ilişkiye vakit ayıracak alan bırakmaması.
3- istediğini elde edemiyor olması, ondan başkasını istememesi.
4- kriterlerinin çok yüksek olması, ayda yılda bir birini beğenmesi onu da denk getirememesi.
5- psikolojik problemler. (anksiyeteden çeken çok kadın biliyorum. hoşlandığı çocuk ona yürüse bile iletişim kurmayı beceremiyor bazıları)
6- geçmiş yaşanmışlıklardan kaynaklanan korku. bir hayvan oğlu hayvanın kendisini çok kırmış olmasından mütevellit kimseye güvenmemek.
sokak kedisi, onların arasından da en muhtaç
durumda olanı.
diyaframı patlak, dört yıl önce veteriner hekimin “bu yaşa kadar yaşaması mucize” dediği kedim 2013'te kapımın önünde bulduğumdan beri benimle.
görsel
boynuma nasıl sarıldığını görmek isteyenler için koydum görseli. iki gün önce çekildi bu poz.
edit: imla
terörist devlet rusya'nın kırım tatarları'na soykırım yapmak için kullandığı savaş.

2014'ten beri rus işgali altında olan kırım'da, ukrayna'ya ölüme gönderilmek üzere askere alınan neredeyse herkes tatar. tesadüfe bak! hiç etnik ruslara denk gelmemiş!

2014'ten beri birçok tatar, kırım'ı terk etmek zorunda kaldı. geri kalanları da böyle yok etmeye çalışıyorlar. bu rusya'nın kırım türkleri'ne uyguladığı ilk soykırım değil.

(bkz: kırım tatar sürgünü)

soydaşlarımız bu şekilde katledilirken rus yalakalığı yapan avrasyacı şerefsizleri görmek beni delirtiyor.

okumak isteyenler için:
kaynak 1
kaynak 2
kaynak 3