benim için şu’dur.
youtube
edit: sonuna kadar bi’ sabredin.
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
ekrem başkan bir kaderi değiştirdi. ondan önce kimi desteklesek kaybediyordu, artık kazanıyoruz ısısısısı.
bu gole ofsayt bayrağı kaldıran yan hakemin lisansı şu an yırtılmalı. ayıptır.
2 metre nizami pozisyona bayrak kaldırdı herif ya var olmasa çıldırır insan.
2 metre nizami pozisyona bayrak kaldırdı herif ya var olmasa çıldırır insan.
şeyh efendi 99 depreminde level 12 sorcerer'dı herhalde, deprem boss'u o zaman yenememiş.
şimdi muhtemelen level 32 sorcerer, staff of earthquake sahibi. spell level en az 20.
ben inandım. olabilir.
şimdi muhtemelen level 32 sorcerer, staff of earthquake sahibi. spell level en az 20.
ben inandım. olabilir.
10 lirada sabitlensin lütfen. hesaplaması kolay olur. öyle 9.73, 8,65 falan kafa karıştıyor. 10 lira olsun düz, 264 euro 18 cent ne kadar yapıyor diye soran olursa tak diye cevap verelim. dünyayı matematiğimizle dövelim.
uğur yücel’le imirzalı’nın oynadığı alacakaranlık diye nefis bir polisiye dizi vardı. hatta internette bölümleri dahi bulunmayan yegane dizidir. keşke yeniden çekilse.
annecy, fransa.
dunyadaki cennet sozunun sözlük anlamı.
dunyadaki cennet sozunun sözlük anlamı.
ben bu programa sizin seviyenizi yükseltmeye geldim dedi lan hahahahfhgdf.
euro 10 lira olunca ucuz işgücü haline gelmemizin bu tercihteki etkisini merak ettiğim hadisedir. siyasal islamcılar az daha zorlarlarsa iş gücü maliyetinde çin'in de altına düşeceğiz. gerçi bunlar bunu bile seçimde meziyet gibi anlatır, alıcısı olan gerzek olduktan sonra.
ekleme: fransız arabalarından kurtuldunuz diyen arkadaş olaya biraz fransız kalmış sanırım zira bu ülkede ortadireğin sıfır araba alabilme kapasitesi sıfıra ineli epey oluyor.
zorunlu edit: onlarca mesaj gelmiş iş gücü maliyetinde çin'in altındayız diye, ne diyebilirim ki, teşekkürler siyasal islam.
ekleme: fransız arabalarından kurtuldunuz diyen arkadaş olaya biraz fransız kalmış sanırım zira bu ülkede ortadireğin sıfır araba alabilme kapasitesi sıfıra ineli epey oluyor.
zorunlu edit: onlarca mesaj gelmiş iş gücü maliyetinde çin'in altındayız diye, ne diyebilirim ki, teşekkürler siyasal islam.
200-300 lira avantajlar için kesinlikle 4-5 bin liralık ürünler satın alınmamalı buradan. paramparça kırık gönderilen televizyonun iadesini yapmadılar. gerekçe olarak kırık olduğunu kargo görevlisinin yanında tutanak altına alacakmışım. tv kutusunu ancak kurulum ekibi açabilir aksi takdirde garanti dışı kalır dememe rağmen yasal haklarınızı kullanabilirsiniz dediler. hakem heyeti sayesinde 4 ay sonra paramı alabildim. kısaca başınız ağrımasın istiyorsanız uzak durun.
edit: aynı sıkıntıları yaşamış bir yazar arkadaşımız daha varmış, onunda entrysini paylaşıyorum dileyenler inceleyebilir. (bkz: #114590285)
edit: aynı sıkıntıları yaşamış bir yazar arkadaşımız daha varmış, onunda entrysini paylaşıyorum dileyenler inceleyebilir. (bkz: #114590285)
türkiye işçi sınıfının sesi, notaları, tuşları olmuş insan.. aslında 2000lerin başında kaybettiğimiz ancak fiziksel olarak bugun aramızdan ayrılan, sözleri, nefesi, bakışları, unutulup müziği asla unutulmayacak çok ama çok büyük bir insandır timur selçuk.. bundan 50 sene sonra, 100 sene sonra hepimizin mezar yerleri bile unutulmuşken türkiye işçi sınıfı onun şarkılarını söylemeye devam edecek..
inandığınız cennetinizde en güzel yer sizin olsun timur bey. ben sizinle aynı çağın insani olmaktan bahtiyarım..
ama kırgınım da timur bey size.. yüzünüze de dediğim gibi kırgınım.. 70lerde taksim meydanına gelip "ey devrimci savaş vakti yaklaştı" diyen bir insanken, gezide o piyanoyu elin adamına bıraktınız, gelip başımızda durmadınız.. bir istanbullu olarak doğdunuz, istanbul gibi yozlaşıp muhafazakarlaştınız ve 1950lerde ne kadar farklıysa istanbul şimdiden, öyle farklı terkettiniz bizi.. bizim için olduğunuz kadar, kimsecikler için güzel ve kahraman ve yaradan olamazdınız oysa.. biz sizin sözlerinizi, sizin notalarınızı mırıldananlar, sizin seslendiğiniz gibi türkiye işçi sınıfına seslenmeye çalışanlar naçar çocuklar olarak kalacağız.. elin ileri geri konuşmasına izin vermeyeceğiz hakkinizda hiç bir zaman da izin vermedik bilirsiniz, ama işte, kırgınım timur bey.. yüzünüze de dedim..
adınız içimizde derin bir sızı olarak kalacak..
inandığınız cennetinizde en güzel yer sizin olsun timur bey. ben sizinle aynı çağın insani olmaktan bahtiyarım..
ama kırgınım da timur bey size.. yüzünüze de dediğim gibi kırgınım.. 70lerde taksim meydanına gelip "ey devrimci savaş vakti yaklaştı" diyen bir insanken, gezide o piyanoyu elin adamına bıraktınız, gelip başımızda durmadınız.. bir istanbullu olarak doğdunuz, istanbul gibi yozlaşıp muhafazakarlaştınız ve 1950lerde ne kadar farklıysa istanbul şimdiden, öyle farklı terkettiniz bizi.. bizim için olduğunuz kadar, kimsecikler için güzel ve kahraman ve yaradan olamazdınız oysa.. biz sizin sözlerinizi, sizin notalarınızı mırıldananlar, sizin seslendiğiniz gibi türkiye işçi sınıfına seslenmeye çalışanlar naçar çocuklar olarak kalacağız.. elin ileri geri konuşmasına izin vermeyeceğiz hakkinizda hiç bir zaman da izin vermedik bilirsiniz, ama işte, kırgınım timur bey.. yüzünüze de dedim..
adınız içimizde derin bir sızı olarak kalacak..
ataride ördek vurmaca oyunu oynarken o silahın ördeği vurduğu an aklım çıkacak gibi oldu.dedim, tamam teknolojide sona gelindi galiba.
"şam --> halep --> rakka --> idlib --> lazkiye" diye belirlediğim rota.
pandeminin hemen öncesi. kadıköy'den göztepe'ye gitmem gerekiyor, elimde 16 kg'lik bir gitar amfisi... havada pis bir istanbul yağmuru. hafiften, insanı donduran cinsten. 6 saat kayit yapmisiz stüdyoda, canimiz çıkmış. zar zor altiyol'a amfiyi tasiyip boğa'nin önünden taksiye biniyorum.
"göztepe özgürlük parkı" dedim. yüzü düştü denyonun. "oraya yürünür be abi ne taksisi" dedi. "elimde cihaz var agir yoksa senin arabanla ne isim olur" dedim. "genc adamsin abe. biz köyde neler tasidik. ooohooo oo sen de" cevabi verdi. ya sabir dedim.
yolda arkadasini aradi. "abi bana da hep züppeler denk geliyor. kadiköy'den özgürlük parkı'na taksiye biniyor herif" diye anlatmaya başladi. ilk trafik ışığında indim. cihazi aldim. parasini vermedim. "yürü git lan sırana geri dön terbiyesiz" diye bağırdım. tam yanimda karakol oldugundan bir şey yapamadan basti gitti. ertesi gün altiyol' daki taksicilerden oranin sorumlusuna ulasip bu elemani sikayet ettim.
benzer çok sikayet gelmis ayni aractan. benimki sonuncu olmus. kovdular.
bunun gibi pislikler, uber sürücülerini kuytuda kıstırıp ağız vurun kırdılar. şimdi beter olabilirler. sorun yok benim için.
"göztepe özgürlük parkı" dedim. yüzü düştü denyonun. "oraya yürünür be abi ne taksisi" dedi. "elimde cihaz var agir yoksa senin arabanla ne isim olur" dedim. "genc adamsin abe. biz köyde neler tasidik. ooohooo oo sen de" cevabi verdi. ya sabir dedim.
yolda arkadasini aradi. "abi bana da hep züppeler denk geliyor. kadiköy'den özgürlük parkı'na taksiye biniyor herif" diye anlatmaya başladi. ilk trafik ışığında indim. cihazi aldim. parasini vermedim. "yürü git lan sırana geri dön terbiyesiz" diye bağırdım. tam yanimda karakol oldugundan bir şey yapamadan basti gitti. ertesi gün altiyol' daki taksicilerden oranin sorumlusuna ulasip bu elemani sikayet ettim.
benzer çok sikayet gelmis ayni aractan. benimki sonuncu olmus. kovdular.
bunun gibi pislikler, uber sürücülerini kuytuda kıstırıp ağız vurun kırdılar. şimdi beter olabilirler. sorun yok benim için.
aziz sancarı sağlık bakanı yapan kafaya nasıl ulaştın acilen öğrenmem lazım
erkeğin bug’ı
içinden lambırttadanak selülitli göt dağılır, kafa hala siyah çorapta aq.
içinden lambırttadanak selülitli göt dağılır, kafa hala siyah çorapta aq.
(bkz: bütün kuşları siktik leylekler kaldı)
ötv yi %220 yapan kuruma soruşturma açın sonra sahibinden.com a girersiniz.
benim malımın yenisinin fiyatı 300.000 lira olacak ben malımı 30.000 den satacağım. yok öyle dava. sen benim malımın yenisinin fiyatını 45.000 e düşür ben de satayım 25. 000 e.
ötv yi %220 yapan kuruma soruşturma açın sonra sahibinden.com a girersiniz.
benim malımın yenisinin fiyatı 300.000 lira olacak ben malımı 30.000 den satacağım. yok öyle dava. sen benim malımın yenisinin fiyatını 45.000 e düşür ben de satayım 25. 000 e.
kapitalizmin klasik sonucu olan durum.
yaşadığınız sistem kapitalizmse ve size hiçbir sosyal güvence sunmuyorsa en az 1.5 senelik giderinizi karşılayacak bir birikimi kenara atmadan ne borçlanın, he çok harcayın.
ama eminim amerika dahil insanların büyük kısmının acil bir durumda 1 ayı çıkaracak parası yoktur ancak taparcasına borçlanıp mal satın almaya devam eder.
edit: ayrıca birçok batı ülkesinde olan iflas hakkı türkiyede de bireylere tanınmalı.
nasıl şirketler iflas edebiliyorsa bireylerde bir kereye mahsus olsa bile iflas edebilmeli ki yeniden başlayabilsin.
yaşadığınız sistem kapitalizmse ve size hiçbir sosyal güvence sunmuyorsa en az 1.5 senelik giderinizi karşılayacak bir birikimi kenara atmadan ne borçlanın, he çok harcayın.
ama eminim amerika dahil insanların büyük kısmının acil bir durumda 1 ayı çıkaracak parası yoktur ancak taparcasına borçlanıp mal satın almaya devam eder.
edit: ayrıca birçok batı ülkesinde olan iflas hakkı türkiyede de bireylere tanınmalı.
nasıl şirketler iflas edebiliyorsa bireylerde bir kereye mahsus olsa bile iflas edebilmeli ki yeniden başlayabilsin.
eray ne kaypaksın! ayyüce’nin yanında “ekşili köfteye pirinç mi konur?” diyen sen, şimdi kalkmış esra’ya “kulağınla duymadığın şey için beni itham edemezsin,ben öyle birşey demedim” diyorsun. hem de gözlerini belerte belerte anan yaşında kadına bağırarak. iyi ki kameralar var da görüyoruz doğruyu yanlışı. halbuki sen kameraları unutmuş gibisin.hem suçlu hem güçlü pesss! bir de utanmadan kadını iftira atmakla yalancılıkla suçluyorsun.
ayyüce, bu pirinç konusunu eray senin yanında konuşmasına ve sen gidip esra’ya anlatmış olmana rağmen orada eray ve emir sağlı sollu esra’yı suçlarken “ben bizzat duydum” deyip itiraf edemedin. doğruları söylemek bu kadar zor olmamalı.
ve emir... sen nasıl takıntılı ve hakkaniyetsiz birisin ki, “kuş uçtu,yağmur yağdı,güneş açtı” gibi ottan b.ktan sebeplerle habire esra’yı yazıyorsun. takım oyununda tabağı kaybetmiş 2 kişi var; sen onları yazmak yerine “challenge’da senin yüzünden kaybettik” deyip esra’yı yazıyorsun. azıcık insaf. kaybeden tabaklardan biri en yakın arkadaşın furkan olunca mı ilkelerin değişiyor. kadının yaptığı tabak kazanmış, “ben sana tarif etmeseydim o tabağı kazanamazdın “ ne demek? kaybetseydi de “ben sana tarif ettiğim halde yapamadın” deyip yine onun ismini yazacaktın. azıcık tutarlı ol. bu halinle çok itici görünüyorsun.
ayyüce, bu pirinç konusunu eray senin yanında konuşmasına ve sen gidip esra’ya anlatmış olmana rağmen orada eray ve emir sağlı sollu esra’yı suçlarken “ben bizzat duydum” deyip itiraf edemedin. doğruları söylemek bu kadar zor olmamalı.
ve emir... sen nasıl takıntılı ve hakkaniyetsiz birisin ki, “kuş uçtu,yağmur yağdı,güneş açtı” gibi ottan b.ktan sebeplerle habire esra’yı yazıyorsun. takım oyununda tabağı kaybetmiş 2 kişi var; sen onları yazmak yerine “challenge’da senin yüzünden kaybettik” deyip esra’yı yazıyorsun. azıcık insaf. kaybeden tabaklardan biri en yakın arkadaşın furkan olunca mı ilkelerin değişiyor. kadının yaptığı tabak kazanmış, “ben sana tarif etmeseydim o tabağı kazanamazdın “ ne demek? kaybetseydi de “ben sana tarif ettiğim halde yapamadın” deyip yine onun ismini yazacaktın. azıcık tutarlı ol. bu halinle çok itici görünüyorsun.
kavşaklarda geçiş üstünlüğünün kimde olduğunu bilmemek.
diğer yazılan çoğu şeyler hata değil, kasıtlı yapılan yanlış davranışlar.
edit: mesaj atan arkadaşlar oldu, geçiş üstünlüğü değil geçiş hakkıymış. teşekkür ediyorum bu hatamı düzelttikleri için.
diğer yazılan çoğu şeyler hata değil, kasıtlı yapılan yanlış davranışlar.
edit: mesaj atan arkadaşlar oldu, geçiş üstünlüğü değil geçiş hakkıymış. teşekkür ediyorum bu hatamı düzelttikleri için.
hayvan çiftliği yazan var şaka gibi.
tutunamayanlar bu konuda ders niteliğinde bir kitaptır. 550 sayfa okuyup bırakmışlığım var.
daha sonra baştan başlayıp bitirebildim.
tutunamayanlar bu konuda ders niteliğinde bir kitaptır. 550 sayfa okuyup bırakmışlığım var.
daha sonra baştan başlayıp bitirebildim.
abd’de kiralar 2 bin usd, türkiye’de 300 usd imiş, bokunu çıkartmamak gerekirmiş. ulan andaval afrika’da konutlar bedava iki kerpiç üstüne üç beş tane dal yaprak süpürge falan döşe orada kiralar bedava.
bu maçın skorunun yanında en inanılmaz tarafı fenerbahçe’nin 57. dakikada skor 2-0’ken ortega’nın atılmasıyla 10 kişi kalmış olması ve üzerine kalan yarım saatte 4 gol daha atmış olmasıdır.
ortega atılınca ağır bir santrfor olan washington çıkmış, yerine süratli ve driplingli bir oyuncu olan ceyhun eriş girmiş ve fenerbahçe daha etkili oynamaya başlamıştır. fenerbahçe 11 kişi olsa belki de böyle tarihi bir skor ortaya çıkmayacaktı.
ortega atılınca ağır bir santrfor olan washington çıkmış, yerine süratli ve driplingli bir oyuncu olan ceyhun eriş girmiş ve fenerbahçe daha etkili oynamaya başlamıştır. fenerbahçe 11 kişi olsa belki de böyle tarihi bir skor ortaya çıkmayacaktı.
atinca 3er 3er atan adam. helal bu hafta da uefada haftanin adami olabilir.
lille artik zeki, burak ve yusuf tecrubesinden sonra 2-3 turk daha alir 3-5 sene icinde. hatta diger fransiz takimlari da ornek alabilir. sagolsunlar bizim cocuklar guzel temsil ediyorlar
lille artik zeki, burak ve yusuf tecrubesinden sonra 2-3 turk daha alir 3-5 sene icinde. hatta diger fransiz takimlari da ornek alabilir. sagolsunlar bizim cocuklar guzel temsil ediyorlar
biden pkk destekçisi. trump öyle değildi. washington ülkü ocaklarından çıkaramazdık adamı... güle güle teksas'ın bozkurtu. (yerseniz)
v.c. andrews çatı serisi.
bu kadar savaş karşıtlığı yapmış, amerika'yı yerden yere vurmuş, b.y.o.b. diye şarkı çıkarmış olan, bu kez de tertemiz devlet propagandası yapmak için iki şarkı çıkaran yaşlı grup. ordu ermeni ordusu olunca kutsallaştırıyor minik asilerimiz için. protect the land şarkısı niye bu kadar düz gidiyor?
kedinin dogal ortami sokak mi sanki amk?
83 milyonda sadece 2000 vaka için bu kadar endişe etmesine bence gerek yok ama yine de kendi bilir...
özel şirket istediğini yapar denemez. hakim gücün kötüye kullanılması diye bir şey var. kuzey kaliforniya'dan çıkan sosyal medya şirketlerinin gücü de belli. elbette regüle edilecektir, kural konulacaktır.
benim asıl canımı sıkan, bu tür sansür uygulamalarına kendilerine liberal, progressive diyen kesimin alkış tutması. esas korkutucu olan da bu. özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramları sopa gibi kullanıp beğenmedikleri sesleri kesmeye çalışıyorlar.
"you can get in way more trouble with a good idea than a bad idea, because you forget that the good idea has limits.”
benim asıl canımı sıkan, bu tür sansür uygulamalarına kendilerine liberal, progressive diyen kesimin alkış tutması. esas korkutucu olan da bu. özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramları sopa gibi kullanıp beğenmedikleri sesleri kesmeye çalışıyorlar.
"you can get in way more trouble with a good idea than a bad idea, because you forget that the good idea has limits.”
türkiye’deki yakınlarından yakınan almancıdır. baya öfkelenmiş.
diyor ki; siz bize ‘oh hayatınız kebap’ diyorsunuz ama alman devleti bize bedavadan para vermiyor. biz günde 8 saat eşek gibi çalışıp da bu paraları alıyoruz.
adam haklı. siz tabi türkiye’de günde 3-4 saat çalışıp paydos ediyorsunuz. sonra da vay efendim ben neden sefilim. sen de çalış günde 8-9 saat bak bakalım zengin misin değil misin?
video
diyor ki; siz bize ‘oh hayatınız kebap’ diyorsunuz ama alman devleti bize bedavadan para vermiyor. biz günde 8 saat eşek gibi çalışıp da bu paraları alıyoruz.
adam haklı. siz tabi türkiye’de günde 3-4 saat çalışıp paydos ediyorsunuz. sonra da vay efendim ben neden sefilim. sen de çalış günde 8-9 saat bak bakalım zengin misin değil misin?
video
türkiye’nin koronavirüs rakamlarını dünya sağlık örgütü normlarına uygun bir biçimde açıklamadığı için verilen notadır. çocukça faşizmini zamanla sistematikleştiren akp’nin bütün hilesinin gün yüzüne her gün çıktığını zaten çomar olmayan biri görür, ama buna destek veren almanya’ya da şahsım ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum.
halkın sağlığıyla oynayanların ve halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlayanların allah belasını versin.
(bkz: bütün dünya almanın daşşaaanı yisin)
kaynak
halkın sağlığıyla oynayanların ve halkın haber alma özgürlüğünü kısıtlayanların allah belasını versin.
(bkz: bütün dünya almanın daşşaaanı yisin)
kaynak
izmir'e 5 milyon yardım yapanların son icraati.
müge anlı'nın programındaki evlilik içi her tür pisliği normal gibi gösterenlere verilmeyen cezadır.
evli kadın gidip komşusundan çocuk yapıyor eşine de kendi çocuğu gibi yediriyor bunu deşifre edip habercilik yaptık biz diyorlar, yetmiyor dna testini canlı yayında açıklayıp günlerce bunu konu ediniyorlar. bu rezaletlere ceza yok ama evlilik dışı ilişkiyi normalleştirince ceza var.
evli kadın gidip komşusundan çocuk yapıyor eşine de kendi çocuğu gibi yediriyor bunu deşifre edip habercilik yaptık biz diyorlar, yetmiyor dna testini canlı yayında açıklayıp günlerce bunu konu ediniyorlar. bu rezaletlere ceza yok ama evlilik dışı ilişkiyi normalleştirince ceza var.
konya meramlı'ymış,
adı emre sayar,
suçu süt banyosu yapmakmış,
öğrendiğim kadar...
geçiyor önümden süt kokulu emre sayar,
banyo yaptığı yerde kalan sütü kadar
beni tez saldılar o kaldı içeride
çok sonra duydum ki peynircilik işinde...
adı emre sayar,
suçu süt banyosu yapmakmış,
öğrendiğim kadar...
geçiyor önümden süt kokulu emre sayar,
banyo yaptığı yerde kalan sütü kadar
beni tez saldılar o kaldı içeride
çok sonra duydum ki peynircilik işinde...
katılmadığım durum. eskiden insanlar yazar kasa atardı. şimdi artık kendilerini yakıyorlar. daha ne olsun? medya sansürlü. yoksullar, işçiler, köylüler, öğrenciler, memurlar ve muhalefet sesini duyuramıyor. az biraz ses çıksa tepelerine balyoz iniyor. yakalanan en az 5 yıl hapis yiyor. kürtsen pkk sempatizanlığından, türksen de fetö sempatizanlığından yargılanıyorsun. hayatın kararıyor.
bu ülke kaynayan bir kazan. bana felaket tellalı diyebilirsiniz ama ben bir sonraki seçim yılının türkiye için kırılma noktası olacağını düşünüyorum. sürekli beka sorunu diyorlar ya hani. işte o gerçek olacak. iktidar kazanırsa muhalefet inanmayacak. muhalefet kazanırsa da iktidar koltuğu devretmeyecek. ülke kaosa sürüklenecek. o bahsettiğimiz sağduyulu anadolu insanının yerinde yeller esecek. esti de... gezideki palalı adamı hatırlıyorsunuz değil mi? o palalı adam bir daha çıktığında birisi onun kafasına taşı çalıp yere serecek. o palalı linç sonucu ölecek. sonra infial olacak. 15 temmuzdan sonra kaybolan silahları da hatırlıyorsunuz değil mi? bu sefer bu silahlar sokağa inecek. ya emniyet güçleri ya da halk bunlara karşılık verecek. sonra infial olacak. bunlar sadece birer örnek ve hiçbiri uzak değil. umarım yanılırım ama bu yönetim böyle giderse ben türkiye’nin 2 ya da 3 yıl sonra beka sorunu yaşayacağını ön görüyorum.
çünkü halk çıldırdı artık!
bu ülke kaynayan bir kazan. bana felaket tellalı diyebilirsiniz ama ben bir sonraki seçim yılının türkiye için kırılma noktası olacağını düşünüyorum. sürekli beka sorunu diyorlar ya hani. işte o gerçek olacak. iktidar kazanırsa muhalefet inanmayacak. muhalefet kazanırsa da iktidar koltuğu devretmeyecek. ülke kaosa sürüklenecek. o bahsettiğimiz sağduyulu anadolu insanının yerinde yeller esecek. esti de... gezideki palalı adamı hatırlıyorsunuz değil mi? o palalı adam bir daha çıktığında birisi onun kafasına taşı çalıp yere serecek. o palalı linç sonucu ölecek. sonra infial olacak. 15 temmuzdan sonra kaybolan silahları da hatırlıyorsunuz değil mi? bu sefer bu silahlar sokağa inecek. ya emniyet güçleri ya da halk bunlara karşılık verecek. sonra infial olacak. bunlar sadece birer örnek ve hiçbiri uzak değil. umarım yanılırım ama bu yönetim böyle giderse ben türkiye’nin 2 ya da 3 yıl sonra beka sorunu yaşayacağını ön görüyorum.
çünkü halk çıldırdı artık!
macfit'in kredi kartından üyelik iptalinden sonra bile para çektiğini çevremden duymuştum. ama iki yıl boyunca çekmesini ilk defa duydum. zaten macfit başlığına girdiğimde de bunun gibi şikayetleri görüyoruz. demek ki bunu kasıtlı olarak yapıyorlar.
anlamadığınız kısım neresi?
recep tayyip erdoğan bu ülkeyi hindistan, bangladeş seviyesinin altına düşürdü. ülkenin büyük kesimini asgari ücrete mahkum ve karnını ancak ucuz yolla doyurup bunun dışındaki hiç bir şeye erişemez hale getirdi.
ülkenin sadece %10'u ki bunlar da malum parti yoluyla nemalanan kesim ise paraya ve lükse boğuldu.
sizi bu perişan hale getiren, en temel ve normal ihtiyaçlarınızı karşılayamayacak hale getiren, hayattan soğutan kim?
cevap: recep tayyip erdoğan yönetimi
o zaman ilk seçimde recep tayyip erdoğan veya onun adaylarının karşısına kim çıkarsa gavura vurur gibi oyunu ona basacaksın.
seçimlerde bu şahsı, hükümetini, partisini oylarınızla cezalandırmazsanız hiç bir şeyden şikayet etmeye hakkınız yoktur.
recep tayyip erdoğan bu ülkeyi hindistan, bangladeş seviyesinin altına düşürdü. ülkenin büyük kesimini asgari ücrete mahkum ve karnını ancak ucuz yolla doyurup bunun dışındaki hiç bir şeye erişemez hale getirdi.
ülkenin sadece %10'u ki bunlar da malum parti yoluyla nemalanan kesim ise paraya ve lükse boğuldu.
sizi bu perişan hale getiren, en temel ve normal ihtiyaçlarınızı karşılayamayacak hale getiren, hayattan soğutan kim?
cevap: recep tayyip erdoğan yönetimi
o zaman ilk seçimde recep tayyip erdoğan veya onun adaylarının karşısına kim çıkarsa gavura vurur gibi oyunu ona basacaksın.
seçimlerde bu şahsı, hükümetini, partisini oylarınızla cezalandırmazsanız hiç bir şeyden şikayet etmeye hakkınız yoktur.
güzel ülkemin insanları verilen tüm hizmetleri bedavaya alınacak kamu görevi gördüğünden arkasından sövülecek olan kişidir.
geçmiş deneyimine ve maharetine 100 tl aldığını idrak edecek kapasitemiz var ama kabul edecek cömertliğimiz yok. adam o kapıyı iki saatte açıp kilidin anasını bellese "kaç saat çalıştı, hakkıdır" diyip üzerine bahşiş de verirler. ama yok, iki dakika sürdü ya adam pratik değil iş kolaydı derler.
çilingirin namusunu korumak sana mı kaldı derseniz dolmuşluğum var. bizim meslekte de iki sayfa dilekçe yazmaya çuvalla para aldı derler. (bkz: çantalı hırsız)
edit: avukatların aldığı ücretleri çok gören, mesleği kamu hizmeti zanneden dangalaklar damlamaya başladı. savunma hakkı parayla satılamazmış. git o zaman merdiven altı avukat bürolarına döner ekmek ayrana dosya takip ettir. hatta dosya masrafını da biz karşılayalım değil mi ?
geçmiş deneyimine ve maharetine 100 tl aldığını idrak edecek kapasitemiz var ama kabul edecek cömertliğimiz yok. adam o kapıyı iki saatte açıp kilidin anasını bellese "kaç saat çalıştı, hakkıdır" diyip üzerine bahşiş de verirler. ama yok, iki dakika sürdü ya adam pratik değil iş kolaydı derler.
çilingirin namusunu korumak sana mı kaldı derseniz dolmuşluğum var. bizim meslekte de iki sayfa dilekçe yazmaya çuvalla para aldı derler. (bkz: çantalı hırsız)
edit: avukatların aldığı ücretleri çok gören, mesleği kamu hizmeti zanneden dangalaklar damlamaya başladı. savunma hakkı parayla satılamazmış. git o zaman merdiven altı avukat bürolarına döner ekmek ayrana dosya takip ettir. hatta dosya masrafını da biz karşılayalım değil mi ?
gol makinesi bir fenerbahçe.
ligde ezeli rakibi galatasaray ile oynadığı** toplam 4 sezonda 8 maçta tam 6 galibiyet, yalnızca 1 mağlubiyet ile bugünkü derbi üstünlüğünün devam etmesinin en büyük sebeplerinden birisidir herr daum.
fenerbahçe'de ligde 4 sezonda 136 maçta toplam 310 gol.
beşiktaş ve fenerbahçe'de toplamda 6.5 sezonda 3 şampiyonluk, 2 tane son maçta 1(yazıyla bir) gol atamadığı için 2. bitirilen sezonlar.*
duran top organizasyonları ile erkenden koparılan maçlar. bugün jürgen klopp taç hocası aldığı için övülüp takımı şampiyonlukları duran toplarla koparınca sayfalarca övgü dizilirken bunu 15 yıl önce yapan bir teknik direktördür daum. duran topta basketbol oyunu setleri gibi çizilmiş hücum setleri. yıllar boyu çözüm üretilemedi bu setlere. 2005-2006 sezonu'nun gollerine bakın 90 golün mutlaka en az 40'ı duran top organizasyonundandır. o takım durdurulamıyordu. son maçta kendisi rakibine hediye etmişti o şampiyonluğu.
ayrıca 2001 ve 2003 arasında 2 sezon şampiyonluk göremeyen fenerbahçe'yi geldiği gibi uçurmuş, üzerindeki ölü toprağını atmış bir takıma dönüştürmüş, 3 sezonda takımı bambaşka bir mertebeye getirmiştir. şöyle bir düşünüyorum, fenerbahçe'de avrupa kültürü olsa ve daum'a toplam 10 sezon emanet edilseydi acaba kaç kere şampiyonluk alırdı? bence minimum 6 şampiyonluk alırdı. zaten 2 sezon takımın son dakikada şampiyonluk kaçırması onun 4 sezonda 4 şampiyonluk alamamasının en komik ayrıntısı ve bunun en büyük kanıtıdır.
futboldan keyif alan fenerbahçe taraftarının 1 numaralı teknik direktörü daum'dur. aksi düşünülemez.
edit: istatistik düzeltmesi
ligde ezeli rakibi galatasaray ile oynadığı** toplam 4 sezonda 8 maçta tam 6 galibiyet, yalnızca 1 mağlubiyet ile bugünkü derbi üstünlüğünün devam etmesinin en büyük sebeplerinden birisidir herr daum.
fenerbahçe'de ligde 4 sezonda 136 maçta toplam 310 gol.
beşiktaş ve fenerbahçe'de toplamda 6.5 sezonda 3 şampiyonluk, 2 tane son maçta 1(yazıyla bir) gol atamadığı için 2. bitirilen sezonlar.*
duran top organizasyonları ile erkenden koparılan maçlar. bugün jürgen klopp taç hocası aldığı için övülüp takımı şampiyonlukları duran toplarla koparınca sayfalarca övgü dizilirken bunu 15 yıl önce yapan bir teknik direktördür daum. duran topta basketbol oyunu setleri gibi çizilmiş hücum setleri. yıllar boyu çözüm üretilemedi bu setlere. 2005-2006 sezonu'nun gollerine bakın 90 golün mutlaka en az 40'ı duran top organizasyonundandır. o takım durdurulamıyordu. son maçta kendisi rakibine hediye etmişti o şampiyonluğu.
ayrıca 2001 ve 2003 arasında 2 sezon şampiyonluk göremeyen fenerbahçe'yi geldiği gibi uçurmuş, üzerindeki ölü toprağını atmış bir takıma dönüştürmüş, 3 sezonda takımı bambaşka bir mertebeye getirmiştir. şöyle bir düşünüyorum, fenerbahçe'de avrupa kültürü olsa ve daum'a toplam 10 sezon emanet edilseydi acaba kaç kere şampiyonluk alırdı? bence minimum 6 şampiyonluk alırdı. zaten 2 sezon takımın son dakikada şampiyonluk kaçırması onun 4 sezonda 4 şampiyonluk alamamasının en komik ayrıntısı ve bunun en büyük kanıtıdır.
futboldan keyif alan fenerbahçe taraftarının 1 numaralı teknik direktörü daum'dur. aksi düşünülemez.
edit: istatistik düzeltmesi
büyük zorluklarla elde edilmiş cennet vatanın getirildiği bu hâl.
ali babacan hukukun önemine değindiği bir konuşmasında şunları söylemiş:
"demokrasi kuşkusuz yönetim şekillerinin en güzeli. halkın kanaatlerinin, eğilimlerinin bir ülkenin nasıl yönetileceğine yansıdığı güzel bir yönetim modeli. demokrasi hemen yanı başında sağlam bir hukuk ile ancak ayakta durabilir. eğer bir ülkede 'demokrasi var, ancak hukuk konusunda sorunlar var’ diyorsanız, işte o ülkede demokrasinin sıhhatli işlemesi bir süre sonra mümkün olmaz. eğer kurallar açık değilse, kurallar şeffaf değilse, kurallara uymayanlar ile alakalı yaptırımlar yeterince güçlü değilse, eğer ülkenin yargısı iyi işlemiyorsa, burada demokrasi zaafa uğrayabilir. ekonomi üzerindeki etkilerini zaten iş dünyamız, günlük işlerde gayet güzel bunu hissediyor. eğer davalar çok uzun sürüyorsa, bilirkişilik müessesesi ile ilgili ciddi sıkıntılar oluştuysa, kararlar tutarlı değilse, alt mahkeme ile üst mahkeme birbirinden tamamen farklı sonuçlara varabiliyorsa, bu iş dünyası açısından ve tabii ki ekonomi açısından son derece sıkıntılı bir tablo oluşturur. yargının, mutlaka ve mutlaka evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde, anayasa, yasalar ve belki de daha önemlisi vicdan ile hareket etmesi gerekiyor. yasaların bir dili var, bir de ruhu var. onun için vicdan faktörü çok çok önemli. biz evrensel hukuk normlarını baz alan bir sistem arzu ediyoruz. anayasamızın kolay, anlaşılır, sade bir anayasa olmasını arzu ediyoruz. yasalarımızın kısa, öz ve anlaşılır olmasını arzu ediyoruz. bunun yanında, yargı sisteminin hem bağımsız hem tarafsız işlemesi gerektiğini söylüyoruz. tabii kolay bir alan değil. yargı alanında ne kadar başarılı olursak demokrasimiz o kadar güçlenecek. yargı alanında ne kadar başarılı olursak ekonomimiz de o kadar başarılı olacak. eğer bu zayıf tablo devam ederse de, hem demokraside hem de ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu bile mumla arar duruma geliriz. bu kadar önemli. su ve ekmek nasıl ihtiyaç ise, eğer refah diyorsak, demokrasi diyorsak, hukuk da aynen öyle bir ihtiyaç. ekmek, su gibi ihtiyaç.''
ilginç olanı ali babacan bu konuşmayı 13 mayıs 2015 tarihinde başbakan yardımcısı yani bakanlık görevinde iken yapmış.
bu konuşma benim için, ali babacan'ın hükümet içerisinde iken de yargıda yanlış giden birşeyler olduğunu, evrensel hukuktan kopuş olduğunu, hukuka dayanmayan bir demokrasinin var olamayacağını belirtmesi nedeniyle önem taşıyor. bu konuşmanın tarihini belirtmesem birçok insan bu konuşmayı babacan'ın bugünlerde yani kendi partisini kurduğu zaman yaptığını sanar. dolayısıyla bu konuşma, babacan'ın bugünkü söylemlerinde de gerçekten samimi olduğunu gösteriyor bana göre.
"demokrasi kuşkusuz yönetim şekillerinin en güzeli. halkın kanaatlerinin, eğilimlerinin bir ülkenin nasıl yönetileceğine yansıdığı güzel bir yönetim modeli. demokrasi hemen yanı başında sağlam bir hukuk ile ancak ayakta durabilir. eğer bir ülkede 'demokrasi var, ancak hukuk konusunda sorunlar var’ diyorsanız, işte o ülkede demokrasinin sıhhatli işlemesi bir süre sonra mümkün olmaz. eğer kurallar açık değilse, kurallar şeffaf değilse, kurallara uymayanlar ile alakalı yaptırımlar yeterince güçlü değilse, eğer ülkenin yargısı iyi işlemiyorsa, burada demokrasi zaafa uğrayabilir. ekonomi üzerindeki etkilerini zaten iş dünyamız, günlük işlerde gayet güzel bunu hissediyor. eğer davalar çok uzun sürüyorsa, bilirkişilik müessesesi ile ilgili ciddi sıkıntılar oluştuysa, kararlar tutarlı değilse, alt mahkeme ile üst mahkeme birbirinden tamamen farklı sonuçlara varabiliyorsa, bu iş dünyası açısından ve tabii ki ekonomi açısından son derece sıkıntılı bir tablo oluşturur. yargının, mutlaka ve mutlaka evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde, anayasa, yasalar ve belki de daha önemlisi vicdan ile hareket etmesi gerekiyor. yasaların bir dili var, bir de ruhu var. onun için vicdan faktörü çok çok önemli. biz evrensel hukuk normlarını baz alan bir sistem arzu ediyoruz. anayasamızın kolay, anlaşılır, sade bir anayasa olmasını arzu ediyoruz. yasalarımızın kısa, öz ve anlaşılır olmasını arzu ediyoruz. bunun yanında, yargı sisteminin hem bağımsız hem tarafsız işlemesi gerektiğini söylüyoruz. tabii kolay bir alan değil. yargı alanında ne kadar başarılı olursak demokrasimiz o kadar güçlenecek. yargı alanında ne kadar başarılı olursak ekonomimiz de o kadar başarılı olacak. eğer bu zayıf tablo devam ederse de, hem demokraside hem de ekonomide görmüş olduğumuz bu tabloyu bile mumla arar duruma geliriz. bu kadar önemli. su ve ekmek nasıl ihtiyaç ise, eğer refah diyorsak, demokrasi diyorsak, hukuk da aynen öyle bir ihtiyaç. ekmek, su gibi ihtiyaç.''
ilginç olanı ali babacan bu konuşmayı 13 mayıs 2015 tarihinde başbakan yardımcısı yani bakanlık görevinde iken yapmış.
bu konuşma benim için, ali babacan'ın hükümet içerisinde iken de yargıda yanlış giden birşeyler olduğunu, evrensel hukuktan kopuş olduğunu, hukuka dayanmayan bir demokrasinin var olamayacağını belirtmesi nedeniyle önem taşıyor. bu konuşmanın tarihini belirtmesem birçok insan bu konuşmayı babacan'ın bugünlerde yani kendi partisini kurduğu zaman yaptığını sanar. dolayısıyla bu konuşma, babacan'ın bugünkü söylemlerinde de gerçekten samimi olduğunu gösteriyor bana göre.
demokratların mevcut kitlesini bilmeyen yazarların hakkında atıp tuttuğu yeni abd başkanı.
demokratlar ile rte'nin bozuştuğu dönem, bizdeki yönetimin otoriterleştiği dönem.
cumhuriyetçi seçmen abd dışında ülke bilmez o nedenle cumhuriyerçiler için iyi lider kötü lider yok, söz dinleyen var. onu da trump aptal diyerek, ekonominizi bitiririm diyerek gösterdi zaten. rahibi de çekti aldı.
demokratların seçmeni dünyaya entegre, sjw kitle. bu adamlar yıllarca rte'yi türkiye'nin demokratik, güçlü lideri olarak pazarladılar.
ama bilin bakalım son 4 yılda ne oldu? demokratik kısmı tamamen kayboldu.
şu an rusya'ya yanlamış, dünyada putin'in adamı görülen, avrupa'ya sürekli hakaret eden, cihatçıları fonladığı söylenen bir rte var.
demokratlar seçmenlerinin doğası gereği rte ile artık yan yana poz veremezler. isteseler de veremezler. hatta bu aralar tüm misyonları dünyadaki otoriter kişilere karşı. bütün seçim kampanyasında trump'a sen putin, rte, kim jong gibi insanlarla iş yapıyorsun diyerek yüklendiler zaten.
ki adamların esas hedefi rus yayılmacılığı. ve rte bu yayılmacılığa çanak tutuyor an itibariyle özellikle suriye'de.
biden muhtemelen direkt sikicem sizi diye girmez ama şunları kesin isteyecekler tekrar rte ile çalışmak için:
- demokratik sistemin güçlendirilmesi ve demokratik açılımlar
-s400 game over
-rusya ile kopma
-nato ile bağları güçlendirme
-suriye'de rusya ile işbirliğinin bitirilmesi, düşman esed'e geri dönüş
- ihvancılardan desteğin kesilmesi(katar gg)
şimdi sorun şurada. rte ilk maddeyi mhp ile ortaklık kurduğu ve aşırı milliyetçiliğe battığı için istese de yapamıyor artık. ayrıca avrasyacı doldurdu etrafına o da sıkıntı. (perinçeğe yine mapus yolları görünebilir)
otoritesinde ödün vermesi ve 2015 öncesi haline dönmesi gerekiyor ama bunu şu krizde yaparsa direkt koltuğu bırakmış olur.
rusya ile koparsa turizm gider, s400ler gider.
suriye'den çekilmeyi yine mecbur olduğu mhp'ye anlatamaz. zaten kendi seçmenini mhp'ye kaybediyor.
ihvancılardan koparsa(katar) para musluğu gider. ticari ortaklıkları gider. swaplar var onlar problem olur.
yani bunların kaçını yapabilecek? ben diyeyim 0. geri dönülemez derecede otoriterleşti bu başkanlık sistemi yüzünden.
demokratların da bu durumda rte ile çalışması şu politik iklimde mümkün değil.
yani dediğiniz gibi demokratlar geldi ve kaldıkları yerden rte ile aşk yaşarlar yorumu yanlış.
mağdur edebiyatı olur da bu sefer fark gerçekten mağdur edecekler gibi duruyor eğer beraber çalışmak istemezlerse. sen gidip malını satamayan tüccara, ekmek alamayan adama da pek edebiyat yapamazsın. yaparsın da eskisi gibi olmaz.
ayasofya edebiyatı= mağdur *10. ama o bile 1 hafta sürmedi konu hep ekonomi artık.
biden türkiye için iyi değil de türkiye halkı mıdır yoksa akp midir bunu bir ayırt etmek lazım.
hitler var diye almanlara, mussolini var diye italyanlara, mübarek var diye direkt mısırlılara kimse düşman olmadı.
politikalar, kişiler geçicidir. ülkeler kalıcıdır. ülkelerin kalıcı dostu veya düşmanı olmaz.
türkiye gözden çıkarılabilecek, hele ki rusya yayılmaya çabalarken yok sayılacak ülke değil. ama başında rusya'ya yanlamaya çalışan ve dünyada diktatör olarak bilinen biri görev alıyorsa iş sıkıntı.
kimse sana, bana, bize, sokaktaki mehmet amcaya düşman değil. aynı şekilde kimse moskova'da ivan'a, natalia'ya düşman değil.
ama her gün etrafı tehdit eden, agresif takılan birine herkes düşman olur. niye trump'ı rusya ve türkiye dışında kimse istemiyor sanıyorsunuz?
tekrar diyorum rte eğer başbakanlığı dönemindeki haline dönerse demokratlar direkt rte ile çalışır. ama sorun zaten dönemeyecek kadar ileri gitmiş olması.
biden'in seçilmesini siz daha çok caatsa, halkbank, bazı yurt dışı hesaplara el koyulması tehditleri ile rusya'dan koparılmaya çalışılacak eğer kopulmazsa da ciddi yaptırımlara maruz kalacak bir türkiye olarak okuyun.
oraya kadar gitmemize gerek yok bence. ne 2015 öncesi fetö ve kürt açılımı dönemine dönmeye çalışan bir liderin riskini alabiliriz ne de kendi koltukları için caatsa ambargosu yedirecek partili devlet aşıklarının kontrolsüz politikalarını.
kendi göbeğimizi kendimiz keselim, seçim yapalım ve dış oyunlara meze olmadan kendi sorunlarımızı kendimiz halledelim.
bizim sorunumuz da belli. cebinize, çevrenize, tv'ye bakarsanız zaten göreceksiniz.
biden'in eline koz vermeyeceksek bu işi biz seçimle halledeceğiz. türkiye için en doğrusu budur.
sikmişim biden'i kamala'yı demokratını cumhuriyetçisini yoksa.
ama böyle gidersek sonumuz iyi değil. trump kalsa ertelenirdi sadece. biden geldi hızlanacak. sorun bizde. bizim seçimlerimizde. göçmen politikamız ve ekonomik yönetimimizde.
trump, biden vs diyerek kendi sorunlarımızı yok saymayalım. bu memleket hepimizin. türkiye'de siyasetçi çok ama sadece 1 tane memleket var
demokratlar ile rte'nin bozuştuğu dönem, bizdeki yönetimin otoriterleştiği dönem.
cumhuriyetçi seçmen abd dışında ülke bilmez o nedenle cumhuriyerçiler için iyi lider kötü lider yok, söz dinleyen var. onu da trump aptal diyerek, ekonominizi bitiririm diyerek gösterdi zaten. rahibi de çekti aldı.
demokratların seçmeni dünyaya entegre, sjw kitle. bu adamlar yıllarca rte'yi türkiye'nin demokratik, güçlü lideri olarak pazarladılar.
ama bilin bakalım son 4 yılda ne oldu? demokratik kısmı tamamen kayboldu.
şu an rusya'ya yanlamış, dünyada putin'in adamı görülen, avrupa'ya sürekli hakaret eden, cihatçıları fonladığı söylenen bir rte var.
demokratlar seçmenlerinin doğası gereği rte ile artık yan yana poz veremezler. isteseler de veremezler. hatta bu aralar tüm misyonları dünyadaki otoriter kişilere karşı. bütün seçim kampanyasında trump'a sen putin, rte, kim jong gibi insanlarla iş yapıyorsun diyerek yüklendiler zaten.
ki adamların esas hedefi rus yayılmacılığı. ve rte bu yayılmacılığa çanak tutuyor an itibariyle özellikle suriye'de.
biden muhtemelen direkt sikicem sizi diye girmez ama şunları kesin isteyecekler tekrar rte ile çalışmak için:
- demokratik sistemin güçlendirilmesi ve demokratik açılımlar
-s400 game over
-rusya ile kopma
-nato ile bağları güçlendirme
-suriye'de rusya ile işbirliğinin bitirilmesi, düşman esed'e geri dönüş
- ihvancılardan desteğin kesilmesi(katar gg)
şimdi sorun şurada. rte ilk maddeyi mhp ile ortaklık kurduğu ve aşırı milliyetçiliğe battığı için istese de yapamıyor artık. ayrıca avrasyacı doldurdu etrafına o da sıkıntı. (perinçeğe yine mapus yolları görünebilir)
otoritesinde ödün vermesi ve 2015 öncesi haline dönmesi gerekiyor ama bunu şu krizde yaparsa direkt koltuğu bırakmış olur.
rusya ile koparsa turizm gider, s400ler gider.
suriye'den çekilmeyi yine mecbur olduğu mhp'ye anlatamaz. zaten kendi seçmenini mhp'ye kaybediyor.
ihvancılardan koparsa(katar) para musluğu gider. ticari ortaklıkları gider. swaplar var onlar problem olur.
yani bunların kaçını yapabilecek? ben diyeyim 0. geri dönülemez derecede otoriterleşti bu başkanlık sistemi yüzünden.
demokratların da bu durumda rte ile çalışması şu politik iklimde mümkün değil.
yani dediğiniz gibi demokratlar geldi ve kaldıkları yerden rte ile aşk yaşarlar yorumu yanlış.
mağdur edebiyatı olur da bu sefer fark gerçekten mağdur edecekler gibi duruyor eğer beraber çalışmak istemezlerse. sen gidip malını satamayan tüccara, ekmek alamayan adama da pek edebiyat yapamazsın. yaparsın da eskisi gibi olmaz.
ayasofya edebiyatı= mağdur *10. ama o bile 1 hafta sürmedi konu hep ekonomi artık.
biden türkiye için iyi değil de türkiye halkı mıdır yoksa akp midir bunu bir ayırt etmek lazım.
hitler var diye almanlara, mussolini var diye italyanlara, mübarek var diye direkt mısırlılara kimse düşman olmadı.
politikalar, kişiler geçicidir. ülkeler kalıcıdır. ülkelerin kalıcı dostu veya düşmanı olmaz.
türkiye gözden çıkarılabilecek, hele ki rusya yayılmaya çabalarken yok sayılacak ülke değil. ama başında rusya'ya yanlamaya çalışan ve dünyada diktatör olarak bilinen biri görev alıyorsa iş sıkıntı.
kimse sana, bana, bize, sokaktaki mehmet amcaya düşman değil. aynı şekilde kimse moskova'da ivan'a, natalia'ya düşman değil.
ama her gün etrafı tehdit eden, agresif takılan birine herkes düşman olur. niye trump'ı rusya ve türkiye dışında kimse istemiyor sanıyorsunuz?
tekrar diyorum rte eğer başbakanlığı dönemindeki haline dönerse demokratlar direkt rte ile çalışır. ama sorun zaten dönemeyecek kadar ileri gitmiş olması.
biden'in seçilmesini siz daha çok caatsa, halkbank, bazı yurt dışı hesaplara el koyulması tehditleri ile rusya'dan koparılmaya çalışılacak eğer kopulmazsa da ciddi yaptırımlara maruz kalacak bir türkiye olarak okuyun.
oraya kadar gitmemize gerek yok bence. ne 2015 öncesi fetö ve kürt açılımı dönemine dönmeye çalışan bir liderin riskini alabiliriz ne de kendi koltukları için caatsa ambargosu yedirecek partili devlet aşıklarının kontrolsüz politikalarını.
kendi göbeğimizi kendimiz keselim, seçim yapalım ve dış oyunlara meze olmadan kendi sorunlarımızı kendimiz halledelim.
bizim sorunumuz da belli. cebinize, çevrenize, tv'ye bakarsanız zaten göreceksiniz.
biden'in eline koz vermeyeceksek bu işi biz seçimle halledeceğiz. türkiye için en doğrusu budur.
sikmişim biden'i kamala'yı demokratını cumhuriyetçisini yoksa.
ama böyle gidersek sonumuz iyi değil. trump kalsa ertelenirdi sadece. biden geldi hızlanacak. sorun bizde. bizim seçimlerimizde. göçmen politikamız ve ekonomik yönetimimizde.
trump, biden vs diyerek kendi sorunlarımızı yok saymayalım. bu memleket hepimizin. türkiye'de siyasetçi çok ama sadece 1 tane memleket var
kadınların mason olamadığını bilmeyen birinin anlattığı hayal ürünü bir başlık.
daha iyi türkçe konuşan suriyelilere rastlamıştım.
t: müsalman bacıdır.
t: müsalman bacıdır.
ermeniler, türk düşmanlığından akli melekelerini yitirmiş bir topluluk. bu yaptıklarına şaşırmıyorum. fırsat bulduğunda türk'e saldırmak milli refleksleri olmuş adamların.
ankara'da müstakil bir evde yaşamıyordur. çok ahkam kestik, kararlar aldık 15 kasım öncesi mümkün değil açmayacağız diye, 5 gün önce önünden kedi gibi geçip durduk kombinin, bol titremeli gecenin sabahında kazanan o oldu. son faturam 35 tl idi, bu ay allah affetsin.
amerika’da yaşayan türk, neden seçimle ilgili görüş beyan ediyor diye isyan ediyor. ülkenin dışında bile kendisiyle aynı görüşte değilsen, görüşün olmamalı. şaka gibi bir cisim.
hangi ev biri konum atsın vicdansızlar