Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
acun ılıcalı’nın egosunu beslemesi kabak tadı verdi.

tamam ayak tenisinde ve futbolda profesyonel futbolcu sercan’ı yendin, voleybolda senelerce voleybol oynamış evrim’i yendin, basketbolda profesyonel oynamış barış’ı yeniyordun berabere bitirelim dedin..

tamam ya kral, sensin. her şeyin en iyisi sensin, sen yenilmezsin, seni kimse yenemez, sen en güçlüsün.

yarışmacıların instagramda gördüğü ilgiyi bile kendine çekmek için sürekli canlı yayınlara başladın, instagramı diline doladın.

bak artık kabak tadı vermeye başladı, sürekli bir kurgu var onun da farkındayız. reality show bahane egoyu beslemek şahane.

tamam anladık, senin de dediğin gibi dominikte 3 gün kalınca sıkılıyorsundur, ama yetmedi mi? ingiliz atı gibi her gün yarıştırdığın yarışmacılarla aşık atıyorsun. bilinçli herkes barış ve berkan gibi basketbol geçmişi olan adamların seni ve saz arkadaşlarını tokat manyağı yapacağını bilmiyor mu? en iyi sen biliyorsun ya neyse.

sercan ayak tenisinde seni 2-0 yenerken 3-2 yenilmesi falan, evrim nisa ikilisi seni tokatlerken birden yenilmeleri falan, barış berkan ikilisi içinizden geçecekten birden sizin öne geçip, sizi yakaladıkları an hadi berabere bitsin demeler falan. tabii lan kurgu falan değil, kesin yaşanmıştır senin galibiyetlerin. kaybedersen imajın zedelenir, kaybedersen dalga konusu olursun, kaybetmemelisin. çünkü kanal senin, yarışma senin, yarışmacılar da senin işçilerin. hakiki tosun paşa sensin, tebrikler.
dil bilmezsin, "sorry" "ok" "yes" "no" "thanks" ile idare edersin anlarım da adamın sorunu dil bilmemek değil adamda görgü denen şey yok.

tam bir anadolu cehaleti, "american egg bad" "turkish pizza good american pizza bad" nedir lan, önüne yemek konmuş çocuk gibi öğürürcesine hareketler yapıyor. önüne konan yemeğe böyle muamele etmemeyi 3-5 yaşında öğretmediler mi sana? türkçe cümleleri ingilizceden daha beter zaten herkes bahsetmiş. kendi içmiyor anna'ya "no drink" diye baskı yapıyor, kendi hariç herkes kötü ama kendinin de ne istediğinin farkında değil.

nasıl bir adam bu ya ömrümden ömür götürdü.
bir spor kulübüne kendini bu kadar adayan net gerizekalıdır. akademisyenliğe torpille gelmiştir, araştırılsın.
edit: profilini inceledim de harbiden gerizekalı amk. milleti cenge davet ediyor. teker teker gelin yazmış bir de. sanki gelseler güreş tutacak amk. 14 yaşındaki erkek ergenin anarşistliği var üzerinde. kaç yaşına gelmiş kurtulamamış hala. zeka yaşının düşüklüğünden olabilir.
6. ve 9. nesil olarak 2 ayri donemi kapsayan 18 yillik bir iliski bizimki... (henuz buralar dutlukken baslayan.) cogunuz buralarin eski halini bilmez. edebiyat dergilerinde, kose yazilarinda, ansiklopedilerde, kitapcilarin yeni cikanlar koselerinde bulamayacaginiz turden kaliteli yazilar ve afili yazarlar vardi. (nesli tukenmekte olsa da hala var.) ki o donemlerin sozlugu tum yazarlar olarak hepimizin icinde olmaktan gurur duydugu bir yerdi.

bir ulkeye gitmeden once ilk buraya baktim. merak ettigim kisilerin yasam detaylarini buralardan okudum. arastirma yaptigim konularda: onlarca ayri kaynaktan binlerce sayfa kitap okuyarak edinebilecegim bilgileri kiymetli yazarlar sayesinde burada cok kisa bir surede kolayca edindim. birini sevdim; sevmek bir neymis ilk buraya baktim. cigerimde pnömotarax tespit etti doktor; eve donup basima gelecekleri buradan okudum. terkedildim, teselliyi burada aradim. yeniden kavustum; sevimcini ilk buraya kaydettim...

degerinin; gunluk tiklanma sayilari ve sayfa basi goruntuleme rakamlariyla belirlendiginden beri sozluk de epeyi bozdu. oyle basliklar ve yazarlar goruyorum ki, artik icinde olmaktan utanc duydugum bir yere donusuyor giderek. olsun. zamanla kendini bozmayan ne var ki zaten?

benim icin bu haliyle sozluk: bazilarinin nasil alcaklasabilecegini gordugum, bazilarinin ruh yuksekligine gipta ettigim, gundem hakkinda fikirler edindigim, kalemi kuvvetli yazarlari takip ettigim, survivor basligini okurken eglendigim, anlamini sadece bizlerin bildigin”habire gotten zarto” gibi basliklarda katila katila guldugum, cokca ogrendigim, elimden geldigince de fikrimi nesretmeye calistigim bir yer.

yazma sebebime gelince: belki bir arkadasim bir cumlemden etkilenir, ruhunda ipince bir yere dokunurum, belki bunalmisligina bir soluk olur, karanligina bir mum yakarim. sayemde bir tebessum belirir yuzunde

“diye.”
şimdi bu başlığı açan arkadaş kötü bir şey mi yazmış ki altına son sovmo tarzı yorumlar yapılıyor?
gayet doğru ve üzücü bir tespitte bulunmuş.
ben doğduğumda ve beş yaşına kadar şimdiki gibi çirkin değilmişim mesela. sokakta görenler öpmeden yanağımı mıncıklamadan bırakmazmış. tamam anne çocuğunun öpülmesini istemeyebilir hastalık, mikrop bulaşır korkusuyla çünkü insanlar artık daha bilinçli ama başlıkta anlatılmak istenen konu o değil zaten. konu çocuğun anne babası için herkesin potansiyel sapık, katil olarak görülür olması.

edit: saçma sapan mesajlar geliyor. çirkin bir kadın olduğumu düşünüp yürüyenler bile oldu *
ben yazdıklarımla kimseyi suçlamadım. her ebeveyn kendi çocuğuyla ilgili istediği şekilde davranmaya özgürdür. zaten içinde bulunduğumuz durum insanları paranoyak olmaya itiyor. yazdıklarımdan pedofiliyi özendirdiğim anlamı çıkaranlara tekrar okumalarını tavsiye ederim.
benim bu. övünürüm gayet,haklı sebeplerim var.

lisede sıra arkadaşım ayda bir sevgili değiştirip cafelerde orda burda gezerken ben oturur test çözerdim. o bazen okula gelmez istanbul'a gezmeye giderdi kuzenleriyle keyfi,ben test çözerdim. okulda inek olduğum için arkamdan gülerlerdi ben yine ders çalışırdım. çok durumumuz yoktu, babam test kitabı almak istediğimde çemkirir çok lazım mı diye sorardı. ben bilirdim ki kendi elimden yalnızca kendim tutabilirim. çok şükür tuttum da. okulu dereceyle bitirdim. türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birini kazandım. okurken erasmus yaptım, hibe yetmezse diye yine bursumu biriktirip biraz da ek gelirli işlerde çalışıp gönlümce gezdim.

şimdi kusura bakmayın da, ben koç ailesinin kızı olarak dünyaya gelmedim. gelsem de bunun havasını atmazdım o ayrı. ben güzel bulduğum yerlerimin de havasını atmadım. sonradan satın alabildiğim markaların da havasını atmadım. akranlarım benle dalga geçerken kendi çabamla kıçımın üstüne oturup emek gösterip güzel bir devlet üniversitesini kazanmamı, çeşitli projelere katılmamı tabii ki havasını atmak değil de dillendireceğim. tabii ki konusu açılınca kendimle ve başarılarımla gurur duyacağım. çünkü bahsetmek istemiyorum ama herkes gibi benim de çook zor yıllarım oldu. ben tamamen görünmez bir insanken, lisenin son günü yüzüme bakmayan sikiklerin aileleri nasıl dereceye girdiğimi soruyorlardı.

uzun lafın kısası, siz asıl calvin klein donunu göstermezse ölecek insanlara çemkirin. emeğiyle kazandığı diplomayı gösterenlere değil. birinin en azından zamanında farkındalığı varmış çünkü.
tam 25 yaşındaydım o gün. daha 10 ay önce gölcük depremi olmuş, yaralar sarılmamıştı. ülkede bir acı hakimdi.

galatasaray şampiyonlar liginde kör topal ilerliyordu. şampiyonlar ligi grubunda chelsa den 5 yemiş, gol bile atamamıştık. şampiyonlar ligi grubundan çıkma ihtimalimiz kalmamıştı.
en azından gruptan 3. olup uefa ya girmemiz gerekiyordu. son maçımız dünya devi milan ile ali samiyen stadında idi.
tek bir olasılık vardı. galibiyet. beraberlik bile işe yaramıyordu. takım iyi oynuyor ama bir türlü bal yapamıyordu. bu maç takımım kendine güveni açısından bir ilk olabilirdi. olacaktı da. son düdük. çaldığında skorbord 3-2 galibiyetimizi gösteriyordu. hemde çok iyi bi oyunla. star gazetesi ertesi gün ana sayfadan tam sayfa manşet ile okuyucuya sesleniyordu.
yendik mi-lan..
3. olup uefaya katılmıştık. işte bundan sonrası avrupaya futbol dersi verecektik.
tam 8 maç ve yenilgi yüzü görmeden.
leeds maçı öncesinde alkol alıp türk bayrağı ile poposunu silen 2 ingiliz holiganın taksimde öldürülmesi yarı final ve final maçını yalnızca bir spor organizasyonundan çıkarmıştı.
önce finale gelene kadar maçları hatırlayalım..
23.11.1999 bologna - galatasaray:1-1
09.12.1999 galatasaray - bologna:2-1
4.tur
02.03.2000 b. dortmund - galatasaray:0-2
09.09.2000 galatasaray - b. dortmund:0-0
çeyrek final
16.03.2000 r. mallorca - galatasaray:1-4
23.03.2000 galatasaray - r. mallorca:2-1
yarı final
06.04.2000 galatasaray - leeds united:2-0
20.04.2000 leeds united - galatasaray:2-2

ve final..
danimarka kopenhag. parken stadı. iki ingilizin öldürülmesi ile bir önceki turda da yine bir ingiliz takımının elenmesi ile daha da bir önem kazanmıştı.
o zaman daha askerden yeni gelmiştim. gelişi güzel bir işte çalışıyordum. param yoktu. günübirlik maç bileti uçak bileti dahil 1000 dolara maça gidilebiliyordu. gidememiştim. param yoktu. halen içimde bür hüzündür bu. ahh. ahhhh.
televizyondan seyredecektik. o gün ettiğim duaların sayısını bilmem. o gün ülkede tüm evlerde dualar ediliyordu. zira o günleri yaşayanlar bilir, bu maça gelene kadar basında, insanlarda bir kurtuluş savaşı havası vardı.
uefa kupası finali (kopenhag)
17.05.2000 galatasaray - arsenal: 4-1 (penaltılarla)
ve trt spikeri son düdük ile defalarca ağlayarak haykırıyordu. allahım sana şükürler olsun. allahım sana şükürler olsun. allahım sana şükürler olsun.
bir daha bu ülke böyle bir zafer kazanır mı. sanmam. ama kazanırsa yine galatasaray kazanır. zira galatasarayda olan takım ruhu farklıdır. tüm yabancı futbolculara önce galatasaraylılık ruhu aşılanır. galatasaraydan ayrılan her oyuncu. gittiği yerde ücretsiz galatasaray reklamı yapar zira. bunu futbolcuların instagram paylaşımlarından anlarsınız. bu sadece galatasaraylılara mahsustur. ve başarıya getirir.
son söz. bugün 17 mayıs. tam 20 yıl geçti. ve aynı heyecanı yaşıyorum.
mayıslar bizimdir...
sizde durumlar nedir diye sormuş ruh hastası.

biz insan gibi 1 tane hesabımıza ekledik ve eşe dosta tavsiye ettik, bitti. orospu çocukluğunun alemi yok.
başlığı açan yazar her gün saçma sapan başlıklar açmasına rağmen neden uçurulmuyor anlamadım. bu kadar da olmaz ki yani. herif odtü mezunu 2500 alıyor demiş. kendi de biliyor öyle olmadığını ama millet sazan gibi gelip yorum yapıyor burda. çok enteresan.
ulan avm'ler açık, berberler/kuaförler ve dükkanlar açık, iş yerleri açık, kısacası virüsün bulaşabileceği ve yayılabileceği her yer şuan faal durumda. kalkıp da insanlar çok gezmesin ve virüs yayılmasın diye bayram günü sokağa çıkma yasağı koyarsan ben buna götümle gülerim.
bu serzeniş sonrasında şunu okuyacağız yorum olarak muhtemelen: "canım tedavi artık çok kolay. deneyebilirsiniz". buradaki "canım"ı anladınız siz. akıl verme canım'ı. yani "ben doğurdum çok güzel. senden daha üstün ve bilgiliyim. allah herkese versin"
iğrençsiniz. rezilsiniz. topunuzun canı cehenneme.
belediye seçiminden önce chp seçilirse ankara'da faturaları teröristler getirecek diyen vasıfsız bir kel.
hiç acınmaması gereken insanlardır. hayır canilikten değil, tam tersine merhametten söylüyorum bunu. eğer her kendi düşene, kendi aptallıklarıyla kuyusunu kazana yardım etmeye, onlarla empati kurmaya girişeceksek halimiz duman olur. bırakın düşsünler, bırakın çöpleri, pazar artıklarını karıştırsınlar. bırakın daha kötü durumlara gelsinler ki belki böylece biraz olsun kafatasının içindeki kıvrımlı nesneyi kullanmaya başlarlar. bırakın arkadaşlar. sakın ellemeyin. çevrenizdeki açların, yardıma muhtaçların ve çığlıkların çoğalmasını dinleyin. anlayın artık olaylar içinden çıkılmaz hale gelmedikçe bir değişim söz konusu olmayacak.

bu öyle bir cehennem dengesidir ki, iyice kötü olursa insanlar artık açlık ve sefaletle kırılmaktan dolayı kaybedecek bir şeyi olmayan birinin öfkesiyle ayağa kalkar. ancak tam tersi, biraz daha refahı iyileşirse bu sefer de maslow un temel basamağını karşılayan her birey gibi otorite kavramını sorgulamaya başlar ki iki olasılık da yöneticilerin işine gelmez.

yani bu maymunları öyle bir dengede tutmaya çalışırlar ki ne daha aç kalıp saldırmaya , ne de karnı iyice doyup sorgulamaya başlasın. sürekli ardında sopa önünde ise ulaşmaya çalıştığı ekmek şeklinde güdülen hayvanlar olarak tam istedikleri kıvamda tutmaya çalışıyorlar. o yüzden eğer biraz daha kötüleşirse durumları sakın yardım etmeyin, işte o zaman esas kötülüğü yapmış olursunuz.

bırakın her şey dibe batsın. bırakın cinayet,yağma,talan, açlık,sefalet, acı,gözyaşı sarsın her yeri. travma derinleşmeden sorgulama yükselmez. bu insanlara acıdıkça onların hayvanlardan beter halde yaşamasına destek oluyorsunuz. iyilikseverlik, yardım etme, bağış yapma, askıda fatura falan sakın bulaşmayın. siz belki de saf iyi niyetinizle yardım ettikçe; o parazit gibi başkalarından geçinenler, o açlığın içinde yüzdüğü halde hala iktidara tapanlar, o sefaletin içinde üçer beşer doğuran canavarların genel refahı düşüren bayağı varoluşlarına destek oluyorsunuz. dolayısıyla kötülüğe yardım ettikçe sizin refahınız düşüyor.

ellemeyin, herkes kendi seçimlerinin sonucunu yaşasın. o aynı gemideyiz falan zırvalıklarını siktir edin, hepsi hikaye. biraz birikimi olan, boktan bir araba için binlerce lira kredi çekmeyen, çoğalmadan minimal bir yaşamda kendisini her türlü felakete şimdiden hazırlayan biri için zaten gemi batmış, okyanusta yüzmek günlük yaşamı haline gelmiş, her türden felaketi beyninde simüle etmiştir. dolayısıyla bırakın gemi batsın, çatı çöksün. esas eğlenceyi o zaman izleyin. o zaman iyi ki de bu böceklere yardım etmemişim diyeceksiniz.
anlam veremediğim durum.

bir insan eşcinsel olabilir. ancak bir insanın sırf bu özelliğinden ötürü sebepsiz biçimde zenginleşmesine aklım ermiyor.

insanların işsizlikten dolayı kendini yaktığı, fakirlik yüzünden isyan ettiği, kirasını ve faturasını ödeyemediği, enflasyon ve devalüasyonun parayı paçavraya çevirdiği bir ortamda bu suyun kaynağı nereden geliyor?

ülke, venezuela olmaya doğru emin adımlar ile ilerlerken, eğitimli genç nüfus ülkeden kaçmanın yollarını ararken bu insanlar ne yapıyorlar, ne ediyorlar da bu paraları kazanıyorlar?

anlamakta zorluk çekiyorum.

hayır, kim bu insanlar?

meslekleri nedir?

ne üretip, ne satıyorlar?
başlığı okuyunca böyle bir içim cızladı... 90ları yaşayanlar bilirler, evet o zamanlar da problemler vardı ama hukukun, askerin, osym'nin, devletin cayır cayır disiplinle çalıştığı atatürkçü bilimsel zamanlardı. aynı çizgide gitseydik üniversitelerimiz o zamanlar yeni yeni dünya sıralamalarında görülüyordu, gerilemez ve daha iyi olurlardı. bilimsel olarak daha ileride olacağımız kesindi. şu an üniversiteler politize durumda. siyasi kutuplaşmadan kaliteli bilim yapılamıyor hep show off... ha tabi fetö tehlikesi o zaman da yerinde duruyordu ama sol iktidarlar onları ezmeye çalışıyordu. chp veya dsp iktidar olsaydı fetö devletin içinde din istismarı yaparak rahat rahat kadrolaşamazdı, 15 temmuz, balyoz, ergenekon vs olmazdı.
adana'da garın önünden kanalyolu'na doğru yürürken, garın solundaki nostaljik trenin orda 2 lavuk bir kadına laf attı. kadın da döndü bana "yardım eder misiniz" dedi. sarhoş olan ben elemanlara "beyler kimlikleri göreyim polisim" dedim, dememle birlikte elemanlar atatürk parkı'na doğru kaçtı. elemanlar gibi kadın da beni polis sandı haliyle..
3 saat sonra öğrendi tabii ama polis olmadığımı duyunca kadının yüzü düştü..
3 saatlik güzel bir aşktı..

bu aq üniformasına çok anlam yüklemeyin yahu. bazen kahramanlarınız sivil olabilir...
victor hugo - sefiller

ilkokulu bitirdiğim yılın yaz tatilinde böyle bir klasiği okuyup bir de aşırı keyif almak... bilemiyorum. akabinde klasik hayranlığım başladı ve hemen hemen hepsini okudum ancak bir de bilinçli olarak oturup tekrar okuyacağım.
edit1: desteğiniz için minnettarım. eskişehir büyükşehir belediyesi yardımcı oldu, şahıs yavuz amcamızdan özür diledi. yavuz amca kedileri beslemesi şartıyla şahsı affetti. şahıs hakkında cezai işlem yapılacak mı bilmiyorum fakat ikisi arasındaki gerilim bitti ve amcamız parkta rahatça kedilerimizi besleyebilecek.

edit2: büyükşehir belediyesi tarafından parkımıza mama ve su kapları sabitleneceği bildirildi. artık kimse atmasın diye demire, ağaca bağlamak zorunda kalmayacağız. bugün sinirden ağladığım olayın gülerek sonuçlanması adına inanılmaz mutluyum. ekmek almaya inen insanlar tam da kavga edilen noktaya mama ve su kapları bırakmışlar. gerçekten çok mutluyum eskişehir tam da böyle bir yer olmalı.

video linki

bu görüntüler eskişehir fatih mahallesi halman sokakta bulunan parkımızda 17 mayıs tarihinde saat 16.00 civarında yaşandı. ortak kullanım ve hayvanların yaşam alanı olan parklarda bulunan suları devirerek onları besleyen amcamıza saldırıda bulunuyor.

bu yaptığı davranışı herkes görsün ve cezasını çeksin istiyoruz.
bu günlerde bizlere daha çok ihtiyacı olan canlılara yardım etmemiz, allah'ın bizlere olan emanetini korumamız gerekirken bu yaşanan olay gerçekten son derece rahatsız edici. insanların emeklerini çabalarını atıp bu şekilde zarar veren kişiden şikayetçi olacağız, lütfen sesimizi duyuralım.

özür dilediğine dair link
özlem tekin problemli bir şekilde ayrılsanız bile problem yaşamayacağınızı bildiğiniz harbi kadındır.

şebnem ferah ise her şey yolunda giderken bile acaba ne bok yiyecek diye arada kara kara düşündürten.

edit: olm yazdıktan sonra fark ettim, bunlar müzisyen değil mi ben niye alakasız bir açıdan karşılaştırmışım ki şimdi ahahaha
aktroller bugün yine mesaide. birbirlerinin açtığı provokatif başlıklara bkz. verip duruyorlar farklı başlıklarda.
kaybettiğiniz oylar ve desteği geri sağlamak için muhalefete karşı açtığınız bu bel altı vurma saldırısı geri patlayacak haberiniz olsun.
gerçekten artık nasıl bu kadar haysiyetsiz, riyakar ve yalancı olabiliyorsunuz inanılır gibi değil.
yazık ki bu zihniyetle yaşamak zorundayız bir kere geldiğimiz bu dünyada.
bu insan müsveddeleri yüzünden ne hayatlar kaçırıyoruz.
iki de bir sigarayı bırakmaya teşviktir iyi oldu yazmanın anlamı ne sanki, sadece sigaraya zam gelmiyor .bir keyfimiz vardı o da zam üzerine zam gelerek iyice dert oldu.
chp'nin sucu varsa o da 2000lerin basinda baykal ve onun marifetleridir. sadece partinin basinda kalmaya calisan ve deyim yerindeyse chp'yi irtica eden bu adam tek basina muhalefeti 10-20 bandina cekmisti. baykal sonrasi donemde yapabileceklerini genel olarak yaptilar.

muhalefet yapamiyor palavrasi sikmayin, muhalefet yapmak mumkun mu ulkede? sistem degismis, parlamentonun herhangi bir gucu kalmamis, medya bir guruhun elinde surekli propaganda pompaliyor. yapilabilecek muhalefet neyse yapiliyor bu sartlar altinda.

kilicdaroglu iyi bir insan, bu devirde durust , hirsizliga bulasmamis baska bir siyasetci bulmak neredeyse imkansiz. aday secimlerinde de surekli daha iyiye giden bir siyasetci. ekmeleddin gibi felaketlerden, mansur yavas gibi harika secimlere geldi bu parti, daha ne yapsin kilicdaroglu.

eger bir secmen,

-20 senedir iktidarda olan birisi muhalefete hakaret edip, iftiralar atip, onu gunah kecisi ilan ettiginde alkisliyorsa.

-elinde hicbir karar alip uygulama gucu birakilmamis muhalefetin gercekten ulkedeki ekonominin kotuye gidisinin, yozlasmanin, yolsuzlugun, adam kayirmanin nedeni olduguna inanabiliyorsa o zaman ileri derecede zeka ozurludur.

boyle henuz insan olma vasfina ulasmamis canlilarla da demokrasi calismaz.