Sık geçen başlıklar

türk halkının osmanlı'ya özlem duyma sebepleri 9

ekşi'de gör
ırgatlığı özlemeleri.

ha eğer ki azınlıklardan biriysen anlarım, yerleşim yerin deniz kenarı (türkler dağlara doğru mahalleleşir), esnaflık, zanaatkarlık, mimarlık, sanatçılık, musiki, tefecilik, dış ticaret-yabancı dil bilmek, yüksek okur yazarlık, 1000lerce yıllık tutulmuş nesil defterin (gayrimüslimlerde cemaat, kilise-sinagog halkını arşivlerdi), vs. şimdiki çağa yakın onlarca iş kolu ve faaliyetler.

sen de siktir git sana layık görülen %3-5 okuma yazma oranınla(erkeklerde), ırgatlığa özlem duy.

gerçi gende var, şimdi de değişen bir şey yok.
özlem duydukları falan yok osmanlı'dan bihaberler. osmanlı'yı kim kurdu desen bilmezler, kaç padişah var desen bilmezler amaçları cumhuriyet ve laiklik düşmanlığı yapmak sadece. o kadar. atatürk'e karşı fatih sultan mehmet'i ileri sürüp sizin lideriniz varsa bizim de var demeye çalışıyorlar. bu şekilde atatürkçülerin fatih sultan mehmet'i sevmedikleri gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar akıllarınca.

bir de osmanlı torunu diye bir laf çıktı. bunlar için türk tarihi osmanlı'yla başlıyor galiba. bir tane bile selçuklu torunuyum diyen, atilla'nın torunuyum diyen duymadım.
biri onlara "özlem duyun" dedi onlar da duyuyor. yani onlara denileni yapıyorlar. yarın osmanlıya kufredin derler onlar da küfreder.
eğitimli olmadıkları için. karın tokluğuna tarlada çalışan dedelerinden bihaberler de ondan. kuşaklar boyu geçen yoksulluk yüzünden ve bunu değiştirmeyeceklerini bildikleri için, o çaresizlik içinde yaratııları ideal geçmişe tutunuyorlar. maraba olan dedelerinin tarihine değil de, padişahların ihtişamlarına özeniyor " ufacıkta olsa bazı ortak noktalar bulup" kendini o zümreye ait hissederek, yaşanılan içsel mutsuzluk ve gelecekten umutsuzluğu bastırmaya çalışıyorlar.
kendi tarihimizi anlatırken sadece iyi yönleri ile anlatma huyumuzdan kaynaklanan özelliğimiz.

diğer kısımları siyasi konu olduğu için hiç girmiyorum bile.
bilmiyorlar. osmanlı'nın son anına kadar süper güç, dünyaya kafa tutabilen bir imparatorluk olduğunu sanıyorlar. ''atatürk kalktı, belki bir savaş kazandı ama ülkeyi yıktı, viran eyledi'' diyorlar. ki birçoğu da milli mücadeleye inanmıyor bile, onun da kurgu olduğunu düşünüyor ya da yunanı dize getirmekle övünmemek gerektiğini vurguluyor. neden? süper güçtük ya son ana kadar, yunan da kimmiş, bizle boy ölçüştürecek? doğru... sen yunanı asırlarca boyunduruk altına alıp onlara hükmetmişsin. fakat o hükmündeki en küçük beylik bile kalkmış seni tokat manyağı yapacak duruma gelmişken, sen yokları oynamışsın. klasik çağdaki o görkemli dönem bile 1453'ten 1600'lere kadar sürebilmiş en fazla, ondan sonra her alanda; askeriyede, teknolojide, donanmada, diplomaside, harpte, barışta sıfırı çekmişsin.

yobazın sömürdüğü mehmet akif bile, şiirlerinde ''anadolu'yu karış karış gezmişsiniz fakat nezahetten, taharetten eser görmemişsiniz'' der. adam resmen ''bok içinde kalmış burası'' söylemini kibarca vurgulamış, daha ne desin? ben yazdım bunu mehmet akif'le ilgili olan makalemde, onun sadece şiirlerini okusanız bitik osmanlı'ya dair neler neler fark edeceksiniz... mehmet akif gibi birinden böyle şeyler duymak ise sizi daha da şaşırtacak, hayret edeceksiniz. açın okuyun.

izmir'de kendi gözlerimle gördüm. 14. yüzyıldan aydınoğulları beyliği'nden kalma isa beğ cami var, cami de kale gibi... gidemiyorsanız internete yazıp bakın görsellere, muazzam bir yapı. sorun şu ki, 17. yüzyılda bir deprem meydana geliyor ve cami tahrip oluyor. bir minaresi tamamen gidiyor, diğeri yarım şekilde kalıyor. osmanlı, camiyi bile onarmamış... islam sancaktarlığı yaptığını iddia eden bir devlet, ona emanet edilen topraklardaki kutsalına bile gereken ehemmiyeti göstermemiş arkadaşlar, camiyi yerinde görüp incelediğimde ''yok artık'' tepkisi verip öyle ağzımı açık bıraktım: bi minaresi yok, diğeri yıkık, duvarların çeşitli yerlerinde türlü hasarlar ve harabeler var... onarılmamış. anadolu'yu bu kadar boşlayan, bu kadar unutan bir imparatorluktan bahsediyoruz. tabi osmanlı'ya ne lazım? balkanlar, avrupa demi? avrupa kapılarına dayan, oraları iskan et, sana kâfi. kim takar anadolu'yu? bir beyliğin dahi bu topraklara bıraktığı eseri, koca imparatorluk bırakamamış... var olana da sahip çıkamamış, bundan daha büyük utanç olur mu? anadolu'yu gezdiğinizde zaten birçok eserin ya selçuklular'dan, yahut beyliklerden kalma olduğunu göreceksiniz. osmanlı'nın bir çeşmesi bile yok en basitinden, gerçekten yok. halka bu kadar sırt dönen, hayal içinde yaşayan bir istanbul saltanatından bahsediyoruz yani.

valla çok net söylüyorum, atatürk bu ülkeyi devraldığında mehmet akif'in deyişiyle pislik içinde kalmış, hiçbir üretimi olmayan, borç içinde yüzen, insanların giyecek düzgün kıyafet bulamadığı bir ülkeyi şaha kaldırmıştır. bilhassa sanayi alanında 1923-38 arası sıfırdan yapılan işler şaşkınlık vericidir. atatürk bu kadar batmış, her tarafından kokuşmuşluk akan bir ülkeyi; beynelmilel arenada itibar görecek konuma getirmiş, nazi almanyası gibi dönemin en varlıklı yönetimine bile nota verecek kadar kudretli hale sokmuştur.

fakat bunları osmanlıcı tayfa bilmiyor arkadaşlar. osmanlı'yı son yıllarında bile süper güç sanan masalcı bir kesimle karşı karşıyayız. o yüzden ''atatürk geldi, darbe yaptı'' gibi akıllara durgunluk veren söylemlerde bulunabiliyorlar. lan ne darbesi? darbe yapacak yönetim mi kalmış, siyaset mi kalmış, ne kalmış bu köhne yerde? her şey dört dörtlüktü, mükemmeldik, süper güçtük, aaa o da ne? mustafa kemal diye biri çıktı her şeyi mahvetti, sınırlar daraldı, lozan'da adaları verdik, musul'u verdik, 2023'te götümüzden petrol çıkaracağız. kafa bu işte, bu kadar çalışıyor.

okuma, araştırma, mukayese yapabilecek durumda olma, sonra kalk sabahtan akşama masal anlat. bak bi de bunu ilkokul mezunu olan da yapıyor; televizyonlara çıkıp sözde tarih dersi verdiğini sanan profesörü de yapıyor... işin vahameti zaten orada yatıyor, burnumuz da pislikten çıkamıyor senelerdir.

son sözüm: bu ülke insanına ciddi ve gerçek anlamda, masallardan mümkün mertebe kaçınarak anlatılacak iyi bir osmanlı tarihi eğitimi verilmesi elzemdir. bunu vermeden, savaş ve antlaşmalardan öteye geçmeyen karın ağrısı derslerden kurtulmadan genç nesillerin düşünce tarzını değiştiremeyiz. özel ilgi gösterip bol bol araştırıp okuyan insanlardan başka kimseyi ciddiye alamıyorum bu konuda, onlar da ülkede azınlık olmaktan kurtulamıyor maalesef. çoğunluk bu seviyede olunca, ortaya 16 senedir böyle bir tablo çıkıyor. hepinize kolay gelsin.
biz geri kalmis bir toplumuz, oncelikle bu gercekle yasadigimiz icin bir moral bozukluguyla dunyaya geliyoruz. geri kalmak ne demek, teknik acidan, sosyal acidan, toplumsal organizasyon olarak her alanda genel bir gerilik soz konusu. az gelismis ulkelere has duzensizliklerden tut, kurallarin uygulanamamasi ve dogru durust ortak degerlerin olmamasi bunlara ornektir. bizler, ingiltere'den 8-0 yerken "avrupa avrupa duy sesimizi, iste bu turklerin ayak sesleri" tezahuratiyla kan depoluyoruz, bu iyi mi kotu mu siz karar verin.

basarisizligi asmanin yollarini basarisiz oldugunu kabullenmeden goremezsin. oncelikle boyle bir hakikat var. fakat dogu toplumu olmamizdan ileri gelen hayalperestlik ve cocukluk hastaligiyla basimiz dertte. ya is makinesi gordugumuzde sigara yakip izliyoruz, "vay be nasil kaldiriyor bak bak bak, vince bak hey yavrum hey".

bizim toplumumuz betonarme seviyor, degerlerimiz yok cunku, tek katli evler sira sira dizilmis kenarda agaclar, dogayla ic ice bir sehir var mi turkiye'de? boyle bir sehir duzeni bulamazsiniz, onun yerine abuk sabuk imara acilmis, 3 katli binanin yaninda abuk bir sekilde yukselen 15 katli apartmani bulursunuz. dogaymis, agacmis, bunlar onemli degil, nasil olsa doganin anasini belleyip parkla arayi kapatiriz.

ne demek istedigimi anlatabiliyor muyum, guzel olan ne varsa bizde imitasyonu var, medeniyet binadan, betondan ibaret degil ama icten ice bir durtu var, ezik bir durtu, guclu olma durtusu ama metodoloji, egitim, toplumsal konsensuslari onemsemeden, hayalperest, cocuksu ve yapay bir medeniyet arzusu, sirf geri kalmis olmayalim diye.

e milletimizden isci olarak batiya giden de coktur, her aileden cikmistir, oralarda da irkciliga maruz kalinca, geldigin yerin zayifligini kabullenmek cok daha zor oluyor. e buradakiler de guzel bir hayat yasamiyor, metrobuste mutsuz insan gormekten bikmadiniz mi, suratlar limon gibi eksimis, herkesin suratindan akiyor su cumleler sanki: "ne icin yasiyoruz ?"

haliyle tum bu gerikalmisligin, ezilmisligin, yok sayilmisligin bir yerlerde doldurulmasi gerek. sadece bu da degil, cumhriyetin ilk donemlerinde ataturk'un ekmegini yiyen de coktur, rte'nin tek dogru elestirisidir burokratik oligarsi, bunu rte soylemeden cok once attila ilhan soylerdi, halk boyle seylerin sikintilarini da yasamistir yalan degil. hepsini ekleyince batidan gelen her seye karsi bir eziklik, ustune ustluk kendi ulkesinde ikinci sinif hissetmenin yarattigi bir bunalti da ortaya cikiyor, bunlarin hepsine bir cozum olarak 15 senelik sag/liberal akp'nin dayanagi olan "osmanli imparatorlugu" dusuncesi hosuna gidiyor insalarin. "biz de gucluyuz, en az sizin kadar, biz ezilmedik, sandiginiz kadar zayif deigliz, bakin osmanli var, cocuklugumuzda kocaman haritalarla buyuduk biz" gibi bir refleks ortaya cikiyor tum olumsuzluklarin yok sayilmasini saglayacak.

zira olumsuzluklari kabullenmek sorumluluk ister, osmanli da bugun devam eden geri kalmisligin sonucunda batti. bu geri kalmisliga bir alternatif olarak kuruldu cumhuriyet, calismayan bir sistemin ikamesi olarak. bunlari tartismayacagim tabii burada, fakat insnalardaki geri kalmisligin ve batililasma sancilarinin tum komplekslerine dair iki buyuk kompleksli cozum ortaya cikmistir bugune dek;

1- bizden hicbir cacik olmaz, bizler batili olmaliyiz. oldugumuz hal ile bir yer gidemeyiz, mumkunse en azindan balkanlar kadar avrupali olalim.

2- biz istesek de batili olamayiz, o halde en dogulu biz olalim, gecmiste ne varsa ona sarilalim, sentez mentez hikaye, osmanliyiz biz.

her iki durum da bipolar bir ruhalinin iki hastalikli yansimasidir, geri kalmisligin cozumlerine dair hicbir sey icermez. sadece aidiyet ve ezilmislige karsi bir compulsif gecici rahatlatici ilactir bunlar, kalici cozum icin terapi sarttir. terapi yuzlesmektir ki o da sorumluluk gerektirdigi icin insanimiza zor gelir. durtusel yaklasimlar daha kolayimiz kactigi icn bu iki secenekten birine meylediyoruz ve haliyle cozumlsuzluge itiyoruz kendimizi.

dusunun bir adam var, bir kadindan hoslaniyor. kadin buna yuz vermeyince adamin tepkisi su oluyor;

1- nasil beni sevmezsi ulan, ne yapsam beni seversin!
2- ulan ben zaten seni sevmiyordum ki zilli.

bizim insanimizin da durumu bu halde 200 senedir. 200 sene bak, hala aidiyet sorunlarini cozememisiz, bu hastaliklar sadece halkta da degil, entelektuel kesimde de oldukca sancilara sebep olmustur (tutunamayanlar guzel bir ornek olur, atilla ilhan'in hangi bati da okunmali)

anlayacaginiz bizde gol yedikce "avrupa avrupa duy sesimizi, iste bu turklerin ayak sesleri" diyen bir kitle var, avrupali o sesi duymuyor bile, duysa da anlayamiyor (anlayamazlar), profesyonel oyuncular kaleye gol atip isini yapiyor, kendi kendine dovunen biz oluyoruz, olan biten budur. ozlem yok ortada, "ben saksi degilim" diyen geri kalmis cocuks bir hayalperest toplum var.
osmanlı döneminde yaşamış olsa at boku temizleyecek adamların kendilerinin yeniçeri ağası olacağını hayal etmesinden kaynaklıdır.
beyin yoksunluğu. bi' dur, hemen yargılama. sana bir şey anlatayım.

osmanlı zamanında gerek devletin kontrol mekanizması gerekse halk üzerindeki genel kanı, batının her zaman daha öncelikli olduğu yönündeydi. anadolu halkı daima ikinci plana atıldı, hor görüldü, aşağılandı. rumeli beylerbeyliği'nin anadolu'dan üstün tutulması, doğu yerine sürekli batı yönlü bir fetih politikası izlenmesi, teşkilatlandırma ve yapılandırmada her zaman batıya öncelik verilmesi gibi örnekler buna kanıttır.

örnekleri arttırmak gerekirse, bugün doğu avrupa'nın pek çok yerinde osmanlı'dan kalma mimari eserler görebilirsiniz ancak anadolu'daki tarihi mimariler çoğunlukla selçuklu zamanından kalmadır. osmanlı yönetimi genellikle fethettiği batı toprakları üzerinde çalışmış, batı halkını kendine bağlamaya özen göstermiş, bunu yaparken anadolu halkına "nasılsa cepte" gözüyle bakmıştır.

celali isyanlarının bir sebebi de budur. anadolu halkının, osmanlı yönetimine "akıllı ol" mesajı vermek istemesidir.

atatürk'ün başarısının önemli bir sırrı da budur. osmanlı yönetiminin aksine atatürk sürekli anadolu halkına kendini sevdirmeye çalışmış, anadolu'nun ve türk yurdunun öncelikli olduğunu söylemiş ve buna paralel davranmıştır.

bütün bu açıklamaların üzerine ilk cümledeki düşüncemi daha iyi anlamış olmalısınız.

tekrar edeyim: günümüz anadolu halkının osmanlı özlemi, yalnızca ve yalnızca beyin yoksunluğudur. tarihlerini bilmediklerindendir. osmanlı'ya özlem duyarak atalarıyla çelişen bu topluluğun osmanlı bilgisinin ilkokuldaki "3 kıtaya hükmeden güçlü imparatorluk" ifadesiyle sınırlı kalması, devletin diğer zamanlarını (özellikle duraklama ve dağılma) bilmemesiyse trajikomiktir.

tarihi okumak gerek.