Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
erzurum'da termometreler -45 dereceyi gösterirken tutulan 3-5 nöbetidir.

aynı günün sabahına gazinoda oturuyorum, belgesel izliyorum. belgeseli sunan vatandaş kuzey kutbu'na yakın bir yerler için "-52 derecelik ultra soğuk bir gündeyiz. bunlar ölümcül derecede soğukluklar." dedi. ulan dedim arkadaş kadere bak. herif 7 derecelik fark için ne tafra yaptı...
gordugum kadariyla sayin engin yılmaz kendisine fatih diye hitap ettigi icin sevgili fatih buna bozuluyor;
fatih ise; “sevgili engin, engin yilmaz, haber mudurum, ankara haber mudurum” falan diye hitap etmeye basliyor lakin amaci cok farkli. engin beyin müdür oldugunu belirtip sonunda da müdürü fircalayarak sinsice bir yaklasimda bulunuyor.

engin bey, tavirlarindan da anlasilacagi uzere tamamen masumane ve jargonda oldugu gibi “fatih” diye hitap etmekte israr edince fatih ipin ucunu kacirip pis pis siritiyor haberle alakasi olmayan bir sekilde. sonunda yedigi bokun kabiz boku oldugunu da anlayip hafif panikliyor. sevgili fatih kardes sen o kravatla engin beyi kuculttugunu sanacak kadar kucuk bi adamsin bunu aklinin bi kösesine yaz.
ikincisi; adam sana ne desin mahmut mu desin amk?
başıma gelmiş ve bu yüzden 4-5 defa başım belaya girmiştir. dersaneye gittiğim dönemlerde benimle aynı ad ve soyada sahip olan çocuk itin, kopuğun biriydi. dersaneye gelmezdi. bende sabah 8, akşam 8'e kadar dururdum. benim evi ararlardı dersaneye gelmedi diye. babamı inandıramazdım da. bu böyle 5-6 defa tekrarlandı. en son gittim arayan kişiye bağırdım çağırdım çünkü evde olay çıkıyordu inanmıyorlardı dersaneye gittiğime. sonradan özür dilediler de düzelttiler. babamı arayıp daha önceki aramaların yanlış olduğunu belirttiler.

yine günlerden bir gün oturuyorum bi cafede. telefonum çaldı, arayan polis memuru bilmem kim. dedi ki emniyete kadar gelmen gerekiyor. neden dedim ? bi isim söyledi, vatandaşın bilgisayarını çalmışsın. daha doğrusu emanet almış ve geri vermemişsin hakkında şikayet var. şoka girdim. memur bey öyle birşey olamaz ben hiç kimseden bilgisayar falan almadım diyorum, kardeşim o zaman gel almadım de, dedi. neyse gittim emniyete. bildiğiniz sorgulama yapıyorlar, ben öyle birini hayatımda ne gördüm ne de yan yana gelmişliğim var, kimseden bilgisayar da almadım, bu işte bir yanlışlık var memur bey diyorum.
kimlik numarasından bakınca yanlışlık olduğunu söylediler, kusura bakma seni de yorduk dediler. meğer ki eskiden dersaneye gelmediği için benim evimin aranmasına sebep olan aynı ad ve soyada sahip olduğumuz o çocukmuş yine başımı belaya sokan.

ve yine bir gün bi avukat tarafından arandım. dedi ki ben avukat bilmem kim. kiracısı olduğun evin sahibine 3 bin lira borcunuzdan dolayı icra takibine başlanmıştır. bu borcu şu tarihe kadar öderseniz hacize gelinemeyecek yoksa haciz işlemleri başlatılacak. la dedim ne ev sahibi, ben kiracı falan değilim kimseye de borcum yok. anlamıyor adam. dedim yanlışlık var, benim ad soyadıma sahip başka biri daha var kesin odur, çünkü başımı defalarca belaya soktu dedim. kapattık. sonradan avukatta arayıp yanlışlık olduğunu söyledi. yani dezavantaj bir durum olabiliyor başkasıyla aynı ad ve soyada sahip olmak.

bir de cinayet falan işlese bu herif ve adım bir cinayet soruşturmasına karışmış olsa, derdimi anlatana kadar çektiklerim neler olurdu acaba? umuyorum ki isim benzerliğinden kimsenin başı belaya girmez 2018 türkiyesi'nde.
bn1 diye bir otobüs hattı var malum banliyö hattı geçici olarak kapanınca devreye girdi( 6 senedir kapalı)
o hatla eminönünden bakırköy tarafına dönüyorum. hemen arkamda iki kişi biraz yüksek sesle konuşuyorlar.
- yaş kaç abi
+84
- maşallah ben 70. hayırdır niye geldin eminönüne
+ nohut almaya. 2 kilo aldım avcılar'dan geliyorum, buradaki dükkana alıştık biz.

ya arkadaşlar allah rızası için söyleyin bu normal bir şey mi? o gün bugündür kimseye yer veresim kalmadı. akbil bedava olmasa zaten o adam avcılardan eminönü ne nohut almaya gelmeyecek o ayrı konu. ama toplu taşıma ulaşım aracı değil millete vakit geçirme eğlencesi olmuş.

ben küçük çocuklu ve hamile kadın harici kimseyi tanımam.
efsane olabilir, o yüzden kendisini geliştirebileceği bir yere kiralanabilir denmiş.
az önce şampiyonlar ligi maçında sahanın en iyilerinden biriydi. reji bile sık sık ekrana getirdi, dikkatleri üzerine çekti; çünkü bu yaşta bu seviyede stoper oynamak hiç kolay değil. nereye kiraya verelim sen söyle kardeşim, ptt birinci lig iyi mi? hem play off oynar belki böylelikle de fazla maç yapmış olur?!
2. sezon finalinde berlin'in 3 çelik yelek, 2 tank ve s-400'lerle korunduğunu bilmeyenleri gösteren güzel dizi.
aşağıdaki haberlere konu türk vatadaşıdır. şahıs 2011’de öğrenci vizesiyle gittiği yeni zelanda’da hristiyan olduğunu söylüyor ve ülkesine dönmesi halinde müslüman olan ailesi tarafından kendisine zarar verileceği iddiasıyla ilk iltica girişiminde bulunuyor. yeni zelandalı iltica memuru başvuruyu temelsiz olduğu gerekçesiyle reddediyor. bu arada sosyal medya hesaplarında hükümete ağır eleştiriler içeren paylaşımlar yapan şahıs, bir nevi türkiye’deki evine polisin baskın yapmasını sağlıyor ve polisin kendisini aradığını belirterek ikinci iltica başvurusunu yapıyor. ilticası bir kez daha reddediliyor. şahıs yılmadan devam ediyor, bu sefer eşcinsel kimliği yüzünden türkiye’ye dönmesi halinde sıkıntılara maruz kalacağını belirtiyor. mahkeme yine reddediyor. şahıs, son olarak, 15 temmuz sonrasında türkiye’de ifade hürriyetinin kısıtlandığını, kendisinin anarşist, komünist, kürtçü ve solcu olduğunu; ayrıca, yeni zelanda’da papaz okuluna gitmek istediğini belirterek adeta bütün kartlarını oynuyor. ancak mahkeme şahsın başvurusunu bir kez daha reddederek sınırdışı kararı veriyor.

adamdaki azme hayran kaldım. denemediği yol kalmamış. papaz olmuş, anarşist-komünist hatta afedersiniz eşcinsel bile olmuş ama sonuç hüsran.

umarım çok istediğin papazlık eğitimini alabileceğin seni kabul edecek bir ülke bulabilirsin temiz yürekli adam.

https://www.nzherald.co.nz/…_id=1&objectid=11994908
https://www.nzherald.co.nz/…_id=1&objectid=12092433
https://www.nzherald.co.nz/…_id=1&objectid=12140188
ispanya'da katalanlar için böyle bir harita yok.

bask için yok.

belçika'da flamanlar için yok.

fransa'da bretonya için yok. korsika için yok.

almanya'da bavyera için yok.

çekler için moravia da yok.

italya'da sicilya için yok. veneto, lombardia, tirol, sardunya için yok.

ama şak diye kürdistan çıkıyor türkiye'nin içinden... yok ya?
giderek ilginclestiginizin farkinda misiniz? daha ne kadar kategorize ve idealize edeceksiniz kadinlari? ıdeal ayak, goz, sac, kiyafet daha bir suru sey uzerinden hayallerinizi yazmak nasil bir tatmin sagliyor? ben artik gercekten anlamiyorum. ve burdan baktigimda sadece aciyorum size yazik ki sevecek ve sevginizin karsiligini alabileceginiz kadinlar yok hayatinizda o yuzden buraya gelip hayaller kuruyosunuz. yazik cok yazik...

tanim: olmayandir.
üzücü olaydır.

iki üstteki arkadaş olayı baya dramatize edip "kader" demeye getirmiş. 27 yaşındaki gencecik insanı toğrağa vermişler, 3 aylık evliymiş, herkes acı içindeymiş. acı konusunda şüphem yok elbette, allah sabır versin yakınlarına fakat vefat edenler karşıdan karşıya geçerken hızlı gelen bir aracın altında kalıp can vermemişler yada alkollü bir sürücünün neden olduğu bir kazaya karışmamışlar.

takribi 180 km/s veya üstü bir hızla seyredip kontrollerini kaybedip tank olarak lanse edilen bir aracı paramparça edip hayatlarını kaybetmişler. bile bile lades. araçtaki diğer yolcular için üzgünüm ama sürücü için kesinlikle üzülmedim. bu sürat ile çok daha fazla can alabilirdi.

edit: yolculardan biri hayatını kaybetmiş, diğerinin durumu ağırmış. allah şifa versin.
edit2: "sürücünün hatalı olduğu ne malum belki yolcular gaza getirmiştir" diyenler; yürüttüğünüz fikri sikeyim.
gs'de eren diye bir forvet var. ne ilerde top tutuyor, ne duvar oluyor. kanatta sinan diye eli cebinde gezen bomboş bir futbolcu var. üstüne rodrigues ve n'diaye'de formsuz. maicon'a hiç girmiyorum. yani böyle bir kadron varken belhanda mı gs'nin derdi. adam ilk yarı ozan'la birlikte götünü yırttı. sonra 2.yarı, fizik kalitesi yüksek schalke orta sahasına karşı pili bitti. yeri geldiğinde bizde eleştiriyoruz ancak bugün nagatomo bile geldiğinden beri en kötü futbolunu oynadı. yani su maçı belhanda'ya yıkmak biraz fazla oluyor.
gece hayatındaki başarısı geçen sezon başında aziz yıldırım ve aykut kocaman tarafından takdir edilerek 4 senelik zamlı sözleşmeye imza atmıştı kendisi.

ondan sonra ali koç şöyle, cocu böyle. ne yapsın adamlar bu itlerle.
birgün üniversitenin ormanında azeri bir arkadaşla bisiklet sürerken yaklaşık 8-9 köpek bizi kovalamaya başladı. ama öyle böyle değil resmen akın akın geliyorlar. bendeki bisiklet dağ bisikleti fakat lastikleri ince yol bisikleti lastiği. nasıl korktuysam 1 metrelik çalıdan bisikletle atladım. hızlı bir şekilde kaçarken üstüne birde ayı sesi duydum. evet bildiğiniz ayı sesi. köpekler bir anda olduğu yerde çakılı kaldı. bizi kovalamayı bıraktılar.

meğer bizim azeri arkadaş öğrenci olmadan önce dağlık-karabağda askerlik yapmış. orada köpekleri korkutmak için ayı sesi çıkarılması gerektiğini öğrenmiş. bana da ayı sesi nasıl çıkartılır öğretti.(bir şey yok gırtlaktan bağırıyorsunuz) daha sonra yıllarca bisiklet kullandım şehir içinde ne zaman köpekler kovalasa olduğum yerde durur ayı sesi çıkartıp köpekleri bertaraf ettim. hatta bir keresinde sahilde paten kayarken yine bu karaktersiz sokak köpeklerinden biri bana doğru gelirken öyle bir bağırdım ki millet çoluğunu çocuğunu sarmaladı. geçenlerde bildiğin bir rezidansın önünde yine böyle bir köpek bana havlayınca artık ayı sesini bıraktım ne var lan amına koduğumun diye bağırdım. sonra viyak viyak kaçtı gitti. yapmanız gereken olduğunuz yerde durup ayı sesi çıkartmak. şimdi düşündümde aslında baya bir köpek saldırısına maruz kalmışım.

saldırgan sokak köpekleri gerçekten karakter olarak karaktersiz insanlara çok benziyor. zayıf biri gördüğünde saldırıyor kendisinden güçlüyü görünce kaçıyor.

şunu da belirteyim hiç pitbull saldırısına maruz kalmadım. yukarıda bir yazarın dediği gibi nerede görsem yolumu değiştiririm. çünkü bu gerizekalı ırk kaplana bile saldıracak kadar salaktır. ayı sesini bırak ayıyı getir öleceğini bilse yine saldırır. umarım devlet bu yapay organizmayı besleyenlere gereken cezayı verir ve sokaklardan toplayıp barınaklarda güzel bir şekilde bakar. çünkü son zamanlarda bazı ruh hastalarının eğlencesi olmuş durumda.
yedi sene ankara'da yaşamış biri olarak söz sahibi olduğum ilan edildiğinden altına yorum yazmak istediğim başlık.

ankara'da kışın açıkta kalan yerini örtersen ayazda da olsan ısınırsın. izmir'de denizden gelen nemli rüzgarla birlikte açıkta kalan yerlerini bırak, örttüğün yerlerden bile hava içine girer, kemiğine işler, sızlatır. o rüzgarlı havada işe yürürken bir kere dayanamayıp ağladığımı bilirim konak iskele'nin oralarda.

not: ankara'nın kışını çok özledim.
göt donduran soğuğunu bugün çıkarıp masaya vuran şehir.sessizce evlere dağılalım.

sadece gerçek ankaralıların bu da soğuk mu diyeceği şehir.
santiago nasar, onu öldürecekleri gün, piskoposun geleceği gemiyi karşılamak için sabah saat 05.30’da kalkmıştı...”

yukarıda yazılanlar, gabriel garcia marquez 'in kırmızı pazartesi adlı romanının giriş cümleleri. bu cümleler, edebiyat târihinin en cesur roman başlangıçlarından biri. belki de en cesuru! neden mi? çünkü bu ifâdeler, romanın sonunu daha ilk cümleden okuyucuya söylüyor ve eser buna rağmen heyecan vericiliğinden, sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmiyor.

işte bu son derece iyi!

ekleme: noktalama hatâsı düzeltildi.
ödünç kitap verdiğim zaman soruyorum
ne kadar zamanda okursun? diye
sonra kitabı alanın verdiği cevabın üzerine bir hafta koyarak telefonuma hatırlatma kuruyorum hatta ve hatta kitabı verdiğim arkadaşin telefonuna bile hatırlatma kurduğum oluyor.
ne yapalım ancak böyle başa çıkıyorum.
sanırım şu fani hayatta beni gurbetçiler kadar sinirlendiren bir grup daha yok. ulan buradaki en koyu çomar bile bu ara formlardan daha iyi.

hayattan tek bir dileğim var. sağlık, mutluluk, huzurlu bir yaşam falan değil. bu gurbetçilerin yurt dışı vatandaşlıklarının iptal edilmesi ve mal varlıklarına el konulması. çok değil, sadece bunu istiyorum şu siktiğimin hayatında.

nefret ediyorum sizden amkum gurbetçileri :)
tek forveti eren olan takımın teknik direktörüdür.

yetmedi, kenardan oyuna almak zorunda kaldığı topçular muğdat çelik ve ömer bayram dır.

yetmedi, defansın göbeğinde oynatacağı topçu 17 yaşındaki ozan kabak oldu.

yetmedi, 5 as topçusu sakattı.

siz hala hocaya laf atıyorsanız ya saf kan gerizekalısınız ya da şu saydığım isimlerden haberiniz yok.
şu başlıkta bile dört tane sazan bulup engelledim. daha euroleague'in dördüncü haftası oynandı ve gelip burada normal bir mağlubiyettten sonra fenerbahçe hakkında yok basketbol da bitti yok bilmem ne gibi hiç beyin gerektirmeyen cümleler kuruyorlar, gerçekten şaşırmamak elde değil. bir yandan da iyi oluyor aslında, gereksiz tiplere basıyorsun engeli bir daha hiç yorumu gözükmüyor, temiz iş.

tanım: anafolu efes'in geriden gelerek, ikinci yarıdaki iyi oyunuyla kazandığı maçtır. öte yandan fenerbahçe ilk yarı 52 sayı atıp , ikinci yarı kötü bir performansla maçı kaybetmeyi hak etmiştir. tebrikler anadolu efes.