Sık geçen başlıklar
mağazaya girdim:
“sizin acı kahve, yanları turuncu şeritli eşofmanlarınız vardı bir zamanlar, hâlâ var mı?” dedim,
“yok hocam” dedi..

ne yaptım bilmiyorum, ne tarzda söyledim onu da bilmiyorum ama yansıyor demek ki.

yakınınıza yansırsa da şöyle diyorlar:
“ben senin öğrencin değilim!”

bu yansımalar meslek hastalığı ve sempatik değil.
anneye izin değil o.
8 ve 12. sınıflar hariç online eğitime geçildi. 10 yaş altı çocuk evde hem derse girip hem ihtiyaçlarını karşılayamaz. (yeme içme bakım) annelerine o yüzden izin veriliyor. *

dip: maruz kaldığımız kitleler arasında en aklı başında yerin burası olması, onun da halinin ortada olması ne hazin..

dibindibi: evet kamudayım, hayır on yaş altı çocuğum yok,
evet, işe gitmeye devam ediyorum.
hayır, on yaş altı çocuğu olan anne babalara kolaylık sağlanmasını kıskanmıyorum. *
“satıcıya sor” seçeceğinden sorduğum sorunun “uygun bulunmayarak” yayınlanmaması durumu aşağıda verdiğim linkten izlenebilir e-ticaret sitesi.

mail görüntüsü

aynı durum olumsuz yorumlarda da geçerli. detaylı ve içeriği olumsuz yorumları yayınlamıyorlar.
okulların açılmasını istemeyen veliler düşündüğünüzden daha fazla. “göndermem, güvenemem” diyor.
okulların açılmasını isteyen veliler de düşündüğünüzden fazla. “çalışıyorum nereye bırakayım?, evde kendi çocuğumdan sıkıldım” diyor.
bizim ekşici ergenler analiz yapmaktan pek anlamadıkları için “öğretmenler istemiyor” diyor.
istiyorum kardeşim. tedbir almak benim işim değil. tedbir alsınlar açsınlar *
babam 190’dı, boyu 160 olan annemle evlendi. 40 sene evli kaldılar * yoksa altın yılı geçmişti yıldönümleri.
kardeşlerim 185 ikisinin de eşleri 30’ar cm kısa *
ortada bir gerçek var bu kadar tesadüf olamaz arkadaşlar. 185 üzeri adamlar seviyor bu boy farkını. takılmayın.
sonunda kavga oluyorsa “sınır ihlâli” var demektir.
sana eften püften gelen başkasının prensibi olabilir.
ışıkta uyuyamam. ışıkta uyuyabilen biriyle berabersem fiziksel ihtiyaçlarım bir süre sonra o duygunun önüne geçer ve birlikte uyumamayı tercih ederim. o da “koridorda ışık açıyorum diye ayrılınır mı ya” diyerek benim nedenimi “eften püften” sayar.
senin çorabını sağa sola atman da böyledir, sabah neşeli uyanan kadına “sabah sabah bi sus” demek de böyledir, yüksek sesle müzik ile kendine gelen adama kadının sesi kapattırması da böyledir.
üzgünüm ama temelde yalnızız. fiziksel ve psikolojik doyum noktaları eksilince “eften püften”ler dağ olur.
günaydın bu arada:)
öğlen arası 50 dakika. normal şartlar altında yemek arasına denk geldiği için, nöbeti diğer öğretmenle yarı sürelerde tutmak lazım. çam ağacı olan bizler 35 dakika bekledik. çam ağacı olmayan, çok inanan çok müslüman arkadaşlarımız son 15 dakika kala (mesaj attığımız için. yoksa ona de gelecekleri yoktu) geldiler, biz yemeğe çıkamadık.
başka bir şey yazmayacağım.
at yarışı oynadığım zamanlarda adını gördüğüm ayakta, tek geçtiğim iki attan biriydi.
diğeri (bilen bilir) johnny guitar
jilet gibi dolaşıyorsanız ve fakat bunlar eş/sevgili marifetiyle oluyorsa, sürekli anne, sevgili, eş sofrasına oturuyorsanız, asistanlık hizmeti almadan yaşayamıyorsanız bir "sosyal engellisiniz"
dn: kadın ve erkek ayrımı yapmadan okuyunuz.
babamdan bir kutu tipitip isteyip parkta sattım (yaş 8)
anneme nişasta pişirttim. abimle kese kağıdı yapıştırdık o nişastayla (yapıştırıcı yoktu) pazarda sattık. (yaş 9-10)
anket yaptım- ürün dağıttım (yaş 13)
kadıköy cem büfe’de yaz boyu kasaya baktım (yaş 15)
su arıtma cihazı sattım (yaş 16)
üniversite zamanı pendik moda ve kadıköy’de takı tezgahı, bayramlarda yılbaşında kart tezgahım vardı (paraya para demiyordum)
arada zevkine salı pazarı’nda canan’ın annesinin diktiği sandalye minderlerini sattık.
bunların önemli bir kısmını babamdan gizli yaptım.
mis gibi hayatım varmış ya. (ironi değildir)
kahkaha attım iyi mi?
yahu sen seçimini öyle yaptın. dolar konuşacağın birini seçmedin diye ekonomiden siyasetten anlayan kadına ne laf atıyorsun? akıllı olmasına gerek yok güzel olsun diyen, ne mühendisler doktorlar gördü bu gözler. o zaman siyaseti ekonomiyi konuşacak başkasını bulacaksın. evdekinden de kek iste bence. üzümlü olsun.
insanlar tercihleriyle yaşar
çocuğu yanıma aldım. içim rahat etmedi cam kenarı tarafına ben geçtim. ortadoğu’da yaşıyormuş gibi ara ara sıkılan münferit kurşunlara aldırış bile etmedim..gece 1,5 gibi şarjör boşaltıldı. panikle uyanıp çocuğun üzerine kapandım. sabaha kadar polisin devriye gezdiği cadde ve sokaklarda tek devriye aracı görmedim, tek devriye araç sesi duymadım.

biz, sevinmeyi, üzülmeyi, çok sevmeyi, nefret etmeyi bilmeyen bir toplumun üyeleriyiz.
aykırı duygularla yaşayan insanlara bu kadar kolay silah verilmesini anlayamıyorum.
bende silah yok. benim çevremde silah yok. bu silahlar neden onlarda?
savaştaysak söyleyin bilelim?

t: gözdağıdır.