Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
anlaşılan o ki sona geldik. maalesef durum bu. milliyetçi dediğimiz, kemalist dediğimiz adamlar bile bugün akp'nin sağ kolu oldular. bu tip khk'lar onların akp'ye verdiği destek ve cesaretle çıktı. içimizden vurulduk. ne söylesek boş. ana muhalefet bile ortalarda yok. tamamen içlerine çekildiler. bir tek haftada bir grup toplantısı yapıyorlar o kadar. şu anda durumumuz maalesef 1839 yılında ilan edilen tanzimat fermanı'ndan bile geride. tanzimat fermanı'nda ilan edilen maddelere bakın bugünden iyidir:

1-herkesin can, mal ve namus güvenliği sağlanacak.
2-mahkemeler herkese açık olacak.
3-kimse yargılanmadan idam edilmeyecek. ( bu madde çok önemli. çünkü bugünkü khk vatandaşa hem yargılama hem de idam etme hakkı getirmiş. 200 yıl öncesinden bile daha kötü bir durum)
4-kazanca göre vergi uygulaması yapılacak.
5-rüşvet ortadan kaldırılacak.

bunun gibi maddeler var. anlaşılan o ki 180 sene önce yaşasaydık kendimizi daha bir güvende hissedecektik. resmen geriye doğru çağ atlıyoruz. hem de ikişer üçer atlıyoruz. gele gele 1215 magna carta zamanına geldik. onu bile kıskanır durumdayız artık. çünkü magna carta'daki bazı maddeler de şöyle:

1-hiçbir özgür insan yürürlükteki yasalara başvurmaksızın tutuklanamaz, hapsedilemez, mülkü elinden alınamaz, sürülemez ya da yok edilemez.
2-adalet satılamaz, geciktirilemez, hiçbir özgür yurttaş ondan yoksun bırakılamaz.

ingiliz'in 800 sene önceki maddeleri bile bizi geçmiş. ne desek boş. uzay çağı'nda taş yontuyoruz. son sayfada tarih bizi affetmeyecek. daha da kötüsü esas biz kendimizi affetmeyeceğiz.
en çok da galatasaraylılar beşiktaş'a gitmesini istemiyor yazmış birisi.

bu adam beşiktaş'a gitsin, yıllık ücretini galatasaray versin deseler yine kabul ederim bir galatasaray taraftarı olarak. o kadar istemiyorum yani.
samimi olun lan biraz !
adamın alanı değil hede hödö.
he a.q sizin alanınız otomotiv ondan tanıyorsunuz adamı.

celal'in güncel konulardaki cehaletini, kibirini ve çok bilmişliğini gösterir. !
tamamen katıldığım, altına imzamı atacağım söylemdir.

2017'ye girerken arkadaşlarımın ısrarıyla yılbaşı kutlamasına katıldım. ertesi gün uyandığımda kendimi bir garip hissediyordum, bedenim bana aitti ama ruhum başkaydı adeta.

yüzümü yıkamak için banyoya gittiğimde dilime "dies irae" ilahisi takılmıştı, nereden duydum nereden dilime takıldı bilmiyorum.
bu garipliği pek önemsemedim.
olayın vehametini sıçtıktan sonra anladım. evet, yüzümü yıkadıktan sonra sıçtım ve inanmazsınız ama gtümü yıkamadım, öyle ya gavurlar gtünü yıkamaz... işte o zaman anladım tüm değerlerimin aşındığını.

kahvaltıya patıl yapan anamı azarlayıp, "lanet olsun patıl da ne? mısır gevreğimle sütümü getir, akşama da ahududu özü şerbetiyle hazırlanmış ev yapımı tart istiyorum anlıyor musun beni!" dedim.

aylar boyunca her pazar kiliseye gittim, müslümanların arasını bozmak için gece gündüz hain planlar kurdum, ayasofya cami olmasın diye çalıştım...

son aylarda birkaç kola şişesi kırdım, yerlere fanta döktüm, kilise kapılarına boya falan attım da özüme dönmeye başladım. yarın da el ele yürüyen birkaç çifti hedef gösterip, kısa etek giyen birkaç kadından da tahrik olursam özüme dönüşü tamamlamış olacağım.

aman diyim kardeşlerim, yılbaşı kutlamayın kutlatmayın,adamı ayaküstü firistiyan yapıyor bu gavurun adeti.
benzer durumu shell'de ben de yaşadım. 0 km satın aldığım aracıma 3. ya da 4. kez yakıt alışımdı. dizel aracıma benzin koydular. gs-fb maçında da 1 saat vardı. hemen tutanak tutup aracımı yetkili servise çektirdim. ordan taksi ile eve geçtim. maçımı izledim. pazartesi sabah servise gittim. servisten bir de araç kiraladım. ertesi gün araç hazırdı. depo temizliği ve yakıt filtresi değişimi yapılmıştı. shell istasyon müdürü gelip ödemeyi yaptı. kiralık aracı teslim edip aracımla istasyona geçtik. depomu ücretsiz doldurdular. taksi ve araç kiralama faturasını istasyon müdürüne teslim ettim. o da bana ödemesini yaptı. özür diledi. olay kapandı. nasıl bu kadar kolay oluyor diye düşünmeyin. istasyonların bu durumlar için sigortası var. ve sigorta tüm masrafları istasyona ödüyor. sizin istasyonunuz ya sigorta yaptırmamıştır ya da primleri yükselmesin diye aracınızı orada lifte çekip köyden çağırdığı usta ile halledip sizi yollamıştır.
tam bir sığır haberi. kadın 40 yaşında ve yıllardır ana haber bülteni sunuyor. bu gelir ile zaten mercedes s600l alsa şaşırmam. ama daha kritik bir konu var ki zaten zengin bir ailenin kızı. google a nazlı çelik yazsan ailesinin bilgileri çıkıyor. doğuş holding de yöneticilik yapan birisinin kızı kolayca porsche alabilir. plakaya gelince ben de komple özel bir plaka sandım hani ad soyad yazanlardan. n harfinin neresi özel plaka lan. 1000 lira trafik vakfına para bağışlayıp alınan plaka. şahinciler bile alıyor o kadarını.
bu ülkede sinan çetinin vasıfsız oğlu porsche ile adam öldürdü. o bile kolayca üstü kapatıldı.

kadının porsche arabası üzerinden diğer hassasiyetlerine bel altı vurmaya çalışan şerefsizlere de tek lafım var. götü yiyen vardı kadın başına yaptığı gibi hakkarilere şırnaklara gidecek var mı? şov yapıyordur yapmıyordur bilemem. kadın zaten televizyoncu. dolayısı ile işi şov dünyası. şov için bile olsa canını tehlikeye atıyor. üstelik spikerlikten kazandığı paraya ihtiyacı bile yok. az biraz mert olun akıllı olun.
sonsuz + 1 = sonsuz

olduğu için çelişkili olmayandır.
sonsuz bir şeye yeni bir şey ekleyebilirsiniz ve gene sonsuzluk elde edersiniz.

not: bu arada bu spesifik soru ile doğrudan alakalı olmasa da hatırlatmak istediğim bir husus da, sonsuzluk (infinity) ve sınırsızlığın (unbounded) arasındaki fark genelde karıştırılıyor.
türkiye'nin değil dünyanın en soğuk yeri askerlik yaptığın yerdir. çünkü soğuğu en soğuk, sıcağı en sıcak derecede hissedersin.

ister erzurumlu ol, ister ardahanlı, izmir'de askerlik yapan için en soğuk yer izmir'dir. sen gece uyurken orda nöbete gittiğinden, orda 2 saat boyunca gece 2 saat dikildiğinden soğuğu iliklerine kadar hisseder asker. gerisi hikayedir. istediğin kadar derece yaz buraya farketmez arkadaşım. en soğuk yer askerlik yaptığın yerdir.
kadın normal pantolonlu ya da eşofmanlı öyle bir şey, herif diyor ki “bacaklarını açarak oturmuş merdivenden kaldırdık, erkek insanlarımız rahatsız oluyor.”

ulan siz insan mısınız be şerefsiz?

arkadaş ben bu insanlarla aynı tarafta değilim ben bunlar gibi değilim nasıl bir yere dönüşüyor lan memleket?
konya’da bir imam hatip lisesinde öğretmen olduğu iddia edilen şahıs.

ulan bunun gibi insan müsveddeleri yüzünden hem insanlık hem de bir meslek zan altında bırakılıyor. bu tip sapık mahlukatların barındığı (bkz: imam hatipler kapatılsın) gerçekten. diyecek söz yok başka. insanlar evlatlarını kimlere emanet ettiğini bilmeli.

sosyal medya hesabında attığı bu mesajların kimliği sansürlenmemiş versiyonu da burada

edit: şaka maka imam hatip'i savunanlar olmuş ya lan. olm bunlar değil mi "biz çok ahlaklıyız" diye geçinen ama din adı altında böyle duygularını bastırıp her türlü pisliği yapanlar. manyak mısınız nesiniz? ister profesör ister felsefeci olsun, bu adamın çalıştığı kurum kendini yıllardır din ile özdeşleştirmiş, bu yönüyle ön plana çıkmaya çalışan insanların bağlı olmayı çok sevdiği bir yer. şimdi adamın yaptığı sapıklığa takılmak yerine başka okullarla kıyaslayarak vicdan mı rahatlatıyorsunuz?
sevgili hocam, selam. sizi gram sevmiyorum, sadece mezun olmak için size katlanıyorum.
slayttan ders işleyip ''profesör'' ayakları yaptığınız zaman size götümle gülüyorum. yolunuzu yordamınızı sikeyim, saygılar hocam.
edit: ''sıkıysa ismini yaz'' diye mesaj aldım, bu öğretim görevlileri çok ateşli, çoook.
ses, gurultu, ses, gurultu. dunyanin en luks, en tarz dairesi olsa da ses izolasyonu yoksa benim gozumde sifirdir. mahremiyet, ozel hayat diyorsun yan komsunun kusma sesini duyuyorsun. bizi bu hayata mahkum eden sistemin, kapitalizmin ve modernlesmenin icine ediyim. manastira kapaticam kendimi sonunda.
evlenmeyin çünkü evlilik özgürlüğü kısıtlar yok efendim bekar olunca herkesle sevişirsiniz yok insan poligamik vs vs. hadi be oradan dediğim birtakım önermeler.

en iyi dostunuzla hayatın her türlü zorluğuna beraber göğüs germektir evlilik. daha hayatın zorlukları ile karşılaşmış baba parası yiyen ya da yeni mezun kıçındaki donu yeni almış veletler tarafından küçümseniyor. hayat çok ilginç bir şey arkadaşlar. üçüncü sayfa haberleri gerçek. insanlar kanser oluyor mesela, trafik kazaları haber değeri bile taşımıyor. ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir ki diye bir söz var. hadi o kadar ciddiye almayalım mevzuyu, en büyük ihanetlerle yüzleşmek var, hayatı zindan eden patronlar var. yahu parasızlık var bu hayatta, yediğin aşın hesabını yapmak var. bu zorlukları beraber atlatmak, yanında her zaman ağlayacak bir omuz bulabilmek, her şeyden vazgeçtiğinde bile umut görebilmek var.

s.keyim sizin meriçliğinizi de hayatı bir hayvan gibi yiyip içip düzüşmek olarak gören beyninizi. evliliği halı saha maçına göndermeyen eşlerden ibaret sanan, kadınları seks paritesi ile değerlendiren, daha hayatın sillesini yememiş plaza bebeleri sizi. sizin ben artizliğinizi ....
buna 50.000 100.000 ve uzeri yatiran adama saygi duyarim, yatirim nedir bazen risktir, bazen risksizdir, bazen de ikisinin karisimidir.

su orospu cocuklarina uyuz oluyorum, 200 dolarlik bitcoin almis, sabah aksam bitcoin borsasini takip edip, ovdukce ovuyor, bitcoin reklam botuna donmus adam.

ikinci ve en gicik oldugum orospu cocugu turu ise su, gecen yaz is icin kredi cektim, benim hayatim bitcoin'den daha riskli elde ne var ne yoksa giyecek aliyoruz satiyoruz, 85.000 dolarim var, christmas gelecek is 4 katina cikacak ona yirtiniyorum. adam bana diyor ki bitcoin al onla gelecek yaz uc(3) ev alirsin.

yemin ederim hayatimda kimseyi oyle sikesim gelmemistir. cebimdeki son paraya kadar bitcoin'e yatiracam, evde 2 cocuk var, evin borcu, arabanin borcu var, is icin bi ton borcum var.

bitcoin %50 deger kaybederse hayatim sikilecek gelmis bana akil veriyor orospu cocugu. sokakta kalsak bize bakacak bu amin oglu.

o yuzden bu basligi okurken bu insanlara denk gelirsem direk eksiyi basiyorum. bitcoin'i seven insanlara degil, ne var ne yoksa satin yatirin diye konusanlara, hic birseyi olmayan adamin kaybedecek bir seyi yok, butun parayi yatir diyor.
istanbul yazmadım bilerek goy goy muhabbetine dönmesin. pencere açamıyoruz inanılmaz derecede gaz kokusu var. baya tüp sızıntısı gibi. bilen duyan yardım etsin bu nedir?

edit: igdaşın açıklamasına göre gaz kaçağı varmış ama neresi olduğu bilinmiyor.

edit2: tuzla belediyesi twitter hesabından yapılan açıklamaya göre halen araştırılan kokudur.

edit3: duramadık evde pendik sahile geldik. en azından karbonmonoksit bildiğimiz zehir. burada bahsedilen koku yok.
yıllar yılı izmirli diye bildiğimiz bir bayan arkadaşın düğününde fark ettiğim olay.

ben doğu akdenizli olarak halay falan severim düğünlerde. ama ülkenin batısında halay kültürü çok az. bu yüzden düğünde oynamayı seven birisi olsam da batıdaki düğünlerde tam performans sergileyemiyorum swh. neyse bizim izmirli'nin düğüne bi gittik paso şemmame, üç ayak, delilo, halebi falan çalıyor. acayip halay oldu düğünde. meğersem yıllardır bize çiğdem, boyoz, 35,5 aaağbi diyen arkadaşımız aslen karslıymış. kız öyle davranıyor ki dedesi yunanlıları bizzat kovalamış falan sanıyorsun. ama gel gelelim kız karslı çıktı abi.
+ sefim cenazemiz var ekipler 2 gun gelemeyecek.
+ sefim dugunumuz var ekipler 2 gun yine yoklar.
+ sefim araba arizalandi simdi servise gidiyoruz araba ne zaman cikarsa o zaman gelecegiz.
+sefim malzeme almaya gittim 2 saate gelecegim santiyeye.
+ sefim ../

- sefin siksin seni amk evladiii...!!!
kitaplarımı birilerine ödünç veririm, verdiklerimin çok büyük bir çoğunluğunu da geri alırım zaten. geri vermeyenlerden de istemem açıkçası kitabımı. ama onun hakkında düşündüklerim anında değişir. konu kitabı geri vermemesi değil. bir insandan bir süreliğine kullanmak için ödünç bir şey alıyorsun. kitap, kıyafet, para vs. her şey olabilir bu. sonrasında bunu unutup hayatına devam ediyorsun. çok ilginç geliyor bana bu. birinden ödünç bir şey aldığımda ve bir süre veremeyince benim rüyalarıma giriyor. ama bazı insanlar bunu unutuyor. bildiğin unutuyor. çok garip.

vurdumduymaz insanlara tahammülüm yok benim.
fare boku gibi bir boka yaramaz. camız boku olsa en azından gübre olur tezek olurdu.

abdullah gül sadece ve sadece gaz alma aparatıdır. kendisi cumhurbaşkanı olsa önüne bu karar gelse anında imzalardı ki bunun benzeri saçma kararları imzalamıştır. onun için hiç hık mık demesin.
arap toplumu niçin bu dünya üzerinde bir parazittir ve kısırlaştırılmalıdır savımı destekleyen video.

edit; videodakiler arap değil diye mesaj geliyor, yahu bu kültürü dünyaya empoze eden araplar değil mi ? yine aynı kapı.
adamı burada yerin dibine sokan erkeklerin hiçbirinde sakalsız sokağa çıkacak göt yok. sakal bir-iki tık daha yakışıklı gösteriyor ya şimdi, herkes sakal koyuyor. kıvanç tatlıtuğ dışında çoğu dizi jönü (burak özçivit dahil) sakalsız gezemiyor. onlar bile sakal jokerini oynuyorlar. sakalsız hallerini görmüyoruz. sanki hep sakallı doğmuş gibiler.

ama mert fırat babalar gibi sakalsız da yakışıklı. kemik yapısı felan epey erkeksi. ayhan ışık, izzet günay, ediz hun, tarık akan (75 yılında çekmeye başladığı politik filmlere kadar) hepsi sakalsızdılar. çünkü orijinal jön tarzı budur.
25 milyon euro'ya gittiyse müthiş transfer.
antepten geldiğinde cenk'i fazla tanımıyordum.
haftaiçi oynanan bir sarıyer kupa maçında kendisini canlı izleyebildim.
bu çocuk şut çekmesini ve kafa topuna çıkmasını biliyordu.
ancak -biliç'in müthiş zekası nedeniyle- pektemek'in bile yedeği pozisyonundaydı.

3-4 senede biliçin kupa maçlarında oynattığı topçudan world class golcü haline geldi.

yolun açık olsun kartal. seni de kalbimize yazdık.
fragmanını izlediğim için kendime günlerce küfrettiğim filmin devamı. abi biz toplum olarak nereye gidiyoruz? bu nasıl bir yozlaşmadır cidden anlamak imkansız.
milyonlarca insani topragindan eden, olduren ve hapse tikan savas suclusu katil omar el bashirin meclisinde tekbirle karsilanma olayidir. neresinden tutsan elinde kaliyor.

%75-80'nin al-mu'tamar el watani denen vahsi insan azmanlarinin vekillerinden olusan mecliste koca turkiye'nin c.baskanin konusma yapmasi insanin gururuna dokunmuyorsa soylenecek baska soz yok.

burdan netanyahu'ya katil isgalci falan diyoruz, bu el bashir katili ve dalkavuklari 100 kat daha serefsizler. ikiyuzlulugun luzumu yok.
en büyük zararı kendi taraftarından gören kulübüm. bu durumu kısa bir şekilde, örneklerle açıklamaya çalışacağım.

ilk örnek; demirören'i yaptığı yanlışlar dolayısıyla eleştiren taraftarlara karşı açılmış olan 2 kupayı unutma vefasızlık yapma pankartı. beşiktaş'ın belki de geçtiğimiz 10 yılını çöpe atmış ve günümüzde de yaptığı büyük yanlışların sıkıntısını hala çektiğimiz yıldırım demirören'i savunmak için 2009'da bu pankart açılmıştı. (bu maçı hatırlayanlar, o gün kapalı tribünde çıkan kavgaları hatırlayacaktır.)

yine çarşı grubu tarafından açılmış bir pankarta bakalım. şu pankarta söyleyecek tek kelime dahi bulamıyorum. acizlik ve zavallılıktan başka bir şey değil. maalesef taraftar kitlemizin birçoğu şu pankarttaki düşünce yapısında. (mantıklı ve düşünebilen taraftarları ayrı bir yere koyuyorum.) bu da bonus

herkesin takdiridir ki, taraftar kitlemiz maalesef aşırı romantiklerden oluşuyor. 2 gündür sosyal medyada quaresma'ya karşı şiddetli bir tepki var(haklı olarak). ama herkes biliyor ki, bu tepkiler, vodafone park'ta quaresma'nın yapacağı ilk trivelada ya da rabonada birçok kişi tarafından unutulacak.(mantıklı kesimi yine ayırıyorum) doğal olarak bu kitle yüzünden, quaresma oyundan çıkınca hocaya eldiven atmaya da, saha içinde alvaro negredo'ya gider yapmaya da devam edecek. her duran topun başına geçmesini saymıyorum bile.

bizim taraftarların büyük çoğunluğu arasında ki bir diğer büyük sorun ise; eleştiriyi küfür olarak algılama sorunu. örneğin; şenol güneş'i mi eleştirdin? direkt olarak 'beşiktaş düşmanı' yaftası yapıştırılıyor. kimse kimseye istifa çığırtkanlığına zorlamıyor, ama yanlış gördüğün bir şeyi de beşiktaş'ın iyiliği için halının altına süpürmeden, zamanında dile getireceksin. bu kulüpteki herkes birer maaşlı personeldir ve hepsi eleştirilebilir. bu kulüp, teknik direktöründen futbolcusuna kadar kimseye boşuna para ödemiyor. duygusallığa gerek yok, herkes görevinin en iyi şekilde yapmalıdır. duygusallığın başladığı yerde profesyonellik kalmaz. sen asgari ücretle çalıştığın işinde bir gün isteksiz ol bakalım, patron sana neler yapıyor.

bu taraftar, tolga zengin hata yaptığı zaman tepkisini koymasa, şu an belki de kalede fabri diye bir adam yoktu. büyük bir takımın en güçlü olduğu yeri tribünleridir. hiç kimse unutmasın ki, biz o stadı doldurduğumuz için bu kulüp ayakta kalıyor. biz taraftarız, yani endüstriyelleşen futbolda bir nevi müşteriyiz ve bu dünyadaki her kulübün amacı da müşterisini memnun etmektir. taraftar öncelikli olarak kendi gücünün farkına varmalıdır, gerisi zaten gelecektir.
kanım dondu. kızlar yabani görünmemek adına rahat olmaya çalışıyorlar, güvensiz görünmemek adına, yani "kezban" damgası yememek için böyle aşırı özgüven içeren hareketler yapıyorlar ve sonu böyle felaket olabiliyor. bunun sorumlusu sizsiniz ekşiciler. tedirgin kızları hep alaya aldınız, hep cesur olmamakla sucladiniz sanki kötü bir şeymiş gibi. şimdi de nasıl güvenip evine gidiyor diyorsunuz. bir karar verin artık.
şahsen böyle olayları gördükçe aylardır tanıdığım sevgilim bile olsa evine gitmeye cekinmeye başlarım.
biliyorsunuz seri katillerin , sapıklarin, cinnet geçirenlerin ezici kısmı erkek.
erkekler çok garip varlıklar. çok güven duyarken birden psikopata bağlıyorlar. kadınlar o yüzden cinayetlere hazırlıksız yakalanıyor, savunmasız kalıyorlar. karşısındakini de kendileri gibi dengeli sanıyorlar. sorunları konuşabilir, tartışarak halledilebilir görüyorlar. yazık gerçekten. o anın dehşetini gözümde canlandırdığım anda fena oluyorum. boynuna atılan bir kılıç darbesi, boğazından sıcak kan fışkırdıkça soğuyan bedenin, öleceğini bilmen, ölürken ailenin aklına gelmesi. off of...