Sık geçen başlıklar

türkiye'den ingiltere'ye kıyma götüren gurbetçi 2

ekşi'de gör
geçen gün brexit ile ilgli çok güzel bir yazı vardı. ab'nin bürokrasiyi artırmadığı, tam tersine düşürdüğü ile ilgiliydi.

kktc'nin süt ürünleri ile ilgili yaşadığı sorun bu. rum yönetiminin, ab'ye kendi sınırlarındaki mandraların ab standartlarında olduğunu ama daha önemlisi bu mandraların ab standartlarına göre denetleyecek sistemin kurulmuş olduğunu ıspatlamış olması; ama ab'nin aynı çalışmayı kktc'de yapmamış olması.

ama yine de her ülkenin kendisine göre koyduğu kısıtlar var.

mesela almanya'ya çiğ patates de sokamıyorsunuz. yurtdışından gelen patatese, akdeniz'de yerel türleri yok eden balon balığı muamelesi yapıyorlar. veya zeytinyağı ülkelerinde, zeytinyağı sıkıntı çıkartır.

bunun yanı sıra ilaçlar ve yasak olmayan ama ne olduğu da belli olmayan yiyecekler başınıza bela olabilir. gıda ve ilaç dairesinden bir görevli gelip analiz yapıyor. vakit kaybetmek yerine kendi elinizle çöpe atarsınız. bu yüzden yiyeceklerin paketli olması; ilaçların kutusunda, prospektüsü ile birlikte olması, yanınızda da reçetenizin bulunması sınır kapılarında işinizi kolaylaştır.

yanınızda yiyecek taşımak normaldir. köylülük falan değildir. amsterdam'dan türkiye'ye gelirken gouda getirmek normal de türkiye'den amsterdam'a ezine götürmek neden köylülük olsun? bu dünyada şöyle bir realite var:

(bkz: bütün bir ömrü iyi beyaz peynir peşinde geçirmek)

ama gideceğiniz ülkenin gümrük polisi sayfasına bakıp, hangi gıdaları hangi şartlar altında götürebileceğinizi kontrol etmeniz gerekir.

kabahatin büyüğü esas kadının oğlunda. insan anasını tanımaz mı? gelmeden önce uyarması gerekiyordu, "şunları şunları getirebilirsin. bunları bunları getirme"
hahahaha çok komik lan. çantanı kontrol eden adama bile ben köylü değilim, üniversite mezunuyum diyor. burhan altıntop'un gerçek hayat versiyonu gibi :)