Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
hakkında, ısrarla 'başarı' hikayesi yazmaya çalışan fanboyları olan natural born loser.

harita falan paylaşmış. rezilliğe bak. kk olmasaydı rte'ye verecektik sanki. süper zeka.

ortada bir başarı varsa bu 'anti-tayyip' reisin başarısıdır. anti-tayyip büyük insandır. sonsuza kadar destekleyeceğiz. biz, anti-tayyip'ten razıyız. kk kenara çekilsin. parazit yapmasın.
istanbul yazanlara hayret ediyorum. her geçen yıl giderek dakka'ya benziyor. hem trafiği,hem de insanı.
viyana yazanlara daha da hayret ediyorum. neresini beğendiniz bu şehrin? hangi caddesi,meydanı içinizde yer etti?
peşinen not:
istanbul'da yaşıyorum,şu an işim gereği yine viyana'dayım ve buradan yazıyorum.
evet sanırım herkes bir haftadır gerek kendi içinde gerek çevresinde bunu yaşıyor, gözlemliyordur.

28 mayıs seçimleri aslında beklenenden daha dip dalga bir depresyon yarattı. bağırmak, çağırmak daha yüzeyde yaşanan bir bunalımdır. ama insanlar bu sefer adeta içten çöktü. herkeste bir ölüm sessizliği ve içe dönmüş bir karamsarlık hakim. bu hafta işinde, okulunda ya da sosyal hayatında herkes gözlemlemiştir. dıştan bakıldığında hayat rutin akışında devam ettirilirken iç dünyalarda ve ortamlardaki enerjilerde hep bir kasvet, buhran hakimdi. kimileri yüzüne maske takıp yok sayarak, görmezden gelerek konudan uzaklaşıp bunu gizlemeye çalıştı ama içten içe bir yıkım ve karanlık çöktü herkesin üstüne.
tupcuden sonra o cenahtan tokmakcisi kimse, kaynagi kesilmesin diye got atiyor.
gerisini zaten kabul etmediğim masadır.
amına koduğum hayatında 2 kadeh rakı içip keyifleneceğiz 42 çeşit meze 17 çeşit aperitif yarısından fazlası çöpe gidiyor bunlar üst üste mide sikiyor kokuları karışıyor tam bir görgüsüzlük.
1-2 meze, güzel ve az bir bir çerez yanına biraz kavun peynir. bunlar yeter.
genelde masayı donatan tiplere bakıyorum "adabı vardır rakının önce karşıdakine sonra masaya tokuşturacaksın" edebiyatı yapan story üstüne 343249230 kelimelik özlü söz yazan özenti sikik tipler.
türkiye’de şu mahalli yörelere daha fazla özerklik verilse çok süper köyler ortaya çıkabilir. mesela yönetimde tekillik ilkesini kaldıralım. fazla vergi vermeyi kabul eden köylere özerklik verelim. köyün blockchain’i olsun. köye yurt dışına remote iş yapan yazılımcılar ve aileleri kabul edilsin. ortaya milli geliri 60.000 dolarlık köyler ortaya çıkar.

böyle yerleşim yerlerinin ne kadar güzel bir ortam ortaya çıkaracağını hayal etmek bile rüya gibi.

istanbul’un en iyi semti böyle köylerin yanında pakistan gibi kalabilir.

oylama blockchain ile olsun. diyelim ki biri sırf parası var diye köyden arsa veya ev almak istedi. eğer community veto ederse alamasın. gelip yerleşemesin.

köyün güvenliği ihale ile güvenlik şirketine verilsin. köyde bisiklet sürerken kask takan çocuklar falan olsun.

böyle yerler o kadar fazla beyin göçünü engeller ki inanamazsınız. hem de ülke kasasından 5 kuruş harcamadan. hatta bu ayrıcalığı elde etmek için üzerine devlete para vererek.
30 yaş üstüne geldik ya, hayatın kıyısındayız resmen. evlilik mi? yok canım istemiyorum. bir ilişki filan mı? uğraşmak da istemiyorum. sadece uykudan işe, işten eve dönen bir yaşam var artık. geçmişe baksam da çok şey yaşamış gibi geliyor ama gelecek bir türlü netleşmiyor.
epigenetik nefret.
anne ve anneannelerin erkeklerden gördüğü zulmün intikamınin peşinde koşuyor çoğu içsel olarak farkında bile değiller.

hepsinden ayrisin, atalarınizin kan davasını yürütmeyin.

hayatta sizler varsınız bu hayat sizin.
cansız manken malum kişiye oy vermeden düşünecekti bunları kimse kusura bakmasın.

bu olaylara artık bakış açım böyledir.

edit: çok soran olmuş, mankenin siyasi tercihini kafa kısmının olmamasından dolayı tahmin ediyorum.
john steinbeck'in güzel bir sözü vardır;

bazı toplumlarda sosyalizm olmaz, çünkü fakirler kendilerini sömürülen sınıf olarak değil, geçici sıkıntı çeken milyonerler olarak görür...

bu sözü bizim topluma uyarlarsak, milyonerler yerine, ahirette şarap ırmakları vaad edilen, bu dünyada bir lokma bir hırka denilip uyutulan dindarları koyabiliriz. ehh iktidar sahipleri de bunu çok güzel kullanıyor, ve kullanılmaya müsait milyonlar var. o yüzden hala akp kazanıyor...

(bkz: bir dahaki sefere kralsın be oğlum)
--- spoiler ---

çok uluslu bir bakan

devlet bakanı mehmet şimşek’in ingiliz vatandaşı olduğu ortaya çıktı kıyamet koptu,

yahu haftalar önce yazdık “mehmet şimşek abd büyükelçiliği çalışanıdır” diye kimse ses çıkarmadı da, şimdi mi kıyamet kopuyor,

mehmet şimşek’e sihirli bir elin değdiğinin yeni mi farkına vardınız,

hadi bir daha hatırlatalım bakanımız şimşek’i,,,

1, körfez savaşı’nın ardından bir grup peşmerge, cia tarafından ırak’tan toplanıp abd’nin guam adası’ndaki üssüne götürülmüştü,

burada eğitilip, ilerde kurulması muhtemel kürdistan’ın “elitini” oluşturacaklardı,

guam’a götürülen bu kürt peşmergeler orada 10 yıl eğitildiler ve 2, körfez savaşı sırasında kuzey ırak’a geri getirildiler,

guam’a götürülen bu kürt peşmergeler ile cia yetkilileri arasındaki tercümanlık görevini kim yapıyordu sizce?

evet bildiniz,

abd büyükelçiliği’nde görevli tercüman mehmet şimşek,

elçilik tercümanı mehmet şimşek, şimdi evli olduğu amerikalı eşiyle de bu görevi sırasında tanışıp evlendi,

şimşek daha sonra türkiye’de bir aracı kurumda çalıştı,

kısa süre sonra oradan istifa etti ve birdenbire kendini merill lynch’in londra bürosunda üst düzey bir görevin başında buldu (hani şu sabah-atv ihalesi için cumhurbaşkanı gül ile görüşen merill lynch),

orada bir süre çalıştı, bu arada akp’li medya tarafından bir güzel parlatıldı ve seçim öncesi akp’den milletvekili adayı olmak için türkiye’ye döndü,

seçildi ve bakan yapıldı,

şimdi öğreniyoruz ki, eş durumundan zaten abd vatandaşı olan abd büyükelçiliği tercümanı mehmet şimşek, arada derede ingiliz vatandaşı da olmuş,

ne güzel çok uluslu bir bakanımız var,

anlayamadığımız çokuluslu şirketin merkezinin nerede olduğu,

abd’de mi, londra’da mı?

--- spoiler ---

kaynak
kiraya gelene kadar daha bir çok konuda serbest piyasaya müdahale edilmemeliydi ama ne yazık ki işte bu noktadayız.

özel bir sebepten ötürü kendime ait evim olmasına rağmen kirada oturuyorum. yani aynı zamanda hem ev sahibiyim hem de kiracıyım. kendi ev sahibim mağdur olmasın diye %25in üzerinde zam yaptım. kendi kiracımdan bunu yapmasını istemedim. çünkü zaten evi rant amaçlı almamıştım.

şimdi özel durumum sona erdi ve kendi evime taşınmak istiyorum. ama bilin bakalım ne oluyor? kiracım haklı olarak evden çakmak istemiyor, niye? çünkü çıksa aynı binada 4 katı kira vermek durumunda. şimdiden 6 ay sonrası için konuşmama rağmen dava açmamı söylüyor, çünkü davalar zaten 2 sene sürüyormuş ve bunu kar biliyor. avukatla konuşuyorum, yapabileceğin hiçbir şey yok, sen de çıkma, senin ev sahibin de bir şey yapamaz diyor. şimdi burada kim mağdur oluyor? devlet eliyle kendime ait evim başkası tarafından alıkonuluyor. daha yüksek kira geliri için kasten kasten zorbalık yapan bir güruh olduğunun farkındayım ama kurunun yanında yaş da yanıyor.

ne yapayım mesela cimer'e mi yazayım? kimi kime şikayet edeyim?

tanım: bir grubu mağdur etmemek adına aşınmış bir karardır.. başka bir çok konuda olduğu gibi kutuplaştırılmıştır.
herkesin aksine almanyadan türkiyeye dönme kararı aldım. çünkü anladım ki biz istediğimiz kadar seçim yapalım nafile. tüm avrupa abd türkiyedeki muhalefet herkes rte nin kazanmasını istedi. kk ise bu oyunda başrol oynadı. dedim ki madem bizim seçimimiz bir işe yaramıyor madem rte ne yaparsak yapalım gelecek, e niye ben elin almanının bana ırkçılık yapmasına katlanayım, neden türkiyedeki konforumu bozayım neden burada kendıme sıfırdan hayat çizeyim. yaşadığım ülke almanya rte yi destekliyor. öyleyse ben neden burada yaşayım. bari ülkemde sürünürüm. avrupa seçim sonuçlarından ziyadesiyle memnun. ek olarak chp nin başından mevcut yönetim ve kk gitmedikçe asla chp ye bir daha oy vermeyecem.
ay ne rahatmış böyle vargas gibi pasör çaprazına sahip olmak. takımın enerjisi müthiş. santarelli takımda hemen uyumu yakalamış. final etaplarında ve özellikle olimpiyat elemelerinde aynı ruh ve istek korunursa geçmiş yıllara göre çok daha başarılı olacağımıza eminim. guidetti ise şimdiden sırplara saç baş yolduruyor, hadi bakalım.
ismini görünce öldü herhalde deyip başlığa girdim, meğer ölmeye az kala fenerbahçe'ye teknik direktör olarak düşünülüyormuş. yazık.
fatih altaylı'nın yazılarında bir bir dönem “ne zaman adam oluruz” köşesi vardı(belki hala vardır).

bunu formula 1'e uyarlarsak sadece şampiyonluk yarışından değil diğer mücadeleleden de keyif almaya başladığımızda diye yazabiliriz.

pistte 3 takım arasında heyecanlı ve bilinmez bir mücadele var. aston martin, mercedes ve ferrari. düşünün bu takımlardan biri 4. olacak. buraya doğru yönelim gösteren alphine var bir de.

russell ve hamilton arasında bir mücadele var. tarihin en büyük pilotlarından biri genç takım arkadaşı tarafından emekli edilecek belki de.

leclerc'in araçtan bağımsız şampiyon bir pilot yeteneğine sahip olup olmadığına dair şüpheler var. bu sezon bir şeyler kanıtlamak zorunda.

alonso'nun yıllar sonra yazdığı kitabın sonuna yeni ve güzel bir hikaye ekleme şansı var.

piastri, norris gibi gelecekte şampiyon olabilecek potansiyele sahip olduğu düşünülen iki pilotun gelişimi var.

amk williams'ının bile yıllardır süren çilesinden bir çıkış umudu bulup bulamayacağı sporu sevenler için bir izleme sebebi olabilir.

içinde şampiyonluk yarışı dışında bir çok hikaye barındıran bir spor f1.(aslında bütün sporlar öyle)

ama haftalardır bütün yorumlar şampiyon belli, red bull çok güçlü, burası sıkıcı, kapatın gitsin tarzında. halbuki şampiyonluk yarışının olmaması başka hiç bir şeyin olmadığı anlamına gelmiyor. size tavsiyem eğer bı sporu seviyorsunuz diğer mücadelelerden ve hikayelerden keyif almaya çalışmanız.
adamlardaki otomotiv sektörü öyle büyük ki, adamların nüfus bakımından ilk 10’a zor giren şehirlerinin bile porsche volkswagen gibi markaları var.

düşünsene 8-10 tane şehrinde farklı markalarda araba üretiyorsun, bu markalar da porsche, bmw gibi markalar.

porsche balıkesir
mercedes manisa
bmw eskişehir
volkswagen bursa

2 dakika durup düşünün ve almanya’nın endüstrisini hayal edin.

aynen almanya kesin bizi kıskanıyor.
muhalefet yapsaydı amerika'dan merkez bankası başkanı atanıyor derlerdi, iktidar şimdiden pr yapıyor.

bir gecede “bu operasyonu kime çektiniz” diye operasyon çekeni başkan yapanlar yeni umudu yine iletişim başkanlığı ofisinde inşa ediyorlar.

amerikan bankasını batış sürecinin başında aktif rol alan hanımefendi diğer batık şirket tcmb ye pr çalışması eşliğinde getiriliyor.

iktidarın hakkını vermek lazım en kötü gününde bile yeniden umudu algıyla inşa edebiliyorlar.

ne hafize ne şimşek… bu hikayeyi izledik, doldur boşalt seçim ekonomisi.

seçimden önce boşalt, seçimden sonra doldur…

doldururken de boşaltırken de bedeli bilin bakalım kim ödüyor :)
evet canim üretime hiçbir katkisi yok. cunku öğretmen memur degil mesela, dışişleri bakanligi personeli memur degil, hakimler memur degil. ulkede 6 milyon kisi solitaire oynuyor.
kadınların iş gücüne katılımlarının 2. dünya savaşı sırasında arttığı doğrudur çünkü erkekler savaştaydı bu da iş gücü açığı oluşturmuştu... ayrıca savaş sanayiinde hızlı bir üretim artışı gerekliydi. bunlar kadınların birçok işyerinde erkeklerin yerini almasını sağladı. (bkz: rosie the riveter)

iş gücüne katılımları ile ekonomik ve sosyal yaşamda daha aktif roller almalarına imkan sağladı. savaş sonrası dönemde, birçok ülkede kadınlara oy hakkı gibi temel haklar da verildi, bu da toplumsal statülerini daha da güçlendirdi.

eğitimli ve kariyer sahibi olmalarını yalnızca bir "emek ve tüketici pazarı" olarak görmek, kadınların bireysel potansiyellerini küçümser. erkeklerle eşit şekilde, fikirlerini ifade etme, özgürce yaşama ve profesyonel başarılarına ulaşma hakkına sahip olmaları da normaldir. bir küresel komplo değil, temel insan hakkıdır. ekonomik bağımsızlığa ve kendini gerçekleştirme fırsatına sahip olma hakkının bir parçasıdır.

evlenme ve çocuk yapma konusunda yaşadığı pişmanlıklar söz konusu olduğunda, birçok kişisel ve toplumsal faktöre bağlıdır. genelleme yaparak bunu kısıtlayamazsınız. birçok kadın, çocuksuz veya bekar yaşamaktan mutludur. tabi ki, bazıları daha sonra pişmanlık duyabilir fakat tüm kadınların kariyerlerine ve kendilerine odaklanmalarının yanlış olduğu anlamına gelmez. sadece tercihlerin zamanla değiştiğini gösterir.
onları tanımıyor olabilirsiniz ama varlar.

platon, sokrates ve aristoteles hakkında hâlâ konuşuyoruz çünkü onlar bir şekilde batı felsefesinin temelleri ve başlangıcını oluşturdular. geçmiş filozoflar inceliyoruz çünkü düşünceleri siyasi, dini sistemleri, kısacası bugün yaşadığımız yaşam biçimini doğurmuştur, bu yüzden bu toplumu anlamak istiyorsanız, onu bu hâle getirenleri, şekil verenleri okumak gerekiyor. eğer geçmiş filozoflar hakkında hiçbir fikriniz yoksa şimdikileri anlayamazsınız.

antik çağın filozofları, doğanın ve insan davranışının nedenini ayırt edecek araçlara sahip değildi, varlıklarının nedeni, gerekçeleri buydu. o zamanlarda felsefe bize yön vermede, gerçekliği incelememize izin verecek yeterli araçlara sahip olmadığımız için bilemeyeceğimiz şeyleri açıklamaya çalışırken yararlıydı, bu yüzden dinlere de felsefe denir, örneğin hristiyan, budist, hindu felsefesi vb. felsefeler, bilimsel gerekçesi olmayan düşünce akımlarıdır. bugün felsefe çok daha alakasız. felsefenin ait olmadığı bilimler, açıklanması gereken her şeyi açıklamaya yeterlidir, felsefeden geldiklerinde ancak kesin ve doğrulanabilir bir temeli olmayan spekülasyonların sonucu olan açıklamalar, kanıtlamaya çalışan kişilerin görüşleridir. gerçekten var olmayan bir şeyin varlığı, sahip olmayan ya da ihtiyaç duymayan bir şeye anlam ve amaç vermek...

bugün hayatta, gerçekliğin bileşimini ve yapısını belirlemek için mevcut olan çok daha fazla bilgiyle hareket ediliyor ve de bu eski zamanlardan çok daha karmaşık bir duruma yol açıyor. bugün filozoflar konuyla ilgili değil, bu nedenle geri kalanımız onlara daha az ilgi gösteriyoruz, çünkü bugün, spekülasyonu gerçek bir şey olarak doğrulamaya çalışmadan, doğal dünyaya daha titiz bir şekilde bakmamızı ve incelememizi sağlayan bilgi yolları var. ancak felsefeye olan ilgi, günümüz toplumuna hakim olan düşünce alanlarına katılım konusundaki yetersiz kapasitesini görmezden gelemeyeceğim -bu yetersizlik, mevcut koşullar içerisinde önyargılar ve kişinin kendi çalışma alanlarının sınırlı olması ile ilgisi var. toplum daha çok bugünün yansımasının adanmışları olduğu için, sosyo-teknolojik sorulara yöneliyorlar, bugüne kadarki değişmez faktörler sorularından çok uzak. insanlık hâli, felsefi meselelerin versiyonları ve günümüz filozoflarının önyargıları, insanoğlunun etik durumu üzerine düşünmekten uzak, bir dünya vatandaşının değil, bir sanayi vatandaşının psikolojisinin tipik bir örneğidir bu.

asıl sorun, etik ilkelerin insanlık durumu için değişmez olmasına rağmen, modern uygarlığın ve teknolojik toplumun ahlaki evriminin, bizi nispeten yakın zamana kadar ilkel insanlarda gelişen ve evrilen belirli psikolojik süreçlerden uzaklaştırarak etiği çarpıtmasıdır. belirli bir toplum için önerilen talepler ve sosyal ihtiyaçlar için sosyal taban bir şekilde geçici bir etik ile kesintiye uğratılıyor ve bunları değiştirmek mümkün olmayabiliyor. bu, sosyal bilimler, psikoloji ve sosyolojinin günümüz toplumunda sahip olduğu alakada oldukça belirgin hâle geliyor. bugün felsefeyle ilgili sorun, çok uzmanlaşmış veya belirli alanlara odaklanmış olmasıdır. felsefenin süper yıldızları bu alanlardadır. örneğin, ekonomi felsefesinde nancy cartwright veya ontolojide markus gabriel'dir. ve daha fazlası, slavoj zizek, angela davis, simone de beouvoir, luce ırrigaray, ludwig wittgenstein, heidegger, foucault ve meksikalı mauricio beuchot var. ve daha sayamadıklarım.

özetle, klasik filozoflar, alanın öncüleri olmakla ve aynı zamanda bugün hâlâ geçerli olan birçok insan düşüncesi ve kültürü olduğu için tanınırlar. olan şu ki, felsefe kelimesi artık 2000 yıl öncekiyle aynı anlama gelmiyor. 2000 yıl önce bir filozof kendini bilgiye adamış biriydi. bugün çok daha spesifik bir şey; fikirler, yalnızca kanıtlanabilir ve doğrulanabilir sonuçlara yol açarsa yararlıdır.
son bölüm benim de hayatımdan çok önemli kesit sunmuş.
--- spoiler ---

şimdi siz gülüyonuz eğleniyonuz ama kafanız basmadı. bana şey dediler "aman çok sabırlı ol millet gerizekalı"

--- spoiler ---
3. kez adaylığı yasal değil deniyordu ama muhalefet ses etmedi. yoksa şu anda ülkenin cb'si de onun kurduğu hükümet de hem ülke içinde hem uluslararası alanda meşruiyet problemi çeken bir halde olabilirdi. yapılması gereken bangır bangır bu adaylığın -gerçekten öyleyse- yasadışı olduğunu bağırmak ve kesin suretle bu adaylığın tanınmadığını belirtmekti. böyle bir hükümet, avrupa'nın dibinde ve nato üyesi olan ülkede nah iktidarını sürdürebilirdi.
rte vazgeçmeyip aday mı oldu ve üstüne tekrar mı kazandı, sürdürün aynı tavrı. tanımıyoruz deyin, mv olduğunuz halde meclise gitmeyin. o zaman görürsünüz borsanın halini, avrupa'dan gelecek homurdanmaları. bir süre sonra bürokratlar, memurlar bile diyecek lan yasadışı kararları uyguluyor olmayalım. sonra gelsin rte'siz bir erken seçim.

yüz yıl öncekinin komünist hareketine bakın biraz propaganda, teşkilatlanma öğrenin. sadece 15 bin üyesi olan bir partinin aylar boyunca her türlü agresif protesto ve propaganda faaliyetleri ile çar yönetimine kurduğu psikolojik baskıyı ve nihayetinde 150 milyonluk bir ülkenin başına nasıl geldiğini, halk-bürokrasi-ordu üçgeninde nasıl destek kazandığını anlayın. itekleyici gücü tetikleyerek dip dalgayı sağlaması gereken chp gençlik kollarının başkanı da gençosman killik hahahaha.

böylesi palazlanmış ve devlet haline gelmiş bir partiyi çiçekle böcekle zor gönderirsiniz, sana söz yine baharlar gelecekmiş haha gördük baharı. çamura yatmaksa çamura yatın, bir zahmet birkaç ay manevi maddi zorluk çekmeyi göze alın ama yok kimse rahatını bozmak istemiyor, hem ayranım dökülmesin hem bilmem ne olmasın oh.

beş yıl sonra rte, özbekistan liderinden örnek alarak önceki görev süresini sıfırlamaya kalksa eminim yine yalandan bir iki itiraz yapılıp kabul edilir sonunda. böyle ılık muhalefete böyle iktidar. bu seçim sonunda anladım ki muhalif halk olarak tek başınayız. iktidar gibi, temsilcimiz olduğunu iddia eden partiler de bu çarpık düzenin bir parçası.

herkes yolunda, ekmeğine bakıyor gerçekten. iktidar tarafındakiler de muhalefet tarafındakiler de yine alacaklar maaşlarını, spot ışıklarının önünde yapacaklar şovlarını, gül gibi geçinip gidecekler. kendileri refah içinde, çocukları özel okullarda keyif içinde yaşayıp gidecekler. olan biz sıradan ve sefil halka oluyor.

hele chp'den iyice soğudum. zaten parti içindeki torpiller, yetersiz ve beceriksiz teşkilatlanma düzeyi, akp'den beter trol ordusu ve linç kültürü, antidemokratik partiiçi mekanizması herkesin malumu idi. kötünün iyisi, el mahkum diyerek gidip oy verdik ama gelinen noktada çıldırmamak elde değil. iktidarın en zayıf dönemi, tünelden önceki son çıkış gibi laflarla girdiğiniz ve kesin olarak kazanmanız gereken bu seçimi rezil bir şekilde kaybediyorsunuz, ondan sonra pişkince bunu başarı diye yutturmaya çalışıyor ve değişim talepleri karşısında köylü kurnazlığıyla duymazlıktan geliyorsunuz. böyle devam ederse sonraki seçimde inadına akp'ye basmazsam mührü namerdim.