bekar/ilişkisi olmayan kadin arkadaşlarım var. çocuğu olan da var, olmayan da. çocuk isteyen de var, istemeyen de.
ben çok uzun zamandır flort ilişki piyasasinda yokum ama, olanların görüşleri artık kadın erkek arasında bağlanma işinin çok zorlaştığını işaret ediyor.
bu çocuk istemiyorum furyasinin ilk basamağını oluşturan şey, "artık kolay kolay bağlanan iliskiler kalmadi" gibi bir kabul olabilir.
yani en azından belli bir zemin hazirliyordur.
çocuk çok zor bir olay, anne olarak söylüyorum bunu. hayattaki en doyduğum deneyimi anneligimle yaşamış bir insan olarak, anne olma kararından bir milisaniye bile pişman olmamış bir insan olarak söylüyorum.
bir kadın hiç dogurmamis olsa bile içgüdüsel olarak biliyor anneliğin zorlayıcı yanını.
belki de doğanın biz kadın nesline kodladığı seçicilik bundan.
bu yüzden eseyli üreyen tüm canlıların erkekleri dişilerine kur yapar tavlamak için. danseder, şarkı söyler, başka erkeklerle dövüşür yeri geldiğinde.
kadının annelik gibi ("zul" da olabilen) bir zorluk altına girebilecek cesareti toplayabilmesi için, genel prensip itibariyle onu arzulayan, ona değer veren, onun için danseden ve dövüşen bir erkeği seçmesi gerekiyor olabilir ilk evvela.
çünkü ancak bu kadar motive bir erkeğin dişiye ve yavrulara bakacağı bilgisi sadece biz insan neslinde değil, ez cümle hayvan taifesinde dahi içgüdüsel olarak nesilden nesile aktarılan bir bilgi.
ama günümüzde iliskiler, belki de tarih boyunca hiç olmadığı kadar mayınlı bir bölge haline geldi içinde bulunduğumuz çağ itibariyle bu cografyada.
neden?
ben bunu biraz cinsel devrimini gerçekleştirmeden, sosyal medyanın hayat rutinimiz haline geldiği bir "modern iliskiler çağı"na kafadan dalmış olmakla iliskilendiriyorum.
kendini modern olarak addedip, batili değerler sisteminin içinde varsayan ve o şekilde yaşayan
* kesimde bir yargı var.
"bu benim hayatım, özgürüm, istedigim gibi yaşarım/yaşıyorum" şeklinde.
doğru ama eksik. biz kendi mikro iklimini (çevresel seçimlerle filan) belirleyebilen insanlar olsak da, içinde yaşadığımız toplum denen dev organizmaya ve onun değerler sistemine de son derece içselleştirilmiş bağlarla bağlıyız.
gençken çok içerilerde bi yerlerde çocuk istediğimi biliyor, bunun kişisel tekamülüm için vazgeçilmez bir deneyim vaadettigini ongorebiliyor, ama bunu nasıl realize edeceğimi kesinlikle bilmiyordum.
üstelik 17 yaşından beri ekonomik özgürlüğü olan, toplumsal normları hayatının hiçbir alanında ve hiçbir seçiminde önemsemeyen, tamamen özgür ve modern yaşam tarzını benimsemiş bir genç kadın olarak, bi kere bile aklıma gelmedi babasız bir çocuk doğurma fikri.
bu da feodal köklerimize ne kadar görünmez ve güçlü bağlarla bağlı olduğumuzu gösteriyormuş bence.. bunu şu an, 41 yaşında görebiliyorum ve bu benim (anneliği de deneyimledikten sonra) artık bütünüyle soyundugum feodal bir varsayım.
cinsel devrimini gerçekleştirmemiş, kadın hak ve özgürlüklerinin hala tam olarak içe sindirilmemiş olduğu bu toplumda tabii ki iliskiler ve aile konularında büyük bir kaos yaşanıyor bu modern iletişim çağı itibariyle.
eski değerler sistemine inanmıyoruz, ama yerine yeni bir değerler sistemi oluşturabilecek alanı sağlayan o başkaldırı hamlesini de toplumsal olarak yapamadık.
şimdi doğru ne, yanlis ne, neyi isteyebiliriz, neyi istemek modernligimize halel getirmez gibi noktalarda bocaliyoruz.
ödümüz kopuyor muhafazakar sistemin kapsadığı/ sahiplendiği şeyleri telaffuz edicez diye.
sırf bu yüzden, geleneksel-feodal sisteme maledilmis şeylerin tam zittinin içinde buluyoruz kendimizi bazen. tam bir ergen atari gibi olabiliyor bu, aslında biraz çocukça..
bazen bir seçim değil, bir tepki sonucu oluyor çünkü.
ama normal de öte yandan. bir ihtiyaca yönelik ortaya çıkmış bir tepki çünkü bu. tek sorun, toplumsal olarak o ihtiyaç oluşmadığı için henüz dengesini bulamadı.
bu konuda bir toplumsal sözleşme oluşmadı...
ben sağlıklı anneliğin, sağlıklı kadınlıkla temellendirilecegine; sağlıklı bir kadınlığın da ancak feodal değerler sistemi dışında gelisebilecegine inanıyorum. bu minvalde, çocuk istesin ya da istemesin; çocuk istegini telaffuz edebilsin ya da edemesin, cemil cümlemize içselleştirilmiş otoriteden de, içselleştirilmiş otorite paranoyasindan da uzak; özgür, medeni, rahat bir toplumsal yapı diliyorum.