Sık geçen başlıklar

kadınlarda başlayan çocuk istemiyorum furyası 5

ekşi'de gör
kadınların iş gücüne katılımlarının 2. dünya savaşı sırasında arttığı doğrudur çünkü erkekler savaştaydı bu da iş gücü açığı oluşturmuştu... ayrıca savaş sanayiinde hızlı bir üretim artışı gerekliydi. bunlar kadınların birçok işyerinde erkeklerin yerini almasını sağladı. (bkz: rosie the riveter)

iş gücüne katılımları ile ekonomik ve sosyal yaşamda daha aktif roller almalarına imkan sağladı. savaş sonrası dönemde, birçok ülkede kadınlara oy hakkı gibi temel haklar da verildi, bu da toplumsal statülerini daha da güçlendirdi.

eğitimli ve kariyer sahibi olmalarını yalnızca bir "emek ve tüketici pazarı" olarak görmek, kadınların bireysel potansiyellerini küçümser. erkeklerle eşit şekilde, fikirlerini ifade etme, özgürce yaşama ve profesyonel başarılarına ulaşma hakkına sahip olmaları da normaldir. bir küresel komplo değil, temel insan hakkıdır. ekonomik bağımsızlığa ve kendini gerçekleştirme fırsatına sahip olma hakkının bir parçasıdır.

evlenme ve çocuk yapma konusunda yaşadığı pişmanlıklar söz konusu olduğunda, birçok kişisel ve toplumsal faktöre bağlıdır. genelleme yaparak bunu kısıtlayamazsınız. birçok kadın, çocuksuz veya bekar yaşamaktan mutludur. tabi ki, bazıları daha sonra pişmanlık duyabilir fakat tüm kadınların kariyerlerine ve kendilerine odaklanmalarının yanlış olduğu anlamına gelmez. sadece tercihlerin zamanla değiştiğini gösterir.
evet o çocuk sahibi olmayı kolay kolay düşünmeyecek kesimin içindeyim. bunun nedeni de sorumluluk korkusu falan değil tek düşündüğüm şey çocuğuma ileride maddi ya da manevi anlamda neler sağlayabilme ihtimalim. çocuğumun hayatını maddi ya da manevi olarak garanti altına alamazsam asla çocuk sahibi olmayı düşünmem. çünkü bu yapacağım şey ona haksızlık olacaktır ve ben çocuğumun en iyi şartlarda yetişemesini isterim.

annelik kutsal değildir hele ki düşünmeden yapılan bir annelik asla kutsal değildir. herkes doğurma kapasitesine sahiptir. bunu hayvanlarda yapıyor insanlarda yapıyor ki bazı annelerin nasıl anne olduklarını hepimiz görüyoruz. asıl kutsal olan şey ona iyi bir hayat sunmak istediği için çocuk yapmaktan sakınan kadındır. asıl değerli olan kadın bunu düşünen ve bazı şeylerin bilincinde olan kadındır. hayat sizin çevrenizdeki "ya ben çocuk bakamam ki, çocuk bakmak çok zor ki, çocuk için keyfimden feragat edemem ki" diyen pelinsulardan ibaret değil. zaten bu derece zeki, mantıklı ve akıllı bir kadın çoğu erkeğin de harcı değildir.

ona iyi bir gelecek sunamazsam, hayatımdaki adamın iyi bir baba olacağını düşünmezsem (bu hayatta ölüm de var ki ben her zaman orada olmayabilirim), bu hayatta sorunlar da olabilir ki günün birinde bir ayrılma durumunda çocuğuma babasının beş kuruşuna muhtaç olmadan bakabilme ihtimalim olduğunu kesin olarak görmezsem ve ona her anlamda mükemmele yakın bir annelik yapacağıma inanmazsam bu hayatta anne olmayı hiçbir zaman düşünmüyorum.
bekar/ilişkisi olmayan kadin arkadaşlarım var. çocuğu olan da var, olmayan da. çocuk isteyen de var, istemeyen de.
ben çok uzun zamandır flort ilişki piyasasinda yokum ama, olanların görüşleri artık kadın erkek arasında bağlanma işinin çok zorlaştığını işaret ediyor.

bu çocuk istemiyorum furyasinin ilk basamağını oluşturan şey, "artık kolay kolay bağlanan iliskiler kalmadi" gibi bir kabul olabilir.
yani en azından belli bir zemin hazirliyordur.

çocuk çok zor bir olay, anne olarak söylüyorum bunu. hayattaki en doyduğum deneyimi anneligimle yaşamış bir insan olarak, anne olma kararından bir milisaniye bile pişman olmamış bir insan olarak söylüyorum.

bir kadın hiç dogurmamis olsa bile içgüdüsel olarak biliyor anneliğin zorlayıcı yanını.
belki de doğanın biz kadın nesline kodladığı seçicilik bundan.
bu yüzden eseyli üreyen tüm canlıların erkekleri dişilerine kur yapar tavlamak için. danseder, şarkı söyler, başka erkeklerle dövüşür yeri geldiğinde.

kadının annelik gibi ("zul" da olabilen) bir zorluk altına girebilecek cesareti toplayabilmesi için, genel prensip itibariyle onu arzulayan, ona değer veren, onun için danseden ve dövüşen bir erkeği seçmesi gerekiyor olabilir ilk evvela.
çünkü ancak bu kadar motive bir erkeğin dişiye ve yavrulara bakacağı bilgisi sadece biz insan neslinde değil, ez cümle hayvan taifesinde dahi içgüdüsel olarak nesilden nesile aktarılan bir bilgi.

ama günümüzde iliskiler, belki de tarih boyunca hiç olmadığı kadar mayınlı bir bölge haline geldi içinde bulunduğumuz çağ itibariyle bu cografyada.
neden?
ben bunu biraz cinsel devrimini gerçekleştirmeden, sosyal medyanın hayat rutinimiz haline geldiği bir "modern iliskiler çağı"na kafadan dalmış olmakla iliskilendiriyorum.
kendini modern olarak addedip, batili değerler sisteminin içinde varsayan ve o şekilde yaşayan* kesimde bir yargı var.
"bu benim hayatım, özgürüm, istedigim gibi yaşarım/yaşıyorum" şeklinde.

doğru ama eksik. biz kendi mikro iklimini (çevresel seçimlerle filan) belirleyebilen insanlar olsak da, içinde yaşadığımız toplum denen dev organizmaya ve onun değerler sistemine de son derece içselleştirilmiş bağlarla bağlıyız.

gençken çok içerilerde bi yerlerde çocuk istediğimi biliyor, bunun kişisel tekamülüm için vazgeçilmez bir deneyim vaadettigini ongorebiliyor, ama bunu nasıl realize edeceğimi kesinlikle bilmiyordum.
üstelik 17 yaşından beri ekonomik özgürlüğü olan, toplumsal normları hayatının hiçbir alanında ve hiçbir seçiminde önemsemeyen, tamamen özgür ve modern yaşam tarzını benimsemiş bir genç kadın olarak, bi kere bile aklıma gelmedi babasız bir çocuk doğurma fikri.
bu da feodal köklerimize ne kadar görünmez ve güçlü bağlarla bağlı olduğumuzu gösteriyormuş bence.. bunu şu an, 41 yaşında görebiliyorum ve bu benim (anneliği de deneyimledikten sonra) artık bütünüyle soyundugum feodal bir varsayım.

cinsel devrimini gerçekleştirmemiş, kadın hak ve özgürlüklerinin hala tam olarak içe sindirilmemiş olduğu bu toplumda tabii ki iliskiler ve aile konularında büyük bir kaos yaşanıyor bu modern iletişim çağı itibariyle.
eski değerler sistemine inanmıyoruz, ama yerine yeni bir değerler sistemi oluşturabilecek alanı sağlayan o başkaldırı hamlesini de toplumsal olarak yapamadık.
şimdi doğru ne, yanlis ne, neyi isteyebiliriz, neyi istemek modernligimize halel getirmez gibi noktalarda bocaliyoruz.
ödümüz kopuyor muhafazakar sistemin kapsadığı/ sahiplendiği şeyleri telaffuz edicez diye.
sırf bu yüzden, geleneksel-feodal sisteme maledilmis şeylerin tam zittinin içinde buluyoruz kendimizi bazen. tam bir ergen atari gibi olabiliyor bu, aslında biraz çocukça..
bazen bir seçim değil, bir tepki sonucu oluyor çünkü.

ama normal de öte yandan. bir ihtiyaca yönelik ortaya çıkmış bir tepki çünkü bu. tek sorun, toplumsal olarak o ihtiyaç oluşmadığı için henüz dengesini bulamadı.
bu konuda bir toplumsal sözleşme oluşmadı...

ben sağlıklı anneliğin, sağlıklı kadınlıkla temellendirilecegine; sağlıklı bir kadınlığın da ancak feodal değerler sistemi dışında gelisebilecegine inanıyorum. bu minvalde, çocuk istesin ya da istemesin; çocuk istegini telaffuz edebilsin ya da edemesin, cemil cümlemize içselleştirilmiş otoriteden de, içselleştirilmiş otorite paranoyasindan da uzak; özgür, medeni, rahat bir toplumsal yapı diliyorum.
ne çocuğu yaw. insanlar evlenmekten bile vazgeçti .. kölelik düzeninde ağaya hizmet verip 5 li çete beslemekten millette hal mi kaldı evlenip çocuk yapsın ...