Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
ben okuduğum dönem anadolu liseleri çok iyi okullardı. insanlar özele para dökmez, çocukları kazansın diye uğraşırdı.

tüm arkadaşlarım interrail, erasmus, work and travel yapabildi.

bahar şenlikleri vardı. en güzel konserlere üniversitede bedava gittim.

festivaller vardı, eurovision vardı.

şu an londra’da yaşıyorum. türkiye’ye dönmek gibi bir zaruri durumum zaten yok.

istiyorum ki yeni jenerasyonlar da en az benim gençliğimde bulabildiğim imkanları ve hatta kat kat fazlasını bulsun. çünkü her şey çok ilerledi ve istense yapılır.

%3le 13le seçim kazanılmıyor. ama kaybediliyor.

bu ülke işi 7 haziran’a bırakmasaydı şimdi bu halde olmayacaktı.

buna gerçekten lüksümüz yok. anladığınız zaman geri dönüşü olmayan bir pişmanlık yaşayacaksınız.

en çok da kendi geleceğinizden çalmayın. ince “o” lider değil. kaldı ki siyaset matematik işi. kazanamayacak adaya sırf gücünüzü ispat etmek için oy vermek istiyorsunuz. anlıyorum.

ama maalesef sırası değil. burda hiçbirimiz kılıçdaroğlu ya da onun bunun kara kaşına kara gözüne hayran değiliz. sadece makul düşünüp ilk adımı geçmeye çalışıyoruz.

ülke normal bir zemine gelirse hepsinin sırası gelir.
bundan bize ne olması.

kendi vatanımdaki enkazlarda halen doktor muayenesi ve savcılıktan defin izni bekleyen meçhul naaşlar varken tek derdim filistinliler ve ramazan ayı ise ben bir şerefsizimdir. benim için asker doğuran, benim için askere giden, gerektiğinde gözünü kırpmadan şehit düşen vatandaşlar yerine hiçbir hayrı dokunmayacak olan "din kardeşlerime" üzüldüğüm için.

ek:lan hilafet kafalılar, o toprakları halifeniz abdülhamid han hazretlerinin döneminden itibaren satın aldı parsel parsel bu heriflerin dedeleri. tapu işlemlerinde rüşveti yedirip yedirip yine o günkü "din kardeşlerinize. " çünkü abdülhamid, memurunu perişan etmişti. her kesimden memur bilmem kaç ay geciken maaşlarını istiyordu grevlerle o yıllarda. din kardeşliği engel olamıyordu rüşvete, çürümeye halife döneminde.

bir yandan abdülhamid güzelleyip, filistin'e ağlarken; bir yandan yabancıya konut satışına son gaz devam edip sonra hilafet düşleyen düşünce setlerinizi sizin ben.
kızılay benden gaita istesin vermem.

ama bundan sonra kan isterse ücreti mukabilinde verebilirim. çünkü onlar öyle çalışıyormuş.

bu arada eskiden düzenli kan veren biriydim. çalıştığım kurumları da buna yönlendirirdim. şimdi geldiğim nokta bu.
yüce divanlık bir sözdür.
(bkz: 8 şubat 2023 twitter'a erişimin kesilmesi)

on binlerce insanımız enkaz altında yardım beklerken ve twitter üzerinden sesini duyururken siz twitter'ı kapattınız.
y a r g ı l a n a c a k s ı n ı z.

edit: mustafa kemal ve arkadaşları kuva-yi milliye'yi örgütledikten sonra anadolu'nun diğer kentlerinde de örgütü büyütmek, düşmana karşı silah gücünü arttırmak ve haberleşmek için telgrafı kullanıyorlardı. 16 haziran 1919'da vahdettin tarafından telgraf kesildi. bağımsız bu topraklarda, o tarihten sonra ilk kez hayati derecede önemli olan iletişimi kesmek akp'ye nasip oldu. o gün vahdettin ve şurekası varlık tehditiydi. şimdi de malum bir avuç insanın varlığı ülkemiz için bir tehdit. çünkü bu kötülüğü bize en kanlı örgütler bile yapamazdı. ancak sınırlarımızı aşıp geçmiş düşman yapabilirdi. bunu unutmayın. sakın ha unutmayın.
ince'nin bana bir teklif gelmedi demesinin üzerine ortaya çıktı ki iki kere hikmet çetin, bir kere de fikri sağlar görüşmüş... utanmadan yalan söylüyor bir de.

2018'de hdp'ye her türlü sözü vermiş, ama şimdi herkesi terörist ilan ediyor, herif tam bir fırıldak çıktı... 2018'de buna oy veren elime tüküreyim!

ettiği lafa bak! benim meselem değil! tuh ulan sana yazıklar olsun.
yüzde 7'yi geçse bile, hiçbir bölgede güçlü olmadığı için( yani hdp'nin yüzde 7'siyle bunların alacağı yüzde 7 aynı sayıda vekil çıkarttırmaz) d'hont seçim sisteminde çok bir işe yaramaz. ama bu yüzde 7 oy chp'ye eklemlenebilirse 30-35 fazla vekil çıkarılmasına yarar.

örneği var. 1991'de dsp, yüzde 11'e yakın oy aldı ama sadece 7 vekil çıkarabildi..

edit: anlayamayanlar olmuş. bazıları 1991'de il barajı olduğundan bahsetmişler.il barajı mil barajı önemli değil. sıfır il barajıyla yine yaşanmış bir seçimden örnek verelim. 2018 seçimlerinde manisa'dan 10 milletvekili çıkmış. sonuçlar şöyle:

cumhur ittifakı: % 51,6==> 6 vekil
millet ittifakı: %40,8==> 4 vekil
hdp: %7 ===>0 vekil
(bakın gördüğünüz gibi, hdp ülke genelinde yüzde 10 barajını geçmesine karşın manisa'da yüzde 7'yi bulmuş ve orada d'hont sisteminden dolayı vekil çıkaramamış.)

peki bu seçimde, hdp'nin oyu millet ittifakına eklenseydi vekil sayısı ne olurdu?

cumhur ittifakı: % 51,6==> 5 vekil
millet ittifakı+hdp: %47,8==> 5 vekil

yani hdp'nin oyu büyük partiye eklemlenmiş olsaydı cumhur ittifakı 6 vekil yerine 5 vekil, millet ittifakı ise 4 yerine 5 vekil çıkaracaklardı.
karşı taraf seçimi kazansa yonetimde söz sahibi olacak partiler hizbullahçı hüdapar, aşı karşıtı, kuyruklu bebek fotoğrafı gösteren parti başkanı, mhp ve akp olacak ulan muharrem atatürk olsa o bile adaylıktan çekilirdi bu tabloda sende gram vatan sevgisi varsa beni yatırıp silksinler. zamanında partisinde kendisine yanlış yapmışlar diye 80 milyonun geleceğini riske atıyorsun.
donmus patates kızartmasına 1 kaşık yağ atıp, az yağda kızarttıklarını düşünen masum insanlara sesleniyorum:

arkadaşlar o patates kızartmalarına en saglıksız yağlarla ön kızartma yapılıyor zaten.
2018, 2008 1902, 1234 ve mö 523 seçimlerini doğru tahmin eden şirketin son anketidir.

görsel

akp: %224
memleket:%120
mhp:%64
chp: %13
iyi:%5
hdp:%2
diğer:%1

memleket partisinin gaz pedal ilerleyişi göze çarpıyor. bana chp'nin oyu olması gerekenden çok geldi.
ilginç bir şekilde, altına direkt zeytinyağı yazılmış olan başlıktır. hayretler içerisindeyim. muhtemelen yazar kişisi her gün litrelerce tüketiyor ve bu sebeple entry girmiş. başka ne sebeple yazılabilir bilmiyorum.
temel tasarım - basic design.
3 kez alıp anca geçtiğim bir ders.
12 yıl boyunca ezberci bir sistemde eğitim görmüşsün, kitapta yazılanı okuyup-anlaman ve soruları çözmen istenmekte. 3 boyutlu bir bakış açısı vs. olmayan bir sistem.
birden mimarlık denilen bölüme geçiyorsun ve karşına bu ders çıkıyor. her hangi bir kitabı, kuralı, doğrusu-yanlışı olmayan bir ders. hayatında görmediğin maket malzemelerini kesmeye çalışırken vücuduna verdiğin zarar, patex ile parmaklarını bir birine yapıştırmak, silikon tabancasının tatlı sıcaklığını hissetmek, gece boyu patex kullanılan bir odada bir süre sonra gerçeklik algısını kaybetmek ahahaha

egoist hocaların ağzına bakarsın ve kritik almaya çalışırsın fakat onlar '' sen mimar olacaksın, bu sorular ne böyle '' havasına girer ve sen de bir süre sonra sormaya çekinirsin. neyin doğru, neyin yanlış olduğunu asla anlamazsın. hatta bazen dönem sonunda ne yaptığının farkına varırsın ahahaha

lisedeki arkadaşların fizik-matematik vs. ile uğraşırken sana; ohhh sen karton-boncuklarla uğraş, biz neler yapıyoruz der. fakat sen de onlara özenirsin. hiç yoktan onlarda verilen emek ile alınan not arasında bir doğru orantı vardır.

kendi okul hayatımda ise; 3 kez alıp geçtim. ilk aldığımda çoook çalıştım fakat ne yapmamız gerektiğini anlayamadım. kritiklerde kaç kez hocalar maketimi fırlattı, dalga geçti. final günü juriye çıktığım an '' aaa hocaların bizden istediği bu değilmiş '' diyip farkına vardım. ikinci aldığımda ise umrumda olmadan kaldım.
bu süreçte kendimin mimarlığa uygun olmadığını, bölümü bırakmayı vs. düşündüm. bir çok kişi ile konuştum fakat sonunda devam ettim.

şu an geriye bakınca; iyiki 2 kez kalmışım ve projelere 1 yıl geriden gelmişim. bu sayede gerekli olan yapı derslerini-bilgisayar derslerini önden alıp; projelerimde neyi neden yapacağımın farkına varıp, kendime göre kaliteli işler ortaya çıkardım.

ah temel tasarım ah. belamızsın
bu olay kameramanın iddia ettiği gibi 1995'de değil 1993 eylül ayında yaşandı. en net kanıtta o dönem barbaros yüksel tarafından 1 ekim 1993 tarihinde tercüman gazetesinde yazılan şu köşe yazısıdır.

barbaros yüksel daha sonradan kendisine ulaşanlara olayla ilgili de şunları söylemişti;

“merhaba, evet o yazıyı 1 ekim 1993 yılındaki tercüman gazetesindeki köşemde yazdım. bu programı izleyerek ve not olarak yazmıştım. zannedersem yazıdan 5-6 gün önce yayınlandı. yani 24-25 eylül 1993 gibi”

“şimdiki gibi çok sayıda televizyon kanalı ve sosyal medya olmadığı için o dönemki köşelerimiz çok ilgi görüyordu. zaten yanlış bir içerik olsa, tolga’dan ya da çevresinden tepki gelirdi. tekzip gelirdi”

“tolga’nın neden bu olayı sakladığını bilmiyorum. ekranda insanlar izledi. o dönemde de şu an olduğu gibi çok konuşuldu. hatta bizim gazetede de epey konusu döndü, ‘dünkü programı izlediniz mi?’ diye. o dönem kanal 6’da çalışanlar da bunu bilir. belki de tolga tekrar bu konuyla gündeme gelmemek icin gizliyor bu olayı. bilemiyorum. çünkü aslında çok başarılı bir insandı. programı da çok iyi götürüyordu. kamuoyundan bu kadar uzak kalmışken, şimdi böyle bir olayla hatırlanmak istemiyor olabilir”
shell’i aradim oyle okunmuyormus. telefona bakan adama da durumu izah ettim. eksi’de boyle filan diyorlar dedim. o da tam olarak; yalanciyi yatirip sikselerdi boyle baslik acmazlardi dedi. haklisiniz deyip kapattim.
bu adamların yaptığı şeyin adı durum komedisi

sex shop esnafı arkadaşının dükkanına emaneten bakarken fransız bir sanatçıdan bin adet dildo siparişi almak nerden bakarsan bak absürt ve komik bir durumdur.
aynı şekilde emlakçıyla ev gezerken terasta keskin nişancıyla göz göze gelmek de komik bir durumdur.
tıpkı hollanda’dan gelen erasmus öğrencisinin yamyam çıkması ve evdeki yaşlı kadının önemli bir kısmını yemesinin de absürt ve komik bir durum olması gibi.

yani özetle adamlar işini yapıyor. çok da güzel yapıyorlar. bu bölüm de yapmışlar.
ersoy’un bölümün yarısına kadar diyafonu araması bile sinir bozucu bir şekilde komikti. kıskanç dövmecinin intikamı da ha keza :)

edit: bölüm eklendi.
istifayı haklı bir nedene dayandırır iseniz pek tabi kıdem tazminatı dahil tüm haklarınızı alabilirsiniz. işveren ödemek istemeyecektir ancak davayla güle oynaya alırsınız. zira çalışanlar iş hayatında yaşadıkları bir çok şeyi olağan sanıyor ancak bir çok haklı fesih nedeni var, mesala;

-fazla mesai yapıyorsanız ve fazla mesai ücretini almıyorsanız,
-ücretiniz geç ödeniyor, ya da taksitle ödeniyorsa,
-zam talebiniz reddedildi ise,
-yıllık izin talepleriniz reddediliyorsa,
-hafta tatillerinde çalıştırılıyor ve karşılığında ücret almıyorsanız,
-ücretiniz az gösterilerek sgk priminiz eksik yatırılıyorsa,

istifa dilekçesine bunlardan birini yazmanız yeterli, zira yargıtay işçi istifa etmek ile haklı nedenle fesih yapmak arasındaki farkı bilmez, istifa ettiğini beyan etse bile istifasının arkasındaki nedenler araştırılmalı şayet işçinin haklı bir nedeni varsa tüm haklarını alabilir.
eagles - hotel california

hikayesi:
1969 yazında bu efsaneye konu olan kişi toplumsal hayatı cılız bir bankacıdır. tüm yılın yorgunluğunu atmak için uzun bir rota belirleyip arabasına atlar. durakladığı şehirlerde sakin ve ucuz otellerde kalmış olarak geçirir günlerini. ta ki kaliforniya’daki hotele gelene kadar.

şehre girince gözüne çarpan bu hoteldeki müşterilerin bir çok bir tek ve sürekli olarak konaklayan orta yaş üzeri kişilerden oluşur. ilk gün bankacıyı oldukça sıcak karşılar, şehirdeki günlerinin güzel geçmesine yardım ederler. yemekler, içkiler ve lobide tüm otel sakinlerinin her gece yapmış olduğu müzikal eğlenceler de onun otelde daha fazla vakit geçirmesini sebep olur. o keyifli gecelerden birinde kendi şeklinde tek başına tatile çıkmış ve bu hotelde konaklamaya karar vermiş genç bir kızla tanışır. genç kız ve adam birlikte şehri tanımaya, birlikte yemek yemeye, akşamları beraber eğlenmeye başladıkça aralarındaki yakınlaşmayı yalnızca kendileri değil bütün hotel sakinleri fark eder. hatta bu durum onların yalnızlığına bile ilaç olduğundan genç çifte her konuda destek olmaya çalışırlar.

kısa süreli geldiği otelde hayatının aşkını bulan genç adam, tatilinin son gününde bir karar almak için kızla konuşmaya karar verir. herkesin odasına çekilmiş olduğu bir saat lobide baş başa kalıp konuşmaya başlarlar. tüm bu yaşananların sıradan bir yaz aşkı mı yoksa sonsuz bir sevgi mi olduğunu algılamak isteyen genç erkek, bir yol bulur ve kızla paylaşır. bir yıl boyunca hiç bir şey yaşanmamış gibi davranıp görüşmeme sonucu alırlar. izledikleri bu yola göre eğer birbirlerini harbiden seviyorlarsa seneye aynı gün aynı hotelde buluşacaklardır.
ikisi içinde zorluk derecesi yüksek ayrılık gününden sonra tam bir sene süresince birbirleriyle buluşacakları günü düşünürlerken, bir taraftan da acaba orada olacak mı şüphesi yer alır akıllarında.
bankacı kendi işinin ve rutin yaşamının içinde her gün kızı düşünür. her dakika içinde kuşku ve ümitle beklerken, yaşadıklarını hiç kimseye bahsetmek istemez. insanların anlamayacağından, sevgisini hafife alacağından korkar. sonunda aylar geçer yeniden yolculuk zamanı gelir. genç erkek tekrar aynı tarihte aynı arabasına binip kaliforniya’nın yolunu tutar. yol bitmez olur, erkenden gidip sevdiğini karşılamak ister. uzun ve heyecanlı yolculuğundan bitiminde ilkin şehre varır, sonra hotelin önüne gelir. hotelin bulunduğu sokağa girdiğinde, sokağın gri renkte olduğunu ve gökyüzüne doğru cılız siyah dumanların yükseldiğini görür. anlam veremediği biçimde bir kalabalık ile karşılaşan erkek telaşa kapılıp kızın kendisini görememesinden endişe eder. koşar adım hotelin önüne gelir ancak bir yıl süresince hayallerini süsleyen yer tanınmaz haldedir. neler olduğunu anlamaya çalışırken, sevdiğinin kendisini görebilmesi için olası yerlerde dolaşır. genç erkek, aylarca hayalini kurduğu bu anın gerçekleşmesi için saatlerce daha bekler ama kızı hiç bir yerde göremez.

umudunu kaybetmiş olarak bir gece önce çıkan yangında kül olan hotelin kaldırımına oturup düşünmeye başlar. hayal kırıklığı içerisinde geri dönmeye hazırlanırken kendisine yaklaşan birilerini fark eder. gelenler hotelin cana yakın sahibi ve sahibesidir. bankacı son umudu olarak hotel sahiplerine kendini tanıtır ve geçen yaz beraber kalmış olduğu genç kızı hatırlayıp hatırlamadıklarını sorar. yaşlı çiftin birbirlerine bakışlarından ve sorduğu sorulara cevap alamamasından şüphelenen genç erkek sorusunu bir kez daha yüksek sesle yeniler. işte o an sokaktan yükselen tüm gri dumanların ciğerlerine dolduğunu hisseder genç adam. çift gözyaşları arasında konuştukça alevlerin vücudunda yanmaya devam ettiğini fark eder.
genç kız bir gün evvelde sevdiğine sürpriz yapmak için hotele gelmiş ve o gece çıkan yangında hayatını kaybeden 13 kişiden biri olmuştur.

hotel kaliforniya tamamen yenilenip yangın izlerinden arındırılsa da bu genç çiftin iki odasına da dokunulmamış ve hiç bir misafir bu odalara kabul edilmemiştir.1976 yılında ise eyaletteki turne sırasında hikâyeyi duyan don felder, glenn frey, don henley oteli ziyaret edip bu aşkı ölümsüzleştirmek istemişlerdir. besteledikleri şarkı “hotel california” üç ay içerisinde bir milyondan fazla satışa ulaşmış, gruba da altın plak ödülünü kazandırmıştır. yılın plağı grammy ödülü ve platin plak sertifikası şarkıyı “tüm zamanların en iyi 500 şarkısı” yapmıştır.

unutulmaz bir şarkının kahramanı olan, belki de hayatının çoğunu pişmanlık ile geçiren bankacının ise kesin olmamakla beraber hala yaşamış olduğu düşünülüyor...*

(bkz: eagles)
(bkz: hotel california)
duxet olur, lustral olur, cipralex olur, paxera olur tüm ssri - snri ilaçlar olur.
ama salak salak "yağmurdan sonra derin derin içimize çektiğimiz toprak kokusuuououea" olmaz abicim. şu konulara hala bu denli yüzeysel bakılabilmesi, şu çağda hayret verici gerçekten.
yaşlı, yalnız, yorgun ve bedenen ve ruhen hasta biriyim.
asla iyileşmeyecek çok derin yaralarım var. tanrının her günü sızlıyor. ben mezara girene kadar da sızlamaya devam edecek, tedavisi yok.
yaralarımı saracak insan arıyorum, 2 senedir. tıpkı elinde fener ile sokakta adam arayan diyojen gibi...
iyileşmeyecek ruhsal yaralarımı azıcık pansuman etsin yeter. tek istediğim bu... maddi bir beklentim yok. insan zorda kalınca su ve ekmekle hayata tutunabilir.
aslında insanların yaralarını sarmak sanıldığı kadar zor değil. bunun sırrını size söyleyeyim. yaralı insana kendisini iyi hissetmesini sağlayacak söz ve küçük maddi şeyler... yani işin sırrı yaralı insana kendisini iyi hissetmesini sağlamak.
bunun için yaralı insana az da olsa zaman ayırın. bu bir telefon etmek olabilir. evine küçük bir şeyler götürüp gönlünü almak olabilir. ve inanın bu insan kendini iyi hissedecektir. batıp gitmişken birden ruhunda geçici de olsa bir ferahlama olur.
aranmayan ebeveynler çocuklarından gelen bir telefonla nasıl mutlu olacaklarını ben bilirim. dibe batmışken birden suyun yüzüne çıkıp sevinçle kulaç atmaya başladıklarını...
insanların gönlünü almak sanıldığı kadar zor değildir. yeter ki zaman ayırın. ve yardımınıza muhtaç insanlara kendilerini iyi hissettirin.
bir saat önce youtube'da bir video izledim. yeşilçam'ın yardımcı oyuncuları... milli piyango bileti satan mürüvvet sim'i, gece bekçiliği yapan arap celal'i, at seyisliği yapan nizam ergüden'i, vb... çoğu yalnızlıktan, kimsesizlikten, yardım eli uzatılmamasından, vs. şikayetçi... çoğu perişan ölmüş bu sinema emekçileri...
dünya böyle bir yer işte... ünleri, şöhretlerinin kendilerine bir faydası olmamış. hele sami hazinses'in hayatı tam bir trajedi... küskün ve ruhen yaralı ölmüş ezici çoğunluğu... böyle olmamalıydı.
diyeceksiniz ki "yaralarını saran insan bulabildin mi?" cevabım hayır. 40 yıllık arkadaşlarım bile bana yabancı... düşmüş ve yalnız birinden insanlar vebadan kaçar gibi kaçıyor, bunu bilesiniz. kendimi iyi hissettiren tek bir insan kaldı hayatımda... onun da pansumanı şartlı şurtlu... ve ilaveten iki kedi... hepsi bu...
eğer insana bel bağlarsanız şunu bilin ki insanlar hep değişir. yardımından emin olduğunuz kimselerin nasıl değiştiğini görür şaşırırsınız.
ruhsal yaralarımı saracak insan aramaktan vaz geçeli çok oldu. en büyük korkum yatağa düşüp kendi pisliğimde kalakalmak. işte bu çok ağırıma gider. ve tanrıya kimseye muhtaç olmamak için dua eder dururum hep...
hülasa; insanlara kendisini iyi hissettirin. yapacağınız en güzel şey bu...
bende ev ve dükkanını kiraya veren biri olarak iki kelam edeyim;

türkiye’de son üç yılda maaşlar dahil her bir şeye en az %100 zam geldi. ancak sade ve sadece kiracılara %25 sınırı geldi ve benim her iki kiracım bunu tepe tepe kullanıyor.

son zamdan sonra 137 metrekare daireme şuna aldığım kira bedeli 2.000 tl.

yine aynı büyüklükteki dükkan ve yanındaki çift araçlık park yeri için de 2.000 tl alıyorum. şimdi diğer komşular 6-7 bin tl alırken benim bu parayı almam adalet mi?

değil ama kanun tamamen onlardan yana. kiraya zam yap dersin yapmaz.

e çık o zaman dersin çıkmaz. burada benim mağduriyetim yok mu? kombi arızası ve su kaçakları için anında telefon ederler hemen yaptırırım. bazen iki aylık kirayı tamire veriyorum. beni koruyup kollayan bir kanun var mı? yok.

bende kirada oturdum. hiç bir ev sahibiyle gram sıkıntı yaşamadım. sadece bir tanesi iki ay sonra çık dedi, bir aya kalmadan yer bulup çıktım. zaten bana çık diyen bir ev sahibiyle bir itiraz veya tartışma hakkım olmaz ki diye düşünürüm.

sonuç olarak kendi malınız ve eviniz için hiç bir şekilde söz sahibi olamıyorsunuz.

düzgün bir adam buldunuz buldunuz yoksa haliniz duman.

son olarak ev sahiplerinin kiracıyı dövmesini doğru bulmuyorum ama kiracının üslubu çok aşırı yanlış.
ahmet davutoglu basbakanlik’tan zorla atilmasaydi bunu gerceklestirmisti. dolayisiyla yapilabilir bir vaat. davutoglu zorla gonderilince, pek kiymetlimiz “bana ne lan vatandasa vizesiz avrupadan, bana euro lazim” dedi ve yapilan anlasmayi degistirip cope atti.

kilicdaroglu da vizesiz avrupa’nin nasil yapilacagini biliyor, ve vatandasi icin yapacagim diyor.
tıpkı amerika başkanı lincoln gibi tarihe geçecek bir lider. lincoln de başkan olmadan önce çok seçim kaybetmişti. ama pes etmemesi ve seçimi kazandıktan sonra amerika tarihinde iç savaşı bitirmesiyle hep akıllarda kaldı. kılıçdaroğlu için de belki 20 25 yıl sonra tarih kitapları türkiye'nin tekrar modernleşmesini sağlayan lider olarak tarihe not düşecekler. kişisel gelişim kitapları da yenilgilerden zafere giden yollara ulaşma da önemli bir figür olarak bahsedecek.
karakteriniz sizi durdurmuyorsa en azından ailede 3 yaş civarında bu size öğretilmeliydi.

hangisi daha kötü bilemedim, düşene gülmeniz mi, saçmasapan açıklamalarla bunu normalleştirmek istemeniz mi.
tarifi mümkün olmayan bir durum. bakıldığında alelade bir cümle gibi geliyor insana “sevilen kişi tarafından sevilmek “. kendini en rezil hissettiğin anda bile varlığı ile toparlanıyorsun. sevginin iyileştirici gücünü iliklerine kadar hissediyorsun. belim mi ağrıyor, koyuyor elini belime o an acı çekmeme o kadar üzülüyor o kadar istemiyor ki, o acı geçiveriyor. bilimsel olarak bunu açıklayamam bilgim de yok zaten ama gerçekten dertlerime derman, hastalığıma şifa oluyor onun sevgisi. anneler babalar hep der seni ailenden çok kimse sevemez diye ama vallahi de billahi de seviyor. annem beni dünyada en çok seven kişidir ama onun sevgisini gözle görebilse kendi sevgisinden utanır o kadar eminim. insanlar birbirlerine der seni benim kadar seveni zor bulursun diye ama ben her zaman beni onun kadar seven kimse olamaz derim. hiçbir şey yapmasın sadece yanımda nefes alması bile yarına uyanmama en büyük sebep. ömrümün son anına dek minnettar kalacağım ona. bu yazıyı da ilk o okuyacak biliyorum. seni çok seviyorum. iyi ki…
fetö terör örgütüdür diyen gazetecileri kanla susturanlara, fetönün karşısında dimdik duran askerlerimizi kumpasla hapise atanlara, masum insanların canının kıyılmasına sebep olanlara, ülkenin başkenti ankara' yı parsel parsel satan orospu evlatlarına dert olmuş açıklamalardır.