Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
önce beşiktaş'ı sonra türk futbolunu batıran kişinin istifasıdır.

yaşım 33. öyle çok geçmişleri bilmem ama benim izlediğim türk futbolunun en büyük belasıydı bu adam. umarım bir daha, herhangi bir halı sahanın bile başına geçmez.

not: bjk

biraz düşündükten sonra edit : gerçi futbolun en şüpheli yeri olan bahis şirketinin başına geçti. allah türk futbolunun sonunu hayretsin.
koskoca beşiktaş'ın bu adamı arayacağını söyleyen, beşiktaş sanki kendisinden önce 1-2 şampiyonluk yaşamış bir takımmış gibi sağda solda dolanan gerzeklerin artık gözlerini açması gerekiyor.

bu adam, kırmızı kart yediği avrupa maçından sonra(hani bizi elettiği) ilk lig maçında taraftarla dalga geçer gibi quaresma'yı oynatan bir adam.

bu adam, tribünde bir avuç gerizekalı protesto adı altında takımla taşşak geçerken, yıllardır bu takıma iyi/kötü katkı veren oğuzhan'ı ıslıklattıran adam.

bu adam, adam kayırma hususunda ustalaşmış birisi olarak, televizyonun önünde itin götüne sokup gitmesine yol açtığı alvaro negredo için, bir maç sonra gitmemeliydi, bize lazımdı diye açıklama yapan bir adam.

bu adam, milli takım diye bir şey yok olursa söylerim diye ortalıkta gezinip, milli takıma sezon ortasında imza atan bir adam.

bugün kulüp binasından def edilmezse, yazıklar olsun. umarım beşiktaş jk kulübü başkanı, görevinin sadece 15-16 yaşındaki çocuklara sataşmak olmadığının bilincindedir...
evren, özal, demirel ve sezer'in cumhurbaşkanlığı dönemlerini yaşadım. (korutürk zamani bebeydim) ben hiçbir devlet reisinin ağzından böyle vatandaşı ortadan ikiye ayıracak bir söyleme şahit olmadım.
çok önemli ise bu belediyeler vs. aman verelim oyumuzu sana da senin olsun. ülkeyi bölme yeter. nasıl bir zamanda dünyaya geldiysek lanet olsun zamanına.
yumurtasız yapılan kahvaltıya kahvaltı diyemiyorum ben. çok nadir de olsa denk geliyorum ve şaşırıp soruyorum neden yumurta yapılmadı diye.. yumurtanın da yedireni güzel bir beyaz peynir elbette. yaz ise salata, güzel ise zeytin de bonus. allah yoklukla sınamasın.

reçelmiş, balmış, nutellaymış, ezmeymiş çok detay benim için hiç aramam.
hayatım öyle ters falan değil, kadersiz bahtsız hiç değil, "toplantı set edilen" bir iş gündemim çok şükür yok, bu manada bir şikayetim yok yani onun için gelmedim.

ama bir şekilde, ev aile eş işleri, iş için istanbul'a gitme gerekleri, çalışırken yapılan hataları toparlama çabaları, bir yandan da gelir getirecek işlerin halen açılmaması sebebiyle yaşanan stres falan filan, kendimi gerçekten sıkışmış hissediyorum.

al mesela saat oldu 14, dışarıdaki bir şeyleri halledip ofise gelip bilgisayarın başına yeni oturabildim. 16:30'da çıkmam lazım ki eve sorunsuz bir trafikte gidebileyim, akşamın yemeğini ve yanına pilavını yapabileyim, bulaşık makinesi boşalsın, sonra eşim gelsin, yemek yiyelim, bulaşık makinesi tekrar dolsun falan filan.

benim buradaki hatam, sabahları güne erken başlayamamak. uyansam da hiçbir şey yapamıyorum, bu artisliğimin farkındayım. sabah uyandıktan sonra hemen kalkıp yemeği halledip evden öyle çıkabilirdim mesela, buna vaktim vardı. ben ne yaptım? kahve içip tv izledim. bravo mühtiş 1 fikir gerçekten. eh tabi anca öğlene doğru çıkıp her şeyi birkaç saate sıkıştırmaya çalışınca hiçbir şeye vakit kalmıyor.

buna artık cidden çok sinirleniyorum. ama sabahları o kahveyi içip o tv'yi açmak bana müthiş geliyor, kendimi acayip sakin hissediyorum. sanki bütün gün tamamen öyle bir sakinlikle geçecekmiş gibi geliyor o an. (geçmedi.)

geçen pazartesi salı yine istanbul'daydım. kesin sürelerimi yetiştiremediğim için bilgisayarımı ve çalışmam gereken dosyaları da götürmüştüm. bütün her şeyi her yere taşımaktan çok yoruldum, müthiş yoruldum, şimdiye kadarki en yorulduğum istanbul'umdu.

pazartesi akşamı ofisten 22.30'da çıktım tamam mı, en son ne zaman o saate kadar kendi ofisimde kalıp sessiz sakin çalışıp doğru düzgün iş çıkardığımı hatırlamıyorum. (çalıştığım ofis istanbul'dayken ortağımla beraber olduğumuz ofis. artık benim odamda başkası var tabii ki. ben ortağımın odasını kullandım ama orası benim için halen "bizim orasıdır.")

ve ne oldu biliyor musunuz, çok hoş bir duygusu oldu bunun, acayip hoşuma gitti bunu yapmak. kendisini işiyle tanımlayan, kendi alanını ancak çalışarak bulan biri olmayı katiyen istemem ve aslında bunu kendime yakıştırmam bile ama bir de hakikatler var. gerçekten çok iyi geldi. kendi alanım, kendi işim, işimle ilgili kendi kararım, kararımla ilgili kendi beyanım, o an o odada sadece ben vardım. çok güzel bir duygu bu.

diyeceksiniz ki tatlım sen evli değil misin havan kime, eşin bu hayatın neresinde? ben de diyeceğim ki tam ortasında ve her yerinde.

ya arkadaşlar bu anlatılacak bir şey değil, zaten o yüzden hep diyorum ki öyle sırf heyecan duygusuyla efendim yok tutkuların peşine düşerek falan evlenilmez. yok öyle bir dünya. birbirinizin kafasını anlayıp hayatınızı bu anlayışla ortaklaştıramıyorsanız bu işe girmeyin. evlilik öyle "gerektiği için" veya ne bileyim heveslenip de yapılacak iş değil.

salı akşamı uçakta gelirken ölüyordum yorgunluktan tamam mı. yanımda tartsalar kabine almayacakları ağırlıkta bir çanta var, bir de gece konaklamaya hazırlanmış omuz çantam var, iki günde iki kere kartal adliyesini tavaf etmiş bir de vatan'da ifadeye girmişim, on milyon dakika telefonda laf anlatmış iki yüz bin sayfa dosya okumuş saatlerce dilekçe kasmışım. ölüyorum.

eşim beni havaalanınna her defasında bırakır ve her geldiğimde de alır. binadan çıktığımda gelmiş olur. bu sefer de geleceğini biliyordum ama allah biliyor ya, "allahım keşke sevgili kulun olsaydım da eşim bina çıkışında değil karşılama yerinde olsaydı" dedim. ama bunu eşime söylemedim çünkü arabayı park edecek binaya girecek falan iş yani, ne gereği var. o kadar yorulmuşum iki adım daha mı yürüyemeyeceğim.

çıktım kapıdan, yolcusunu bekleyenlerin yüzüne bile bakmıyorum zira bana ne. binadan çıkıp eşimi aricam ben. neyse amcanın birinin elinde bir isim pankartı vardı, tuhaf da bir isimdi, ona bakayım derken aa, ayol bizim bey gelmiş duruyor, elinde de kahve!

yemin ediyorum bak allah çarpsın dünyada hiçbir şey beni daha mutlu edemezdi o an.

işte evlilik böyle bir şey, daha doğrusu evlilik böyle bir şeyse güzel.

yok öyle değilse, (bkz: ne gidicem lan eve yatarım ben ofiste)
(bkz: söylesem tesiri yok sussam gönül razı değil)

gönül editi: yalnız yeni nesil karar versin diyerek kendi kalene gol atacaksın birader, haberin yok. cahil cühela teyzeler ve emmiler göçtükten sonra geriye senin sandığın kadar çok akp'li kalmıyor haberin olsun. 21. yüzyılda elinde iyi kötü bir akıllı telefonu olan genç insanları "yol-köprü-hastane-dış mihrak" dörtlemesiyle istediğin gibi kandıramayacaksın. çağ dışı gerici uygulamaları hap gibi yutturamayacaksın. yeni nesildeki atatürk sevgisi de katlanarak artıyor. senin egonu tatmin eden o seçim geceleri önümüzdeki 20-30 yıl boyunca kabusa dönebilir. "bunlaaaar" olan diğer yüzde elli 7'den 77'ye sabit, duruşunu bozmuyor. çoğu da işinde gücünde hayatına bakıyor. ama senin taraftaki yeni oy kullanacak gençleri nasıl zaptedeceksiniz onu düşün. reisçilik bu gençlerin karnını doyurmayacak, işe sokamayacak, sevdiği kızla/çocukla yuva kurmasına yetmeyecek. kuru lafla peynir gemisini nereye kadar götüreceksiniz?

en az 3 çocuk politikası 21. yüzyılda başınızı yiyecek kardeş kendini buna hazırla.

hayırlı referandumlar ama işiniz çok zor.
sözlükte " çaresi yok, boşa çöpe gidecek olan 30 bin lira " diyen, sözüm ona uzman arkadaşlar, aynı hastalığa yakalansalar ve sadece yüzde on oranda iyileşme şansı bulsalar, paramız boşa gider diye tedaviyi ellerinin tersi ile iterler mi gerçekten merak ediyorum.

4 çocuk babası olduklarını ve ailelerini geçindirmek için en ufak bir iyileşmeye muhtaç olduklarını da varsayarak tabi.

hastane çare bulmayı değil, belli bir oranda iyileşmeyi vaadetmis. o zaman kanser hastalığını geç farkedenler ameliyat olmadan ölmeyi beklesin, asla çocuk sahibi olamazsınız denen kişiler tüp bebek için uğraşmasın, görmeyenler karanlığı kabullensin, duymayanlar sessizliği..

umut denilen şeyden bihaber insanlar nasıl yaşıyor bilmiyorum. ekşiyi alet etmek ne demek? bu nasıl bir aymazlık?

gerekli bilgiler paylaşıldığında kendi imkanimca yardım etmekten mutluluk duyarım. burada bin kişi 30 lira yatırsa gene o para toplanır. olmadı mı, gene deneyin, gene uğraşın abiniz için, hayat var oldukça umut da var. hicbir şey olmasa bile denedik dersiniz, denedik deriz.
kısa süre sonra iş arayanlar için network kanalına dönüşecektir.

gerçek arkadaşlardan oluşmayan her whatsapp grubu bir süre sonra iş arayanlar için network platformuna dönüşmeye mahkumdur çünkü, hayatın bir gerçeği.
askerin başına çuval geçirilince, ''ne notası vereceğiz müzik notası mı?'' diyenlerin, ''ekonominizi duman ederim.'' diyenlere ''üzüldüm peki ağabey'' diyenlerin, asla anlayamayacağı karizmaya sahip güzel insan. mekanı ışık olsun.
aşk başka ilişki başka. insan aşık olacağı kişiyi seçemiyor. eğer ortada kriterler varsa bu önceden yapılmış bir yol haritası olduğunu gösterir. bu da aklı başındalık gerektirir. hiç aklı başında aşık gördünüz mü?

ilişki ise ancak eşitler arasındaysa sağlıklı ve uzun süreli olur. para elbette önemli bir faktör ancak birinci değil. çünkü değişkenlik riski yüksek. paylaşımlar üzerine olan bir ilişkinin bir sürü kolonu vardır. bunlardan birinin zayıflaması yapıyı yıkmaz. evet güçsüzleştirir belki ama düzeltilebilir. biraz çaba gerektirir o kadar.

kendi adıma maddi olarak varlığı benden çok fazla veya çok az olan insanla bir ilişki sürdürmem zor olur. ama benzer dünya görüşüne sahip olmadığım, iyide-kötüde ortalık kuramadığım, aynı rüyayı görmesek de rüyalarını dinlemeyi sevmediğim, dostluk kuramadığım insanla bir ilişki sürdürmem imkansızdır.

insan kimi severse onunla eşittir denmişse de insanın eşitini sevme ve sevgiyi sürdürme ihtimali daha fazladır.
25.02.2019 saat 14.00 suları. pentagon.

jack: kevin, bu sefer yapacağımız oyun çok büyük. buna karşı gelemeyecekler.
kevin: evet jack. bunu asla engelleyemeyecekler. savaş gemilerimiz hazır değil mi?
jack: kontrol ediyorum hemen. akdeniz'de 40 adet hazır bekliyor. türklerin burnunun dibinde. hahaha.
kevin: mükemmelsin adamım. o gemilerde benzin, patlıcan ve elektrik tanzim için bekliyor. 1 nisandan itibaren piyasaya yağdıracağız.
jack: özellikle tanzim elektrik inanılmaz fikir. vatandaşa ucuz pikachu dağıtıp, elektriklerini kendileri temin etmelerini sağlayacağız.
kevin: ben tanzim petrol kuyularından ümitliyim asıl. patlıcan da sonra geliyor.
jack: işte bu kevin. vatandaşa bol bol "imam bayıldı" yedirtip, subliminal ile de beynini yıkayacağız. hahahahah.
kevin: hahahahahah. hadi gidip donut yerken, ortadoğu planlarımızı yeniden gözden geçirelim.

26.02.2019 saat 07.04. muhittin topalak from kazlıçeşme.

muhittin topalak: akdeniz'de 40 adet savaş gemisi, erdoğan düştükten sonra halk'a daha ucuz benzin, elektrik ve patlıcan tanzim etmek için bekliyor.
tıpkı yemen suriye afganistan libya ve ırak'ta yaptığı gibi.

allah'ım içimizdeki beyinsizler yüzünden bizi helâk etme !

28.02.2019 saat 11.30'a 5 var. pentagon.

jack: buna inanamıyorum kevin. buna inanamıyorum. gaddemit.
kevin: bunu nasıl anladılar ha. nasıl.
jack: yine büyük oyunu bozdular.
kevin: yine. yine. yine. bullshit. hadi adamım gel, biraz daha kerem bursin dizisi izleyip, aksanımızı geliştirelim.
bakalım, 13061978=35. yani son beş yıldır başımın bağlı olması gerekiyor bu hesaba göre. ancak etrafımda kuşlar uçuşuyor, döngüler birbiri üstüne biniyor ama hayat denilen nane de pek hesaba gelmiyor. kısıtlanmayı; tanıma ve tarife sokulmayı mizacına yakıştıramıyor. karışmayın suyun akışına, şu yaşta bu olur da demeyin, planı programı da mümkün mertebe an'a yakın yapın ve kesinlik, zorunluluk ya da mecburiyet yüklü cümleleri alışkanlık haline getirip de gözünüzün kadrajının görmeye yetmeyeceği koca bir hayata istemeden de olsa kafa tutmayın derim.

yarışa girmenin lüzumu yok. başkasında gördüklerin kendine yakışır sanma, görmediğin neler var kim bilir; zamanı geldiğinde boynuna şal gibi sarılacak olan.
bu ülkenin en sevdiğim yanı, karşındaki başkan bile olsa gözünün içine baka baka ana avrat küfür etme hakkının anayasayla korunuyor olması. ifade özgürlüğü tam olarak budur. aklından geçen hiç bir düşünce söze dökülmekle suç teşkil etmez. suçu övmek, suçluyu övmek, kişiliğe hakaret, kutsal değerlere saldırı gibi, eğilip bükülmeye müsait, toplumu koyunlaştırmaya yarayan suç unsurları bu ülkede bulunmaz.

türkiye'de sağcısından solcusuna kimsenin, ama demeden, istisna koymadan savunamayacağı bir özgürlüğü bu ülkede sokakta yatan evsizinden, anayasa mahkemesi yargıçlarına kadar her bir birey içselleştirmiş durumda. o edenle, bizim ülkemizde insanlar cumhurbaşkanına hakaretten hapis yatıyorlar dediğimde insanlar bana acıyarak bakıyorlar.

üstteki yazar için edit:

sen adamın ölmüş anasına da küfretsen bu bir suç değildir. sadece seviyen ortaya çıktığı için ayıplanır, toplumdan soyutlanırsın. bu da senin için yeterli bir yaptırımdır. adamların yobaz tarikatlarından biri, amerikan ordusu eşcinselleri askere kabul ediyor diye gidip, eşcinsel olsun olmasın asker cenazelerinde "ne iyi oldu da geberdi, cehennemde yanıp cezasını bulacak" diye pankart açıyor. bu yaratıkların kendilerini ifade etme ve protesto hakları bile küfrettikleri devlet tarafından korunuyor. çünkü bu iki hakkın istisnası olmaz. sen bunlardan birisini kısıtlarsan ileride despot bir hükümetin kuralları eğip bükerek başka hakları da kısıtlamasına zemin hazırlarsın.
alparslan turkes diyen var lan:)

henuz gelmemistir, gelmesine de gerek yok. superkahraman gibi yeni lider beklemek tam bir essekliktir. bu devirde hala lider kultu ile yasayani gorunce icimden mevcut yonetim mustehak diyorum.
neden kapandığını, kanalın üst yönetimi şöyle izah etmiş;
"uzun süredir yaşadığımız ve artık çekilmez hale gelen baskılar nedeniyle bir süre yayınlarımıza ara verme kararı aldık. iktidar sahiplerinin hukuk tanımaz uygulamaları, idari ve siyasi baskılar dayanılmaz bir hal aldı."

doğan grubu tüpçüye satıldı, fox ve halk tv'ye nefes aldırmıyorlar, kıyıda köşedeki kanallara bile baskı yapacak kadar gözleri dönmüş bir haldeler.

adamların tek istediği, a haber gibi foseptik yayın yapan, iktidarı öven, iğrenç kanallar yaratmak.

cidden korkunç!!.
net olarak türk kızıdır. %170'i böyle yapar.
bir meyhaneye gidelim dersin, resmen düğüne gider gibi giyinirler. topuklu ayakkabı, diz üstü bir elbise, saçlar at kuyruğu falan... ağır bir makyaj, cüzdandan bozma bir çanta.

rakı lan bu alt tarafı. bildiğin yıkık, düşkün içkisi. bizim erkek erkeğe atletle oturup, çay bardağıyla içtiğimiz şey işte. neyin özeni bu kadar?
sadece rakıya karşı olan bir tutumları bu. 'barda bira içelim' desek kot pantolonu giyip gelirler. ama meyhaneye ve rakıya düğün salonu muamelesi yapıyorlar.

edit: genel olarak neye tepki verdiğim anlaşılmış. ama ısrarla anlamayan ya da olayı başka yere çeken kokoşlar var... onlar için daha açık konuşayım;

ben şunu anlatıyorum... tabi ki bir yere gidilince süslenilir, özen gösterilir. ama rakıya yüklediğiniz anlam, sosyal medyada yaptığınız goygoylar, kısaca popüler kültürünüz mide bulandırıyor artık. barda bira içerken niye elbise giyecek kadar özenmiyorsunuz? popüler kültürde onun çok karşılığı yok çünkü. instagram'a barda elbiseli fotoğraf atarsanız gerekli like sayısına ulaşamazsınız çünkü.
adap, edep, rakı edebiyatı diye diye 100'lüğü 192 lira oldu sizin yüzünüzden.
sözlüğün asıl sahipleridir. 20'lik ergenler daha doğmamışken onlar buraya entry döşeyerek sözlüğü sözlük yaptılar. 40 yaşa kurban olun siz.

ekşi sözlük ilk ortaya çıktığında 18 yaşındaydım. şu an 38 yaşında bir mühendis olarak lizbon'da çalışıyorsam bunu ekşi sözlüğe borçluyum. nedeni sormayın söylemem.
şimdi ysk çıksa hepsine kendim mühür bascam hepsi akpnin olcak dese nolcak, sokaktaki vatandaş yapamazsın mı dicek, yargı ysk sen napıyon mu dicek, meclis tarafından soruşturmamı açılabilecek, yoksa c.başkanı dur yapmamı dicek...
okunduğu gibi akla yılan dilli bir çocuk getiren başlık.

esas konuya dönersek; illa iki farklı ana dile sahip ebeveynler gerektirmez.
sabahtan akşama çizgi film izletiyorsunuz bebelere, ağzı açık bakıyorlar ekrana.. git yaş grubuna uygun kanalda orjinal dili aç ya da youtube'dan vs yine yaş grubuna uygun ingilizce seriler aç olsun bitsin..

1-2 sene sonra gelir teşekkür edersiniz.
tff başkanlığından istifa edecekken, yeni teknik direktör ile anlaşma imzalıyor ve yerine gelmesi muhtemel kişinin istediği ekiple çalışmasının önünü tıkıyor. cidden inanılmaz.
verdiği örnekle şu anlaşılıyor, faiz alabilmek için 2500 tl+ paran olması lazım, burası ok ama verdiği faiz de 2500+'ya... yani senin 2501 tl'n varsa 2501 tl için değil +1 lira için alacaksın.

tanım: böyle zekice hareketlerle zaten sınırlı olan müşterilerini de kaybedecek olan online banka.
bu başlığa ikinci entrymi yazıyorum. tabii ki olay hanımefendinin anlattığı gibiyse sorumluları umarım en kısa zamanda cezalandırılırlar. yalnız başlık altında “gitmeyin” diyenlere çemkiren bir kitle var. yok bilemezmiymiş, yok belki mekandaki daha önceki olaylardan haberi yokmuş falan gibi söylemler görüyorum. arkadaşlar siz sığır mısınız? ciddi soruyorum, elinizdeki telefonlarla her dakika twitter,facebook, instagram üçgeninde dolanan insanlarsınız. az buçuk gece hayatını bilen insanlar da olduğunuzu düşünüyorum ki hanım kızımız da turist ya da şehre ilk defa gelen biri değil herhalde. buna rağmen daha önce bu mekandaki olaylardan kişinin haberinin olmaması sığırlık belirten küçük bir detaymış gibime geliyor.
türk basketbolunun gelmiş geçmiş en büyük takımının kazandığı maçlardan biri daha. "fener efes'e maçı versin"miş, organize dopingle şampiyonluk çalarken düşünecektin bu günleri. o gün biz öfkelenip yatırımı kessek efes hala türkiye'nin en büyük takımı olacak ve türk basketbolu bokunda boğulmaya devam edecekti. o yüzden yağmurlu havada su yok efes'e, hadi abisi başka kapıya.
muhafazakar milliyetçilerin kabe diye amerikan 6. filosu'na karşı namaz kıldığı zamanlarda, dolmabahçe'de golf sopasıyla amerikan askeri kovalayan adamdır deniz gezmiş.