Sık geçen başlıklar

lost'tan akılda kalanlar 2

ekşi'de gör
yıl, her şeyin daha güzel olduğu zamanlar (kaçın kaçın romantizm yapacağım)
küçük bir ofiste çalışıyorum. otuzlarının ortalarında 3 ateş parçası patronumuz var. ama biri çok acayip. biz de 3 kadın 1 erkek 4 genç mimarız. o acayip olan patron hep bizimle aynı odada çalışıyor, haliyle fazla içli dışlıyız. adı bora.

şu yaşıma geldim ben daha bora patrondan daha yakışıklı, daha sportmen, daha güzel dövmeli, daha seksi, daha babacan, daha güzel gülen, daha iyi kafa atan, daha gizemli, daha iyi içen, daha yardımsever ama aynı zamanda daha nemrut, daha ketum, daha inatçı, daha ağzının üstüne vurulası birini tanımadım. bir de çok sadık bir adamdı. bir geleneğimiz vardı. lost amerika'da yayınlandığı gecenin sabahı indirilir ve o sabah herkes kıçını erken kaldırıp en azından 9-10 gibi işte olur ve beraber izlenirdi. (mesai kavramımız olmadığı için saat 11 gibi ancak giderdik işe.)

karşıdan geldiğim için genelde ben gelene kadar her şey hazır olurdu. kahveler yapılmış, ekran hazır, bora patron ekranın tam karşısında kolları bağlı oturur, biz kenarlara doğru yayılırdık. muhasebeci, sekreter, şoför de hemen arkadaki sedire dayanırlardı. caddenin sesi gelmesin diye pencereler kapanır, biri gelirse zili çalmasın diye ofis kapısı açılırdı.
sonra hepimizin gözleri ekrana kilitlenir ve bora patron diziyi başlatırdı. arada anlayamadığımız yerler olunca "onu mu dedi, bunu mu demek istedi, kimmiş şimdi bu adam, o neymiş ki " diye sorardık ama hep azarlanırdık. "bitsin hep beraber konuşalım"

dizi bittikten sonra tüm gün analizi olurdu. herkes gün içinde işlerin arasında internetten bişeyler okur "meğer o da buymuş ya, vay biz hiç anlamadık" gibi şeyler söyler, açar açar bir daha bakardık ilgili sahnelere. hayatım boyunca hiçbir şeyin bu kadar müdavimi, ilgilisi, fanatiği olmadım. aslına bakarsanız o zamanda değildim, sadece birlikte olmak, oraya dahil olmak beni çok mutlu ediyor, kendimi iyi hissettiriyordu. heyecan ve merakla bağlantılı bir duyguyu paylaşmak çok güzel bir histi.

akşam eve gelince bir de sevgiliyle aynı ritüel yaşanırdı. sanki izlememişim gibi tekrar baştan aynı soruları sorarak, onun farkına vardığı detaylara şaşarak, sonunda hep aslında benim diziyi sabah izlediğimin itirafını yaparak tatlı atışmalı ikinci seansım da biterdi.

çabuk sıkılan, hızlı tüketen, beklemek konusunda sıkıntılı biriyimdir. ama lost beni eğitti. gerçi kötü bir alışkanlık da edindim. tek başıma dizi izleyemiyorum. şimdi herkes game of thrones'tan bahsediyor mesela, ben daha bir bölüm bile izlemedim. çünkü artık ne ofis kaldı ortada ne bora bey gibi bir patron. hepimiz dağıldık. herkes evlendi, çocuklandı, boşandı, ülke değiştirdi, şirket ben ayrıldıktan bir süre sonra kapandı, hepimizin işleri yoğunlaştı, senede 2-3 kere zor görüşür olduk. bora beye artık bora abi diyorum. hala tanıdığım en çekici adam sadece biraz daha yaşlı ve evli*