Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
oglum hepiniz muhendis, doktor, avukat adamlarsiniz. dar gelen benetton kazaklarinizi, dis yuzeyi kavlamis new balance ayakkibilarini falan gonderin hayrina. gocunmam giyerim valla. senay diyo ya su dunyadaki en mutlu kisi mutluluk verendir diye.
cem yılmaz: ben 45 yaşındayım altın kelebek de 45 yaşında
herkes: hajsjdkdnkfclşdşxşxncjxkzlşcjckxl
neresi komik şimdi hadi abi ya hadi.aynı lafı arkadas ortamında ben söylesem tekme tokat dalarlar.
taraftar "küme düşsek bile arkandayız" derken lafın gelişi söylemişti. bence bunu test etmesine gerek yoktu.
bununla övünen varsa ağır salaktır, net söylüyorum. robot teknolojisinde geri kalmış olabiliriz, ama arkadaş neden geriden başlıyoruz onu anlamadım. şimdi bilgisayar üretmeye kalksak enigmadan mi başlayacağız ve ovunecegiz. ortada lansman yapılacak bir ürün yok madem bir şey yapıyorsun iyice geliştir o şekilde tanıt. düşmesini geçtim olabilir bence ama abi bu nedir ya allah aşkına ne özelliği var bunun mutfaktaki blendir bile insanlığa daha faydalıdır bundan. benim merak ettiğim bir konu da eğer devlet bunlara ödenek sağlıyorsa bu paranın kontrolü mutlaka yapılsın bı ufak şüphe var içimde.
ilgili videoyu izlerken, belirli bir secmen profili canlanmiyor mu sizin de gozunuzde?

bu hale gelmis olmamiz ne kotu.
(bkz: muteber)
anlamı da, söylenişi de ne güzel eski türkçe'nin.... çok var böyle...
asude, azade... tekamül...
şahane bi dünya var eski türkçede.

dilimizin dünyası, dünyamızın sınırlarıysa şayet; sadece yeni dilde bir dünya fikri gerçekten çok yavan geliyor.

bak "gercekten" dedim. gerçeklik... aslında eş anlamlısı hakikat
bundan türemiş bir hakikatli kavramı var mesela, ama bu anlamı veren ve "gercek" kökünden türemiş bir yeni ifade yok...

eski dilin hem fonetigi, hem anlam derinliği müthiş geliyor bana. bazı eserlerin, klasiklerin filan çok eski basımlarını okumayı bu yüzden çok seviyorum.
28 yaşında 10.gebeliğini yaşayan bir kadın. iki kere düşük yapmış ama kabaca bir hesapla hayatının 8-9 senesini gebe olarak geçirmiş. o kadar sürreal geliyor ki... benden sadece 3 yaş büyük ama sanki 30 yıl daha fazla yaşamış gibi. yüzünde çizgiler, ellerinde çatlaklar, gözlerinde anlamsız ve yorgun bakışlarla sanki çok uzun senelerdir yaşıyor. kendi seçimi değil elbette, enazından ben öyle düşünüyorum ama yine de insan bi çözüm yolu aramaz mı?

başka birinin de küçük çocuklarından biri, öbür küçük çocuğunun gözlerine iğne batırmış... iğnenin ne işi var çocukların yanında derken, 4 tane en büyüğü 7 yaşında olan çocuk varmış evde.

bilmiyorum. ya ben çok fazla abartıyorum bu meseleyi ya da çocuk yapmak, çocuk bakmak, çocuk yetiştirmek çok kolay şeyler.

yine de halkımızın, her sağlık ocağında ücretsiz aile planlaması desteğinin verildiğini bilmesi gerekiyor. sağlık bakanlığı ve ilgili birimler keşke bunu herkese duyurabilse, millete "en az 3 çocuk" diye saçma sapan salık verileceğine.
bu sezon düştüğü durumdan garip bir zevk aldığım takımım. kendime bile itiraf edemiyordum bunu aslında ama sezona kötü başlayıp toparlanma sinyali vermeyince önce cocu gitsin diye maçları kaybedelim istedim, şimdi de koeman gitsin ersun gelsin diye öyle izliyorum. yalnız bu durum bende acayip bir alışkanlık yaptı, iyice mazoşiste bağladım. nasıl olsa bu sezon şampiyonluk veya avrupa potası hayal. toparlanıp 8. falan olacağımıza küme düşme hattında sürünüp heyecan yaşayalım son haftalar kurtulalım istiyorum. misal akşam sıkıcı bir aykut kocaman oyunuyla 1-0 alıp 14. 13. olacağımıza 3-0 yenilelim düşme hattına girelim. çok heyecanlı değil mi lan? iyice kafayı yedirdi bu takım bana.
uzay ve bilgi çağında olduğumuz şu dönemde en azından istanbul için gözlemlenen kimisi için hayırlı kimisi için acı ve vehim bir durumdur. milletin özgür iradesi olduğu sürece kimseye söz düşmez elbette fakat bu artışın nedenleri üzerine de düşünmek gerekir.

bilimsel gelişmelere, internetin yaygın kullanılışı bilgiye erişimin çok rahat ve hızlı olmasına, dünyanın televizyon, sinema, internet ve sosyal medya sayesinde küreselleşip iyice küçülmesi ve küçük bir köy haline gelmesine yani uzak diyarlara eski çağlara göre çok uzak olamamak farklı yaşam tarzlarını görebilme olanağına ve diğer birçok şeye rağmen,

dünya üzerinde muhafazakar dindarlığın giderek zayıflamasına, arabistan gibi bir ülkede bile dinin etkisinin yavaş yavaş yumuşatılmasına ve laik düşüncenin yayılmaya başlamasına rağmen,

türkiye’de cuma namazına giden erkek sayısı da tesettüre geçen yani türban takmaya başlayan genç kız sayısı da her geçen yıl her geçen ay her geçen gün sürekli sürekli sürekli artıyor. 1998 yılıyla 2018 yılı arasındaki fark şöyle dursun, yakın geçmişteki 2012 yılında bile bu düzeyde bir artış yoktu ülkede. evet, belli bir kesim de muhafazakarlıktan uzaklaşıp dinden çıkıyor ancak ezici çoğunluk eskisinden bile çok daha muhafazakarlaşıyor her geçen gün. zamanında kadın erkek eşitliğini savunan özgürlükçü genç kızların bile bir bir kapandığını görülüyor.

bu mesele ilk bakışta “onların özgürlüğüdür, kimseye söz düşmez” gibi doğru gözüken bir argümanla ört bas edilebilir. ama sorun şu ki, toplumun çoğunluğunun muhafazakarlığı arttıkça bu toplumun diğer kalanını ve dahası gelecek nesilleri ve dolayisiyla bir milletin kaderini etkileyecek ve onların özgürlük haklarını daraltacaktır, ki daralttı ve daraltıyor da canlı kanlı yaşayıp deneyimlediğimiz üzere.

muhafazakarlık neden bu ülkenin en gizli fakat en tehlikeli dost gözüken düşmanıdır? çünkü bir toplumun ilerlemesini durdurup geriletmesinin anahtarıdır. atatürk bunu 90 sene önce görmüş olup taa 1920’lerde bile türkiye’yi 2018’den daha modern yapmaya başlamış ve ileri görüşlü bir nesil yetiştirme çabası içine girmişti. çünkü muhafazakarlık yapısı gereği bir virüsü andırır. bir virüs bir kişiye bulaştı mı sadece o kişiyi alakadar etmez, o kişi dışındaki başka kişileri de etkiler. muhafazakar birey ister ki toplum ve çevresi kendi inançları doğrultusunda şekillensin, kendi inançlarına aykırı sesler duyulmasın. böylece muhafazakar bireyler birleşerek muhafazakar toplumu oluşturlar ve kendilerini yönetmesi için içlerinden seçtiği bir liderle birlikte muhafazakarlığa uymayan her şeyin ve herkesin başını ezerler. bu sadece ahlaki ve özgür yaşam tarzlarını hapsetmez, oruç tutmayana öcü gibi bakılması ya da bir öpücüğün şeytanlaştırılması, açık giyene karşı tacizin meşrulaştırılması gibi örnekler en basit ve temel düzeydeki örneklerdir. muhafazakarlık aynı zamanda “sorgulama” yetisini hapsederek toplumun tutsaklaşmasına yol açar ve toplum bu sayede gerek vergilerle gerek yetersiz hizmetlerle gerek adaletsizliklerle her ne kadar kan ağlatılırsa ağlatılsın asla ama asla sorgulamaz, tepki göstermez, karşı çıkmaz. tepki göstermeye kalkan ufak azınlığın başını ise yine toplumun kendisi ezer, kendilerini de ilgilendiren hakları kazanmaya uğraşanları palalarla kovalar, sopalarla darp eder. böylece toplumu pasifize etmenin en kolay yolunun muhafazakarlaştırmak olduğunu fark eden yönetenler daima muhafazakarlığa yatırım yapar ve bunun meyvesini daima alır.

tesettürlü kız sayısındaki artışın hatta patlamanın neden önemli olduğu da burada gizlidir. o artış somut bir şekilde nasıl toplumsal olarak muhafazakarlaş-tır-ıldığının gözlemlenebilir bir kanıtıdır. ve bu türk milletinin geleceğiyle doğrudan etkilidir zira gelecek nesiller için de ilk eğitim ve dünya görüşü annelerin etkisiyle şekillenecektir.

peki özgürlüktür deyip kapatmak mı yoksa köleliğin özgürlük diye satılıp satılmadığını sormak mı daha doğrudur bu hür zihnilerin ve tutsak olmayan vicdanların karar vermesi gereken problemidir.
anlatamadığımı düşünüp epey uzun bir şeyler yazıp sildim bu başlıktan üstelik konudan çok uzaklaşmıştım.

kısaca, buyrun benim.

önemli değil bence, sevmiş sevişmiş, bu onu orospu yapmaz. artık beni seviyor, aldatmıyor ve geçmişiyle ilgili yalan söylemiyorsa hiçbir problem yok. ben yalan söyleyeni sevmiyorum, orospu gibi güzel oral seks yapıp bakire kalma samimiyetsizliğini sevmiyorum.

her neyse, öyle yani dürüst olduktan sonra seven insanın kabul etmeyeceği çok şey olduğuna inanmıyorum, böyle düşünmeyen ya aşk yaşamamış ya da aşka çok başka bakmıştır bence.
kafa rahatlığınızın, kafanızı yastığa koyar koymaz uyumanın, huzurun,kaygısızlığın son kez tadını çıkarın. bundan sonra ne kafanız özgür olacak ne uyku uyayabileceksiniz ne de huzurunuz kalacak.kaygılar, endişeler, korkular...
flört ve yavşamak arasındaki farkı idrak edememiş yazarların açtığı başlık. başlığın bahsettiği insanları çok iyi biliyorum, öğretmenler odasına yeni mezun gelen kadın öğretmenlere yavşayan müdürler ya da emekli olması gereken ama olmamış öğretmenler bu kategoriye giriyor, ama bu flört değildir, zaten iki taraf da mutlu olmuyorsa flört olmaz, örnek vermek çok zor çünkü sadece sözcüklerle anlatılmıyor ama gülümseyerek "bugün çok yakışıklı olmuşsun" demek flörttür, göğüslerini süzerek "elbisen de çok güzelmiş" demek yavşamaktır, bunu anlatmaya çalışmamın sebebi ülkemizde flörtün sevgili kategorisinde birşey sanılması, daha çok insan flörtleşirse inanın daha çok insan mutlu olur, abartılmadığı sürece kötü bakılmaması gereken bir eylem bence.
şaka gibi bir türkiye gerçeğidir. hani öyle üst segment marka da değil bahsettiğim kazaklar, bildiğiniz pull&bear, mango falan yani. resmen okul sorularına döndü hayatımız: maaşının onda biriyle kazak alan enon, kalan parasının dokuzda ikisiyle kaban almıştır. kirası 1500 lira olduğuna göre bir ayda kuru ekmeğin yanında bankadan ne kadar faiz yiyecektir?

kimse bana iki ayda sünen, dümdüz defacto/koton/lcw kazaklarıyla gelmesin. onlar bile 70 liradan başlıyor. kalbinizi kırarım.
ya kardeşim, diyelim ki usain bolt en yakın rakibinin 15 metre önünde. adam yavaşlıyor, etrafa bakıyor, daha yarış bitmeden sevinmeye başlıyor. bir kişi de çıkıp demez ki adam 10 saniyenin altında koştu, kötü yarış çıkardı. ersun hocalı şampiyonluk da öyleydi işte. kimse gelip demesin artık mal mal, arap ismail’le aynı puanı aldı, aykut’tan az gol attı diye.

ha ama siz ibnesiniz işte, o ayrı.
genelleme yapmak çok saçmadır. çalıştığım okulda bir rehber öğretmenimiz var sağolsun. sabah 7:30 da gelir 6 ya doğru çıkar akşam. değil çay içmeye sırtını kasiyacak vakti yok adamın. kendisinden istememiş olsa bile haftada en az 5 sınıfı seminere alır. sunumunu hazırlar gelir, anlatır. öğrencinin her türlü problemi ile çok yakından ilgilenir. nöbetini de tutar bu arada. tanıdığım bütün öğretmenlerden daha fazla çalışıyor adam.
galatasaraylı renktaşlar.aziz yıldırıma sahip çıkamadık,bari bu sefer ali koça sahip çıkalım.
kesinlikle yapılanı savunmuyorum ancak adam sakince geleceğim dedikten sonra ( ki adam videonun sonuna kadar gayet sakin kalıyor) adamın kafasına karton koli fırlatırken, bilgisayarı kamerayı yumruklarken sıkıntı yok adam en son sakinliğini koruyamayıp tokat attığında ben kadınım diye ağlamak nedir? kadın olduğunuz için karşınızdaki insana karşı her şeyi yapabilceğiniz anlamına mı geliyor bu? herkesin belli bi sabır sınırı var.

tekrar not: kesinlikle kadına şiddeti savunmuyorum. sadece hiç bir insanın sabrını taşırana kadar bişeyleri zorlamamak gerekli.
galatasaraylıların değil, tinercilerin istifa çağrısıdır. çok salak lan bunlar. hiçbir galatasaraylıyı etkileyemedikleri halde hala sürdürüyorlar.

o değil de terim’den köpek gibi korktuğunuzu bu kadar belli etmeniz de kahkaha attırdı. köpeğin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı. *
ıstanbul'da yasadigim donemlerde kadikoy kosuyolu'nda bir ajansta calisiyordum. meltem diye bir kiz vardi. her sabah 5'te kalkip bakirkoy'den kosuyolu'na geliyordu. 8'de baslayan ise yetismek icin 3 vesait otobuse biniyordu. metrobus bunlardan biriydi.
kizin aldigi maas ev kirasina gidiyordu.
bu kiz nasil mutlu olsun mesela?

buyuksehirlerde yasayip ortalama geliri olan erkek kadin herhangi bir insanin mutlu olma sansi yok

edit: barda kafam güzelken yazdım giriyi. bu kada favoriyi ne ara aldı.

edit 3: sözlükteki ilk meriçlik mertebeme de geçmiş oldum sanırımç

edit 4: şu güzelim iskandivan barında mutlu mesut sapışsarı hatunlarla içerken size entry giriyorum kyımet bilmiyorsunuz bir de mesajla türk kızlarına giydiriyorsnz ayıp diyen bir şey var

eidt 4: la bu türk kızı ne etti size. hepsine selam ederm buradan bitanesiniz

edit 5: bakın çok enteresan bir örnek verecem tam üzerine geldiki. şu an güzel bir irlanda pubında bir masada 2 erkek 4 kız oturuyorz. erkek norveç'li, kızlar finli. ben de "aaa italyan'lara benziyosun" kontenjanından öz be öz ahıska türkü. 2-3 saattir berabrz ve onları dikkatli dinliyorum. dünya çok acımasız ve bizim insanlarımızın yaşam standartlarına çok üzülüyorum. tam şu an yanımda oturan sato, karşımda oturan mira ve onun yanındaki maria, yarın başlarına ne geleceğiden endişeli değiller. 1, 2 hatta 10 sene sonra nasıl bir hayat yaşayacakları aşağı yukarı belli. hepsi eğitimli ve dünyanın her yerinde hayatta kalabilecek donanımı elde etmişler.

özlem, pınar, meltem ne yapsın? gerçekten çok üzülüyorum bizim kızlarımıza. ,isşsiz kalsa açlıktan ölecek türkiyde sen kız niye gülmyor diye dert yanıyorsun salak. meriç deyin ne derseniz diyin ma üzülüyorum ya valla bizim kızlarımız iyidir ama biz erkekler, babalar, abiler, dayılar amcalar malız.lanet olsun bize.

edit 6: ayrıca bele vaziyyetin içine soxum. yarın ayık kafayla bu iriyi okurken utanmam zahir
arkasında xavi,iniesta olduğundan frikik atabilen adam. barcelona dışında aut bile attırmazlar.

edit: bu kadar açık bir ironiye ciddiye alıp xavi futbolu bıraktı diyen var. hadi ya, cidden bıraktı mı? bari başlıkta yazdığım yaklaşık 30 entryden birine baksaydın.

(bkz: thank you captain obvious)
inanılmaz ama gerçek bir durum. diğer herkes gibi o da gidecektir evrendeki bu dünya denilen gezegenden. yalnız teknoloji daha fazla gelişmeden ayrılırsa aramızdan iyi olur diye düşünmekteyim, malum ilerleyen zamanlarda insanları bir çeşit koda dönüştürüp hatta bir de bedene yükleme olayları falan gerçek olursa sıçtığımızın resmidir abidin.
aldatildiginizi nasil anladiniz?

çiçeksepetinden çiçek göndermiş, sanırım en son bana gönderdiği için adresi değiştirmemiş veya hızlıca geçmiş o kısmı dikkat etmeden. daha önce bana yazdığı notu biraz değiştirip başkasına göndermeye çalışmış. notu bir kenara bırakalım, gelen çiçeğin kırmızı gül olması bile bana gelmediğinin kanıtıydı. sessiz kaldım.

aldatılma kısmını sormuşsun ama verilen karşılığı da yazayım.

sadece ona söylediğim bir cümle vardı. daha önce anlaştığım bir arkadaşıma mesaj olarak gönderdim, ondan da cevap geldi. biraz gülümsedim ekrana bakıp. sonra telefonumun kilidini açık bırakıp tuvalete gittim. geldiğimde yoktu. hesabı da ben ödedim.
iki subay aralarında konuşuyorlarmış:

-"bizim karılarımızla sevişmemiz görev midir,
angarya mıdır?

"başlamışlar tartışmaya, görevdir,angaryadır.. ama bir türlü sonuca bağlayamamışlar ve erin birine sormaya karar vermişler.

er yanıt vermiş:

- "görevdir, komutanım"

niye?"

angarya olsaydı onu da bize yaptırırdınız..."
adam gelmis siyah sutyen basligina canim cekti olsa da yesek yazmis.

ya su basligin 2 gundur gündemde olmasi yetmezmis gibi ustune boyle insanlarin yazar oldugunu goruyorsun.
son derece yanlış olduğunu düşündüğüm vasat tespit. londra’da bunu ısrarla savunan bi abla vardı esra olsun hadi adı fake isim kullanalım. aynı dükkanda 5 sene çalıştık bu 5 sene içinde dükkanda toplam 60 kişi çalıştıysa 58’i ben dahil birlikte oldu kendisiyle. hatta bazıları kardeşlerine, kuzenlerine bile pasladı. işin trajikomik yanı gizlilik içinde yaptığını düşünüyordu bunları. siyah, beyaz, türk, kürt, laz, sünni, alevi, çerkez, evli, bekar, kel, topal kimseyi ayırmadı, herkesi kucakladı ama konuştuğu zaman bekaret beyinde derdi. neyse 60 da 58 dedik o reddettiği iki kişiden biri ki adam evliydi aq “herkese vermişsin bana da verecen” diye cıngar çıkarınca anladı pek de gizlilik içinde yaşamadığını.

neyse bu dediğim olaydan sonra cıngar çıkaran işten gitti, saf gözü açılmamış londra’da büyümüş bi türk çocuk geldi yerine. tabi esra bu durmaz 3. veya 4. gün onu da attı yatağa, çapkın kız. ama bu sefer akıllı davranıp çocuğun saflığını anladı ve regl döneminde ilişkiye girip çocuğa bekaretimi sana verdim ayağı çekti. bizim saf kamyon(çocuğun lakabı)(elveda privacy) da bunu bi güzel yedi. allem ettik, kallem ettik, kızın geçmişini anlattık, biyoloji anlattık, regl anlattık bana mısın demedi. tehlikeyi sezen bizim konuştuğumuzu anlayan esra hem kendi hem kamyonu istifaya zorlayıp kaçarcasına iş bıraktı. 6-7 ay bi haber almadık, resmen yok oldular. dün duydum evleniyorlarmış, saf temiz dediğimiz kamyon 6 ayda masumiyet filmi haluk bilginer’e dönmüş, rakı içip esrara vurarak bekaret beyindedir konusunu açarmış uzaklara bakıp.
sevgili dertliler, yoldaşlarım, yıkıklar... gelin hep
beraber yıkık united çatısı altında buluşalım.

yaşı 30'un üzerinde olan, baltaya sap olmak için çabalayıp sadece sap olanlar... tüm yıkıklar birleşerek bu düzeni yıkabiliriz!
futbol temas sporudur diye sikimsonik felsefeler uydurup başkasının bilgisine laf edenleri gösteren futbolcudur.

kaleci ile karşı karşıya kalan adamı 2 kişi biçiyor. penaltı değilmiş. tabi alışmışsınız bu hareketleri yaptığınızda penaltı çalınmamasına. anormal geliyor.