Sık geçen başlıklar

kirmizi rujlu izmarit 23

ekşi profili
13 yaşında bir çocuk, elden ele dolaştığı söylenen tecavüz videosu ve "benimle de ol, yoksa abine söyleriz seni öldürür" diye tehdit eden 15 insanlıktan nasibini almamış orta doğulu.

şu kadınlara, kız çocuklarına aile olarak arkasında olabileceğinizi hissettirin. şu çocuk bilseydi ki abi yanında olacak, ilk tecavüzden sonra şu tehditlere boyun mu eğerdi.

"namus" diye sokak ortasında kadın döven adamlar, milletin karısına, kızına da tehditle, şantajla tecavüz ediyor.

edit:hiç bana kelime oyunlarıyla gelmeyin. açın bakın hangi coğrafyaya ait olduğumuza.
alır, devir öyle bir yere gelmiş ki alıyor.
eskidendi o paranın saadet getirmeyeceği vs.
sağlık dışında parasını ödeyince satın alınamayacak hiçbir şey yok. hoş sağlık için bile en iyi kapıları açabilirsiniz.
yeter ki paranız olsun. üç gün için de olsa, tek gün için de olsa alabiliyorsunuz.
normalde şu üslubu zerre sevmem. ama orada genç çocuklara diklenilmiş ve bu adamda "ben çıkarmamıştım, bu çocuklara destek olsun diye tişörtü çıkardım" gibi bir cümle kuruyor. adam dişli olunca da karşıdakinin sesi çıkmıyor.
yani gençlere tavır alınmış, güçlü ve dişli olan tepki göstermiş. klasik yurdum insanı da güçlüyü, sesi çıkanı görünce sinmiş.
yalnız "ahlak bekçisi misin birader" lafına katılıyorum. sokakta el ele gezene, sevdiğine sarılana, kadınların kıyafetlerine vs de aynılar çünkü.
çocuk sahibi bir insan olarak; değilim, hiç kimse de değil.
ben çocuğuma önce etrafı rahatsız etmemesini, sessiz ve sakince iletişim kurabilmeyi vs öğretirken; girdiği her ortamda bağırıp çağıran, yeri göğü inleten çocuk ve ailelerini dinlemek zorunda değil kimse.
çocuktan önce anneleri yeri göğü inletiyor bizim insanın.
sözde tatil yapan türk aileleri orada bile sürekli kavga gürültü halindeler maaile.
bahsedilen zorluklara gelince, onlar ülkenin size sunmadığı imkanlar.
yıllardır seçtiklerinizin size sundukları.
çocuğuna dur diyemeyen insanların yeni jargonu da bu.

edit:entryye çocuk sahibi bir insan olarak diye başladığım halde; “senin çocuğun var mı ki”, “çocuğun olmadan”, “çocuk sahibi ol da” vs tarzında onlarca mesaj aldım.
bence ülkeden umudunuzu tamamen kesin ve ülkenin şu halini sorgulamayı da bırakın.
öfke kontrolu olmayan insan davranışı.
ses yükselten, vurup kıran, etrafa zarar veren insanları sevmiyorum. her daim yorucu ve uzak durulası gelmiştir bana.
sakin ve sabırlı olmak, kriz anlarını sükunetle yönetebilmek gerek.
bunlar niye bu kadar çok savunuyor sorusunun cevabı bu işte. hiçbir şey yapamayan gidip, yiyip, içip, geziyor.
bunlarla olmasalar iftarı çorba, ekmek olacak insanlar.
millete şükredin deyip, bizim savurduğumuz görünmesin demiyorlar da “davamız” diyorlar.
dava dedikleri de menfaatlerinden başka hiçbir şey değil.
kimseye kalmadı hüküm sürdükleri günler, size de kalmaz elbet.

edit:ağrı demişken, belediye başkanları “ramazanda et alamıyorum diyene her gün 2 kilo et bizden" gibi bir şey söylemişti.
eğer dağıtılıyorsa, o da bunların evlerine gidiyordur. vatandaşa verecek değiller ya.
gittiği her yeri birbirine katan, inatla ve ısrarla medeniyete direnen insan topluluğu.
hastaneyi birbirine katma sebeplerine bak; hastalarının durumu ağırlaşıyor, bunlar da ülkeyi ne zannediyorsa götürüp türkiye’de tedavi ettirmek istiyor.
doktor, hastanın sağlık durumu nedeniyle izni vermiyor.
sonra da hastayı kaybediyorlar.
sorsan müslüman “canı allah alır”, ölünce de doktora saldırır.

o değil de; bizim doktorlar insanca muamele diye gitmek istiyor, bunlar orada da sağa sola saldırıyor.
aklınızda bu kadar yer eden biri varsa, kimse kusura bakmasın ama; yanınızdaki insanın duyguları ile oynamaktır bu.
ayrılmak zor değil, gidin boşanın.
ne kendinize, ne de yanınızdaki insana bu haksızlığı yapmayın.
“yaşantıma yön vermek adına evlendim.” nedir?

edit:rahatının ve düzeninin bozulmasını istemeyen insan davranışı.
ben bunun bir değişiğini yaşadım.
mutsuzum, berbat şeyler yaşamışım, üzerine özel hayatım da aynı keza.
bir yerde oturuyorum, yan masaya bir çift gelip oturdu. masaları yakın, ne konuşsalar duyuyorum o yüzden.
hanımefendi, “şimdi senin üzerine kaç tane araba var?” diye sordu oturur oturmaz. beyefendi afalladı, ben daha çok afalladım.
yazık geçiştirdi ama, art arda geliyor sorular. “galeri senin üzerine mi, babanın mı?” dedi bu kez de.
o ara telefonu çaldı kadının, açtı.
açtı ama, yarım saat ağzını yayarak sohbet etti teldeki arkadaşı ile.
zerre yanındaki adama saygı duymadan, müsait değilim sonra konuşalım demeden.
saçma sapan bir sürü şeyden konuştu. bekledi zavallı sessizce.
kapatınca teli, evi sordu bu kez. beyefendi geçiştirmeye çalışınca bir de azar yedi, “neden söylemiyorsun?” diye.
sonuç kalktılar masadan, kadının elini tuttu kikirdeyerek gittiler.
öyle de bir gönül kırgınlığım vardı ki o gün, çok zoruma gitti o kadının bunca şeye rağmen adamın elini tutup gidişi.
sessizce kahvemi içmeye devam ettim. sadece gözlerimi kırpmadım ki, ağlamayayım ortalık yerde diye.
boşverin, değerli olma kısmı onların elinde hep.
bunu diyen bir hekim.
hani yemin eden, kimseyi ayırmaması gereken bir hekim.
gerçi ali ismail’i o halde eve yollayan ve “yemini tutmak zorunda değildim” diyen de hekimdi.
herkes terörist, herkes vatan haini, herkes ahlaksız bir bunlar düzgün.
hani bunlar yaradılanı seviyordu, yaradandan ötürü. ne oldu?