Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
sanılanın aksine karşınızdakiyle ana diliyle konuşmanız eziklik değildir. bir diplomatın anıları isimli kitapta, yazar diplomatik ortamlarda karşınızdakilere ana dilini bildiğinizi hissettirdiğinizde, daha dikkatli oldukları anlatmıştı. karşındaki kişinin anadilini konuştuğunda, benden birşey saklayamazsın mesajı verebilirsin.
değerli meslektaşlarım, sevgili ekşi okurları,

bu entry'i girerken inanın utanıyorum. dünya okulu olduğunu iddia eden bahçeşehir koleji yeni dönem (2024-2025) öğretmen maaşlarını tecrübe gözetmeksizin 25-30 bin civarında teklif ediyor. inanın geçmişinden ders almayan, markasını bu kadar kötüleyen başka bir okul görmedim ben hayatım boyunca. bahçeşehir koleji maaş konusunda öğretmenine uğrattığı haksızlıklara aralıksız devam ediyor. umarım bu enrty bir fişek olur, bir şeyleri düzeltiriz. şu an bağlı olduğum okulda bu fiyata sadece kendi çocuğu kurumda okuyan öğretmenlerimiz imza atıyor. bir öğretmenin emeğinin karşılığını 25 bin olabilir mi? acilen bahçeşehir yönetim kurulunun elini vicdanına koyması gerekiyor.. tabii öyle bir vicdanları varsa..

bilgilerinize sunar, desteğinizi rica ederim.
besin değeri açısından bakarsak bir kurnazlık yapıp guava, mango ve berries demek isterim. berries içine blueberry, strawberry, raspberry, blackberry, lingonberry, burberry ve gel beri ya gel beri sktiğimin berberi girerdi.

fakat kurnazlık yapmadan düşününce lezzet olarak hep en güzelini bulacağımı varsayarak karpuz, muz ve çilek ya da blueberry.

ama bir taraftan limon diye bir realite var. ayrıca daha önce de yazmıştım botanik açıdan bakarsak domates ve patlıcan da meyve. biber de ha keza.

patlıcan yemeyince türk mutfağının yarısı gidiyor domatesi dışlasak kalan diğer yarısı gidiyor, limonu çıkarsak dünya mutfağının yüzde onüçü gidiyor( tamamen götümden salladım bu rakamı şu anda) %50 koyun %40 inek %30 keçi ee yüzde 120 yaptı bu. ebenin amı ben şarküteri işletiyorum burada kalkülüs öğretmiyorum ki…neyse

hadi limonu sitrik asitle bir şekilde aştık diyelim domatesi ne yapacağız?

netice itibariyle sadece düşüncesi bile beni sıkıntıya. niye durduk yere böyle bir angajmana gireyim neyin taahhüdü bu? hangi motivasyon size böyle başlıklar açtırıyor?

cevap veriyorum bamya, muz ve patlıcan oldu mu ? alın bu üç sübliminal mesajlı meyveyi ne yaparsanız yapın skicem anketinizi de meyvenizi de.
1950'li yıllarda ford'un başındaki henry ford ii, dönemin efsane abd otomotiv işçileri sendikası başkanı walter reuther'a robotların çalışmakta olduğu fabrikayı gezdirirken esprili bir tarzda sorar:
"walter, bu robotlardan nasıl sendika aidatı toplamayı düşünüyorsun?"
walter'ı verdiği cevap, bugün kitaplara konu oluyor ve yakın gelecekte de üzerine çok tartışacağız:
"peki sen henry, bu robotlara nasıl araba satmayı düşünüyorsun?"
eğitimin eğitim olduğu zamanlardı. ancak başarısız ama zengin insanlar özel okullara giderdi ve biz onları baya bir eziklerdik. hiç kimsenin aklına gelmezdi özel okullar. fizik kimya biyoloji matematiği ingilizce okumuş nesildir bunlar bir de. generation, jackpot gibi kitaplar, skinny jack gibi karakterler tanıdık gelebilir:)
yazar arkadaş "inanın ne yapacağımı bilmiyorum" demiş. şimdi sana ne yapacağını söylüyorum. evlilik için aldığın tüm eşyaları, yüzüğü falan ne varsa okutuyorsun sonra kapatabildiğin tüm borçlarını kapatıp o kadınla da bir daha görüşmüyorsun. annene de söyle nişanda takılan altınları geri alsın. çünkü türk medeni kanunu’nun 122. maddesine göre annen çok haklı: ”nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir. hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.”

altınları da aldıktan sonra bozdur 3-5 gün tatile çık. annenin sözünü dinle, bir daha da böyle salaklıklar yapma.
ben 17 yaşıma kadar kedilerden çok korkardım hatta dışarıda yemek yerken kedi geldiğinde kalkar giderdim. mezun yılımda bir sevgilim vardı ve kedilere tapıyordu. antakya'da bilenler bilir atatürk parkı vardır. saray caddesindeki dershaneden çıkıp parka giderdik. hep oturduğumuz bankın yanında da hep bir kedi olurdu. biz her gün onu beslemeye başlamıştık hatta adını da "reis" koymuştuk. benim ilk okşadığım kedi reis'tir. böyle o muhteşem tüylerini okşadığınızda sanki bütün dertleriniz uçup gider. birkaç ay sonra sevgilimle ayrıldık, ondan sonra da ben kedilere yine mesafeli oldum. sınava bir ay kala evimizin balkonunun hemen yanında bir bahçemiz vardı. orada bir kedi yavrulamıştı, ben yine çok umursamamıştım. eylül ayında çok iyi hatırlıyorum bizim asmaların altında bir kedi pinekliyordu. ama bir görseniz nasıl güzel. interneti açtım kediler ne yer diye arattım. kızarmış yumurta yerlermiş, kırdım yumurtasını da güzelce pişirdim verdim önüne. afiyetle yedi. o gün dedim ki sen benim kedim olacaksın ve ismin de incir. çünkü rüyamda bir kedimin olduğunu ve adını incir koyduğumu görmüştüm aylar önce. ben bu kızı her gün beslemeye başladım. bir gün dayım, ben, annem balkonda otururken incir'in kardeşi geldi bahçeye. dayım da "niye onu da beslemiyorsun? hadi onu da besle, ben de mama yollayacağım onlara. adı da attun olsun." dedi. attun arapça'da siyah zeytin demek. ben onları iki ay boyunca her gün sabah akşam bahçede besledim. iki ay sonra evimizin üçüncü katına taşındık, haliyle o bahçeyi artık kullanamazdım. ben de onları kapı önüne alıştırmaya başladım. onları besledikçe sokaktaki diğer kediler de gelmeye başladı. her gün bir yenisi ekleniyordu. evimizin ön tarafında bir bahçemiz vardı, orada sebzeleri sularken ıslak toprağa yatar yazın keyfini çıkartırlardı. ben onları iki buçuk yıl aralıksız besledim. iki buçuk yılın ilk altı ayında yirmi kedi olmuşlardı bile. normalde annem de babam da hayvanları pek sevmeyen insanlardır. ama onlar da besledikçe çok sevmeye başladılar. hatta mangal yaptığımızda yediklerimizin arta kalanını hemen aşağıya inip yedirirdik. ben "incir, attun." diye seslendiğimde hızlıca bir koşu başlar, on saniyede kapıda biterdi yirmisi de. komşular başlarda rahatsızlardı, çünkü her gün kapının önünde yirmi kedi. ama onlar da çocukları da alıştı. sokakta mangal yakan herkes incir diye bağırırdı ve beslerlerdi. ta ki deprem gününe kadar. deprem olmadan önce kuzenlerimle buluşmuştuk. ve kuzenim bana artık sadece yavru kedileri beslememiz gerektiğini söyleyince çok sinirlendim. zaten sabahına da deprem oldu. ne ev kaldı, ne bir sokak, ne de kedilerimiz. antakya yerle bir olmuştu bile. o günden sonra incir'i görmedim. babam görmüş sadece depremin üçüncü günü. ağlamayan babam incir bacaklarına dolanınca ağlamaya başlamış. ben her evimizin yanına gittiğimde seslendim incir'e. hiçbirinde gelmedi. pes etmedim, her sokağı karış karış gezdim, bağırdım. gelmedi. attun vardı ama o hiç gitmedi. birkaç ay önce evimiz yıkıldı. henüz yıkılmış halini görmemiştim. eve gittim, yoktu zaten. attun diye seslendim, yanıma geldi. çok mutlu oldum çünkü bir yıldır mahallede kimse olmamasına rağmen gitmedi ve hala bizi tanıyor. ben incir'e ve attun'a her baktığımda çok mutlu olurdum. incir'in bakışları hele. o kadar içten bakardı ki bana. bazen öyle bakışırdık. ilk doğumunu yaptığında beni yavrularına götürmek için bacaklarıma dolanıp benimle gel dercesine peşinden sürükledi, geliyor muyum diye de hep arkasından baktı. ilk kez anne olmuştu benim güzel kızım ve ilk bana göstermişti. incir benim için çok özeldi çünkü ben onunla korkumu yenmiş, hayvanları sevmeye başlamıştım. bana sevmeyi, emek vermeyi öğretti. onu o kadar çok özledim ki. nerede olduğunu bilmiyorum. ama umarım iyisindir güzel kızım. güzel kızım attun. seni de çok, çok seviyorum. onlar muhteşemler, sevmemek ise mümkün değil. eğer bir kediniz varsa bir de incir ve attun için bir kez daha öpün, koklayın. sizi çok seviyorum güzel kızlarım.
bu şekilde yazarak spekülatif bilgi verdiği için suçlanabileceğinden habersiz yazarın iddiası... kfc türkiye'den çıkıyor neden çünkü şubede su yok...
insan gibi davranması, insani karaktere sahip olması.

insanlar gibi kıskanıyor, kızıyor, acıyor, merhamet ediyor, öç alıyor, tuzak kuruyor, seviyor, affediyor, hesap tutuyor, ödüllendiriyor...

hani "bak bu tanrı" demeden anlatsan, liseli bir ergenden bahsedildiğini zannedersin.

haa bir de cinsiyetçi...
turizmcinin belini kırınca niye taş yiyorum be ekonomist? turizmci önce kendi vatandaşı ile yabancıya ait tatil ücretlerini eşitlesin, sonrasını düşünürüz. kendi halkına böyle düşman bir memleket daha sanmıyorum ki yeryüzünde bulunsun.
bir gün baba olursa çok iyi bir baba olacak erkektir aynı zamanda.

doğmamış çocuğunun geleceğini, sorumluluğunu, hayatını düşünüp hesaplayan ve 'baba olmak istemediğine' karar verebilen bir adam aslında ne kadar da güçlü bir karakterdir. sorumluluk sahibidir. rasyoneldir. her şeyden önemlisi de 'bencil' değildir.

işte asıl üzücü olan da böyle bilinçli insanlar üremek istemiyor. asıl siz üreyin ya.
not: gs

besiktas kucuk degil cok buyuk. camiasi da taraftari da tarihi de cok buyuk. kucuk olan taraftarin bas taci ettigi cebi gibi kucuk adamlar. o da her camiada var.

yasim epey geckin. 1980'lerdeki maclari dun gibi hatirliyorum diyeyim siz anlayin. besiktas son 30 senede en az fenerbahce kadar hatta belki fenerbahce'den bile daha basarili. ama bu sene besiktas takiminda sahaya karakter koyabilecek adamlar yok. biz adana demir macinda puan kaybi yaparsak fenerbahce cok rahat kazanir. olur da biz adana demir'i yenersek, o zaman fenerbahce ne kadar motive oynar bilinmez.

bir de son 20 yilda falan fenerbahce - besiktas maclari futbol heyecani olarak cok daha onde mesela fenerbahce - galatasaray maclarindan. pancu'nun kaleci eldiveni giydigi mac, tuncay sanli'nin ınonu'yu susturdugu mac, gecen seneki 4-1'lik besiktas galibiyeti. o yuzden pazar gunu keyifle seyredecegim bu maci. ıyi oynayan kazansin. ama eger biz demirspor'a takilirsak besiktas kazansin.
türklerin vize sorununa yol açan şeyin en önemli sebebi vatandaşlık satılan ne idüğü belirsiz tipler. fbi'nin arananlar listesindeki türk vatandaşlarının adlarına, suçlarına ve sıfatlarına bakarsanız daha net anlayabilirsiniz ne demek istediğimi.
peugeot'ya toyota'ya wolkswagen'e filan param var arabası diyenlerle dolmuş burası. hakikaten milletin param var algısı bile buram buram fakir amk. olum parası olan adam niye pejoya toyotaya woswosa filan binsin.
sürekli internet üzerinden 4k içerik bulup izlemiyorsanız aslında doğru olan önermedir.

tivibu dsmart vb. uydu alıcıları 1080p desteklediği için 4k tv üzerinden normal karasal yayın izlemek çamur gibi oluyor.
youtube, netflix vb platformlarda ise 4k içerik bir hayli sınırlı. normal içerikleri yine 1080p kalitede izliyoruz.

bu gibi nedenlerle aslında 4k veya 8k tv mantıksız oluyor ancak belirli bir boyutun üzerinde tv ekranı büyüdüğü için istemeseniz de 4k veya 8k almak zorundasınız.

günümüzde yaygın olan içerik kalitesi henüz 1080p seviyesinde. bu seviyeyi arttırmak demek aşırı bir maliyet demek oluyor.
örneğin youtube'a tüm içerikler bir anda 4k olarak yüklenmeye başlansa video boyutları o kadar artıyor ki fiziki storage olarak sorun yaşanacaktır. veya bir çok canlı yayın sitesi belirli bir kalitenin üzerinde yayın yapmaya izin vermiyor çünkü aynı anda o kadar datayı kullanıcılara ulaştıracak alt yapıya sahip değiller.

kaliteli içerikleri görüntüleyecek teknolojiye sahibiz ancak kaliteli içerik üretecek maliyeti henüz karşılayacak bir teknoloji seviyesinde değiliz.
bu başlığı gördükçe kendime sövüyorum.
çünkü bu başlıktaki çok bilmiş ibibiklerin laflarından etkilendim, zamanında kredi çekip ev almadım. yıllarımı ipotek etseydim şu an kendime ait bir evde otuyor olacaktım.

siz siz olun ekşiçi piçlerin sikik fikirlerine aldanmayın dostlar.
bir bok bilmiyor bu insanlar.
her hareketinde ruhsal problemleri olduğu çok net.
sözcü tv nin bunu çıkarması hem konuklara hem de bize işkence.
ve hatta deniz zeyrek de.
ikisi de mıymıymıy.gercekten aşırı itici tipler.
devrim akyıl'a ne yaptı öyle ya dün.
resmen kendini de karşısındakini de anlaşılmaz bir duruma bloke etti.
rezalet ötesi.
günlerdir aklımda çıkmayan tek bir şarkı var.

brandayığğ musambayığğ yırttılağğrr
limon gibi kızım seni sıktılağğr
portakal gibi soydulağğr
kağıt gibi yırttılağğrr

cart curt
cart curt
yırt onu, yırt, yırt
cart curt, cart curt
yırt onu, yırt, yırt
bir ilkbaharda asırlık bir kavak ağacının dibinde küçük zayıf bir kabak fidesi filizlenir. kavakla dost olurlar, aylar geçtikçe sarmaşık türde bir bitki olan kabak kavağın gövdesine tırmanır, yaz mevsimi gelir güneşi gören kabak o kadar boy atar ki kavağın gövdesine dolana dolana taa en tepesine kadar çıkar ve şımarmaya, kavağa ukalalık etmeye başlar "senin bu boya gelmen ne kadar sürdü?" diye sorar. kavak "tam yüz yılımı aldı" der. kabak "bak senin yüzyılda geldiğin yere ben birkaç ayda geldim. bu konuda söylemek istediğin birşey varmı?" der. kavak sadece tebessüm etmekle yetinir ve zaman gelir yaz biter güz gelir, havalar soğur. kabağın yaprakları dökülmeye, kavağa sarılan sürgünleri bir bir kuruyup asırlık kavağın dibine dökülmeye başlar. kabak büyük bir korkuyla "ne oluyor bana böyle" diye haykırır. kavak bilgece bir tebessümle cevaplar "ölüyorsun" kabak dehşet içinde "ama niye?" diye sorar. kavakta "benim yüz yılda geldiğim yere birkaç ayda geldiğin için" der.
kıssadan hisse bir insan bulunduğu konuma hak etmeden geldiyse orada tutunamaz. ya birşey olur ve bunla mücedele edemeyip devrilir yada kendisi bir hata yapar ve kendie kendinin mahfına sebep olur
birisi dese ki '' şu kuzuyu keseyim de sana yedireyim'' olmaz, istemiyorum derim. o şeker mi şeker, tatlı mı tatlı hayvanın kesilmesine gönlüm razı olmaz.

fakat ; birisi de dese ki '' gel mangal yakalım kuzu şiş, kuzu pirzola alalım'' koşa koşa giderim.

böyledir işte insanoğlu yapacak bir şey yok.
ben kediler gibi yaptim.

tam 18 ay 550 gun.

yaziciydim, ne devlete ne millete ne dr kendime faydam oldu.

sadece idari isler astsubayi aksam evinde rahat uyusun diye ben de sabaha kadar evrak hazirladim.

oyle vatan borcu degil bu.

doguda zor sartlar altinda askerlik yapanlar ile kiyasim asla olmaz.

vatan borcu, vatana en faydali isler uretenler tarafindan odenir. gerisi bos muhabbet.
nerden buldun çıkmadan bu iş çözülmez. akp nin iktidara geldiğinde zekeriya temizelin hazırladığı kanun taslağını ortadan kaldırmak ilk işi oldu.

herkes servetinin ve harcamalarının kaynağını ispatla mükellef olmalı. biz de biliyoruz ilk etapta sermaye kaçısı olacağını ancak o sermaye dönüyor merak etmeyin, bu tür argümanlar sadece zenginlerin daha az vergi ödemek için uydurdukları zırvalar.

çıkar bir kanun, şu tarihten itibaren edinilen her türlü menkul ve gayrimenkul ile harcamaların kaynağı mükellefler tarafından ispat edilmek zorundadır diye oldu bitti gitti. gör bakalım kim eksik beyan edebiliyor. amerikalıların çoğu tanrıdan vergi idaresinden (irs) korktuğu kadar korkmaz.
milli eğitim bakanı sayın yusuf tekin'in katıldığı tv programında, kamuoyunu öğretmen atamaları, kpss puanları ve mülakat konusunda "bilinçli" veya "bilinçsiz" bir şekilde yanıltması durumudur. 2023 yılı kpss'de derece yapmış bir öğretmen olarak bu durumu düzeltmek adına bu başlığı açma ihtiyacı hissettim.

özet isteyenler için peşinen daha önce yazdığım ve bir başka arkadaşımın detaylıca durumu anlattığı entryler (bkz: #163781821) (bkz: #163782715)

milli eğitim bakanı sayın yusuf tekin dün tv100 adlı kanalda kübra par'a konuk oldu ve birçok konuya değindi. göreve geldiğinden bu yana dilinden düşürmediği mülakat mevzusunda ise kamuoyunu çok yanlış yönlendirecek açıklamalarda bulundu. lise matematik öğretmenlerinin alan sınavında 19 net ortalama ile atandığını söyleyerek ya başında bulunduğu kurumun yaptığı atamalardan habersiz olduğunu ya da bilerek manipüle etmek adına böyle bir söylemde bulunduğunu çıkarabiliriz. çünkü 19 net ile atanan hemen hiçbir öğretmenlik bölümü yok. hepsini resmi kurumlardan istatistiklerle aşağıya bırakacağım.

geçtiğimiz yıl seçim vaadi olarak defalarca ama defalarca sözler verildiği halde mülakatı aklamaya çalışıp, sayın eski bakan mahmut özer'in bu konuda alenen bir vaadi varken, sayın yusuf tekin'in aylardır bizleri bekleterek, mülakat konusunda bunca tepkiyi görmezden gelerek hala arzusunda inat etmesi gerçekten çok ilginç. kendi söylemiyle "stk" olarak adlandırdığı kuruluşlarla protokol yapılmasını söyleyen biri için, mülakatı bu denli canhıraş biçimde savunması bir hayli ilginç...

2021 yılında alan sınavında 43,75 net yaptığım sene atanmayı geçtim, 8000 küsürüncü olarak rezil oldum. bölümüm türkçe. bu net ile aldığım puan 69,70.(isteyene özelden ispatlarım.)

2021 yılı eylül atamasında türkçede en düşük 80,28 ile atama yapılmış.(meb linki) 2022 yılında ise 79,12 ile kapatmış türkçe atamayı.(meb linki)

2021 ve 2022 atamanın düşük olduğu senelerdi. 2023'te ise seçim dolayısıyla diğer senelere nazaran daha yüksek sayıda bir atama yapıldı. bu yüksek sayıdaki atamada bile taban puan 77,69(meb linki). yani türkçede alan bilgisi sınavında yaklaşık 55 net yapan atanmıştır, 55 netten düşük yapanların pek şansı yoktur.

2023 yılında ise, 54,5 net ile alanımda ilk 200'e girdim.(ispat için>dm) çünkü bu sene öabt sınavları genel olarak zordu ve netler düşük kaldı. puanlar ve sıralama her zaman ortalamaya göre belirlendiği için*, diğer senelere göre daha düşük net ile daha yüksek sıralama yaptık. yıllara göre türkçe öğretmenlik alan bilgisi net ortalamaları:

2020 > 41,7 net
2021 > 44,4 net
2022 > 40,39 net
2023 > 35,5 net

gördüğünüz gibi her yıl sınavın zorluğuna göre bu ortalamalar değişmektedir ve puanlar bu ortalamalara göre belirlenmektedir. yani bir yıl kolay sınava denk geldim süper yaptım kazandım gibi bir durum söz konusu değil. sizin o yılki ortalamadan ne kadar fazla yaptığınız sizin durumunuzu belirler. çünkü bu bir sıralama sınavıdır. başarı ölçme sınavı değil.

şimdi gelelim sayın bakan'ın dediği lise matematik öğretmenliğinde 19 net ortalama olmasına. evet, bakan doğru söylüyor "genel" ortalama 19 net. görsel ancak sınava giren aday sayısı da 19,249. yani 19,249 kişi, atanan/atanmayan herkesin "genel ortalaması".

atanan kaç kişi var peki aynı sene lise matematikte? 2317. bunların taban puanı ise 74,09. en son sırada atanan arkadaş minimum 40 nete sahiptir çünkü böyle geniş katılımlı sınavlarda zaten belirli bir net sayısına yığılma olur çok küçük farklar belirler oradan sonra sıralamayı.

sayın bakan'ın bu 19 net ifadesi tamamen kamuoyunda yanlış bir izlenime yol açacaktır. daha önce de aynı argümanları sundu kendisi. kpss'de başarılı olanlarla, olmayanları aynı mülakata sokarak hiçbir çözüm bulunamayacağı ve kalite arttırımı yapılamayacağı ortadadır. bizlerin ders anlatım becerisini objektif biçimde, mağduriyet yaratmadan değerlendirebilecek yetkinlikte uzman sayısı kaçtır ülkemizde çok merak ediyorum. şayet öğretmen kalitesinden şikayetçiyse bunun çözümünü meb değil, yök ve dağa bayıra, her yere açılan üniversiteler bulmalıdır.

275 soruluk inanılmaz geniş kapsamlı bir sınavda, yaklaşık 170 ve üzeri netlerle atadıkları öğretmenlerin kalitesinden şikayet eden bir bakanın, eğitim ile hiçbir alakası bulunmayan bölümlerden mezun, "ücretli öğretmenlik" adı altında asgari ücretten bile düşük ücretlerle, öğretim işinden haberdar olmayan insanlara çocuklarınızı emanet etmeyi içine sindirebilmesi, bu konudaki samimiyetini sorgulamamıza neden olmaktadır.

sayın bakan, 18 branşa alan bilgisi sınavı yapıldığını, toplamda ise 130 adet branşta atama olduğunu da belirtti yayında. lakin alan bilgisi yapılan 18 branşın, normun %90'ına(!)denk geldiği gibi "çok ufak" bir ayrıntıyı paylaşmadı. meslektaşlarımın affına sığınarak, 5 kişilik kontenjan verilen el sanatları öğretmenliği ile türkçe öğretmenliğini, matematik öğretmenliğini, sınıf öğretmenliğini aynı kefeye koyabilir miyiz, vicdanınıza bırakıyorum.

programın linki, 53:24'ten itibaren izleyebilirsiniz. ("stk" konusuna 34:15'ten itibaren değiniyor.)

kısa video twitter

2023 kpss alan bilgisi sınavı istatistikleri ösym sitesi

atama taban puanları meb sitesi

edit: birtakım düzeltmeler.
akp yıllarca şeytanlaştırdığı chp ile görüşmek durumunda kalıyor. otoriter rejimler yumuşar ise oy kaybeder…
- ağlayan
- mız mız
- sürekli trip takılan
- konuşmak yerine susarak sorun çözmeye çalışan
- sürekli istekleri ve fikirleri değişken
- kararsız
- fal’a inanan, ve burçlara göre yaşamaya çalışan
- asık suratlı
- :))))