Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
dzeko anavatanından çocukluğunda kaçmak zorunda kalan bir bosnalı. bu savaşta yakınlarını kaybetmiş bir isim. ne kadar çocuk olsa da böyle trajedileri ömrün boyunca atlatamazsın.
orkun kökçü olayında yaptığı şeyin art niyet taşımadığını söyledi. insanlar samimiyetine inandı. peki buna ne diyeceksin. ajax kaptanıyken deprem felaketi için farkındalık yaratmak adına özel tasarlanan pazubandını neden takmadığını nasıl açıklayacaksın?
profesyonel futbolcu derim geçerim, senin dilin, dinin, ırkın, siyasi görüşün umurumda olmaz sen çık futbolunu oyna. neden böyle dalyaraklıklar yapıyorsun?
- kalitesiz eğitim,
- yanlış politikalar
- arap seviciliği (müslümanlığı kötülüyor)
- ahlaksız insanların artması
- ülkenini içine ne olduğu belli olmayan insan sürülerinin sokularak temel insan yapımızın bozulması
- aşağıya doğru o kadar çok uzar ki bu liste
ünüverstedeydim (naci ünüvar). motorcu, badici ve rocker(rakır) full paket ev arkadaşımla bench press kasıp, bira içiyorduk. hem bench press, hem bira, hem battiz kızartması. okula mokula gitmiyordum zaten. sonra mevzu patladı işte. işin bombasını söyleyeyim. yayınları seyrederken şu dumanların içinde beliren kelle şeklini henüz yayın esnasında fark etmiştim. arkadaşa "abi bak şöyle bir geyik dönecek görürsün." demiştim. anthrax, state of euphoria dinliyorduk. bir de çizim masasının üstünde yüzde yetmişlerine gelinmiş kocaman bir puzzle vardı, arada ona tebelleş oluyorduk. o evin en sevdiğim kısmı da şu, kız arkadaşlarımız pencereden girerdi, müstakil ve sotede bir yerdeydi ev. o pencereden girme hadisesi de bir ara anahtarı kaybetmemiz vesilesiyle ortaya çıkan bir alışkanlıktı, sonra eğlenceye dönmüştü, tipik öğrencilik absürtlükleri. geceleri doors dinlerdik umumiyetle. ouija board yapmıştı arkadaş bayağı bir özenip, yalandan ritüel falan yapardık eğlencelik. dart oynardık. memento mori suzan yat kollarıma uzan diye de bağlıyorum.
''saldıran suriyelilerin yaşı tutmadığı için denetimli serbestlikle dışarı salındı.''

din kardeşi dediniz, savaştan kaçtılar dediniz, zor durumdalar dediniz başımıza bela ettiniz. ulan hiç değilse şu suç işleyen hastalıklı piçleri sınır dışı edin be kardeşim. bu tipler yarın milletin evine girip tecavüz ettiğinde ne olacak? neyse, cevap belli zaten hiçbir şey.
daha dün bir dw belgeselinde izledim. hindistan'ın şimdi adını hatırlayamayacağım bir eyaleti ortalama 5 çocuk ile rekor kırarak nüfus patlaması yaşıyor. zaten malum hindistan nüfus olarak çin'i de geçti. korkunç bir hızla artmaya da devam ediyor. devlet korunma yöntemleri konusunda daha bilgilendirici, daha net olmazsa bu iş çok acayip bir yere doğru gidecek. nüfus azalmasından ziyade, nüfus artış hızının kontrol altına alınması gerekiyor. gerekirse çin'in tek çocuk politikası zamanı gibi aksiyonlar alınmalı.
beyefendi antalya'da 80 tane ev alıp turizm-otelcilik myo açmış. kimse durup; "aga bu nedir" dememiş, demek ki parası olan komple istanbul'u satın alsa, akabinde de; "burası benim kardeş, istediğim girer istemediğim giremez" dese kimsenin umurunda olmayacak. yahu aklım almıyor, kimse alım-satım işleri yapılırken dememiş mi "yabancı neden 80 tane daire alıyor" diye. yakında bize; "sizin suyunuz ısındı, hadi bakalım" diyecekler sanırsam.

kaynak
ankete bakarsanız tamamen manpüle edilmiş sorulardan oluştuğunu göreceksiniz. play-off gibi ucube ve saçma bir sistemi getirmek için burada bulunan sorulara verilen yanıtlar sizi mecburen bu sistemi istemişsiniz gibi göstermeyi hedefliyor.

örnek 1:

+ ligin zirvesi için rekabetin son ana kadar gitmesi senin için ne kadar önemli?
- yani olsa güzel olur tabii, neden olmasın.
+ o zaman play-off sistemi istiyorsun sen :)

örnek 2:

+ ligin kalitesinin artması sizin için ne kadar önemli?
- tabii ki çok önemli sayın dallama.
+ hmmmm o zaman sen play-off sistemi istiyorsun.

örnek 3:

+ en iyi takımlar birbirine karşı daha fazla maç yapsın ister misin?
- olabilir aslında ama ne alaka şimdi
+ o zaman sen play-off istiyorsun :)

örnek 4:

+ izlediğin maçın sonunda bir takımın kupa kazanması ihtimali ne kadar iyi olur sence? 1 çok iyi 5 çok kötü
- yani olabilir tabii ama işte türkiye kupası falan var onun için.
+ yok yok, ligi play-offa çevirelim biz daha iyi olur.

ayrıca bu soru oksimoron bir sorudur. lig usulünde de oynansa kupa usulü de oynansa kazanan takımın kupa aldığı maçlar olmuştur. ligimizde birçok örneği de vardır.

saçma sapan başka bir soru:

+genç türk oyuncuların kendilerini daha çok geliştirebilecekleri maçlar oynaması sizin için ne kadar önemli? 1 çok önemli 5 çok önemsiz.

yani bu soruya hayır ya da çok önemsiz diyecek kim var allah aşkına? neye varmaya çalışıyorsun bu soruyu sorarak?

manipülatif sorulardan bir başkası:

+ küme düşme play-off'ları için tercih ettiğiniz takım sayısı nedir?

ya ben küme düşme play-offu istemiyorum ki. önce bi o soruyu sorsana bana. evet dersem otomatik olarka bu soru açılsın.

saçmalıklar bununla da bitmiyor. ilerleyen sorularda bir takım lig+kupa kaç maç oynamalıdır diyor. yani şimdi bence lig dediğin 18 takımdan oluşur.* bir takım da 34 maç yapmalıdır. ama sen kupa+lig dersen, gönül ister ki benim takımım kupada yapabildiği kadar fazla maç yapsın. bu yüzden de 44 maç oynasın isterim. ama sen benim buraya yazdığım 44 maçlık isteğimi, "aaa bak 44 maç oynansın istiyorsun, demek ki fazla maç istiyorsun sen. o yüzden ligin sonuna bir play-off ekleyelim, sen mutlu ol." gibi alakasız bir yere de çekebilirsin. mevzuya avrupa kupalarında mücadele eden takım taraftarlarının yaşayacağı kafa karışıklığını eklemiyorum bile.

sonrasında da en az ve en fazla kaç maç yapılmalıdır, lig ne zaman başlayıp ne zaman bitmelidir gibi saçma sapan sorular koymuşlar.

özetle, tff'nin "ben yaptım oldu" kararlarından birisi geliyor yine. bu defa milyon eurolar bayılıp bi şirketle anlaşmışlar. anket yaparak demokrat görünelim diye de tavsiye almışlar sanırım. hayır her şeyiyle ortada olan bir sistem için* niye yabancı bir firmaya bu kadar para bayılırsın onu da anlamıyorum ama neyse, zaten taraftarın malı deniz, yemeyen keriz.

biz bu işe karşıyız. sistem değişikliğinizi de, hakemlerinizi de, kuntzunuzu da hamitinizi de alıp türk futbolunun yakasından düşün.

edit: çeşitli yazım hataları ve imla kuralları.

----------------

edit 2:

entry büyük ihimtal yarın debeye falan girer. girmese de gündemde kalacak gibi duruyor. hazır yakalamışken birkaç şey eklemek istiyorum.

başlık altında bu kararın başka takıma yarayacağını iddia eden 3 büyük takım taraftarlarının tartışmasını görüyorum. arkadaşlar, saçmalamayın. bunların amacı ceplerine daha çok para indirmek. ne taraftarı, ne takımları ne lig kalitesini düşünüyorlar. özellikle bu sene 3 büyük takım taraftarlarının hepssi akp'li dayılar gibiler. herkes kendilerine kompo kurulduğunu düşünüyor. hepsi herkesin kendilerine karşı olduğunu falan düşünüyor. hayır arkadaşlar. kimseye özel komplo kurulmuyor, bu adamlar be-ce-rik-siz. iş bilmez, yönetimden anlamaz, sürekli birilerinn baskısı altında ezilen, sorumluluk almayı geç emir almadan adım bile atamayan insanlar yönetiyorlar şu anda türk futbolunu. ortadaki kaosun nedeni de bu.

yıllardır tff'nin başına seçilen değil atanan birileri geliyor. tff başkanlığına en son ne zaman çok adayla gidildi, en son ne zaman birileri vizyon koyup, dosyasını ve planlarını açıklayıp ben oylarınıza talibim dedi? memur gibi çalışıp rapor veriyorlar üst tarafa. üst taraftan gelen "ligin kalitesini artırın" ya da "naklen yayına olan ilgiyi artırın" gibi baskılardan dolayı sudan çıkmış balık gibi kararlar veriyorlar. tabii ki bu kararları verirken de ceplerini de en güzel şekilde doldurmayı unutmuyorlar.

demem o ki, hakemler kalitesiz, yöneticiler kalitesiz, oynanan futbol kalitesiz, kurallar ve kaideler kalitesiz, alınan kararlar da en az bu kadar kalitesiz. belki biz de kalitesisizdir de bundan dolayı bu kadar boka batmasına izin vermişizdir futbolumuzun. onu bilemiyorum. ancak ne olursa olsun, taraftarlar, yani bizler, bunu haketmiyoruz. birbirimize bok atacağımıza bu adamların saltanatını sonlandıracak hareketlere girişmemiz lazım. vesselam.
yerel seçimler riskli olsaydı bunu en azından seçim sonrasına ertelerdi.

allah seni bildiği gibi yapsın kemal kılıçdaroğlu olan biten her şeyden sen sorumlusun. ülkeyi açlığa mahkum ettin.
bir akrabamız var, annemin kuzeni; ayfer teyze. dünya tatlısı bir kadın. 25 yaşında bir kızı 20 yaşında bir oğlu var. büyük olanın (25) herhangi bir sağlık problemi yok, küçük olanın ise (20) çok ciddi bir sağlık problemi var.

ayfer teyze çok güzel ve başarılı bir kadınmış. eski fotoğraflarını gösterdiler de inanamadım. sanki emel sayının kız kardeşi, o kadar güzel ve havalı. ayrıca lise okumanın bile başarı sayıldığı bir dönemde bir üniversite bitirmiş ve özel bir şirkette iyi bir pozisyonda çalışıyormuş. 20 yıl önce 2. çocuğuna hamile iken bir hastalık geçirmiş. bu hastalık sonucunda doktora kontrole gittiklerinde doktor hayatlarında duyduğu en kötü cümleyi kurmuş; 'çocuğunuz dünyaya bir sağlık sorunu olarak dünyaya gelicek. ya kör doğacak, ya sağır doğacak ya da akli dengesinde bir sorun olacak' doktor sonra eklemiş; 'zor bir karar ama isterseniz çocuğu alabiliriz'

ayfer teyzenin eşi hulusi amca. çocuğu aldırmak istemiş. ayfer teyze bunu kabul etmemiş. gerekirse senden boşanırım ama bu çocuğu doğururum demiş. işte kadınların hormonlarındaki değişiklikler mi desem, ya da bilmiyorum ne desem o dönemde kimse ikna edememiş çocuğu aldırmaya. aslında sülalenin en mantıklı insanıdır. ama işte doğuracam diye tutturmuş.

doğum zamanı gelmiş ve çocuk doğmuş.gözleri sapasağlam, işitme testinden de geçmiş. maalesef ilerleyen dönemlerde anlamışlar ki akli dengesi yerinde değil. tabi ayfer teyze işinden istifa etmiş, o gün bugündür hayattaki tek şeyi oğlu olmuş. bayramdan bayrama görürüz, ki zaten ne bir düğüne gelebiliyor, ne bir pazara çıkabiliyor, ne de başka bir şey yapabiliyor. tam 20 yıldır evde hapis hayatı yaşıyor. her gittiğimizde neşe saçıyor etrafa ama ben içindeki yangını görebiliyorum. çocuğun durumu çok ağır. hani öyle böyle bir seviye değil. çok iyi bir maddi durumları varken varlarını yoklarını oğulları için harcamışlar. işte şimdi eşinin ailesinden kalan bi evleri kalmış, onda yaşamaya çalışıyorlar. ayfer teyze 20 yıl önceki o kararı ile sadece kendi hayatını bitirmiyor, aynı zamanda büyük kızının da hayatı bitiyor, eşinin de hayatı bitiyor, hiçbir zaman akli dengesi olmayan ve bu dünyadan hiçbir şey anlamayan oğlunun hayatından bahsetmiyorum bile.

onlara her gittiğimde hayatı sorguluyorum ve korkuyorum. bunlar hayatın gerçekleri. oluyor yani. bu verdiğim örnek çok uç bir örnek tabi. şimdi down sendromlu çocuklar çok daha uysal ve topluma kazandırılabiliyorlar. ancak ciddi bir psikolojik savaş istiyor bu durum. inşallah böyle bir şeyle karşılaşmak zorunda kalmaz hiç kimse ama ben karşılaşırsam da bu psikolojik savaşı kazanabileceğimi düşünmüyorum.
evet okuyorum :) ve tamamını izleyenlerin yorumları özellikle çok mutlu ediyor beni çok teşekkürler
en büyük banknotu 7,4 dolar olan ülke olur mu zaten arkadaş.

200 tl ilk çıktığında dolar 1.52 tl imiş ve 131 dolar değerindeymiş.

bu hesapla aynı değerde bir para basmak istiyorsak 3000 tl lik banknot bile yetmiyor.

düşünün halimizi artık.
cumhurbaşkanına, siyasilere hakaret soruşturmalarından bıkanlar için harikulade çözüm hangi kelimenin hakaret olup olmadığı aratarak öğrenebiliyorsunuz. hepsine ilişkin emsal karar koymuşlar.
okulun ilk günü diye prens ve prenseslerini şahsi arabayla okula bırakıp okuldan alanların da yarattığı trafiktir. okulların önü otopark gibi olmuş.

buna kural tanımayan saygısız ve kriminal servisçiler de eklenince çekilmez hal alıyor.
39 yaşındaki gökhan inler'le 1 yıllık sözleşme yapılmış. afrika kupası zamanı burak yılmaz'ı da forvete koyarsak bu iş tamam.
agalar, zurna dürüm severler ve sevgili romalılar.

bakın ekşi sözlük anonim bir platform. burada profil fotoğrafında sidikli kedisi olan kadınlara aruz vezniyle aşk şiiri yazanlar var, ekonomi başlığına yazdığı entry için özelden dalgasını atan adamlar var sizce bu kadınların kendini nasıl hissettiğini düşünebiliyor musunuz? bana da özelden her gün yürüyen olsa at hırsızı halimle kendimi yakışıklı zannederim.
şu üç günlük dünyaya, ailesinin ve arkadaşlarının anasından emdiği sütü burnundan getirmek için gelen, temizlik ve takıntı arasındaki ipin ucunu kaçıran ruh hastaları için çok şahane bahane.

gök tengri kimseyi bu ruh hastalarının eline düşürmesin. kimseyi, bu manyaklara evlat ya da eş olarak nasip etmesin. amen.
cografya derslerinden "hatirladigi kadariyla az bucuk fay hatlarini bilen" adamlarin celal sengor tarafindan onaylanan bir seye "imkansiz" diye yazacak cesaret icin beyni ve parmaklari arasinda kullandigi enerji kaynagi cehalettir. dur bunu da ilber ortayli iyi tanimladi "yari cahil" gercekten cahil oldugunun farkinda degil yani bir de "az bucuk" hatirladigim diyor. varsayalim ki celal sengor "az bucuk" anlayabildigin gibi "kendini pazarliyor" o zaman senin kimin tarafindan yazildigini bile bilmedigin cografya kitaplarinda olan ve ergenlerin anlayabilecegi sekilde basitlesitirilmis ve sadelestirilmis bilgileri o kitaplari yazan adamlarin egiitim aldigi (belki onlar bile almiyor) arastirmalari yapan adamin soylediklerinden "az bucuk" hatirladigin kadariyla ustte tutalim. gercekten bitmediniz.

(bkz: az bilgiyi yüksek özgüvenle itelemek)

tanim: hissedilmedigine dair kafalarinda olusturduklari hikayeleri herhangi bir bilimsel kanita dayandiramayan dalyaraklari neden rahatsiz ettigi belli olmayan bir gazetecinin soyledigi ve celal sengor tarafindan onaylanan bilgi.

ek: dalyarak'a takilip sikayet etmeden once, eger "az bucuk" sozlukte okuduklarini hatirlamiyorsan. kufur degil, hakaret yollu bir sifattir. kullandigim yer de bu cehaletin sonucu olarak "budalalığı yüzünden her zaman densizlik, küstahlık eden (kimse)" tanimini ziyadesiyle karsilamaktadir. görsel
'ben bundan sonra canımın istediği herkesi potada yazarım' diyip kağıtlara yılan çizen suna'nın ilk potasında elenmesine fena patladım. eda'yı da sevmiyorum ama suna'nın gitmesi çok komiğime gitti. hadi evinde tıssssla.
mallıktır.

hiç açıklamaya bile gerek yok. sırf kask takmadığı için maltepe'de geçenlerde 2 genç öldü.

motosikletin şakası yok, mümkün olduğunca full ekipman gezin, sıcaklarda zor evet ancak olası bir kazada ölüp gidersen hiçbir şeyin de anlamı kalmıyor, arkanda kalanlara olan oluyor.
aslında çirkin diye ağlamıyor. çevresi çirkin bulduğu için ağlıyor. çünkü kendisi çirkin bulsa hoşlanmazdı.

ne kadar çok başkalarına göre yaşıyoruz hayatı, ne kadar acı...
apple lansmanı, 12 eylül 2023 salı günü saat 20.00'de gerçekleşecek. tahmini türkiye satış fiyatı; 108.000 tl.

telefon alıyoruz yanlış anlaşılmasın. bir telefon nasıl 100.00 tl bandında olabilir.

3 sene önce 100.00 tl'ye 1+1 ev alıyorduk amk
şu an için 3 ayrı uyarı veriyor.. hiç birini düzelttirmek için servise gidecek enerjim yok.

*soğutma maddesi ilave edin. (tamamlandı.)

*silecek suyu ilave edin. (tamamlandı.)

*geri görüş kamera ışığı arızası.

edit: akıl veren, yol gösteren herkese teşekkür ederim.
son 4 aydır yaşanan primlenmeden en çok görseldeki sağdaki yatırımcının nasiplendiği borsadır.

görsel
ali sunal yazanlar hangi kafada bilemiyorum. adamın babası kemal sunal. televizyonun ve sinemanın ülkemizdeki tarihi diyelim ki 70 sene kabaca. bu 70 senede kemal sunal gibi 2. bir örnek bile yok. ali sunal dev bir aktör olmasa bile iyi bir oyuncudur. ayrıca bunca yıldır ne ters bir hareketi var, ne polemiği var, ne kavgası var. efendi bir insan. babasının çıtasına çıkması zaten mümkün değil.