bir akrabamız var, annemin kuzeni; ayfer teyze. dünya tatlısı bir kadın. 25 yaşında bir kızı 20 yaşında bir oğlu var. büyük olanın (25) herhangi bir sağlık problemi yok, küçük olanın ise (20) çok ciddi bir sağlık problemi var.
ayfer teyze çok güzel ve başarılı bir kadınmış. eski fotoğraflarını gösterdiler de inanamadım. sanki emel sayının kız kardeşi, o kadar güzel ve havalı. ayrıca lise okumanın bile başarı sayıldığı bir dönemde bir üniversite bitirmiş ve özel bir şirkette iyi bir pozisyonda çalışıyormuş. 20 yıl önce 2. çocuğuna hamile iken bir hastalık geçirmiş. bu hastalık sonucunda doktora kontrole gittiklerinde doktor hayatlarında duyduğu en kötü cümleyi kurmuş; 'çocuğunuz dünyaya bir sağlık sorunu olarak dünyaya gelicek. ya kör doğacak, ya sağır doğacak ya da akli dengesinde bir sorun olacak' doktor sonra eklemiş; 'zor bir karar ama isterseniz çocuğu alabiliriz'
ayfer teyzenin eşi hulusi amca. çocuğu aldırmak istemiş. ayfer teyze bunu kabul etmemiş. gerekirse senden boşanırım ama bu çocuğu doğururum demiş. işte kadınların hormonlarındaki değişiklikler mi desem, ya da bilmiyorum ne desem o dönemde kimse ikna edememiş çocuğu aldırmaya. aslında sülalenin en mantıklı insanıdır. ama işte doğuracam diye tutturmuş.
doğum zamanı gelmiş ve çocuk doğmuş.gözleri sapasağlam, işitme testinden de geçmiş. maalesef ilerleyen dönemlerde anlamışlar ki akli dengesi yerinde değil. tabi ayfer teyze işinden istifa etmiş, o gün bugündür hayattaki tek şeyi oğlu olmuş. bayramdan bayrama görürüz, ki zaten ne bir düğüne gelebiliyor, ne bir pazara çıkabiliyor, ne de başka bir şey yapabiliyor. tam 20 yıldır evde hapis hayatı yaşıyor. her gittiğimizde neşe saçıyor etrafa ama ben içindeki yangını görebiliyorum. çocuğun durumu çok ağır. hani öyle böyle bir seviye değil. çok iyi bir maddi durumları varken varlarını yoklarını oğulları için harcamışlar. işte şimdi eşinin ailesinden kalan bi evleri kalmış, onda yaşamaya çalışıyorlar. ayfer teyze 20 yıl önceki o kararı ile sadece kendi hayatını bitirmiyor, aynı zamanda büyük kızının da hayatı bitiyor, eşinin de hayatı bitiyor, hiçbir zaman akli dengesi olmayan ve bu dünyadan hiçbir şey anlamayan oğlunun hayatından bahsetmiyorum bile.
onlara her gittiğimde hayatı sorguluyorum ve korkuyorum. bunlar hayatın gerçekleri. oluyor yani. bu verdiğim örnek çok uç bir örnek tabi. şimdi down sendromlu çocuklar çok daha uysal ve topluma kazandırılabiliyorlar. ancak ciddi bir psikolojik savaş istiyor bu durum. inşallah böyle bir şeyle karşılaşmak zorunda kalmaz hiç kimse ama ben karşılaşırsam da bu psikolojik savaşı kazanabileceğimi düşünmüyorum.
12.09.2023 · 15. sıra
agonvaye zunbaye
11.09.2023 00:01