Sık geçen başlıklar

türkiye'nin ahlaken çöküyor olmasının nedeni 12

ekşi'de gör
türkiye'nin ahlaken çöküyor olması demek, daha önce ahlaklı olduğu anlamını dayatır. ben 40 yaşındayım. ahlaklı olduğu dönemi hiç hatırlamıyorum. benden önceki karnesi de belli. vatandaşına yaşattıkları ortada. her dönem farklı türden vatandaşa yaşattıkları vs. dolayısıyla hangi ahlak? olmayan şey nasıl çöksün? bahsedilen şey acaba yeni ahlaksızlık türlerinin keşfedilmesi mi?
pek fazla süredir hayatta değilim ama türkiye zaten pek de ahlaken üstün bir konumda değildir.

ahlak dediğimiz şeyi nasıl tanımlıyoruz, aslında biraz mesele burada yatıyor. bu ülke hakkari'den edirne'ye -köşeyi dönmek isteyenlerin- ülkesi aslında. diğer taraftan da "kendisine ayrıcalık yaptırmak isteyenlerin" ülkesi.

-sen halledersin ya, yaparsın bir şeyler, ayarlarsın ne olacak? bu cümleyi kolayca kurabilen birisinin pek de ahlaklı olduğunu düşünmüyorum. ahlak tanımını sadece cinsellik olarak düşünsek bile türkiye yine de pek ahlaklı bir ülke sayılmaz. karısını aldatmak için köyden köye yürüyen insanlar var ulan bu memlekette.

bu ülke "benim için bir şeyler yolundaysa her şey yolunda" diyenlerin ülkesi. bu nedenle somut işlemler döneminden evrensel ahlak kurallarına geçiş olmadığı taktirde de ahlaken çökmeye devam edecek bu ülke.

frontal lobu ahlaklı olmak için değil kendi çıkarlarımız için kullanıyoruz sadece.
çöktüğüne emin değilim, ortada ahlak abidesi bir toplum vardı da yavaş yavaş çöküyormuş gibi bir durum olduğunu sanmıyorum. bu gibi başlıkların açılması, bilakis ahlaki bir tekamüle işaret ediyor olabilir; çünkü artık bir farkındalık oluşmaya başlamış demek.

yani üzülmeyin, çöktüğümüz filan yok, biz her zaman yerlerdeydik, bu gerçeği fark etmediğimiz ve yüzleşme cesaretini gösteremediğimiz için ayağa kalkamadık bir türlü. yeni yeni idrak ediyoruz, onun kırgınlığı bu şimdi. geççek. hayırlısı. düzelicez inşalla. şu olaylar bi bitsin.

(bkz: ahlak/@maarri)
- kalitesiz eğitim,
- yanlış politikalar
- arap seviciliği (müslümanlığı kötülüyor)
- ahlaksız insanların artması
- ülkenini içine ne olduğu belli olmayan insan sürülerinin sokularak temel insan yapımızın bozulması
- aşağıya doğru o kadar çok uzar ki bu liste
“bir dinleri olduğu için ahlaka ihtiyacı kalmamış gibi davranıyorlar”
amin maalouf
büyük çoğunluğun bu dünyayı geçici, önemsiz bir yer olarak görmesindendir.

onlara göre asıl hayat öldükten sonra başlayacaktır ve orada iyi bir yer edinmek için yapacağın şeyler arasında yirminci yüzyılın modern dünya ahlak anlayışı çok da yer tutmaz. ortaçağ arap kültürü ve ahlak yapısı daha ağır basar.
(bkz: siyasal islam)

gördükleri her kadın hakkında kendi aralarında bel altı yorum yapan çomarların tecavüz haberlerinden sonra ahlak dersi vermesi.

gece sokaktan geçerken arabalarında son ses müzik dinleyen primatların insanlar düşüncesiz ve saygısız demesi.

karşısındaki insanı sessiz ve zararsız gördüğü için daha fazla para koparmaya çalışan esnafın ağzından din lafının eksik olması.

sonuç: nasıl olsa gidecekler diyerek yıllarca sesimizi çıkarmadığımız siyasal islamcılar ülkede her alanda baskın haldeler. ne diyeceğimi, ne yapacağımı ve neden yaşadığımı bilmiyorum bu ülkede.
yoksulluktandır.

bu ülkede hemen herkes için iki jenerasyon geriye gitseniz yoksulluk ve yokluk görürsünüz. bu ülke yoksul insanların ülkesidir. hem de yüzyıllardır yoksul ve yoksun bırakılmış insanların ülkesidir. bu sebepten ötürü de ahlaksızlık geçici değil kalıcı bir norm haline gelmiştir.

bu tespiti neden yapıyorum? çünkü ahlak ve hukuk orta sınıflar için vardır. zengin ve yoksul hem ahlaktan hem de hukuktan muaftır. zenginin gücünün yanında ahlaksızlığı önemsiz, yoksulun ise önemsizliğinden ötürü ahlaksızlığı görünmezdir. orta sınıf ise idealdir. ve idealde aşırılıklara yer yoktur. idealin dışına çıkan ya yoksulluğa düşer ya da zenginliğe yükselir.

dolayısıyla bir toplumda ahlaksızlık artıyorsa aynı zamanda ya zenginlik ya da yoksulluk artıyordur.

yukarılarda sıkça değinilen din ve siyaset ise ahlaksızlığın sebepleri değil, sonuçlarıdır. ikisi de türkiye'deki ahlaksızlığın gerçek nedeni olan yoksulluğu yönetme biçimleridir. çünkü yoksulluk çözülmek değil yönetilmek ister. nasıl yönettiğinize göre de algılanma şekli değişir. düşük yoksulluk yüksekmiş gibi gözükebilirken, yüksek yoksulluk da toplum tarafından rahatsız edici bulunmayabilir. işte bu illüzyonu yaratan din ve/veya siyasettir.

bu sebepledir ki ahlaklı diye kabul ettiğimiz toplumlar aslında orta sınıf krallıklarıdırlar. ahlaki yozlaşmayı tersine çevirmek de nitelikli ve geniş katılımlı bir orta sınıf yaratmakla mümkündür.