Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
geçen gün bir ortamda tamamen tesadüfen denk geldik kendisiyle. en son 14 sene önce yine tesadüfen bi çay bahçesinde çay içerken görüşmüştük. hala doğduğum yerde yaşıyor. o kadar çok severdim ki salih hocayı… idolümdü hep. 14 senedir görmediğim insanla 1 saate yakın konuştuk. bana çocukluğumu tekrar hatırlattı sağolsun. yaşlanmış artık epey. çok şey var onunla ilgili unutamadığım ama aklımda yer eden bir “seiko” saati vardı. bir keresinde voleybol oynarken top bileğine çarpmış, saati düşürmüştü. ondan çok ben üzülmüştüm kırılacak diye… sohbeti açıldı, “hocam o saat hala duruyor mu” dedim. “tabii ki duruyor, çocuklarım yenisini al bunun artık diyor ama o benim ilk maaşımla aldığım saat, taş gibi de zaten, seni göreceğimi bilsem takar gelirdim” diye cevapladı gülerek… sonuç olarak vicdanlı bi insansa her şeyiyle hayatınızda hep örnek bir figür olarak kalıyor ilkokul öğretmeni…
izmir'in küçük bir merkez ilçesinde belediyede çalışan çok sevdiğim alevi bir abla var. geçen gün onunla sohbet ettik bu konu hakkında. ben bir chp'li olarak ayrım ve mezhepçilik yapıldığını düşündüğümü söylediğimde bana katılmadı. ben ona tek bir şey sordum. "pekâlâ çalıştığın belediyede çalışanların ne kadar alevidir?" ablamın cevabı "yarısından biraz fazladır" oldu. ablaya "o ilçedeki alevi nüfusun %1'in altında" olduğunu söyledim. sadece kaldı, bakıp kaldı. çok sevdiğim bir insan olduğu için daha da üstüne gitmedim. ancak ne demek istediğimi anladığını düşünüyorum.

peşin bir not girmek isterim ki; ben aleviler kadar dürüst, temiz bir topluluk tanımadım bu topraklarda. velakin ben burada bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.

hz. ali'nin dediği gibi; haksızlık karşısında eğilmeyiniz. çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz.
şu entryde yazmıştım.

potansiyelini gerçekleştiremeyen kişilerde anksiyete patlak veriyor bence. kierkegaard'a göre de anksiyete yenilmesi gereken bir hastalık değil özgürlüğe açılan kapıymış.

bu açıdan bakmak gerek bence de.
bakın bir haftadır bu maçı bekliyorum. yatıyorum fenerbahçe, kalkıyorum fenerbahçe. seviyorum abi, aşığım fenerbahçe'ye. her aşk biter ama bu aşk bitmiyor.

şimdi ilk maçtan eleştiri mi olur diyecek çok kişi vardır. deplasmanda 0-0 iyi sonuç diyecek de çok kişi vardır. ama ben sahada yine başı kesik bir tavuk gördüm. ilerde pres yapıyor ama ciddi hiç bir organizasyon yok.

futbol adına hiç birşey görmedim. ilk yarıda daha iyi olan taraf bizdik. ikinci yarıda sahada ne oynandı anlamadım.

kapanan rakipleri açamıyorduk, e yine açamadık.

karşımızdaki rakip, hazır değil. futbolcular maç yapmamış, kafaları sahada değil. normal şartlar altında bugün bizi üçlük yaparlardı. ama böyle yakalıyorsan yen abi.

geçen seneden kazanımlar var diyorduk hepsi çöp oldu. sıfırdan takım vardı sahada.

bazı balık hafızalı renkdaşlarım unutmuş olabilir ama geçen sene, son 10-15 hafta oynadığımız futbol bizi takımla barıştırmıştı.

ee şimdi ne kaldı geriye koca bir hiç. galatasaray gibi sıfırdan başladık.

miha zajc ve miguel crespo nasıl bir dakika bile süre almaz. size de ilginç gelmiyor mu?

ayrıca yaptığımız hangi transfer bugün bize birşey vadetti. ( arao hariç, belli ki bu sistemin oyuncusu)

ben gördüğüm şeyden memnun olmadım. eleştiriyi engellemenin en kolay yolu kazanmaktır. kazanın; ben ve benim gibi düşünenlerde sizi alkışlasın.

he eler miyiz d.kiev'i ?

eleriz. elemek zorundayız.

maç sonucu: dinamo kiev 0 fenerbahçe 0

maçın adamı: bright osayi samuel ( umarım bu maçı sağ bek arayan hiç bir kulüp izlememiştir. )
katıldığım durum. doğma büyüme istanbulluyum. istanbul'da kavurucu sıcaklar 3-5 gündür yorumunu görmemle şok oldum. bu fikirde olanlar adanalı falan olsa gerek. onlara her yer serindir zaten :) istanbul'da şu an yaşadığımız mevsimin yazla ilgisi yok. hiç böyle bir yaz mevsimi yaşamadım burada ben. gece camları kapatıp yatıyoruz çünkü serin oluyor. ben ekstra olarak çarşaf da kullanıyorum valla. gündüz sıcak ama sokaklarda sürekli rüzgâr oluyor. gölgeler rahat. sahile giderken yanımıza hep uzun kollu bir şeyler alıyoruz çünkü güneş battıktan sonra üşüyoruz. bazen akşama doğru sahilde üstüme uzun bir şey giydiğim hâlde çok üşüyüp eve erken döndüğüm de oluyor. tabii herkes benim gibi değil. akşam sahilde kısa kolluyla gezmeye devam eden adamlar oluyor. kızların çoğunun göbeği vs. hep açık zaten. yalnız benim gibi üşüyen insanlar da var. geçen sene ve ondan önceki seneler gündüzleri bizim ev çok sıcak olurdu. şimdi öyle bir sıcak yok. insanlar daha rahat ediyor olabilir ama daha önce hiç böyle şey görmedim burada.
verilen linkteki yorumları okuyunca türk halkının okuma yazma özürlüsü olduğunu gösteren video.

yorumlarda yavaş'a atıp tutmuşlar, bu kadar zaman niye çürümesine izin verdiniz demişler. gerizekalı olmasa zaten videonun başında adamın 18 temmuz 2022'de devraldık dediğini ve öncesinde belediyenin yapabilecek bir şeyi olmadığını anlayacak.

şunların oyu da 1 oy olarak sayılıyor ya, böyle demokrasinin çarkını siksinler.
kadınların foto ve videosunu çeken bu dayılar ve sığınmacılar yüzünden toplu alanlarda rahat rahat telefon kullanamıyorum. telefonu başka insanlara doğru tutmamak için yere doğrultuyorum, böyle giderse kambur ve boyun fıtığı olacağım.
yüzde yüz kurgu olduğunu düşündüğüm video. yazarların çoğunun bunu anlayacak ayırdetme kapasitesine sahip olmadığını da göstermiştir.

bir kere videoyu yayınlayan 10lar medyanın sahibi suriyeli. daha bir iki gün önce, suriyeli bir gaspçı tarafından yüzüne kezzap atılan çocukla ilgili olarak bu haberin doğru olmadığı yönünde haber yapmışlardı ama olayın doğru olduğu anlaşıldı.

şurada da görülebileceği üzere bugün akşamüzeri sözde ırkçılık yapılan sığınmacı çocuğu bulup, fotosunu çekip tweet atmışlar. arkasında da çocuğun videoda söylediği #benbirinsanım hashtagiyle hazırlanmış bir görsel var. maşallah bu ne hız, çocuğu ne çabuk buldunuz sadece bir videodan; bravo 10lar medya. istihbarat teşkilatı bile zor bulur bu kadar hızlı..

sözün özü, röportajın kurgu olduğunu ve bunun yakında anlaşılacağını düşünüyorum.
-fazla bilet satıyorlar
-size fazla sattığımız için uçağa almayacağız o yüzden gidin farklı bilet bakın diyorlar
-farklı bilet bakmaya gidince bugün yok yarın alın diyorlar
-yarına ver deyince ekstra para istiyorlar

türk firmalarının özet bu kadar. kardeşim benim çok acil işim vardı diyelim, nasıl bana yarın git diyebilirsin. o zaman o bileti satarken fazladan demek zorundasın. öyle demiyorsan satarken hak ihlali bu iş. he bir de hakkını yedikten sonra sorunu çözmek için para istemeleri olayı var ki bu işte en kritik noktalardan birisi.

edit: öyle bir şey olmaz diye mesaj atan arkadaşlar oldu. ben yaşadığım olayı yazmadım, anlatılan olaydaki ayrıntıları yazdım.
bu ntv'nin kaynağı...

kaynağı başa koyalım sonra da anlatmaya başlayalım

ünlü uyuşturucu tüccarı halo lakablı halil ibrahim kapar ne demişti..
"uyuşturucu en güzel üniformanın gölgesi altında taşınır"
konya polisi yolda uygulama yapıyor..
bir aracı durduruyorlar..
aracın sahibi polis..
hem de narkotik şubede görevli
yanında eşi de var...
büyük ihtimal uygulama noktasından sorunsuz geçip gideceğini düşündü...
ama yanıldı..
çünkü ihbar vardı...
meslektaşları aracını aradı..
aradıklarını da buldular..
25 kilogram eroin vardı..
uyuşturucu kuryesi polis ve eşi gözaltına alındı..
telefonuna el konuldu..
whatsapp'ına girilip bakıldı ki polise talimatları veren kişi savcıydı..
adana cumhuriyet başsavcılığı terör suçları soruşturma bürosunda görevli cumhuriyet savcısıydı..
iddiaya göre savcı şebekenin lideriydi..

teknik takip filan derken toplam 20 kişi gözaltına alınıyor..
gözaltına alınanlar arasında narkotikte görevli polisler de var..
tam tilki kümes hikyesi...
14'ü tutuklanıyor
savcı açığa alınmış..
hsk müfettiş filan görevlendirmiş.

gençler siz 90'lı yılları bilmezsiniz..
90'lı yıllarda da terörle mücadele adı altında böyle çark kurulmuştu...
kamu görevlileri doğudan batıya uyuşturucuyu getiriyordu..
kutlu savaş susurluk raporunda bu çarkı açık açık yazmıştı..
daha sonra korkularından o bölümü rapordan çıkardılar..

ne demişti pala, hüsrev ağa'ya
suyun bulandığı yerden geliyoruz, suyun gözesinden bir avuç içip gideceğiz
ama öyle olmamıştı..
pala, kral faruk ve bedir herkesin kabusu olmuştu...

edit: cevheri güven der ki bu savcı 15 temmuz sonrası avukatlıktan geçenlerden..
hsk da ihraç etmeye hazırlanıyormuş

--- spoiler ---
hsk 2. dairesi 11 mayıs'ta savcı o.y'yi görevden uzaklaştırdı.
yürütülen inceleme ve soruşturma kapsamında hsk müfettişleri savcı o.y'nin meslekten ihracını teklif etti.
savcı o.y'nin hsk tarafından ilerleyen günlerde meslekten ihracına karar verilmesi bekleniyor.
--- spoiler ---
bu bir tarikat, bu bir örgüt hatta bir stk'dır.

bu tarikatın mensubu olabilmeniz için ön şart evliliktir, ardından beyaz yakalı bir plaza çalışanı olmak zorundasınız.

mensupları arasında hiyerarşik dizilim vardır;

- sadece robot süpürge sahipleri elit üye

- robot süpürge + herhangi bir dyson ürünü gold üye

- robot süpürge + dyson + airfryer ultimate üye

şayet tüm bunlara ek olarak saat 07.30'da şirket servisinde uyukluyorken ayağınızda alexander mcqueen varsa, tarikat nışanınız var demektir.
karanlık abi pala'ya aslan'ın resmini gösteriyor...
pala: kim bu adam?
abi: tarihteki isimsiz kahramanlardan biri...

pala, bedir'e aslan'ın resmini gösterir...
bedir: kim ki bu?
pala: ne zamandan beri emir sorgulanıyor!
*
halkın bizatihi kendisidir..bu kadar kötü karma toplayan, kovalayan bir tek bizim milletimiz var..herkes bir diğerinin hayatını nasıl berbat ederim, huzurunu kaçırırım, zarar veririmin derdinde..başına her geleni köküne kadar hak ediyor bu millet..
her şeyden az kaldı.
korkumdan. nefretinden.
kekeme haykırışlardan. gülden
az kaldı.

az kaldı şapkada
yakalanan ışıktan.
sevginin zalim gözlerinden
az kaldı
(çok az).

az kaldı beyaz ayakkabının
kapladığı bu tozdan
az elbise kaldı, eski püskü çarşaftan
az, az, çok az.

ama her şeyden az kalır.
bombalanan köprüden,
iki çim yaprağından,
desteden
– boş – sigaradan, az kaldı.

çünkü her şeyden az kalır.
kızının çenesindeki
çenenden az kalır.
senin paslı sessizliğinden
az kaldı, az,
çıldırmış duvarlarda,
kaybolan, dilsiz yapraklarda.

her şeyden az kaldı
porselen çay tabağından,
parçalanmış ejderhadan, beyaz çiçekten,
az kaldı
alnımızdaki kırışıklıktan,
resimden.

eğer her şeyden az kalırsa,
ama neden kalmazdı
benden? kuzeye götüren trende, kayıkta,
gazete ilanlarında,
londra’da biraz kendimden,

biraz benden bir yerde?
bana benzeyen birinde?
kuyuda?

her şeyden az kalır
nehirlerin zıvanasında asılı
umursamaz bunu
balıklar, yazmaz kitaplar

her şeyden az kalır.
çok değil: sarhoş bir musluktan
akan başıboş damlada,
yarı tuz ve yarı alkol,
sallanan bu kurbağa bacağında,
bu cam saat
parçalanmış binlerce umutlarda,
bu kuğunun boynu,
bu çocukluk sırrı…
her şeyden az kaldı:
benden; senden; abelardo’dan
yakamdaki kıldan,
her şeyden az kaldı;
kulaklarımdaki rüzgardan,
bulanan mideden
gelen zavallı geğirtiden
ve küçük eşyalardan:
cam fanus, bal peteği, altıpatlar fişeği,
aspirin tableti.
her şeyden az kaldı.

ve her şeyden az kalır.
hadi açın camdan losyonunuzu
ve hapsedin
hafızanın katlanılmaz kötü kokusunu.

ama her şeyden, ne korkunç, az kalır,
ve gelip giden dalgalar altında
ve bulutlar ve rüzgarlar altında
ve köprüler altında ve tüneller altında
ve alevler altında ve alaycılık altında
ve balgam altında ve kusmuk altında
ve çığlık, zindanda, unutulan biri altında
ve eğlenceler ve kızıl ölüm altında
ve kütüphaneler, sığınaklar, muzaffer kiliseler altında
ve kendi kendinin ve artık nasırlaşmış ayaklarının altında
ve aile bağları ve sınıf kastları altında,
her zaman az kalır her şeyden.
bazen bir düğme. bazen bir fare.

(bkz: carlos drummond de andrade)

görsel
togg türkiye tarafından geliştirilmemektedir.

hemen tüm parçaları ithaldir, dizaynı bile italyandır.

tüm halkın uygun fiyata ulaşabileceği bir otomobil üretildiği zaman, buradaki muhalifler hükümeti alkışlayacaklardır.

o zamana kadar togg zenginlere hitab eden bir ürün olarak kalacaktır.

(edit: başlık başa kalmış. trol kardeş silmiş ilk mesajı)
histerik tepkilerin çok enteresan olduğu olay.

aşırı milliyetçilikten milletin gözü dönmüş.
tsk yapmaz, yapamaz diyor. her ordu böyle bir şey yapabilir. böyle olaylar sık sık yaşanıyor zaten.

ama insanlar yazık siviler ölmüş demiyor. diyor ki arap, kürt, fars azılı düşmanımızdır, kesin bu şerefsizler yapmıştır. bilgi olmadan komplo, ülkemiz üzerinde oynanan oyunlar ve hedef gösterilen uluslar. hep biz dürüst doğruyuz, hep onlar yanlış. işte faşizmin psikolojisi böyle bir şey. özeleştirememek.

daha da komiği şu söylem: bizim ülkemiz böyle şey yapmaz, yaptı diyenin de hayatını karartmamız lazım bunlar pkk'lı. elinde olsa ordumuzu eleştireni idam edin diyecek. bu kadar ekstrem şiddet, ceza meraklısı, yatkını, toleranssız bir manyak, ama ordumuz sivil öldürmez diyor. öldürdü diyeni ise öldürmemiz gerek diyor. populist-ırkçı faşizan zihniyetin güzel örneklerindendir bu. hem bizim taraf hiç sivile zarar vermez diyor, hem de sadece sözlü eleştiri yapanı ölümle tehdit ediyor.

bazısı da diyor ki biz niye böyle bir şey yapalım. sen bir şey yapmıyorsun kardeşim sakin ol. sen evinde bilgisayar başında göt büyütüyorsun. top atmıyorsun, uçak uçurmuyorsun, operasyonda değilsin. olayın seninle tek alakası burada verdiğin insanlıkdışı tepki.

işte bunlar hep kolektif zihniyet, hatta kolektif narsisizm. hem kendini sahada operasyon yapan askerler ve bütün bir devlet aygıtı ile bir görüyor, bundan ayrı bir birey olarak hayal edemiyor, hem buna eleştiri yapanın terörist-katil-cani-hain olduğunu söylüyor.

eleştiriyi kaldıramamak, hemen eleştiri yapan tarafın benliğinde sorun aramak bireysel ilişkilerde narsistik savunmadır. narsisizm kompleksli insanın savunma mekanizmasıdır. burada kompleksli ve aşırı egolu kolektifleşmiş bir tavır var. hep bir ağızdan aynı ezberleri küfürler saçarak tekrar ediyorlar. hain, düşman, komplo arıyorlar. çünkü asıl “kurban” daima narsist kişiliktir, burada da narsistik toplum.

bu olay bir katakulli veyahut değil. tsk yapmış, yanlışlıkla yapılmış veya false flag. olabilir. ortalık karışık.

sorun bundan büyük. sorun bu devlet ve asker tapıcılığı, bu kendi ülkesini eleştireni öldürmeliyiz zihniyeti. işte faşizm budur. hani faşist lafını sakız yapmam ben ağzıma bazıları gibi, ama bu tam olarak faşistliktir. devleti, lideri, bayrağı eleştiremezsin, eleştiriyorsan bütün ulusumuza hakaret eden yok edilmesi gereken bir hainsin, bizim askerimiz öyle şey yapmaz. 1990larda bir sürü insan öldürülmedi bu ülkede, jitem olmadı, gayri-nizami harp örgütlenmedi, soğuk savaş boyu kontr-gerilla operasyonları olmadı, derin devlet olmadı, ruh hastası bölgesel ohal paşaları olmadı, ırkçılık olmadı, kürtler sürülmedi, köyler yakılmadı. ölen herkes istisnasız terörist pkk'lı idi. askerler haberlerde izlediğimiz bu milletin arasından çıkmıyor. palu ailesi askere evlat göndermiyor.

ulan madem ben şerefsiz, hain, pislik, çirkef bir impure kişiliğim, ben de bu yüce üstün harika milletin bir parçasıyım. benim gibi bi adam çıkıyor bu milletten de sivil öldüren asker çıkmıyor mu? askere giden adam her gün haberlerde izlediğimiz hayvanlıkları yapan insanların arasından gelmiyor mu evladım? askere gidenler asgard'dan mı geliyor? çomar diye sabah akşam sövdüğün insanlardan çıkmıyor mu? sövdüğün bu ülkenin yarısı, iğrenç, satılmış dediğin adamlar vatandaş değil mi? askere gitmiyor mu?

tek tek yazalım

* devlet kutsal değildir, içinde bir sürü
şerefsiz. bencil, yolsuzluk yapan, güç delisi kompleksli vasıfsız vardır. devlet demek devleti oluşturan kadrolardır sonuçta.

* ordu kutsal değildir, içinde bir sürü şerefsiz, ırkçı, faşist, ruh hastası vardır

* ulus kutsal veya üstün değildir

* askeri kaliteli yapan kurumsal kimlik ve şeffaf düzendir, türk olup olmaması değil. türkiye'deki kurumsal çürüme ve opak, yolsuzluklarla dolu rejim demek daha çok pisliğin ortaya çıkması demek.

* devlet, asker, ordu, polis eleştirilir. eleştiren hain değil hesap soran, vergisini veren vatandaştır. gelişmiş ülkelerde sabah akşam millet askere orduya söver, sorgular, hesap sorar, alır sorguya çeker, yargılar. net söyleyeyim bu gelişmiş ülkeler bizim ülkemizde yaşanan karanlık olayların yüzde birine bulaşmamıştır. darbeci general olan ülkede her türlü pislik döner. sen bir ortadoğu ülkesisin, sende hepsinden beteri var.

*bunları dile getireni tehdit etmek faşistliktir, hayvanlıktır, medeniyetsizliktir. sen kimsin olm ne sanıyorsun kendini?
düz yanandan çok yanıp söneni meşhurdur. (boşsa geç)

gece otobüste uyurken bi sessizlik uyandırır sizi. evet kulağınızdaki yol ve gaza basma sesi yok olunca uyanırsınız. otobüs bu ışıklarda yavaşlar, durur, geçer. muavinle şoför mır mır konuşuyordur. içinden geçtiğiniz şehir uyuyordur.

tekrar uyumaya çalışırsınız.
adanalıyım. bir süre antep’te de çalıştım ve hataylı dostlarım oldu. adana’da haşlanmış, antep’te kızarmış, hataylı dostlarım sayesinde de yine kızarmış olan oruk adındaki bir çeşidini yedim.
haşlanmış açık ara önde. hiçbiri haşlanmışı geçemez. neyse buzluk içli köfte dolu, kafam rahat. olmasaydı canım çekerdi kesin.
öncelikle kelimenin manasına bakmak gerekir. olgun kelimesi sıfat, mecaz olup bilgi, görgü ve hoşgörüsü gereği kadar gelişmiş, ağırbaşlı (kimse), kâmil anlamındadır.
"benim bütün cefama olgun adam gibi katlanmasını bilmişti." - ykk

şimdi meseleye gelirsek, kadınlar olgun erkeklerden hoşlanabilir. bu bütün kadınlar için geçerli değildir. başkaları olgun olmayan erkekleri sevebilir veya onlardan hoşlanabilir. bu durumda kimseye bir şey yemek düşmez.
ne yani ben birisine hanım kızımız dersem bu hakaret mi oluyor? emsal bir suç duyurusudur. şimdi her yerde anlatır kemal kılıçdaroğlu hakkında suç duyurusunda bulunmasını marifetmiş gibi.

bu kavakçı ailesi başörtüsü mağduriyeti vesilesiyle devlette kadrolaşmıştır.

diğer kavakçılar için:
.(bkz: merve kavakçı) lumpur büyükelçimiz
(bkz: ravza kavakçı) ibb'den milyonlarca tl üniversite bursu alan şahsiyet
(bkz: mariam kavakçı) cumhurbaşkanı danışmanı
(bkz: fatma gülham abushanab) başlıktaki şahıs

(bkz: kavakçı ailesinin bitmez tükenmez istihdamı)
(bkz: twitter'daki merve kavakçı ve ailesi floodu)
(bkz: kavakçı kardeşlerin tez skandalı iddiası)
(bkz: ravza kavakçı'nın doktora parasını ibb'ye ödetmesi)

ekleme: bir aile üyesi daha varmış.

(bkz: erva kavakçı) cumhurbaşkanlığı yatırım ofisi proje direktörü

ekleme 2: arkadaşlar bitmiyor eşeledikçe daha çok çıkıyor.

(bkz: elif kavakçı) emine erdoğan'ın moda tasarımcısı

ekleme 3: bu seferki erkek

(bkz: osman kan) sağlık bakanlığı'na bağlı bir devlet kurumu olan türkiye hudut ve sahiller sağlık genel müdürlüğü müdürü

edit: suç duyurusu "devlet olarak soracağız" ifadesinden dolayı diyenlere. arkadaşlar. bu hanımefendi devlet görevlisi değil midir? devletin kendi görevlisine geçmişte gerçekleşen bir görüşme hakkında soru sorması ne zaman suç olmuştur da bundan dolayı "beni tehdit ettiler" denilebiliniyor?
elon tam bir kayserili ya. bu adamın legal bir şekilde milyarder olduğuna inanmıyorum her tür katakulli bunda. kimse bana çalışarak milyarder olabilirsin demesin inanmıyorum. adam türkiye'de doğsa bi beache çöküp ordan para toplayıp kumuyla inşaat yapan mühendise evrilirdi eminim. büyük balina dehşet saçtı yine.
türk toplumu, tam 60 yıl boyunca "gelişmiş devletler seviyesine nasıl çıkarız" konusunu tartıştı. siyasiler tartıştı. güç odakları tartıştı. gazeteci, yazarlar fikir üretti. ideolojiler sokağa indi, çatışmalar iç savaş kıvamına kadar geldi. en makro düzeyden, en mikro düzeye, tek tek bütün hanelere kadar yayıldı bu tartışma. rakı sofrasında ülkeyi kurtarmaya çalışırken kavga çıkarmayan aile yoktu bu ülkede çok uzun yıllar boyunca.

tayyip sağolsun bütün bu tartışmalara noktayı koydu ve ülkeye bir nevi huzur getirdi.

artık, sağcısından, solcusuna, atatürkçüsünden, islamcısına herkes bu ülkeden bir bok olmayacağı konusunda hemfikir. herkes kendisini nihilizmin kollarına attı ve umut bu topraklardan nihayet siktirdi, gitti.

bakın böylesine zihinsel bir bütünlüğü sağlamak kolay iş değildir. nankörlük yapmayın.
meksika sınırına yığılan türklerin nerdeyse hepsi ağrılı veya yakın illerden çünkü organizasyonu yapan şebekenin başı ağrılı.
ilginçtir ki sınırı geçtikten sonra teslim oluyorlar ayrımcılığa maruz kaldıklarını beyan ederek sığınmacı statüsü kazanıyorlar. meslekleri olanlar abdde kalıyor mesleksiz olanlar da kanada'ya geçip vasıfsız işçi oluyorlar.
şu sıralar ağrı kahvehanelerinin en önemli gündem konusu budur.

bana oraya gitmek için mesaj atmayın. insan kaçakçılarıyla sizi buluşturamam.