Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
insan endüstriyel bir lavabo alır, o mutfağa bi 3-5 bin lira harcar, temizleme yaparken en azından az bi sirke vs. kullanır. yaptığınız işe saygınız olsun 1 ekmek kokoreçe 60-70 tl fiyat çekiyorsunuz şu mutfağın haline bak, şu musluğa bak suda tazyik bile yok.
ve bunlar olurken biz dun 5 sehit verdik.

topraklarimizi korumak ugruna 5 gencecik insan artik yok.

sinirlarimizi korumak adina 5 haneye ates dustu.

madem toprak, sinir veya baska bir kavram onemli degildi ve bu isgalciler elini kolunu sallaya sallaya gelebiliyordu, dun neden 5 sehit verdik?

sehitlerimizin kani bu goruntuye sebep olanlarin, izin verenlerin, tesvik edenlerin yakasindadir.

tanim : multeci degil isgalci olarak duzeltilmesi gereken baslik.
belli ki kılıçdaroğlu'na bugün açıkladıklarından çok fazlası verilmiş. kaçış planının detayları gibi.

bu detaylara çok az kişi sahip olabilir.

kılıçdaroğlu'nun esas mesajı erdoğan'a idi.

bu bilgileri verenler artık bana çalışıyor mesajıydı. çember daralıyor mesajı.

millete bak bunlar kaçacaklar ikincil mesaj.

kılıçdaroğlu'nun daha önceki açıklamakarının muhattabı doğrudan erdoğan idi.
arkadaşlar afganistandan mı geldiniz?
90lı yıllarda dergilere anadan doğma çıplak poz veren ünlülerden geçilmiyordu.

kadın altsız sandım öyle bir başlık açılmış ki. bacak dekoltesine de böyle başlık açmassınız ama ya! öeh.
yazı detayında çalışmak istemeyen gençlerin çalışmak istemediğini gösteren ifadeler şöyle:

“… bana lojmanın resmini, mümkünse videosunu atar mısınız dedi. fotoğraf ve video attım. arkasından benden, personel menüsünü de göndermemi istedi. bir başkası, bana otel odası verip veremeyeceğimi sordu…”

bak sen terbiyesiz gençlere, iş bulmuş bir de düzgün yemek yiyebilecek mi, köpek klübesinde bin kişiyle pislik içinde mi yaşayacak falan bunların hesabını yapıyor!

yok kardeşim bu gençler adam olmaz, iş beğenmiyorlar, sen köle değil misin ne yapacaksın yemeği kalacağın yeri? ölmeyecek kadar yiyip hastalanmayacak kadar uyuyacak bir yatak neyine yetmiyor?

tembel gençler, hep tembel bunlar. halbuki afgan gençleri öyle mi? yemek de sormaz yatak da. açın turizmci kodamanlarn önünü ltf.
yahu madem derdiniz ogrenci san francisco'da, boston'da yurt binasi yapin?
manhattan civarinda hangi universiteler varmis? kac tane turk okuyormus bir yurt binasini dolduracak kadar?

sizin yalanlarinizi sikeyim haysiyetsiz orospu cocuklari
hala daha x bariyeri, y duvarı falan diye ampiri ampiri yorumların yapıldığı kur.

oğlum ülkede cumhuriyet yok lan, çakma seçimlerde sayılan mühürsüz oylarla birlikte bir aile ve o ailenin lideri sınırsız yetkilerle iktidarda. üstelik bu kişi eğitim olarak imam lisesinde gördüğü bir iki arapça ders dışında eğitime sahip değil ve siyaset öncesi kariyeri belediyede otobüs şoförlüğü yapmak :)

ortağı olan bir iki tarikat şeyhi ve onların uygun gördüğü bazı müridleriyle beraber kuran ayetlerini referans alarak ülke yönetmeye çalışıyor, halkı da kolluk kuvvetleri ve hapis baskısıyla baskılıyor :)

bu durumda dolar kurunda x bariyeri falan demek çok şey değil mi ya :)
tanıdığım hiçbir evli düzenli seks yapmıyor. hatta bir süre sonra sevişmiyor bile. öyle ayda yılda bir denk gelirse falan

demem o ki her gün sevişeceğim diye evlenenecek kafasızlar bol bol kendisiyle oynar durur.
bu kadar mükemmel yaratılan bir bedende neden fazlalık olsun ki? enfeksiyonu önlüyor ama gibi bir argümanın doğru olmadığını erbuğ keskin hoca zaten bilimsel dayanakları ile ortaya koyuyor. ayrıca zararları da yavaş yavaş dillendiriliyor. tabii milyonların uğradığı bu geri dönüşsüz durum için kimse kolay kolay sesini yükseltemiyor maalesef… ancak görüyorum ki artık kadınlar daha cesaretli, bebeklerini çocuklarını tüm sosyal baskılara rağmen bu geri dönüşsüz durumdan alıkoymaya çalışıyor. sonuç; hiç bir yaştır… oğlum olursa asla yaptırmayacağım uygulamadır.
instagram dili ve edebiyatında sık görülen kelimelerdir:

- devamke
- karşim, kardo, bro
- kociş, aşko, kuşko
- kızçe
- x'in dünyası / mutfağı
- yapıyorumdur, ediyorumdur
- aga be
- sevdicek
- güno, müko
- düştüm
- x'in hatunu, babasının prensesi
-kanka ışid posterleri önünde şarkı söyleyen falanca, akpli belediyede konser verecekmiş
+şerefsizler!! teröristler!! allah belanızı versin!! yargılanacaksınız!!

-şaka lan şaka apo pkk paçavrası önünde şarkı söyleyen şarkıcı ibb'de konser verecek.
+o kadın sırf kürt diye üstüne gidiyorsunuz. sayın başkanımız imamoğlu gayet makul ve herkesi kucaklayıcı bir adım atmış yani. ne adamsın yav ben de önemli bi şey sandım.
oturup ciddi ciddi bu soytarının videolarını izleyenler varmış ya. baya okuma-yazma-dört işlem bilen insanlar kendi rızalarıyla akp propagandası izliyor, inanılmaz bir şey. bir de entry falan giriyorlar, "şunu şöyle yapsanız daha iyi olur cüneyit bey" diye*

cüneyt özdemir izleyen insan kendisine saygısı olmayan bir koncuktur arkadaşlar. kendinize gelin lütfen. gerizekalı mısınız siz?
yazdım yazdım sildim. 4 sene tuvalet üreten firmada arge mühendisi olarak çalıştım. sen yıkama diyorum.

götünün sildigin ve suda çözünmeyen islak mendili klozete atıp tesisatin anasını belleme de neyle siliyorsan sil.

edit: bu entry yakın zamanda güncellenerek bir göt temizliği nasıl yapılmalı anlatmaya çalışacağım.

edit2:

evet arkadaşlar sektörde edindiğim tecrübeyi burada paylaşmaya çalıştım.

öncelikle temiz olabilmek için kiri bulunduğu alandan uzaklaştırmamız gerekir. bunun için çeşitli şeyler kullanılıyor ancak bu kullanılan malzemelerin de hem ekonomik hem de sürdürülebilir olması gerekli. bu malzeme de genellikle tuvalet kağıdı oluyor. (fakir ülkelerde yaşayan insanlar mısır koçanı, gazete kağıdı gibi şeyleri kullanıyor.)

peki yolda yürüyorsunuz diyelim ve ayakkabınıza bok bulaştı. ayakkabıyı yıkar mısınız yoksa peçeteyle siler misiniz? yıkarım diyorsanız götü de yıkamanın sadece silmekten daha iyi bir fikir olduğunu düşünebiliriz. (hem de tuvalet kağıdına göre daha sürdürülebilirdir.

bazı arkadaşların dediği gibi suda çözünen hijyenik ıslak mendiller de var tabii ki. ekonomik durumunuz bunlara yetiyorsa kullanabilirsiniz. lakin 32’li tuvalet kağıdı bile baya pahalıya satılırken ben bu mendillerin ne kadara satıldığını kullanmadığım için bilmiyorum. ayrıca sürdürülebilirlik kısmında da normal tuvalet kağıdından çok daha geridedirler.

şimdi gelelim taharet kısmına. kiri mekanik olarak temizlemek için tazyikli su gayet iyi bir araçtır. (tabii ki sabun kullanabiliyorsanız daha iyi ama bunu duşta halledersiniz artık.) sadece su ve sonrasında az miktarda tuvalet kağıdı ile yeterli bir temizlik yapılabilir. (video )

evde taharet kullanmaya sıcak bakan bir çok insan umumi ortamda taharet kullanmaya pek sıcak bakmıyor. bunun nedeni taharet musluğunun kirli olduğunun düşünülmesi. evet taharet musluğunun kendisi kirli olabilir ama içerisinden akan su temiz olarak kabul edilir. ( kabul edilir kısmına ileride değinicem.) ancak asıl tehlike götünüzü temizlediğiniz su değil tuvalette dokunduğunuz yerlerdir. kapağı açık klozette sifon çekerseniz odadaki herşeyi kontamine etmiş olursunuz. çünkü su partikülleri pülverize bir şekilde havayla birlikte kapı kolu, tuvalet kağıdı ve diş fırçası gibi eşyalara bulaşır. bu partiküllerin içerisindeki bakteriler de buralarda çoğalır. sifona basmadan önce mutlaka klozet kapağını kapatmayı unutmayın. (mythbusters’ın bu konuyla ilgili bir bölümü bile var.

klozetler neden seramikten yapıldığını hiç düşündünüz mü? seramik yapıların üzerleri sır denilen camsı bir yapıyla kaplanarak üretilir. bu camsı yapının yüzey pürüzlülüğü çok azdır ve bundan dolayı bakteriler tutunmakta çok zorluk yaşarlar ve genellikle sadece sifon yapılan suyla bile büyük oranda tuvalet temizlenir. hatta ağır kimyasallar kullanarak tuvalet temizliği yaparsanız bu camsı yapının aşınmasına neden olur altındaki daha pürüzlü ve suya dayanıksız olan yapıyı ortaya çıkarırsınız. bu da koku, bakteri üremesi gibi sonuçlara neden olur. bazı klozet markaları diğerlerine göre daha pahalıdır çünkü bahsettiğim camsı yapının argesi yapılarak (ya da üzerine başka kaplamalar yapılarak) daha da antibakteriyel bir hale getirilebilir.

peki taharet avrupada neden yok? aslında var ama farklı şekilde. bide ( ingilizcesi bidet) dediğimiz başka bir seramik ürün ile bunu yapıyorlar. poponuzu yıkadığınız bir lavabo gibi düşünebilirsiniz.

peki neden bizdeki gibi taharet yok? avrupa’da çoğu şehirde musluk suyu son derece temiz ve içilebilirdir. musluk suyu ve taharet musluğu aynı tesisata bağlıdır. burada en1717 diye bir standart karşımıza çıkıyor. bu standartta klozet tıkanırsa ve taşarsa taharet musluğuna giren su, tüm tesisat suyunu kirletir diyor. bu duruma uygun nasıl ürün tasarlandığı yine aynı standartta veriliyor. bizdeki taharet sistemleri bu standardı karşılamadığından avrupa’ya satılamıyor. peki bu durumda bizdeki su kirlenmiyor mu? aslında mutfakta ya da banyoda fark etmez elimizi yıkadığımız, ağzımızı çalkaladığımız ya da musluktan yemeklere koyduğumuz sular da aynı şekilde kontamine olma riskini taşıyor. klozete de tuvalet kağıdından başka bir şey atıp tıkarsanız siz de buna katkı sağlamış oluyorsunuz.

tabii ki umumi ortamda kullandığınız her şeyin bir riski var. ben de tahareti kullanmayı bunların arasında en azı olarak görüyorum. ( örnek havayla elinizi kurutan cihazlar çok daha tehlikelidir.)
çok isterseniz portable bidet diye satılan aletlerden alırsanız taharet musluğunuzu yanınızda taşıyabilirsiniz.

ayrıca şunu da düşünmenizi isterim. otobüste oturduğunuz koltuklara günde kaç kişi oturuyor? iç çamaşırının ve pantolon dikişleri arasındaki boşluklar bakteriler için devasa boşluklardır. yani aslında koltuğa çıplak oturuyormuşuz gibi düşünebilirsiniz :)

son olarak bütün konuyu özetleyen bir videoyu da buraya bırakıyorum.

imkanınız varsa evinize de akıllı klozetlerden alın derim. çoğunun taharet musluğunu gizleme ve temizleme özelliği de var. kurutma özelliği ile de tuvalet kağıdı kullanmanıza da gerek kalmıyor. ayrıca taharet suyuyla masaj da yapıyor :)
--üst edit--
gündemde tutulmasi gereken bir yazi:
(bkz: dağ fare doğurduysa ak parti'de bu telaş niye)

--üst edit'in sonu

siz "piston asagi indi" videosuna gülerken birkac hafta sonra 500t otobüsü alev aldi. panik halinde inmedigi icin 4 kisi yanarak can verdi, 15 kisi ise yaralandi! insanlar korka korka yasiyorlar!

dolandirilan insanlar da saf oldugu icin dolandirilmiyorlar. devletten korktuklari icin dolandiriliyorlar! teröristlerin aklanirken masumlarin hapse girdigini, adalet sisteminin islemedigini biliyorlar!

birileri teröristleri koluna takarak "ayni bagin gülüyüz biz, ayni bokun soyuyuz biz" diye düet yapiyorlardi. gün döndü, fetö'ye düsman oldular, kendi karaktersizlikleridir! fakat ömrü boyunca bu cemaatle mücadele edenleri fetöcülükten yargilamak ayiptir:
(bkz: emin çölaşan'ın fetöcülükten yargılandığı duruşma)

"15 temmuz’u kaça satıyorlar" yazisinda anlatiliyor, fetö ile alakaniz olsun yahut olmasin, birisi size gelip "dosyada adin geciyor, para verirsen ismini cikartiriz" dendiginde herkes varini yogunu satip o paralari ödüyor!

kimler fetö ile beraberdi?
(bkz: erdoğan döneminde cemaat en az 15 kat büyüdü)
(bkz: fetö'nün askeriyede terfisi için çıkarılan yasalar)
(bkz: kozmik odayı ben açmadım erdoğan açtı)
(bkz: fetö ile birlikte gezi parkina saldirmak)
(bkz: fethullahçılarla işbirliği için çıkarılan genelge)

peki bugün fetö'cüler nerede? sarayda! genelkurmay'da, savunma bakanliginda:
(bkz: bylock'un sahibi ve cumhurbaşkanlığının bağlantısı)
(bkz: akp'li arslan'ın kardeşinin kapatılan fetö dosyası)
(bkz: hulusi akar'ın sağ kolunun fetö'yü övmesi)
(bkz: zekeriya öz'ün gitmesine kim yol verdi)
(bkz: adil öksüz olmadı baldızını alalım)
(bkz: bağımsız yargıya sahiden kimse talimat veremez mi)
(bkz: fetö'nün yargılamalarını akp'nin sürdürmesi)
(bkz: akp ve fetö'nün nefret ettiği askerler)
(bkz: hulusi akar'ın sağ kolunun fetö'yü övmesi)
(bkz: haklı çıktığınızı hapiste öğrenebilirsiniz)
(bkz: 15 temmuz'un gelişini erdoğan'a haber veren amiral)
(bkz: onlar oldu şerefli biz olduk şerefsiz)
(bkz: sen misin erdoğan’ın sözünü dinleyen)
dinler; özellikle ortadoğu kökenli olanlar. arap mitolojisidir. hepsi bu. zeus ne kadar gerçekse, kuran o kadar gerçektir.
dinlerin gerçek olduğunu sanan gerizekalılar olduğunu görüyorum. salak mısınız lan?
ekşi sözlüğün ülkeden kopuk olduğunu gösteren açıklama.

yahu kk'yı çok eleştirdim. nick altıma bile aktroll denilerek entry girildi. defalarca troll ilan edildim... ama son bir aydır bence çok doğru hamleler yapıyor bu adam. ne bekliyorsunuz nasıl bir bomba mesela? 67 milyon azmış bilmem ne... yahu akp'li milletvekilleri bile kanal kanal dolaşıyor şu an. bir tv falan bakın arada. ülkeden bu kadar kopmayın.

size kalsa kk kendini bitirdi, zafer partisi %60 ile iktidar olacak falan. asıl trol sizsiniz ve objektif yorum yapmıyorsunuz. 128 milyar dolar nasıl gündem oldu, man adasında haklılığı onaylandı... bunu da konuşsunlar işte. 500 öğrenci için 67 milyon dolar neden gönderiliyor?
yeni izleyebildim. elim ayağım titriyor.

--- spoiler ---

lalo ile howard'ın dizi boyunca aynı sahnede görüneceğini bile tahmin edemezken ilk ve son kez bu şekilde karşılaşmaları trajedinin boyutunu arttırmış. en son mike, walter tarafından pisi pisine öldürüldüğünde bu kadar kızmıştım. o iki gereksiz el birliğiyle adamın başını yaktılar ya delireceğim. her daim güleç yüzünle hatırlayacağım seni howard, sen bu dünya için fazla iyiydin zaten. giderayak postanı koydun ya o bile yeter abiciğim.
--- spoiler ---

howard'ın ölümünden bir kaç dakika önceki tiradını da paylaşalım dursun. nasıl da çarptı gerçekleri yüzlerine. hababam sınıfındaki ahmet'in tiradından sonra gördüğüm en iyi tirat.
--- spoiler ---

böldüğüm için kusura bakmayın, ama size bir hediye getirdim. abinle ben, her büyük zaferin ardından bay macallan ile bir toplantı ayarlardık. chuck'ın durumu dahiyene özetleyişi ki belli zaten. neyse bu… bu senin için. hak ettin. kazandın. bunda öyle iyisin ki. ben de merak ediyordum tüm bunların olayı ne? yani kendinize ne diyorsunuz? nasıl bir mazeret ile durumu aklıyorsunuz? "howard götün teki, bunu hak ediyor" mu? nedir? hep chuck'tan yana oldum, ondan mı? seni ofisinden alıp belge incelemeye verdim diye mi? hepsinden öte bir şey mi? howard, babası sayesinde tepeye tırmandı ancak ikiniz de sıkıntı içindeydiniz. "howie'de hep fazlası vardı, bizse azıyla yetindik, onu alaşağı edelim de gününü görsün" mü? bunu bana yapmanıza müsaade eden şey ne? çünkü bu öyle basit bir oyun değil. hayır. bu benim arabama bovling topu fırlatmaktan öte bir şey. planlama gerektiriyor. koordinasyon gerektiriyor. kaç haftanızı verdiniz? yoksa aylarınızı mı aldı? kolay olmamıştır muhtemelen. o yüzden söyleyin, neden? bu detaylı planı neden kurdunuz, sadece beni alaşağı etmek için mi? ben daha kötülerini de gördüm. borç. depresyon. evliliğim bitme noktasında. he tabii, yılın büyük bölümünde misafir evimde kaldığımı da ekleyeyim. bizim howard'ın atlatması gereken bir şey daha işte. ama evet, ayaklarımın üzerindeyim. iyi olacağım. ama sen? bundan çok uzaksın. siz ikiniz... siz ruhunuzu kaybetmişsiniz. jimmy, kendine hayrın yok. chuck biliyordu bunu. senin yaratılışın böyle. ama sen? tanıdığım en akıllı ve en umut vaat eden insanlardan biri. seçtiğin hayat bu mu? birbiriniz için yaratılmışsınız. bir olmadan bir parçanız eksik. para için yaptığınızı sanmıştım ama şimdi taşlar yerine oturdu. siktir et parayı. sadece eğlenmek için yapmışsınız. leopold ve loeb gibisiniz. iki sosyopat. hayır, doğru olduğunu biliyorsunuz, sadece kabul edecek yüreğiniz yok. bunu herkesin görmesini sağlayacağım. çünkü ben hayatımı herkesin doğruyu bilmesine adadım. inanın buna. kim olduğunuzu sonsuza dek saklayamazsınız.
--- spoiler ---
resesyon mu? ortalama fiyatı 250 bin olan araca 240 bin yazın ilana da görün resesyonu. millet telefonlarınızı kitler, para sıçarlar üstünüze bana satın diye. ülkenin gerçeklerinden bu kadar bihaber olmayın aq.
ekşisözlük'te sabah akşam "z kuşağını anlamıyorsunuz boomer'lar" diye aylak dolaşan zevzeklerin beğenmediği uygulamadır. tam z kuşağına yönelik bir hareket işte. sana göre laubali. belki de gerçekten öyle; sorun şu ki algılarınız artık iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı ayırt edemeyecek düzeye geldi. olayı eleştirmenizde aslında problem yok; problem sizin onu eleştirirken kendinize salladığınızı fark etmemenizde.

ayrıca ilk gününden beri yıllardır genel olarak bu dili kullanan bir bankadır. bugün mü fark ettin? (buraya mağara esprisi gelecek.)

sizin aptal sosyokültürel beklentilerinize oldukça uygun bir davranış göstermiş olan bankadır. günün sonunda o beğenmediğiniz randomcu sizi suya götürüp susuz getiriyor.
asıl mesele anadolu'nun en ücra köşesinde bile adam akıllı bir milyon liradan aşağı konut kalmadı.
bu haberi duyan ev sahipleri de yüzde yirmi belki de daha fazla zammı geçirdi konutlara.
bu krediyi alacak olan kesim yine yüksek gelirli kesim.
bu hükümetin dar gelirliyi asgarî ücretliyi düşündüğünü ben hiç görmedim.
aman alevileri yakabiliriz(!) dedi diye kendi de alevi olan bir kadın komedyenin linç edildiği bir ülkede allahtan netflix var da bu adamı izleyip biraz kara mizah ihtiyacımızı giderebiliyoruz. yoksa cem yılmaz'ın elite'ine kalacaktık mazallah. cidden o ne biçim işkenceydi öyle?
ciroya bakarak yatırım yapılıyor, adamlar da bug'ını bulmuş işin, bakkal dükkanını dijitale uyarlayalım, 1 liraya alırım, 1 liraya satarım, maksat ciro artsın. geri kalan masrafı da yatırımcıdan çıkartırız zaten, harika business plan, pandemi olmasa çoktan ufalmıştı, şansları yaver gitti, hype oldular. yatırımcılar da ayrı çakal, kusura bakmayın, hype olan bir şeye giriyor, hype bitmeden hissesini başkasına satıp/çakıp çıkıyor.

pandemi öncesinde de aynısını savunuyordum, yine aynısını savunuyorum. hem insan eforu açısından, hem global ısınma açısından, nereden bakarsanız bakın inanılmaz gereksiz bir iş bu. gece vakti ilaç ihtiyacın olsa tırım tırım eczane arıyorsun ama dondurma istediğinde birisi kapına kadar geliyor.

amerika'da şehir merkezi dışında yaşayan insanların çoğu markete/bakkala onlarca km uzaklıkta yaşıyorlar ve haftalık/aylık planlamalar ile alışverişlerini yapıyorlar. bizim nasıl bir satın alım gücümüz var ki böyle bir ayağa hizmet peşindeyiz.
(bkz: ayranı yok içmeye taht-ı revanla gider sıçmaya)

getir ile tembelliğimizi dünya'ya satmaya çalıştık, adamlar da şaşırmışlardır.
kaskoda yıllık yapılan kilometreyi baz alan bir uygulamaya geçilmeli. adam var yılda 100 bin kilometre yapıyor, adam var 5 bin kilometre yapıyor. ikisinin riski aynı değil. aynı değilse aynı bedeli ödemek zorunda da olmamalı. ben aracını az kullanan biri olarak her gün kullanan biri kadar para ödememeliyim. örneğin sigorta şirketi, kendi kilometre sayacının takılmasını şart koşabilir.