Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
açılın 2 aydır hollandada yaşayan bir mühendis olarak gözlemlerimi aktarayım. kafa olarak türkiye kafasında olmadım, yolsuzluk usulsüzlük çakallıklar kural tanımazlıklar, adam kayırmacalar torpiller, din odaklı yaşanması hiç hoşuma gitmezdi. her tatilde yurtdışına kaçıp gezerdim, yeni şeyler denemek hep hoşuma giderdi.

öncelikle hayatında sadece tatil amacıyla yurtdışına çıkmış veya yurtdışına kaçmaya can atan insanların görüşlerini dikkate almayın.

kurye veya mavi yaka iş için gidip show yapanları da dikkate almayın.

ülke değiştirmek şunları gerektirir

1)tüm sosyal çevrenizi kaybediyorsunuz, eş dost aile, kimse bunun farkında değil gelene kadar

2) bambaşka kural ve işleyişin içine dahil oluyorsunuz, devlet sistemi, işyeri ortamı, yemek kültürü, iletişim farklılıkları, sosyal düzen vs vs. ev bulmak ayarlamak bile ciddi zorluk, çabalamak gerekiyor fazlaca. sadece ev değil her konuda çabalamanız gerekiyor. buna hazır olun.

göç ettikten sonra herşey ilk bir iki hafta çok güzel geliyor turist gibi hissettim, sosyalleşmek için içim kıpır kıpırdı.

bir noktada yalnızlık fena vurdu. ailemi ve arkadaşlarımı çok özledim. şimdilik düşünmemeye çalışıyorum.

türkiyedeki tüm problemler burada olmayınca kafanızdan türkiyede çektikleriniz ortadan kalkıyor. sanki hiç sorunlu bir ülke değilmiş gibi geliyor türkiye. buranın ufak sıkıntıları gözünüzde büyüyor. bu noktada ülkeyi özlüyorsunuz fena şekilde ve dönmek istiyorsunuz. insan beyni çok ilginç, geçmişi hemen unutup yeni yere hemen adapte oluyor.

mutlu olan heryerde mutlu olur. yurtdışı kesinlikle yaşanıp görülmesi gereken bir tecrübe ama mutluluk garanti değil.

yabancılarla kaynaşmak herkesin harcı değil ve çok olası görmüyorum. çok düşük bir oran bunu başarıyordur. adamlar zaten bireysel yaşıyor samimi ilişki yok bi de senin gibi yabancıyla kanka mı olacak. kolay işler değil bunlar.

ırkçılığın olduğu ülkelere gitmeyin, tüm bunların üstüne ırkçılık darbesi yemeyi bünye kaldırmayabilir. hollandada da mutlaka vardır ama az bir oranda olduğunu düşünüyorum. herkesin ingilizce konuşabilmesi ve istemesi büyük avantaj. özetle kimse kimsenin sikinde değil burada.

evli olarak gelsem veya samimi arkadaşlarım olsa sorun olmayacaktı büyük ihtimal. önerim yalnızlıktan gebermemek için yalnız gelmeyin. yeni arkadaş da bulamıyorum, asosyal bir insan değilim halbuki.
sene 2022. bu adamın ilk çıkış yılı 1992. 30 sene olmuş, az uz değil bak 30. 30 yıldır istisnasız her yeni şarkısı çıkacağında insanları ekran başında bekleten biri. sadece fan kitlesini değil herkesi bekletiyor, çünkü herkes hayranı zaten. aradan geçmiş 30 yıl, değişen ne?

günlerdir herkes delirmiş gibi bunu bekliyor. şarkı çıkacak diye 3 gündür twitter'da trend listesinden aşağı inmedi tarkan ismi. şu an twitter'da türkiye gündemine bakın. her tag tarkan'la ilgili neredeyse. twitter'da klibin bir kısmını paylaştığı videosu 3.7 milyon izlenmiş 140 bin fav almış 3 saatte. itunes'u şunu bunu saymıyorum zaten 1 numaradan giriş yaptı oralara. şarkıcısı, oyuncusu, siyasetçisi, gazetecisi, yazarı, fenomeni, ergeni, yaşlısı herkes bu adamı konuşuyor şu an. youtube izlenme rakamları kitlendi yarına kadar kendine gelemez ama like sayısı 160 bin daha şimdiden, 2 saatte kaç milyon izlenmiş olması lazım bu kadar like alması için onu bilemiyorum ama az olmadığı belli. ekşi sözlük'te 1.4 bin entry girilmiş sadece şarkının başlığına. 30 yıllık bir şarkıcının yayınladığı tek bir şarkıyla yaptığı şeye bak. gel gör ki ekşicinin biri de gelmiş diyor ki tarkan maalesef bitmiş. kardeşim bu adamın bitmiş hali buysa diğerleri daha hiç başlayamamış.
yamulmuyorsam "etikette farklı, sistemde farklı fiyat" gibi bişi duydum.
eğer öyleyse zabıta haklıdır diyecem ama
kasiyer kıza "kimse devletten büyük değildir" diye çemkirmesi?
hakkaten mi? geceleri gözünden iki damla da yaş geliyor mu? kıyamam vallahi. ilk seçimde oyum; kendisi kocaman saraylarında otururken bizim derdimize dertlenen bu yüce gönüllü insana. böylece millet aç sefil haldeyken şahsının yaşadığı acıyı bir nebze olsun dindirebiliriz.
2s8b
--- spoiler ---

"orhan abi çok özür dileyerek, demin araya giremedim çünkü de kendinizden cüce diye bahsetmeniz beni rahatsız etti abi açıkcası. çünkü her şey dilde başlıyor."

ilkkan'ın kadına şisko diye bağırıp cüce lafına takılması. ulan her yerin ayrı oynuyor ilkkan.

--- spoiler ---
ekonominin anasını s*ken partiyi bu ülkenin başına getirip sonra aç kalacak kadar düşük zekâlı, cahil ve ilerisini düşünemeyen bir insan ölse bile umurumda olmaz. dünyada yeteri kadar aptal var zaten, bırakalım da doğal seçilim işini yapsın.
(bkz: süleyman soylu) bakan olduğundan beri, polislerin karıştığı yasadışı işlerden bir diğeri.

dayak yiyen adam ifadesinde "yeğenimin nişanlısı" diyor, üstteki komedyen de haberi okumadan "cola çalışanı, alnında mı yazıyor özel harekat" diye espri yapıyor.

süleyman soylu emniyeti, bu cahil yazar kitlesi de sözlük kurallarını hiç etti maalesef.
harika halkımız yine çok doğru bir noktaya parmak basmış. aynen, daha çok para istiyorum. kadınların sadece paraya baktığını da buradan öğrenmiştim, o günden beri para dışında bir şeye bakmıyorum. sağolun.

eşek gibi çalışan bir asistan doktor olarak 10-12 bin tl arasında değişen maaşım var. yaklaşık 50 bin tl banka borcum var. artık enayiliğe son. uzman olunca görün bi de beni, kalıyor muyum devlette, keh keh.

(bkz: #133845662)
yandal uzmanlığını alır almaz geçeceğim özele, maksimum ne kadar olabiliyorsa o kadar yapacağım muayene ücretimi. ülkenin enayisi ben miyim yav? sikip attınız idealistliğimi. hükümetiyle, muhalefetiyle, doktoruyla, hemşiresiyle, tüm insanıyla, havasıyla, suyuyla, çalışana ve iş ahlakı olana verilmeyen değeriyle, ben özveriyle çalışmaya çalışırken yaptıklarınızla sikip attınız.
para istiyorum evet, artık sadece daha çok para için çalışıyorum. daha fazlasını hak etmiyorsunuz.
bi bitmedi şu "istanbula dönüş yolu abi yeeaa ehahehaehea" diyen geniş ağızlılar. evet abi istanbul bi başka yaaaaa başka yerde yaşayamam abiiiiii.

yaşama o zaman git kal istanbulda amk ne ağlıyon. biz mutluyuz dışarıdan gelmeyenlerle.
yıllardır okuduğum en güzel rezalet. sözlükte acilan onca sikko rezalet başlığından sonra rastladigim en güzel rezalet. tadı damağımda kaldı valla.
şaka bir yana; memleket karikatür gibi oldu iyice. bir şebekeyi kullanıyorsun, nitelikli dolandırıcılığa yol veriyor, üstüne bütün herşeyi sana fatura ediyor. öbür şebekeyi kullanıyorsun, parasını odedigin halde ne internet çekiyor, ne telefon çekiyor, hizmet alamıyorsun. inşallah bu konuda emeği geçen herkes layigini bulur, yazarın mağduriyeti giderilir. gerçi itibar da bayağı zedelenmiş. çok geçmiş olsun diyelim, takipçisiyiz konunun.

puanım: 10/ yıldızlı 10
malumunuz bugün ve önümüzdeki iki gün başta birleşik krallık olmak üzere avrupa'nın kuzeyini eunice fırtınası rahatsız edecek.

youtube'da big jet tv adında bir kanal da londra heathrow havaalanı'ndan canlı yayın yaparak, alana inecek yolcu uçaklarını izleyicilere sunuyor.

canlı izlemek isteyenler için: link
2000'lerde moskova'ya indiğinde rus televizyonları yayınlarını kesiyordu. ve bunca üne rağmen, türkiye'den gelmiş geçmiş on milyonlarca turistin kulağında yer etmiş olmasına rağmen, bu kudretini böyle bir işle halkla paylaşması olağanüstü bir şeydir. büyük cesarettir. helal olsun.
tamam. susmasın kadın.

peki hiç şunu düşündünüz mü, bu kadın ne zaman susacak? çok ciddi soruyorum. bazı kadınlar asla susmuyor ki buna tanık olmadım diyen varsa ya üç yaşındadır ya da art niyetlidir.

gerçekten soruyorum. kadın susmak bilmeyince ne yapılacak? ne olunca susacak kadın? karşıdakinin sinirlenmesi, üzülmesi, kırılması, kızması yetmiyor. neyi bekliyor peki kadın susmak için?

elinizle birine vurursanız ceza alırsınız. ama dilinizle birinin anasını sabah akşam sikebilirsiniz. kadınların dünyadan anladıkları hemen hemen bu.

karşıdaki sinirlendiği an kadın veya erkek susmalıdır. bu kadar.

kadın sinirlendiği an, adam ayağını denk almalı ve yaptığı yanlıştan dönmelidir. erkek sinirlendiği anda da kadın ayağını denk almalı ve eğer mevzubahis çene ise, çenesini kapatmalıdır. bu kadar.

bugün ilişkilerin temel sorunu, kadınların (prenses olarak yetiştirilenler özellikle) hiçbir sınırının olmaması. istediğini diyebilir, istediğini yapabilir, vurabilir, ağlayabilir, bağırabilir, çığlık atabilir, telefona sarılıp binbir kişiyi arayabilir... erkek ise masaya bile vuramaz. olaya bak. erkek de kadın da eline beline çenesine sahip olmalıdır. erkeğin elinden tokadı alıyorsan, kadından da çeneyi alacaksın. bunların biri diğerinden daha masum veya zararsız değil. ikisiyle de bir insana eziyet edebilirsiniz. kafanız bir kez bile çeneyle sikildiyse bu dediklerimi anlıyorsunuzdur.

ama erkeğe sesleniyorum. elini masaya vurman gerekiyorsa siktir et gitsin. çok ciddiyim. çünkü kadın senin sinirlendiğini zaten biliyor. bilmese yapmazdı o kadar çene. sana işkence etmeyi görev edinmiş biri var karşında. bırak gitsin. ne bok yiyorsa yesin. kaç kurtar kendini. yoksa bir gün o elini masaya vurman gerekecek, elini kıracaksın ve o ses yine de susmayacak. söylenmeye, tribe, afraya, tafraya, lafsal gerilime, hakarete vs devam edecek. masayı da kadını da bırak kaç kurtul.
ramiz dayının isminin laz ziya gibi bir karakterle yan yana anılıyor olması ramiz dayı için ömür boyu kazanamayacaği prestijin eline verilmesidir
utanç verici görüntüler. bu ülkeden bir sikim olmayacağının bir başka versiyonu. hani amaç ne amk, halbuki geç karşı karşıya, tezahüratlarda bulun, şakalaş, gülümseyin, tokalaşın.

yani zaten maçlar sahada oynanıyor, sen neyin peşindesin? eğlencesinde değil misin bu işin? sahadakilerin de sikinde değilsiniz. akıl almaz rezil görüntüler, bunları yapan taraftarların dışlanması, kınanması ve toplumdan siktir edilmesi gerekir. takım ayırt etmeksizin söylüyorum. kaç yılına geldik, hala bu kadar salak insanların olmasına tahammül edemiyorum!

birinin kafasını yarsan, veya linç etsen daha mı zevkli? puan mı alacaksın? eğlenmeyi bilmiyoruz arkadaş biz. grupta aslında birkaç dangalak var körükleyen, onları içerde durdursan, hatta kendi içinde tokatlasan zaten böyle salaklıklar ve aptal görüntüler olmaz ama nerde öyle bir camia? ülkece hayvanlaştığımız için sürü psikolojisinde ne yaptığını bilmeden hareket ediliyor hala. aklı başında bir tane fbli de yok mu orda, lan dangalaklar ne yapıyorsunuz demiyor?

yani şurda bir gsli kız arkadaşı, kardeşi, eşi, çocuğuyla olsa ne olacaktı? utanma duygusu neden bizde yok! vallahi ben utandım.

not: alttaki linki de izledim, aman allahım. sandalyeyi kafasına atıyor ya. bu kadar mal nasıl olabiliyorsunuz. izleyen sikimin dallamaları da kaçmayın, nasıl korkuttuk vs. ulan kalabalık olan ağır basar, ama biri bir silah çıkarsa herkes kaybolur. ulan ne sikimin mallarısınız, sonra kaçırdık, bilmem ne ettik diye anlatacaksınız? bu hikaye mi? orda oturup çay içmek, güzelce muhabbet etmek varken, işte o zaman anlatacağın hikaye olur. aileden sevgi görmeyen, toplumca kaybettiğimiz bu boş insanlar umarım tespit edilir ve içerik tıkılır. özellikle sandalye, şişe fırlatanlar cinayete teşebbüsten yargılanırlar.

şunları yapan adam, katil de olur, tecavüz de eder, hırsızlık da yapar. ülkemin rezil hallerinden bir başka kesit.
bu şekilde konuşanlar avam oluyor. asla şaşmaz, kesin hüküm veririm. tanımadığım insanlar yaşı benden küçük veya büyük, statüsü fark etmeksizin “siz”dir benim için. çok dikkat ederim ve karşı taraf sen şeklinde devam ederse rahatsız olurum, daha beteri ağzını yayarak “aşkııım” şeklinde hitap edenler ancak bizim insanımız çok samimi bulup peşinde hayran kitleleri oluşturuyor bu gibilerin. anlamak güç. bence siz demek gayet yerinde ve uygun ama bahsettiğim gibi bizim ülkemizde ultra istekler bunlar.
arkadaşlar isimleri açıklıyorum:

e.a.d - s.d.
n.a - i.ö.

tabi bunlar bir iddia. magazin çöplüğünden herkese iyi günler.

edit: arkadaşlar bunlar tabi ki iddia, hiçbirinin yanında değildik herhalde. yanılma payı vardır, mesela e.a.'ın beraber olduğu iddia edilen kadın için iki farklı isim daha okudum bunu yazdıktan sonra.

n.ve y. yakın arkadaş değil diyenler de çıktı belki o kısmı da hatalıdır.

gelen birçok mesajdan sonra isimleri de sansürlüyorum. sağır sultan bile duydu ama neyse.
fayansları, parkeleri kadınlar döşesin. boyayı alçıyı kadınlar yapsın. erkekler inşaatın kabasını atsın incesini kadınlara bıraksın. tıpkı ruhları gibi! bir fayans döşüyor adam kaç sene temizlesen o kalıntı çıkmıyor. kendim de fayans döşedim hiç öyle olmadı.
öncelikle cinayettir bilmem ne yazanların hiçbirinin insanlıktan nasibini almadığı, engelli olmanın ne olduğunu bilmediğini eve hatta engelli yakını dahi olmadığını söylemek gerek.

kürtaj cinayet değildir. bir kadın buna karar verdi ve yaptıysa bir bildiği vardır size de b.k yemek düşer ve kesin sesinizi denir.

işin gerçek dünyada yaşanan kısmına gelirsek, kürtaj ister down sendromlu olsun ister başka sebeple olsun eğer yaptırılıyorsa kadın tarafından kolay alınmış bir karar olmadığı gibi mental olarak etkisi de bir süre devam edecek bir karardır.

ölçün biçin tartın, çocuğunuzun ızdıraplı bir hayat yaşamasını mı istiyorsunuz karar verin.
insanlar neye takıyor lan. başlık 2018'de açılmış, anadolunun köylerinde galiba böyle bir zihniyet var, 30 yaş üstü sırt çantası taşımayı komik görüyorlar. aynı kitle muhtemelen şort giyen veya spor yapan 30 yaş üstünü de eleştirir. büyük ihtimalle ailelerinden gördükleri üzere 18 yaşında falan evlenip çoluk çocuk yapan kitle bunlar, %20'si belki üniversite mezunudur. hayatlarında avrupa görmemiş olma ihtimalleri de en kuvvetlisi.
başka bir kadına duyulan beğeniyi ifade etmek, övmek. hele ki hayatınızdaki kadından esirgediğiniz ilgi ve değeri gösteriyorsa. of of off.
kimi beğeniyosan, övüyosan ona git madem... diyebilir karşınızdaki kadın. hatta sitem etmeye bile ihtiyaç duymayabilir, kendi yoluna bakma kararı alır, haber bile vermez.

son zamanlarda pek duyuyorum, erkekler bu tip davranışları flört döneminde taktik olarak uyguluyolarmış. (bkz: negging)
ciddi özgüvensizlik işareti, artı saygısızca ve görgüden uzak tavırlar bunlar.

her sorunun çözümü olabileceğine inanan, uzlaşma yanlısı bir kadın olan ben böyle bir durumda evli olsam hemen avukatımı arar, boşanma davası açarım. o derece.
erkek olsam da aynı şekilde olurdu gerçi.
gözüyle değil götüyle maçı izlediğini afişe eden beden hocamız var.

maçtan sonra aynen şunu söyledi : " slavia çok iyi kapanan bir takım, hızlı kontraataklarla üzerimize geleceğini biliyorduk, beklediğimiz gibi oldu"

adamlar hiç kapanmadan, resmen bizi kendi sahamıza kapatarak maçın çoğunu ileride oynadı. vizyonda bu seviyeleri görmek de varmış!!!...