Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
21 ocak 2021 faiz oranı yüzde 17 dolar 7.40
24 eylül 2021 faiz oranı yüzde 18 dolar 8.80

sizin yönettiğiniz ülkenin de yaptığınız işinde...
murat ülker, aralarında şok marketlerinin de olduğu zincir marketlere yönelik "fahiş fiyat" suçlamalarına cevap verdi. marketlerin buradaki en zavallı kesim olduğunu belirten ülker, "milletin aklıyla alay etmeye lüzum yok" dedi.pladis yönetim kurulu başkanı murat ülker, aralarında şok marketlerinin de olduğu zincir marketlere yönelik "fahiş fiyat" suçlamalarına yanıt verdi. ülker, gazetecilerle sohbet toplantısında "fahiş fiyatlar" hakkında açıklamada bulunarak, zincir marketlerin fahiş artışların sebebi olarak gösterilmesinin milletin aklıyla alay etmek olacağını savundu.
"biz yüzde 1 kazanıyoruz, bunu indirsek ne olur?"
türkiye'nin büyük bir planlama sorunu olduğunu söyleyen murat ülker şunları kaydetti:

"bir sene dağ-taş soğan dolu ertesi sene piyasada soğan yok. marketlere yükleniyorlar. marketçi alıp satıyor. parasını üreticiye ödüyor. yani milletin aklıyla alay etmeye lüzum yok. herkes akıllı herkes bakkala gittiği zaman kim kaç para biliyor. ve herhangi bir fahiş fiyat varsa asla satılmıyor öyle bir şey yok. millet aptal mı? biz yüzde 1 kazanıyoruz, bunu indirsek ne olur?

"sadece domateste 35 milyon lira zarar ettik"
daha pahalıya alıp ucuza satabilen biri doğmadı. o dönem domates fiyatları indirildi. sadece domatesten 35 milyon tl zarar ettik. türkiye'de enflasyon yüzde 19 civarında, üretici enflasyonu ise yüzde 45. yani aradaki fark aslında biz üreticilerin ne kadar fedakarlık yaptığının kanıtı.

"market buradaki en zavallı kesim"
artık herkes tl'nin değerlenmesi için çalışması gerekiyor. neden başkasının parasının değer kaybetmesini bekliyoruz. ya bu memleketin planlamacısı yok mu? market buradaki en zavallı kesim. alıyor, satıyor. desen ki, 'aldığın fiyata satma' o zaman hakikaten alaeddin'in cini lazım. 'aldığın fiyata satmayacaksın.' nasıl olacak bu iş?

"patates bir sene sonra yığıldı kaldı"
mesela ne oldu patateste. patates hiç satılmadı niye? patatesin çoğu bu hamburgercilerde, büfecilerde satılırdı. bu satılmayınca dağ taş patates oldu. şimdi tekrar açılıverince de, patatesler bozuldu tabi, patates yok oldu şimdi de. e tabi var yok yaparsan bunun fiyatı da aşağı yukarı oluyor."

kaynak
gittim. burslu okudum universiteyi. sonra dondum. deli gibi ugrastim guzel seyler yapmak icin. kiminde basarili oldum ama cogunda hep zorluk ve hep zorbalik gordum. hic kimse yardimci olmadi. duzgun is bulamadigim icin kendi isimi kurdum. yine hic destek almadan. yaptigim is ile yuzlerce cocuga ve gence yardimci oluyorum. manevi olarak cok guzel ama artik burda bir gun bile durmak istemiyorum. aziz sancar alaninda basarili olabilir ama bu onu diger konularda da alim yapmaz. bos konusmus. 21. yuzyilda milliyetcilige artik yer yok. herkes nerde mutluysa oraya gitsin.
özellikle pazaryeri kültürünün gelişmesi ve pandeminin eticarete olan yönelimi inanılmaz artırdığı bu son 2-3 yılda oluşan ver çılgınlık boyutuna ulaşan bir başka kültür de iade kültürü.

iade her tüketicinin en doğal hakkı. bir ürün sipariş eder, ürün geldiğinde aslına benzemiyordur, hoşuna gitmemiştir, bir hatası vardır ya da fikri değişmiştir, ürünü iade eder. her internet satıcısının riskini aldığı bir masraf kalemidir iade, zira iki yönlü kargo parası çıkar cebinizden ve kar yapacağınız satıştan zarar yazarsınız. o yüzden mümkün olduğunca iyi paketleme, sunum ve iyi açıklama önemlidir.

ama son yıllarda özellikle trendyol'da oluşan, ardından diğer pazar yerlerine sıçrayan bir kültür var ki aman allahım.. 5 desen elbisenin her birinden 3 beden sipariş edip, kargo gelince deneyip 14'ünü iade eden, pazaryerlerini "bunun bir boy büyüğü varsa onu da verin ikisini beraber deneyim" diyeceği tezgahtar olarak kullanan bir kültür.

artık insanlar o kadar kaptırmış ki kendini otomatik alışverişe, açıklamaları okumuyor bile. ürün adında "köpek tasması" yazan ürünü ben arama kutusuna kedi tasması yazmıştım ne bileyim diye iade eden mi ararsın, adında "küçük boy oyun topu" yazan ve topun çapını yazdığınız topu "top küçük geldi" diye iade eden mi ararsın, aynı anda 4 renk, 2 beden ürün sipariş edip 7'sini iade eden mi arasın. şu anki kargo trafiğinin %20 sebebi sırf bu kitlenin gitti geldisi oluşturmakta.

mağazalarda bu performans puanı sistemi ve ceza sistemi gereğince karşılamak zorunda kalıyor. yine denebilir ki kardeşim bize tanınıyor bu hak, kullanırız sana ne! tabii ki kullanırsınız, ancak bu oluşan ekstra maliyetin çözümünü satıcılar fiyat ve karlılık artırarak çözmek durumunda kalıyor. o yüzden ne yazık ki 20tl'te mal edip 40tl'ye satabileceği ürünü aradaki iadelerin yaratacağı masrafı da göz önünde tutarak 50tl'den satışa sunuyor.

pazaryerleri müşteri memnuniyet odaklılığının faturasını satıcılardan çıkardığı için zaten onların açısından bir problem yok. o yüzden koşulsuz iadeler vs havada uçuşuyor. olan satıcılara ve fark etmeden aynı ürün için daha fazla ödemek zorunda kalan normal alışverişinde olan müşterilere oluyor..

edit: konuyu "hey ben vergilerini veren bir vatandaşım adamım, benim haklarım var"a çevirmek isteyenlere istinaden; konu ürünlerin her renk ve bedenden alınıp denenerek iade edilmesi değil. buyurun dilerseniz milyon tane sipariş verip bir tanesini alın ve gerisini iade edin. konu günün sonunda bunun satıcılara yarattığı kargo maliyetinden dolayı x birime satın alacağınız ürünü x + %20-30'a aldığınız. maliyet hesabında artık aynı fire hesaplar gibi iade kargo bedeli oranı hesaplanarak fiyata eklenmesi. yoksa tüketici kanunlarının da, haklarının da farkında ve sonuna kadar arkasındayım. ileride bu davranışın düzelmesi konusunda da herhangi bir beklentim yok, hatta daha da beter olacak. sadece 100 kişiden 80'i bu bahsettiğim şekilde alışveriş yapan 20 kişinin yarattığı ek masrafın bedelini daha yüksek fiyata ürün alarak ödüyor, bunu belirtmek istemiştim. yoksa sikmişim ingiltere'sini..
artik şirki falan geçti adamlar direk rte yi kutsal ruh yaptılar.
bu memleket yedi düvelle savaşırken kül olmadı bi tane siyasal islamcı gidince mi kül olcakmış.
sizin müslümanlığınızın içine tüküreyim ben.
a101,bim ve şok, son 20 yılda nasıl gelişti, bakkal gibi nasıl her mahallede türedi, önce bunu açıkla.hikaye,masal anlatma. bunlar son 20 yılda tekelleşirken sen ne iş yapıyordun.
kilit pası yapamadığı söyleniyor, adam önündekine pas atamıyor amk kilit pası nasıl atsın.
600 bin youtube takipçisi, en az yirmi bin takipçili onlyfans sayfası, 850 patreon takipçisi, 10 bin twitch izleyicisi, 5 milyon insta takipçisi.

bu kızın geliri aylık 200-300 bin dolar falandır. yaptığı mesleği 300 liraya yapıp orasını burasını yamultanlar var. erkekleri böyle istismar etmek lazım işte. helal olsun. mikrofon yalayıp götünü başını açarak tüm sözlüğün gelirini 1 ayda kazanıyor.

edit. saf davranmışım, hanımefendiyi takip eden biri gelirinin aylık 1 milyon dolara yakın olduğunu belirtti. şaşırtmaz, sadece onlyfans'ten o civarda kazananlar var.
ben de yan apartmanda ikamet ediyorum ve bu binanın altı araba galerisi. hatta bazı kolonları kestikleri için 3 - 5 kez çimere şikayet etmişliğim de var , ama zürih büyükşehire bağlı olduğu için karışmadılar...
burcu bugün mert'e "neden elini kaldırmadın" diye çıkıştı ya, yemek mükemmel olsaydı ve mert de elini kaldırsaydı bu sefer de "yemeğe senin fazla katkın olmadı neden elini kaldırdın" diye çıkışırdı. burcu'nun muhteşem egosu buna müsait. çünkü en çok burcu biliyor ve diğer herkes ölmeli.

ben onun takım arkadaşı olsam, takımın kaybetmesi pahasına burcu'ya yardım etmezdim. onunla olumlu - olumsuz en ufak bir etkileşime giren, kendisinin muhteşem egosundan nasibini alıyor.
beşiktaş maç öncesi yapılacak bomba ihbarı, sahaya yıldırım düşmesi, stat dışında maçı erteletecek kadar ciddi taraftar kavgası, beklenen büyük amsterdam depremi gibi kozlarını kullanmadığı takdirde....
hiçbir geçerliliği olmayan imza. yaptırımı da yok.

ama, aynı sektörde geçilen şirkete eski şirketten bilgi taşımanın suçu çok ağırdır. örneğin rakip firmaya geçilip eski firmadaki yeni çıkacak ürünün bilgilerini vermek.

onun haricinde bir sıkıntısı yok.

edit: firmalar bilgi hırsızlığını engellemek için gizlilik sözleşmesi yapar. neleri yeni firmaya diyebilirsin diyemezsin orada yazar. ingilizcesi nda diye geçer. özellikle danışmanlar için maddeler çok sıkı olur. çünkü danışmanlar aynı sektörde birçok firmaya hizmet verir.

edit2: ender de olsa, bunu yapıldığı taktirde firma işten çıkan kişiye iki sene için belirli ücret öder.

bu arada merak edenler için neden geçersiz olduğunu anlatayım. maddenin amacı bilgi kaçırmayı engellemek güya (normalde gizlilik sözleşmesi bunu yapar). rakip firma o bilgiye ihtiyacı varsa zaten kaçıracak kişiye o çalışamadığı iki sene için parayı zaten öder, ama genelde taşeron üzerinden işe alır. bu yüzden bu madde işlevsel değil zaten. gizlilik sözleşmesi ise tam bu duruma cevap verir. ayrıldığınız şirkette gizli etiketi konmuş hicbir bilgiyi hiçbir zaman başka bir yerde açığa çıkaramazsınız.
+biden beni sevmiyor
- neden kanka hâlbuki şeker gibi adamsın
+ kıskanıyor ibne, çekemiyor.
aldıkları sattıkları kar marjları belli, doğrudan istihdam desen muazzam, dolaylı ile milyonlarca insan, her şeyleri resmi vergi kaçağı yok, üreticiye ödemesi gününde, çoğunun yönetimi de fikir olarak sana yakın. keşke hedef şaşırtmak yerine gerçek sorunları konuşabilsek.
sakatliklar icin uzmana filan gerek yok. zemini goruyoruz. sen pjanic getirip bu zeminde oynatamazsin. yarin pjanic de sakatlanip 3 ay beklerse mis gibi transferin icine etmis olursun. takimin 500 milyon eur borcu var ama su zemine harcanacak 500 bin fazla geliyor. iste bu turk mantalitesidir. ferrari'ye lpg taktirmaktir bu bir nevi.

edit: al gitti pjanic. aferin amk cok iyi oldu. ajax 10 tane atar.
haberin ne kadar vicdansızca olduğunu, ne kadar zalimce olduğunu anlatacak kelime bulamıyorum gerçekten. boğazım düğümlendi okurken, gözyaşlarımı zor tuttum.

adıyaman eski belediye mezarlığı’nda, 2-3 günlük olduğu sanılan yeni doğmuş bebek, canlı canlı toprağa gömülü bulunmuş. bebek, mezarlık yakınındaki lisede okuyan ve şehitler için dua etmeye mezarlığa giden genç liseli kızlar tarafından bulunmuş. kadere inanırım, demek ki masum bebeğin alması gereken nefes, yaşaması gereken bir hayat varmış ki ister allah yönlendirdi ister tesadüfler deyin çok şükür ki kurtulmuş. hastanede yoğun bakıma alınmış.

adıyaman'da canlı canlı gömülen bebek

1500 yıl önceki mekkeli müşriklerin kız çocuklarını diri diri toprağa gömmesi gibi olay 1500 yıl sonra %98'i müslüman denilen, sorsan islamın, imanın şartını bilmeyen insanların olduğu ülkede gerçekleşiyor.muhtemelen çiftleşen iki amip beyinlinin bebeğe bakamayacaklarını düşündükleri için gerçekleştirdikleri insanı insanlığından utandıran vicdansızca olay. ya da genç bir kızın ırzına geçildi ve kürtaja gücü yetmedi ve çareyi bakamayacağı bebeği canlı canlı gömmekte buldu. aklımın almadığı, kalbimin kaldıramadığı yer ise canlı canlı gömülürken o bebek ağlıyor ve sen buna rağmen onu gömebiliyorsun! bu insana vicdansız kelimesi yetmiyor, aslında vicdansız olabilmesi için önce insan olması gerekiyor bunu yapan insan bile olamaz!

şunu da şuraya ekleyelim adıyaman çok dindar, müslüman, vicdanlı olduğu için yol tabelalarında sahabi isminden sonra nemrut gibi ceberut, allahsız bir tiranın gelmesini istemeyip, (bkz: nemrut'un yol tabelalarından silinmesi)'ni istemiş.

--- spoiler ---

adıyaman eski belediye mezarlığı’nda vicdanları sızlatan bir olay yaşandı. 2-3 günlük olduğu sanılan yeni doğmuş bebek, canlı canlı toprağa gömüldü. mezarlığın yanında bulunan okulun öğrencileri şehitler için dua etmeye geldikleri mezarlıkta bebeğin ağlama sesini duydu.

sese doğru ilerleyen lise öğrencileri, vücudu toprağın altında olan bebeğin dışardaki ayaklarını gördü. toprağı eşeleyen öğrenciler kız bebeği topraktan çıkarttı. mezarlık görevlisinin cuma namazına gittiği esnada gömülmeye çalışıldığı tahmin edilen bebek, olay yerine gelen sağlık görevlileri tarafından ambulansla adıyaman eğitim ve araştırma hastanesi çocuk hastalıkları hastanesine kaldırıldı. bebek ilk müdahalenin ardından yoğun bakım sevisine kaldırıldı.

bebeği bulan ve gözyaşlarına boğulan lise öğrencileri olay yerine gelen polis ekiplerine durumu anlattı.

“tek ayağı topraktan çıkmış şekilde ağlıyordu”

bebeği bulan lise öğrencisi esranur yücedağ yaşadıklarını anlatarak, “biz okuldan öğlen arasına çıktık. şehitlerin mezarını ziyaret edip, dua okumak için mezarlığa geldik. buradan geçerken, ağlama sesini duyduk. zor nefes alıyordu. bizde hemen gelip baktık. bebek tek ayağı çıkmış şekilde ağlıyordu. biz de hemen toprağı kazdık. bebeği çıkarttığımızda bebek titriyordu. en fazla 2-3 günlüktü. üzerinde zıbın vardı. canlı canlı gömülmüştü” dedi.

diğer öğrenci nisanur yüce ise “ağlama sesi duyduk buralara geldik. ayak gördük, korktuk ilk başta. sonra üzerini açtık nefes alıyordu. sonra topraktan çıkarttık. üstünü lacivert bir pijama ile örtmüşlerdi. çıkarttığımızda titriyordu, sonra arkadaşı gönderdik birilerini çağırdı” diye konuştu.

mezarlık görevlisi mustafa doğan ise cuma namazında olduğu esnada olayın yaşandığını ve bir şey görmediğini söyledi. polis ekipleri şüphelinin tespiti için çalışma başlattı.

--- spoiler ---
grip, farenjit ve bilumum alt ve üst solunum yolu enfeksiyonları.

edit: konuşulanları at gözlüğü takarak etrafa bakan bir ergen gibi sığ bir şekilde dinleyen bir akıllı, aşağıda kendince laf çakmış. canım bu hastalıkların sebebini değil, kış mevsiminde çok fazla arttığını-yayıldığını iddia ediyorum ki bu doğru bir önerme sende biliyorsundur sanırım. ne meraklısınız insanı cahil ilan etmeye, sizi gidi denileni sadece işine geldiği gibi anlayan cahiller.
uzun zamandır dikkatimi çeken ve de sanırım sadece bilkent üniversitesine özel olan bir tuhaf durumdur. bilkent üniversitesinde hoca olmak için belki de bi kriterdir. normal bi isim ve soyisimle öyle burda hoca olamazsınız diye bir koşul vardır belki de. yani hoca denirken akla ne gelir; işte mahmut yıldız efendime söyliyim mustafa kaya hadi biraz daha nadir olsun ayşenur özdemir ne bilim en fazla asuman tekin olur hoca dediğin ama bilkent üniversitesi öyle mi;

jülide akşiyote
iletişim ve tasarımı bölümü

isim zaten nadir de ama bu soyisimle yanyana gelince dünyada tek herhalde. hatta önümüzdeki 5000 yıl boyunca da böyle bir gelmez bence daha.

bilin neyaptı
iktisat bölümü

insanda durup dururken şüphe uyandıran bir isim. okurken de düşündüren bi isim. düşünürken de düşündüren öyle görünmese de çok akademik bir isim.

ayışığı başak sevdik çallı
bilgisayar mühendisliği bölümü

sanki şifreli bir mesaj var ya da bizden birşey bulmamız bekleniyor da bunlar ipucu kelimeler. hmmm. bi şiir kitabı adı da olabilir bilemedim.

zühre sü gül
mimarlık bölümü

hani zühre gül olsa bi nevi anlaşılır hatta zühre su gül olsa bile ama o su neden sü oluyor abi nasıl bi ünlü yumuşaması çeşidi bu.

satılmış topçu
bilişim sistemleri ve teknolojileri bölümü

mesela neymar gibi zira kendisi satıldı 220 milyon euro'ya ve de topçu. ama messi öyle değil çünkü bonservisi elinde gitti. o yüzden o serbest bırakılmış topçu.

ayşe henry
mimarlık bölümü

on numara çok kral efsane bir isim soyisim. annesi de fatma djorkaeff.

andre santos nouri
iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümü

portekiz milli takımının sol beki gibi başlayıp kızılcahamam müftüsü gibi biten bi isim. cok acayip.

esma burçin dengiz olin
iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümü

ya allah aşkına esma burçin neyine yetmemiş. hani esma burçin olsan ne güzel kulağa da hoş geliyor ama sonra dengiz olin ne abi. mogolistan hanı mısım sen yoksa pagan tanrısı mı.

örsan örge
doktora: kansas üniversitesi

ör parantezine alınabilirmiş aslında. sange ile devam edilebilirmiş.

tijen sonkan türkkan
iç mimarlık ve çevre tasarımı bölümü

slogan gibi isim. dişe dişe kana kana intikam diye de devam edebilirmiş.

atıl kurttekin
grafik tasarımı bölümü

bu hocamızın asıl soyisminin kurt oldugunu düşünüyorum. anne ve babası ona kötü bi şaka yaparak ismini atıl koyduklarını buna intikam olarak da hocamızın soyismini değiştirdiğini düşünüyorum.

dominique kassab tezgör
güzel sanatlar bölümü

italya alplerinde başlayıp adana toroslarında biten bir fay hattı gibi adeta öyle bi isim.

serge randriambololona
matematik bölümü

sonlara doğru klavyeye random basılmış belli.

glenn terry kukkola
mimarlık bölümü
yaşlı amcaların coca cola'ya seslenme şekli gibi bir soyisim bu da.

tudor onea
uluslararası ilişkiler bölümü

soyisimi zaten tepkiyi bizden önce koymuş.

costantino costantini
kültürler, medeniyetler ve düşünceler programı

istanbul istanbul olalı şarkısının yunancası bu da.

sinan pekinton
lisans: hacettepe üniversitesi ankara devlet konservatuvarı

eyalet ismi gibi washington mesela ama onun ali express’ten sipariş ettiğinizi düşünün.

daha bunun gibi onlarca aşırı marjinal hoca isimleri;

nazende özkaramete coşkun
fulten larlar
ilgi gerçek
celile ıtır göğüş
okyay say
arzu sibel ikinci
lori russell dağ

ve sayamadıklarım..

eğer siz de çok sık rastlanmayan bir isme sahipseniz mesela adana merkez patlıyor herkes gibi bilkent’e hocalığa başvurun kesin alırlar. rektör bile yaparlar.
once like koleligini bitirmeleri lazim. takipcileri haricinde onem verdikleri pek bi sey yok. kurumsal koleligi bitirmek icin girisimci ruh lazim. z kusaginin yarattigi dunya capinda bi start-up falan var mi? maalesef uretimle hicbir isleri yok. onlara sorsan "bitirecegiz" derler. her seyi yapabileceklerine inaniyorlar ama bu hayalden oteye gecemiyor. cunku tuketerek bi devrim yaratmak imkansiz. prekarya sinifini olusturacaklar, otesi cok zor gozukuyor..
ulan şaka gibi adamlarsınız neymiş giresunun 2. golü sayılmalıydı. giresun kalecisi topu degaja vurduğu an cücü düdüğü çaldı staddaydım gördüm. uzatma 4 dakika 4. dakikanın 3. saniyesinde maçı bitirmiş ulan ne istiyorsunuz sabaha kadar maç oynansın falan herhalde isteğiniz. algınızı ayrı zihniyetinizi ayrı...
zincir marketler ürünlerini toptan aldıkları için bakkal ve manavdan daha ucuza satış yapıyor. daha ucuzunu devlet isterse kendisi üretip kar koymadan maliyetine satabilir. fakat işlerine gelmediği için marketlere bok atmak daha kolay.
beşiktaş teknik direktörü. sormak istiyorum merak ettim acaba idman sistemi mi sıkıntılı hocam bence idman sistemini bi incele derim 9 sakat oldu barcelona'dan gelen topçu da sakatlandı....

medya konuşmuyor hocam bunları ama vitor olsa konuşurdu da seni seviyorlar demek canını sıkma hocam sakatlıklar geçer.
yemin ediyorum bak bundan sonra bir daha bu adamı öven bir entry görürsem yazan kişiyi halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekten şikayet edeceğim ya abi bu nasıl bir tip. yok diriymiş yok mücadelesi yetermiş ağzımı bozacam şimdi şaka mısınız ya siz. adamda ciddi ciddi mental bir bozukluk olduğunu düşünüyorum artık resmen yarım saniye lag yaşıyor. istisnasız şekilde aldığı her karar hatalı ya akıllara zarar bir oyuncu. 32 yaşındayım ne kötü topçular izlemişimdir bak açık ara böylesi gelmedi gelmeyecek. hayretler içinde izliyorum yerleri kemiriyorum izlerken ya yoldan rastgele birini çevirip gözünü bağlayıp sahaya salsam yemin ederim bundan daha doğru zamanda topu ayağından çıkarır en azından fark eder yanında birileri olduğunu.
bugün fatih altaylı'nın verdiği kulis bilgisi. erdoğan'ın ilk seçimde gideceğini onlar da görmüş olmalılar ki hazırlıklarını yapmışlar. kendilerini sözlüğün popüler konularından türkiye'den siktir olup gitmek başlığına da bekliyoruz.

--- spoiler ---

dün ilginç bir ihale vardı.

türkiye’nin ak parti döneminde çok sevdiği yap işlet usulü yol ihalelerinden biri.

erdemli-silifke-taşucu otoyolu projesinin çeşmeli kızkalesi kesimi yap işlet devret ihalesi.

dün yapılan ihale son derece ilginçti.

bir evet sadece 1 firma ihaleye katıldı ve teklif verdi.

o firmanın da pek gönüllü olmadığı, ihaleyi yapan ulaştırma ve denizcilik bakanlığı’nın “güçlü arzusu” sonucu ihaleye katıldığı dedikoduları var.

bilmem yalan bilmem sahi.

sonuçta tek katılımcı vardı ve tek teklif ondan geldi.

yabancı bir firma değil, tanıdık.

kolin inşaat.

üç yıl inşaat 16 yıl işletme süreli otoyolda verilen garantili geçiş sayısı 45 bin. belli ki bu 45 bin karayolları’nın “uğurlu sayısı” nereye yol ya da köprü yapılırsa 45 bin garanti veriliyor.

osmangazi köprüsü 45 bin.

çanakkale köprüsü de 45 bin.

yahu ikisi aynı şey mi, nasıl ikisine de aynı sayı garanti verilir diyen yok.

şimdi aynı sayı çeşmeli-kızkalesi arası için.

ama ilginç.

bir tek katılımcı, o da zoraki.

bu arada bazı tanınmış, bilinmiş müteahhitlerin kendileri için başka ülkelerde bir gelecek hazırlama peşinde olduğu iş çevrelerinde ve bankacılık çevrelerinde çok konuşulur oldu son zamanlarda.

bunlardan çok bildik birinin umulanın aksine gayrı menkul yatırımları yaptığı avrupa ülkelerinden birine değil, birleşik arap emirlikleri’ne yerleşmeye hazırlandığı, burada kendine bir hayat kurduğu anlatılıyor.

aynı kaptan yemek yiyen bir başkasının ise iyice uzağa gitmeye hazırlandığı ve avustralya’da epey bir yatırım yaptığı ve 2 sene içinde ailece avustralya’ya göçebilecek şekilde organize olduğu konuşuluyor.

bütün bu hazırlıkların kokusunun devleti yönetenlere kadar gittiği ve bu müteahhitlerin “üzerinin çizildiği” de ankara’nın dedikoduları arasında.
--- spoiler ---

kaynak