Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
bizi ne bağlar acaba? aihm bağlamıyor bm bağlamıyor nato bağlamıyor o zaman biz neden buralara üyeyiz ve temsilci bulunduruyoruz?

edit: bir yazar arkadaşın mesajını ekleyeyim
anayasa mahkemesi de bağlamıyor hatta başkanını dolaylı tehdit de ediyoruz. süper demokratız
üst edit: arkadaşlar bulundu, almaya gıdıyoruz. yardımcı olan herkese çok teşekkür ederim.
üst edit: sağlığı iyi, arnavutköyde bir kişinin ihbarı ile hastaneye gidiyor ve twitter paylaşımını gören polis ile tarafıma ulaşılıyor. bu da merak edenlere gelsin.
şükür

arkadaşlar merhaba. daha çok insanla nasıl irtibata geçebilirim bilemedim. bu yöntemi denemeye karar verdim. abim 22 aralık 2020 tarihinde 17.45 saati civarında karaköy galata köprüsü altındaki tuvalette son kez tarafımca görülmüş olup kayıptır. görenlerin polise nolu telefona bildirim yapmasını ve bunun da olabildiğince çok paylaşılmasını önemle rica ederim. kayıp kişi yusuf çelikbaş. fotoğrafını da linke ekliyorum.

lütfen mümkün olduğunca favlayıp yukarı taşıyalım. önerilere ve tüm yardımlara açığım. arama konusunda yardımcı olmak isteyenler mesaj atabilir. ne kadar göz, o kadar umut.
edit. simdi müge anliya çıkıyoruz arkadaslar, lütfen izletin sağa sola.
aynı hayat görüşü, benzer ilgi alanları, ortak bir vizyon ve dünyaya aynı pencereden bakabilmek. birisi bile eksik olduğunda diğer özellikler de puzzle gibi uyuşmuyor ve aslında oldurmaya çalışarak, ilişki adı altında yaşanan bütün saçmalıklar gün geliyor size zamanın telafisi olmadığını hatırlatıyor. öylesine ile gerçek bir ilişkinin arasındaki uçurumu farkedenler ise artık tek önemli şeyin bekledikleri doğru insan olduğunu biliyor.
kurumlara yönetici atamasını siyasetin yapmaması yeterli olacaktır. siyaset ne kadar liyakatli atama yaparsa yapsın, beklediği liyakat değil itaattir. dolayısıyla makama oturttuğunuz bürokrat önce bağımsız sonra liyakatli olmalıdır. son tahlilde yaptığı iş mevzuatı herkes için tarafsız bir şekilde uygulamaktır.
bağımsız ve işinin ehli bir yöneticinin idaresinde çalışan memurların kalitesinin artması kaçınılmazdır.
sırf aileme yük olmamak için 9 yaşımdan beri yazları ve 15 tatillerde, lise 2 den bu yana da tam zamanlı çalışıyorum. üniversiteyi kazandığımda üniversite kaydımı yaptırmadan önce gittiğim şehirde önce iş bulup sonra kaydımı yaptırdım. ne üniversite hayatından bir şey anladım ne yüksek lisanstan. sırf kardeşim böyle hissetmesin diye, kardeşim aynı üniversiteyi kazanınca babamı aradım. bu çocuk buraya gelince ilk sene işe falan girmeyecek öğrenciliğin tadını çıkaracak masraflarını da paramın yettiği kadar ben yetmediği yerde sen karşılayacaksın dedim. nitekim öyle de oldu. ne zaman kardeşim işe girip babam kazancımın iki kişilik olduğunu farketti işte o zaman ilk kredi talebi geldi. sonra tam 10 yıl boyunca hep kredinin son ayında babamın başka bir ihtiyacı oldu ve kredinin yenisi çekildi. paşa paşa ödedim. 20-30 yaş arasında kazandığım parayı şu an kazanamıyorum. o 10 senede iş arkadaşlarım evlerini arabalarını aldılar. ben mi? kredi ödedim. sonrasında öğrendim ki annemle değil başka kadınlarla yenilen yemeklerin, çıkılan tatillerin kredileriymiş bunlar. nitekim boşandılar. babam yine her fırsatta para istedi. küçük kardeşimin telefon faturası benim otomatik ödememde olduğundan kardeşime her sene yeni bir telefon aldı hediye alması gerektiğinde. nasılsa o değil, fatura üzerinden ben ödüyordum. dedem babamdan tek kuruş para istememiştir. adam yataklara düşüp eve yatılı bir hemşire alınması gerektiğinde 4 kardeş bir hemşire parasını bölüştüler. babam onu bile bana kitlemeye kalktı. ( kalan mirası tek başına hiç etti o ayrı ) tatil için kendi arabasını beğenmeyip benimkini aldı, 10 günlük tatilden dönüp üzerine 2 hafta geçince arabayı istediğimde aslında bu bende kalsa daha iyi ama diye diye zorla getirdi. en sonunda dedim ki yeter. artık görüşmemize gerek yok. o gün bu gündür kafam rahat. kısacası; başka ailelerin dinamiklerini bilmeden akıl vermeyin. yazın başına benim babam adam gibi adamdır. o yüzden onu istemek zorunda bırakırsam, farketmezsem o benim ayıbımdır. onu anlarım. ama akıl vermeyin kardeşim. ne ben sizin neyi nasıl yaşadığınızı biliyorum. ne de siz benim.
kendi paramla 45 dk reklam izleten türk sinemalarına gerçekten az bile. son gittiğim filmde millet ayaklandı salonu terk etti ve müdürün odasını basmıştı. hayatın her aşaması dijitalleşiyor, sinemanın dijitalleşmesi çok normal.
beni anlama diyenler de şova kaçıyorlar artık. hele selam ver diyenler ayrı şöven.

en iyi şarkısı dünyaca tescilli şıkıdım'dır.

türkiye'de şımarık'tır

kış güneşi akla düştüğü anda 1 hafta beyinde loopa sarar kendi kendine döner

şeytan azapta bize geçmişi hatırlatır

ay 3 parçalı yapısıyla ayrı ayrı dinletir kendini

kuzu kuzu single olmasına rağmen bir albüm gibi etki eden ilk tekli olmuştur türkiye pazarında

dudu ise bize türkiye'nin son güzel günlerini hatırlatır.

tarkan bu ülke için çok şey ifade eder. var olsun.
ezgi mola. umarim okuyorsundur dizi yayinindan sonra yorumlari.
hollywood oyunculari bok yemis yaninda. deli, aşık, psikopat, şizoften hepsini bizati hissettirdin bize. diyecek laf çok az sana. bırak alaçatıda otel motel işlerini. senin işin bu, sen çok çok çok iyi ve kıymetli bir oyuncusun.
ölmüş profesör.

seni de iyi bilmezdik orhan kural. cem yılmaz'a sürekli dava açıp gündeme gelme çabanı, bunu gençleri düşündüğün için yaptığını iddia etmeni ama yapılan santrallere ilgili hazırlanan çed raporlarında vs. çevreye zararı yoktur diye görüş bildirmenini, bunu yaparken o gençlerin hiç aklına getirmemeni, şirketlerle kirli ilişkilerini unutmadık orhan kural.

umarım yaptıklarının karşılığını gördüğün, hesap vermek zorunda kaldığın bir öte dünya vardır ağlak profesör.
her gördüğümde eksiksiz tüm sülalesine sövdüklerimin baş rolünde oldukları terör.
sizin ben farınızın, arabanızın, üç kuruşluk aklınızın, gelmişinizin, geçmişinizin...ulan akıl yoksunu şerefsizler sizin yüzünüzden gece gece kör olmak zorunda mıyız? sizin yüzünüzden tehlike yaşamak zorunda mıyız? alın o farınızı götünüze sokun.
içince milletle yazışmak. ertesi sabah uyanınca, dün ne sıçtım acaba deyip telefona bakmaya korkuyorum aq mal mal tiplere sarıyorum kafam güzelken. bir bırakamadım şu saçmalığı
karşında bir adet "bilgisayardan anlamayan mal" varsa yaptığın en basit hareket bile bu kapsamda değerlendirilebilir.
yıllar yıllar önce:
ben: klavyede numaralara bassam da yazmıyor. çok uğraştım yazmıyor.
karşımdaki : (burada konuşmasını bekledim ama konuşmadı)
ne mi yaptı? hepiniz tahmin ediyorsunuz zaten. numlock tuşuna bastı ve geri döndü gitti. yine hepinizin tahmin ettiği gibi arkasından mal gibi bakakaldım.

yıllar sonra başka bir şehir, başka bir şirket
acemi çalışan: klavyede numaralara bassam da yazmıyor. klavyem mi bozuldu?
ben: (ben de konuşmadım)
yüzümde manidar bir sırıtış ile numlock tuşuna bastım.
ama arkamı dönüp gitmedim. sonuçta empati yapmam kolaydı. arkamdan mal gibi bakmasına izin veremezdim.
yıllar önce benim yüzümde de beliren "bukadarbasitbirşeyinasılolurdaakıledemem bakışı" ile bana bakan minik arkadaşa "üzülme benim de başıma gelmişti" dedim.
böylece bu duruma düşen tek salağın kendisi olmadığını bilmenin iç huzurunu yaşamasına müsaade ettim. *
sorun filan değildir, nasıl ki çatı akması en üst katta oturan kişinin bireysel sorunu değilse, asansörde giriş kattakinin problemidir aynı zamanda. iki gün sonra bina logarı sizin dairenizden taştığında orta katta oturan "banane!" diyemezse sizde asansör için "banane!" diyemezsiniz.
net şekilde cahil, vatan haini, orospu çocuğu, zina ve daha akla gelmeyecek kadar kötü biridir.

mk evladı, sana diyorum sana.

sis farı açıyorsun, sikimsonik ledler takıyorsun, yayları kesiyorsun, egzoz takıyorsun, son ses müzik dinliyorsun.. kısacası çevreyi rahatsız etmek için yemediğin yarak yok.

ama insanlık için düz duran bir kolu aşağı yukarı oynatmaktan acizsin.

karaktersiz köpekler.
"sülale devrinde her şey başıboş kalmış, rüşvet alıp başını gitmişti. devlet israf içinde yüzerken, halk ağır vergiler altında eziliyor, hukuk işlemiyor, ekonomi yürümüyor, kargaşanın müsebbibi olan haramzadeler ise keyiflerine bakıyor, devlet yönetmekten başka her şeyle ilgileniyorlardı..."
28 togg
hiç birşeyi kendimize ait olmayan italyan prototip. fiyatı uygun olursa alacağım diye sığıra da biri söylesin; bu enflasyonla çıkış fiyatı en az bir milyon tl olur. tüm sülalesinin götünü satarsa belki iki kapısını alabilir.

edit: aha bi sığır da aşağıya geldi. bu mal da makul fiyat diyor. lan ülkede bi kilo domates neredeyse 15 lira; bu italyan arabanın uygun olma ihtimali var mı sizce?

not: belli ki burayı birazdan togroller basacak. kodumun mayışlıları.
tarih: 4 temmuz 2020

yeni sezon için oluşturacağı kadro ve planlarla ilgili odasında çalışmakta olan fatih terim'in telefonu çalmaya başladı, gözlüklerinin ardından telefona bir bakış atan terim ekrandaki mhy yazısını görünce oturduğu yerden toparlanıp telefonu açmak için hamle yaptı.

-efendim oğlum?
-merhaba hocam, nasılsınız?
-sağolasın iyiyim, sen nasılsın?
-ben de iyiyim hocam sağolun. çok heyecanlıyım hocam ya küçüklüğümden beri hayalini kurduğum takımın formasını giyecek ve hizmet edecek olduğum için.

hoca bir an duraksadı, gözlerini kısıp artık o konuşmayı yapmanın vaktinin geldiğini anlamıştı.

-ben de bu konuyu konuşmak istiyordum oğlum senle.
-hangi konuyu hocam.
-önümüzdeki yıl galatasarayımıza hizmet edeceksin, ama formasını giyerek değil...

mert hakan duyduklarına pek emin olamadı.

-nasıl yani hocam, anlamadım.
-diyorum ki senin galatasarayımıza hizmet edeceğin yer florya değil, hizmet ederken giyeceğin forma sarı kırmızı değil.
-valla anlamadım hocam ya.
-sen de tıpkı serdar abin gibi, tolga abin gibi , sadık gibi,sinan gibi sarı lacivert forma altında galatasaray şampiyonluğu için ter dökeceksin... şimdi emre'ye whatsappdan bi yaz, ağzını yokla. galatasarayla anlaşamadım falan de bakalım.

mert hakan adeta şok olmuştu. ancak hocaya karşı da gelecek hali yoktu.

-tamam hocam.
-bu numaradan da bir daha beni arama. gerekirse ben sana ulaşırım. bak rodrigues de yanımda onun da selamı var.
iddia edilene göre "fakir insanları" berlin'in en çekilmez yanı.

bunu söyleyen yazar da "param olunca zengin bölgesine taşınacağım" demiş. yani kendisi de fakir. kendisi de çekilmez.

öz eleştiri severiz. saygılar.
dünya bankasının raporuna göre limak holding'in kamudan aldığı 49 milyar dolarlık ihalelerle dünya lideri olma durumu. üstelik listede ilk 10'da tam 5 türk firması var. bu gurur hepimizin. inşallah seneye ilk 10'da 10 türk firması ile dünyaya eğemen olacağız.

1- limak - 49 milyar dolar - (*** türkiye *** )
2- odebrecht sa - 43 milyar dolar - (brezilya)
3- cengiz - 42.1 milyar dolar - ( türkiye )
4- kolin - 40.4 milyar dolar - (*** türkiye *** )
5- suez - 38.5 milyar dolar - (fransa)
6- e.on - 37 milyar dolar - (almanya)
7- kalyon - 36.6 milyar dolar - (*** türkiye *** )
8- mng - 35.6 milyar dolar - (*** türkiye *** )
9- c.q galvaho - 23.7 milyar dolar - (brezilya)
10- enel spa - 21 milyar dolar - (ispanya)

kaynak: https://www.patronlardunyasi.com/…-ile-lider/244561

edit:@roma centauru asıl kaynağı gönderdi, son 30 yılın grafiklerine bakınca durumun vehameti ortaya çıkıyor : (bkz: #117240970) https://ppi.worldbank.org/en/snapshots/rankings

@acilin ben makine muhendisiyim bildirdi odebrecht daha önce ihale almak için rüşvet verdiğini kabul etmiş ve 2.6 milyar ceza ödemiş.

@behind the big gateçok önemli bir noktaya parmak basmış " suez adındaki şirketin bağlı olduğu engie holding ortaklık yapısında fransız devletinin payı %25 civarı, %60 halka açık , diğerlerine bakmadım, bizdekilerin ortaklık yapısı(!) esas soru işaretidir."

bildiğim kadarıyla mng dışında diğer türk holdingleri halka açık değil. devlet zaten onlara ortak olamaz, çünkü onlar devlete ortak :)
bugün takım adına pek hayırlı olmayan bir galibiyet aldığını düşünüyorum. bu galibiyet erol bulut'un kalmasına neden olacak ve bu saçmalık uzayacak. gelecek haftalarda göreceğiz bunun etkilerini.
acı veren kötü hissettiren her duygu. özlem,hüzün,çaresizlik,başarısızlık,kendini bulamama,umutsuzluk,yalnızlık,boşluk,hayal kırıklığı,öfke,tükenmişlik,yaşlı hissetme,yorgunluk,boşa zaman kaybı,yok yere emek vermek,yıpranmak,gelecek kaygısı,yaşanmamışlıklar,herşeyin güzel olma ihtimali varken böyle olması.kısacası aklıma gelen gelmeyen her türlü bokluklar.
apo'nun heykeli meselesinden gına geldi amk. karşı argüman da belli; apo'nun kardeşini trt'ye çıkarıp kürtlerin binali yıldırım'a oy vermesini istediniz. nokta. bitsin lan bu argümanlar artık.

adam 4 yıldır tutuklu. umarım ileride bir gün, hiçbir hükme bağlanmadan her 3-4 ayda bir tutukluluğun devamına karar verilen bir hayatınız olmaz.

demirtaş'ın siyasi rehine olduğu açık. erdoğan kinli bir lider. 17-25 aralık belgeseli ve mit tırları haberini yaptığı için can dündar'ın hayatını bitirdi. demirtaş için de benzer şeyler düşünüyor. demirtaş, erdoğan'ın ayakkabısının içindeki taş gibi. yürütmüyor. her saniye hissettiriyor, batıyor da batıyor, içi ürperiyor, gıcık oluyor. siyaseten bitirmek istiyor işte. ülkemizde yargı zaten akp'nin emrinde.

benim beklentim şu yönde. akp bu kararı tanımasın ve avrupa'dan da yaptırım yiyelim. hukuk konusunda çad, kenya, somali düzeyine düşelim ki, akp gidince sıçrama yapalım. bu şekilde yürümez zaten.
barbaros: *şef tabağını birebir yapar*
mehmet şef: evet lezzeti ve tüm elementleriyle başarılı bir tabak olmuş. ben cezalandıran bir insanım. puanım 3.
özgül: *hamuru açılır, eti yanar, sosu kesilir*
somer şef: son dakikada koştuğunu gördüm.. bravo.. puanım 8.
mehmet şef: benim terrier cinsi bir köpeğim var. onun önüne bu tabağı koysan yemez. puanım 7.
serhat: *yaratıcı tabak yapar*
mehmet şef: biz lezzet arıyoruz..
serhat: *lezzetli tabak yapar*
danilo şef: biz yaratıcılık arıyoruz..
serhat: *lezzetli ve yaratıcı tabak yapar*
somer şef: işte aradığımız bu. gerçekten mükemmel. puanım 5.
gandalf vs dumbledore veya frodo vs harry potter olması gereken karşılaştırmadır. bir kitabı da okuyup gelin arkadaşım.
bence bir iktidarın en büyük başarısı halkı seçimle dahi gitmeyeceğine inandırmaktır. uzan gibi piyonlar bu söylemleri ile bu düşünceleri pekiştirmeye yararlar. geldikleri gibi giderler arkadaşlar. güçleri meşruiyetlerinden kaynaklanıyor, o olmayınca geriye pek bir şey kalmaz. o yüzden bir siyaset artığının lafına kanmayın, umudunuzu yitirmeyin.
2018 yılında fransa'nın cannes şehrine gittim. turist olarak nerelere gidilir ne yapılırsa onu yaptım. marinanın önünde kafeler ve restoranlar vardı, birine oturduk kallavi bir hesap ödeyeceğimiz bir sipariş verdik. bunun üzerine sanırım dikkat çektik ki garson geldi sohbet ettik. türk olduğumuzu öğrenince adamın ilk söylediği cümle "nouri bilce seylann" (telaffuz ettiği şekilde yazdım) oldu. sonrasında da en az 10-15 dk adamın filmlerinden konuştuk. adam bir fransızdı ve öyle aristokrat falan değildi bir kafede garsondu.

neyse, gelelim sadede.

filmlerini beğenmeyen insanlara sonsuz saygı duyuyorum. özgür irade bu sonuçta. benim sevdiğim, senin sevdiğin bir şeyi bir başkası sevmek ya da beğenmek zorunda değildir. yaşamın doğal kuralı.

ancak 15 gr beyniyle cühela bir cesaretle gelip çağdaş türk sinemasının en başarılı ve orijinal yönetmenlerinden birinin hiçbir filmini beğenmediğini ve haberdar olmadığı cehaletiyle bütün filmlerinin yer yer teknik terim de kullanarak kötü olduğunu ifade eden entryler girebilme cüretine kolayca sahip olabilmek iki şeye işaret eder: 1-ortalama altı zeka 2-kötü niyet.

bu ülkede ikisi de bol ne yazık ki.
bizim gibi ılık götlüler hariç geri kalanı tam gaz sosyalleşmeye devam ediyor.mekanlar kapalı olsa da kendi imkanlarını oluşturuyorlar.

çevremden gözlemlediğime göre

en büyük sosyalleşme eylemi olan metrobüsde götü cama verip fortlanmamak olan asgari ücretli çalışan hala işine gidiyor. apartman komşularıyla çaylı çekirdekli ziyaret devam ediyor. akraba çevremde komşularıyla muhabbetten covid olan çok var

mekanlar kapalıysa evde takılırız diyen aydın! kesim kekolarıda tam gaz devam

geliri iyi olan tayfa da bahçeli evlerinde yaz ve kış için ısıtma soğuta tesisatını kurmuş takılıyor

ama illaki patlama olacak işte o zaman esnaf acımadan saplayacak bize. ben fiyatları merak ediyorum. bu dönemin acısını çıkaracaklar.
abd ay'a gitmedi diyenlerin özellikleri
1) cahillik
2) müslüman olmayan bir oluşumun böyle bir şey yapması karşısında duydukları eziklik
3) bilimin büyüklüğünü kabullenememe
4) aptalık
5) 6.sınıf düzeyinde fen bilmemek