Sık geçen başlıklar

kitaplıkta olması utanç veren kitaplar 6

ekşi'de gör
utanıyorsan kaldır at, burada başlık açıp altına destan yazmak neden?

sözlükteki en gereksiz başlıklardan.
329. kısa dönem. yıl 2009-2010 arası.

gaziantep - yamaçoba'da askerlik yapıyorum.
tonla kitap yollamış ailem. karakolumuzun kitaplığını zaten başka bir istanbullu arkadaşla (adı süer, okuysa selam olsun) evden yollanan kitaplarla oluşturmuşuz.
şiir, roman, mizah, ne ararsan var.
yanlız bir de ne alakaysa "hunger games"in bir kitabı var. (açlık oyunları)

ulan kitabı bi okudum, sorsalar hiçbişi anlatamazsın.
kitap boyu "mıntıka"larda yaşayan ve öldürülen insanlar falan var malum.
söylesen komutana, "napıcan lan sabah mıntıkasında asker mi vurucan" derler.
neyse ki karakoldaki 2 uzman ve 1 üstçavuşun pek kitaplarla ilgisi yok, sadece düzenine bakıyorlar.

yine de aslında utandığım kitap bu değil. sakıncalı gibi sadece.
ama kitaplıkta başka bir kitap daha var, birazdan o konuya gelicem.

neyse, o günlerde bir şey oluyor, jandarma tarihinde ender olan bir şey.
paşa bizim yoldan geçecek, bize uğrayabilir diye haber geliyor.
paşa..... paşaaaa...
ulan karakol tarihinde öyle bir şey olmamış bizim askerliğimize denk gelecek.
hiç unutmam 1 hafta boyunca 3 katlı karakolu her gün yıkadık.
niye her gün yıkıyorduk bilmiyorum sanki ertesi gün merdivenlere sıçıyormuşuz gibi.
bir yandan da gelmeyeceğine çok eminiz niyeyse.

ama geldi.. geldi ulan.
hani cem yılmaz'ın anlattığı orgeneral hikayesi ve düşen pırpırlar var ya.
yemin ediyorum bahçeye jandarma genel komutanı geldi ve bizim 3 komutanın (ki iki tanesi benden küçük amk) üstündeki pırpırların düşüşünü gördüm. onlar titriyordu. biz de gereksiz bir heyecana kapıldık bizi 1 haftadır doldurdukları için.

komutan arabadan indiği gibi parmağıyla askerleri gösterip:

-sen... mesleğin ne asker?

titreyerek cevap verenler, saçmalayanlar.
komutanlarımızın bile bir sürü şeye saçma cevap verip habire düzeltmeleri.

derken en son bana döndü.
-sen ne mezunusun asker?
-opera komutanım
-burdaki herkese operayı anlat öğret, dedi hafif gülümsemeyle.
-(içses: nası yani) emredersiniz komutanım

dışarıda titreyerek geçen bu özel ve büyük içtimadan sonra komutan doğrudan içeri girdi ve kütüphaneye yöneldi.
dedik heralde bizim süer ve bana yine cevaplanması gereken sorular gelecek, hazır olayım.

komutan kütüphaneden random bir kitap aldı.
eyvah dedim açlık oyunlarını seçerse ne cevap vericem. konusunu sorsa, söylesem ağzıma sıçacak. e yalan söylesem, bu sefer de biliyorsa yine ağzıma sıçacak.
ben içimden nolur klasiklerden birini seçmiş olsun diyorken eline bir kitabı aldı ve

-bu kitap kimin, kim okuyor?

dedi.

kitabın ismini seçmeye çalışıyorum,
bir de baktım ki "kendi kutup yıldızını bul" adlı kitap.
kişisel gelişim kitabı mıydı, yoksa öğretici hikayeler mi vardı içeriğini hatırlamıyorum, okumuş ve çok tırt bulmuştum.

yine de adama cevap vermek gerekiyor. tam elimi kaldıp ben okudum komutanım dicem, uzun dönemlerden kitap okumaktan çok uzak bir arkadaş elini kaldırdı ve "ben okudum komutanım" dedi.
karakoldaki 27 asker ve 3 komutan doğrudan çocuğa döndük "hassiktir nasıl yani? diyerek. ben tabii daha şaşkın.

-aferin sana. bu çocuğu ödüllendirin

dedi ve bir hışımla gitti adana yolundan.

herkes bir rahatlamıştı, günler süren gerginlik bitmişti.
benim ise şaşkınlığım gala geçmemişti

-olm sen kitap okuyo musun gerçekten?
-hayır ama bir gün o kitabı merak edip okudum.
-iyi de ulan kitap kimin dedi adam, bana gelen kitabı niye üstleniyosun : )
-ne bileyim abi. okudum, söyledim işte.
-hey allaaam neyse

aradan zaman geçti. çocuğa şilt geldi amk jandarma komutanlığından.
2010 ocak-şubat arası sanırım askerlik bitti.
karakolda kimse operanın ne olduğunu merak etmedi.
bir daha kimsenin kitap okuduğunu da görmedik.

4 istanbullu, terhis olduk.
şilt alan arkadaş ve diğerleri bize kapıdan el sallıyordu.
biz ise "aman arkamıza bile bakmayalım, geri çağırırlar falan evrak eksikliğinden" diyip hızlıca havaalanına doğru topuklamıştık.
s*ktir et - john c. parkin

kusura bakma john, verdiğin gazla ilk seni siktir etmiş bulundum.