Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
(bkz: ronny johnsen)

1 yıl beşiktaşımız'da oynadıktan sonra 1996 senesinde manchester united'a transfer olmuştu. bizimkilerin "top mop oynamıyor yaa" dedikleri adam premier ligde şampiyonluklar yaşadı, yetmedi şampiyonlar ligi kupasını kaldırdı.

edit: kleberson aklıma geldi.

(bkz: jose pereira kleberson)

johnsen transferinden 9 yıl sonra, 2005 senesinde manchester united'tan beşiktaşımız'a transfer olmuştu. brezilya milli takımıyla 2002'de dünya kupasını, 2004'te kopa amerika'yı kazanmıştı. gelecek vadeden bir oyuncuydu ve ayrıca manu'nun ilk brezilyalı oyuncusuydu. ingilizlerin "top mop oynamıyor yaa" dedikleri adam türkiye'ye geldi. ve dedikleri gibi de oldu. top mop oynamadan gitti.
her milli bayramda olduğu gibi; vatan hainlerini, arap hayranlarını, o.çocuklarını, fetocuları kudurtan şanlı gündür.

bu kansız sürüsü, onun bunun sürüsü, her milli bayramda kendilerini tatmin edecek, zavallı ifadeler ile avunurlar. kimisi vahdettin denen ingiliz uşağını anar, kimisi atatürk'ün adını ağzına dahi almaz, kimisi de bu şanlı günü karalamaya çalışır.

ama ne yaparlarsa yapsınlar, ne yaptılarsa da hiç bir şeye etki etmiyor. bu şanlı gün 101 yıldır coşku ile kutlanır, arap sever o.evlatları ise 101 yıldır kudurur. şaşmaz ve değişmez bir döngüdür bu.

büyük atatürk, ulu atatürk ruhun şad olsun. bu ülke senin eserin ve öyle de kalmaya devam edecek.

bu ülkede ezan, bayrak, milli kimliğimiz varsa, senin bugün attığın adım sayesindedir.
(bkz: kar)

odaya girdiği zaman oleyy diye sevinçle koşup babamın omzundan karları alırdım. uzun bir palto giyerdi. zaten sürekli onu giyerdi. sonra avcunu açar ellerine suyunu damlatırdım. annem "yapma şunu silkelen de öyle gel" diye babama kızsa da o hiç annemi dinlemezdi. ne zaman kar yağsa babamla bu oyunu oynardık. işten yorgun gelse bile o uzun paltosuyla dağ gibi karşımda dururdu. karları alınca da sobanın yanındaki sandalyeye oturup avucunu açardı. ilk zamanları sobaya damlatıyordum ama cıbs cıbs diye annemin kafasını çok şişirdigim için babam sonradan hep ellerini açtı. "karışma hanım o gülünce benim yorgunluğum gidiyor" derdi.

lan yaşım 30'u geçti. halen dertli olup çıkmaza girdiğim zaman kar yağınca doğru babamın yanına giderim. alırım toprağının üstündeki karları tek tek mezarına damlatırım. ruhuma çok iyi geliyor, umarım ona da geliyordur.
5 yıldır bodrumda geçirmiş biri olarak söyleyebilirim ki, var olan bir yapılanmadır.

adam akıllı esnaflık yapan, türkiye'nin ve kendisinin kalkınmasına hizmet eden, işinde gücünde kürt yurttaşlardan bahsetmiyorum. onlar bizim canımızdır. çünkü bu kürt mafya yapılanmalarından bu kardeşlerimiz de mağdurdur. yerel esnafı tehdit ve şantajla sindirip, haraç kesmeye çalışan, şehrin göbeğinde eşkıyalık yapan kürt mafya yapılanmasından bahsediyorum. gelen turistlere sarkıntılık olarak turizmi baltalamaya çalışmaları da cabasıdır. barzoların, yaşlı turist kadınlarıyla yatmak için yaptığı şaklabanlıkları görseniz, mideniz yerinden kalkar. tek başlarına pısırık, korkaktırlar. 10-15 kişi bir araya gelince şehrin göbeğinde eşkıyalık yapmaya kalkarlar. ve ayrıca uyuşturucu trafiği de bu çetelerin elindedir.

terör örgüt pkk'nın batı'da kundakladığı ormanlık alanların yakılmasında bu kürt mafya yapılanması çetelerin de önemli bir payı vardır.

bu mafya yapılanmaları doğrudan pkkyla bağlantılıdır. bölücü örgüte sıcak para aktarırlar. uyuşturucu ticaretinden milyon doları kıran kanlı terör örgütü pkk, bu mafyatik çeteler sayesinde ticaretini yapar.

türkiye cumhuriyeti devletinin, tatil yörelerinde yuvalanan bu çetelere artık bir el atması lazımdır.
"vahdettin düşmana karşı direnerek, savaşarak değil, özellikle ingilizlerin bir dediğini iki etmeyerek saltanatını; tacını ve tahtını koruyacağını düşünüyordu. nitekim “kaderimi allah'tan sonra ingiltere'ye bıraktım” diyordu. “ingiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı kırım savaşı'nda ingilizlerin müttefiki olan babam sultan abdülmecit'ten miras aldım” diyordu. vahdettin, bırakın düşmana karşı direnmek için “milli kuvvet hazırlamayı”, milli kuvvetleri yok etmek için ingiliz altınlarıyla paralı bir ihanet ordusu (hilafet ordusu) kurup milli kuvvetlere saldırtacaktı. milli kuvvetlerin büyümesini önlemek için anadolu'ya nasihat heyetleri gönderecekti.
ayrıca bizzat vahdettin, 1923'te mekke'de yayımladığı beyannamesinde, “mustafa kemal'i anadolu'ya gönderen kabineye uydum” diyerek atatürk'ü anadolu'ya kendisinin değil, hükümetin gönderdiğini; kendisinin bu karara uyduğunu belirtecekti."

burdan bile hainlere pay çıkarmaya çalışmak nasıl bir hayal ürünüdür? boşuna uğraşmayın burdan size bir şey çıkmaz. idam cezası veren aynı hükümet değil mi? milli mücadele aleyhinde fetva yayınlayan aynı istanbul hükümeti ve padişah değil mi? bari şu bayram günü boş ağzınızı kapatın. bu nasıl bir nankörlüktür ya? elinde avcunda bir şey kalmamış bir milletle bağımsızlık mücadelesine giriyorsun cepheden cepheye sonra birkaç cahil cühela hala padişah diye ağlıyor burda.

https://www.sozcu.com.tr/…r-neden-gonderdi-1862129/

vahdettin'in abd başkanı'na yalvardığı mektubu da şuraya ekleyelim: http://blog.milliyet.com.tr/…up/blog/?blogno=393416
yeni türkiye'de normal olan olay. 7 bakanlıktan daha çok harcamış diyanet. içişleri, dışişleri, enerji ve tabii kaynaklar, kültür ve turizm, sanayi ve teknoloji, çevre ve şehircilik ile ticaret bakanlığı.
bir ülke düşünün, açlıktan insanlar ölürken, diyanet'in yoksulluk fetvası ile millete açlığın sınama olduğunu söylüyor. ama aynı zamandan 7 bakanlıktan daha çok harcıyor.
kaynak.

edit: tahmin ettiğim gibi pınar altuğ'un dansı kadar ilgi göremeyecek bir başlıktır. ne diyeyim ki artık.

edit 2: kaynağı beğenmeyenler olmuş, sabah yazdı da ben mi kaynak olarak koymadım.*

edit 3 : hâlâ personel maaşı diyen var, insan gerçekten hayret ediyor.
yavru aç hayvanları besleyen bi kadına hakaret ederek taş atan adamın çocuğu vatana millete hayırlı evlat mı olacak? ben söyleyeyim it kopuk olacak kızlarımıza tecavüz eden tekme atan şerefsizlerden olacak.

devam edin.
dünya üzerinde yaşam sevinciyle dolup taşmanıza sebep olan şeylerden sadece biridir.
bazen uykum kaçtığında bu sesi duymak için bekliyorum.
adeta ''umudunu kaybetme, güneş her gün yeniden doğar'' diyorlar.
şu an bulunduğum köyden çin’e canlı bağlanıp aktivist olan italyan arkadaşıma korona virüsün türkiye’ye etkilerini anlattım. durum tespit raporu verdim.

ek: canlı yayın esnasında annem babama dönüp;
-aaa ingilizce konuşuyor duydun mu? dedi.
ingilizce öğretmeni olmam dışında sorun yok.
sokakta mendil satan çocuğun karnını doyurmak salaklık ve yanlış bir hareket olduğu için white chocolate mocha alınıp tatlı tatlı gömülmelidir.

edit: ya ne güzel iki kelime ile durumu anlatmıştım ama çok mesaj geliyor neden salaklık, neresi yanlış diye. ben ayrı ayrı yazdım diye ayrı açıklama yapamaya gerek yok yanlışsa salaklıktır ama neden yanlış olduğunu açıklayayım. o çocuklar öyle ya da böyle bir sebeple zorlanıyor olabilirler, dilendiriliyor olabilirler bilmiyorum. hangi amaçla orada olduklarından ziyade net olan orada olmamaları gerektiğidir. eğer siz onların oradaki olumsuz şartlarını ortadan kaldırırsanız onun durumunu pekiştirmiş olursunuz. yani ortamdaki olumsuz durumu kaldırarak sokağı "karnını doyurabileceği bir yer" haline getirirsiniz. bu da sokağa çıkmasını daha tercih edilir yapar.

ayrıca siz kimsiniz de tanımadığınız çocuklara yiyecek falan veriyorsunuz. ne sikim sokum insanlarsınız! geçen de yazdım buradan siktirin gidin vicdan masturbasyonunuzu başka şekillerde yapın.(onu okumamış olabilirsiniz*) tanımadığınız çocuklara daha doğrusu sizi tanımayan çocuklara siz onlar yabancı konumunda iken yardım ederseniz çocuk için: "yabancılar iyi insanlardır" algısını oluşturursunuz. anneler babalar boşuna mı götünü yırtıyor olm? çocuklarına "tanımadığınız insanlarla konuşmayın, onlarla gitmeyin, verdikleri yiyecekleri almayın" derken. alemin akıllısı siz misiniz? yabancılar her türlü çocuk için kötüdür. olmak zorundadır. sikecem tutarsız romantik vicdani eylemlerinizi. bir boka yaramayan aksine zarar veren. eve gidip "ooo ne büyük yardım yaptım" diye dört köşe uyuyorsunuz.

zorla ağzımı bozduruyorsunuz bana bir de. biri de: "sen ne yaptın sokak çocukları için?" diye sormuş. mallık derecesi öyle ileri bir noktaya taşınmış ki insan ne cevap vereceğini şaşırıyor.

aşağıda arkadaşın biri yazmış ne yapılması gerektiğini 7-8 enrty falan aşağıda. okuyun.
bunu diyen insan kaypaktır, korkaktır.

tanıştın işte, koskoca evrende denk geldik.. hala neyin nankörlüğü bu?
aşılması gereken durumlar, baş edilmesi gereken sorunlar var diye korkup kaç, sonra da bu cümleye sığın.. yok ya!

yerim sizin romantikliğinizi.
tek bir satır yazmaya değmez. ama size bir çift lafım var, evet. insanlar hayatınızda olmamayı bir sebepten tercih ediyorsa peşini bırakmak lazım. arada ölüm yoksa, aşılmaz dağlar, gelinemez yollar yoksa, demek ki herkes halinden memnun. boşuna duygusallik kasmayın kimseye, özleyip ağlamayın böyle. herkesin yeri dolar, herkes unutulur. önemli olan kafada bitirmek, hadi selametle.
aslında uzun süredir yazmak istiyordum ama bir türlü denk gelmedi.
daha önce muhtelif entrylerde `(#84895175)`
bahsettiğim üniversite aşkımla 8 yıl sonra barıştık, tekrar bir araya geldik.
ayrılalı 9 yıl, birbirimizi görmeyeli de 8 yıl oluyor. o ankara'da ben izmir'de.
yazdığım anılarımızdan tanımış beni. sonra da alakasız bir entry için mesaj attı bana. tabi kendisi olduğunu söylemedi ama nicki ve yazım tarzından tanıdım hemen. sonrasında da sohbet etmeye başladık. hala kimliğini gizliyordu.
sonra birgün numaramı istedi. verdim, arayana kadar geçen birkaç dakika ömür gibi geldi bana. 8 yıl sonra ilk ve tek aşık olduğum kadın beni arayacaktı.
aradı, heyecandan ağlıyordu telefonda. ben de çok heyecanlanmıştım ama belli etmemeye çalıştım. incecik sesini özlemişim. aradığında tesadüfen (bkz: sevgi özleyendir) çalıyordu. sonra gün boyu o şarkıyı kaç kere dinledim bilmiyorum.
akşam iş çıkışı tekrar konuştuk, bu sefer daha uzun. kapatmak istemiyordum. ama malesef veda vakti gelmişti.
hergünüm onunla dolu olmuştu. onsuz neler yaptım, o bensiz neler yaptı anlatıyorduk birbirimize. konuştukça aslında ondan başkasını sevmediğimi, sadece onu sevdiğimi anladım. aramızda birşey olacağını hiç düşünmedim. beni istemez diye düşündüm.
arada bir ay kadar süre geçti. açıldık bir birimize. yarım kalan hikayemizi, tamamlayalım dedik.
tabi yazmadım ama o ankara'da. hemen yanına gitmek istedim. ama iş güç derken mart ayına kadar gidemedim yanına.
martta gittim. 1 saatlik uçak yolculuğu bana saatler gibi geldi. sonra yine havaalanından eve gidene kadar geçen süre yine aynı...
kapıyı çaldım. açtı. karşımdaydı. sımsıkı sarıldım incecik beline. hiç bırakmak istemedim. uzun bir süre öyle kaldık. sonra, hadi oturalım dedi ama ben gözlerimi alamıyorum ondan. çok güzeldi zaten ama daha da güzelleşmişti.
o gece ve ertesi gün rüya gibi geçti. tadı damağımda kalmış bir vaziyette izmir'e geldim. eksik kalam hikayemizi tamamlayacağız bu sefer...
kadın kötü evet ama şerefsiz bir adam da var burada. tanışma sürecinde kedinin senin için ne kadar önemli olduğunu zaten söylersin karşındakine. kadının kedi istemediği evlendikten sonra mı ortaya çıktı sanki? hiç zannetmiyorum, kadın söylemiştir, söylemediyse bile sinyallerini vermiştir ama adam belki alışır, belki fikri değişir düşüncesi ile yaklaşmıştır muhtemelen. hayvan sevmeyen insan kendisini belli eder çünkü.

sevgilim kedimi istemeseydi kapı önüne konulan kendisi olurdu. o benim bir parçam. can yoldaşım her şeyden öte. onunla olan yaşanmışlıklarımı, yalnızlığı paylaşışımızı nasıl yok sayabilirim ki bir başkası için? başıma bir şey gelir de elden ayaktan düşersem ya da maddi olarak ona bakamayacak duruma gelirsem ancak öyle bırakabilirim onu, o da yine canımdan can giderek olur muhtemelen. oyuncak değil bu, bir can.

o kedinin o mahzun halini gördüm ya, içim gitti yemin ediyorum. bu nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir umursamazlıktır aklım almıyor. umarım en kısa zamanda ömürlük bir yuva bulur kendisine güzel oğlan ve bu süreci depresyona girmeden atlatır. "oha ne şanslıymışım o mallardan kurtuldum" diye düşünür belki yeni evinde. kim bilir?
bugünkü hesaplamalara göre ülkeye 500 milyar usd (145 milyon osmanlı altın lirası) borç bırakan padişah vahdettin, ingiliz gemisiyle maltaya kaçarken yanında 140 milyar tl değerinde olduğu tahmin edilen ülke varlığını yanında götürmüştür.

belirtilen rakam o kadar büyük ki padişah hazretleri, kaçtıktan sonra da saray yaşantısını geliri olmadan da belli bir süre devam ettirebilmiş.

kaynak1:https://www.sozcu.com.tr/…hdettinin-kacisi-5456491/

kaynak2:http://www.mahfiegilmez.com/…gimiz-borclar.html?m=1

edit:belirtilen rakam bugünkü değerlenmeye göre sinan meydan tarafından yapılmıştır.
kaynak1 vahdettin'in yanında götürdüğü servetten bahsetmektedir. hazineden para çaldı gibi bir iddia değildir.
kaynak2 ise osmanlıdan kalan toplam borçla ilgili turkiye'nin değerli ekonomist ve bürokratlarından mahfi eğilmez'in yazısıdır.
edit2:o kadar para götürdü de neden borç içinde öldü diye soranlar, hazıra dağ dayanmıyor diye boşa demiyorlar. etrafında parayı çarcur eden çok kişi varmış. ticaret yapmamış, bir işte çalışmamış, saray standartlarında yaşamaya devam etmiş.
almanya'ya gidip üç asgari ücretle çalışanlar bile para biriktirip ev alıyorsa, borçlu ölmesi, ilaçlarını alamaması vahdettin'in finans bilgisinin olmadığının kanıtı.
düşünün bu adam bir de koskoca imparatorluk yönetecek ülkeyi düşmandan kurtaracaktı öyle mi?
ercan paşa kimmiş diye baktım rütbesi tuğgeneral. koskoca generalin adam döveceğine inanmıyorum. 30 ağustos yaş yaklaşırken karakter suikastı mı acaba? olayın videosu var mı? yaycı paşa'yı geçen gün istifa ettiren kumpasçıların yeni bir oyunu sanki.
yapıyorum yapıyorum aynıyım sinir krizi geçiriyorum. 2 mekik çekip aynada kendime bakmaya başladığım için olabilir. sırf daha çok yapayım diye crop giyip ayna karşısında yapıyorum bu sefer de yüzümü incelemeye başlıyorum. ben zayıflayamıyorum en iyisi siz kilo alın.
iyi o zaman orospu çocuklarının doları bahane edip yaptığı her zamda indirim olsun undan bisküvite kadar. yok dimi o götümüzde kalacak şerefsiz oğlu şerefsizler.
izlediğim en iyi şeylerden biridir.

jordan, pippen, rodman, kerr, phil jackson. larry bird, paxson, magic johnson, reggie miller. ve tam şu an aklıma gelmeyenleri. ama en çok jordan. en çok o.

yetmedi. ben anlamadım. evet izlediğim en iyi şeylerden biriydi ama ben hala bir insan nasıl bu kadar iyi olabilir bilmiyorum. en ufak bir fikrim yok. bu bir yetenek değil, doğuştan gelme saf yetenek bullshitlerine inanmıyorum ben. böyle bir şey yok. bu adam spor tarihinin en iyisi olabilmek için nasıl savaştı, nasıl yaralandı, nasıl devam etti, her şeyden öte o motivasyonu nasıl buldu her defasında? bu nasıl bir hayat? ben bunu bilmiyorum, ben bunu çözemedim. evet mükemmel. ama nasıl?

phil jackson. en çok bu adamı merak ettim. nasıl bu kadar iyi bir takımı lead etti. ya bu çok zor olmalı. jordan için liderlik ve bully'lik kolay çünkü ondan iyisi zaten yok. tabii lead edecek. ama phil jackson, spor tarihinin en iyi takımına koçluk ederken onların saygısını nasıl bu kadar kazandı? nasıl bir mentalitesi vardı, neydi yaklaşımı? evde her gece uyumadan ne düşünüyodu, sabah nasıl hissederek uyanıyordu? ben bunları bilmiyorum, ben bunları merak ediyorum. bana başarıyı göstermeyin, bunu zaten biliyorum, bana nasılı gösterin.

scott pippen, bir insan ancak bu kadar güzel ikinci insan olabilir bir takımda. başka bir takımda olsa parıl parıl parlayacakken, jordan'ın gölgesinde kalmayı istedi onca zaman. bunun arkasındaki mind set nedir mesela? insan hiç mi öykünmez? başlarım size de topunuza da demez? ve böyle iyi bir oyuncunun bu kadar underrated kalması ve bunu da herkesin ta o zamanlarda kendisi dahil bilmesi? nasıl devam ettin be adam? nasıl bi zen moddur bu, nba tarihinin en iyi oyuncularından biri olduğunu bilmen ve en az para kazananlardan biri olduğunu bilmen ve bunu tüm dünyanın bilmesi ve oyuna devam etmen? buradaki motivasyon nedir?

kerr, muazzam bir gölge. jazz’le yapılan o maçta, son anda, attığı sayıda yemin ederim havaya zıpladım öyle sevindim. tam olarak tek sebebi, tam 10 sn önce, 'i’ll be ready, i’ll be ready!" diyerek jordan'a kendini kanıtlama çabasıydı. ve grant park'ta yaptığı konuşma da çok eğlenceliydi. "that is my story and i'm sticking to it." :)

rodman, çok eğlendim. muazzam bir sönen yıldız hikayesi, kendi kendini bitirdi yeşilçam filmi konusu olabilecek hayat yaşamış. ama devam etmiş o sahada yine de devam etmiş. ya bırakırsın, boğulursun ya devam edersin yükselmeye. aralarda kaybedip kendini, nasıl gelebildi tekrar geri? -who needs practice?

jordan... “someway, somehow, he scores” jordan...

o kadar iyi olmak ki, emekli olup döndüğünüzde kaldığınız yerden devam etmek. jordan seviyesinde iyi olmak.

izlediğim en iyi şeylerden biriydi ve tekrar tekrar izleyeceğim en iyi şeylerden biri olacak.

peşin not: diğeri de kobe'ninki olur umarım.

edit: kerr’in utah jazz’e attığı basketti o tabii ki pacers’a değil. teşekkürler uyaranlara.
domates ama kabuğu soyulmuş.
yeşil fasulyenin tanesi.
peynir ama yağlı, lor yemez mesela bizimki asla.
yumurta ama sarısı.
etin her türlüsü, hiç fark etmez, et olsun yeter.
süt ama pastörize sevmiyoruz, taze kaynamış çiğ süt.

benim kedinin sevdiği şeylerle onu beslersem beni ciddi anlamda ekonomik krize sürükler bu dana!

edit: bu hanımefendi 3 aylıken annesi tarafından terkedilmşi ve sokaktan alınmış bi kedi bu arada ama standartları yüksek. bu özgüveni nerden buluyorsa hala çözemedim.
evet yine üşenmedim ve başlık atındaki abazaları siz ekşi sözlük yazarları için derledim. (görseller gelecek)

jartiyer sevdalıları

(bkz: #107390439)görsel

fantezi tutkunları

(bkz: #107400039) görsel
(bkz: #107405840)görsel
(bkz: #107406051)görsel
(bkz: #107413395) görsel
(bkz: #107413989) görsel

(bkz: #107428160)görsel

popoya şaplak atmak için bedel ödemeye razı olanlar

(bkz: #107406870)görsel

başlık altında evlenmelik kadın arayanlar

(bkz: #107405355)görsel

memleketçilik kazanacak diyenler

(bkz: #107408818) görsel
(bkz: #107408953)görsel
(bkz: #107416620) görsel

sözlüğü kullanım amacını peşinen belli edenler (en azından dürüst)

(bkz: #107408847) görsel
(bkz: #107410903)görsel

ters psikoloji deneyenler

(bkz: #107409172)

fetişistler

(bkz: #107411417)görsel

e bi zarf atalım diyenler

(bkz: #107411568)görsel
(bkz: #107411802)görsel
(bkz: #107412024) görsel
(bkz: #107412144) görsel
(bkz: #107412854) görsel
(bkz: #107414180) görsel

(bkz: #107414969) görsel

(bkz: #107415438) görsel

(bkz: #107416125) görsel

(bkz: #107417525)görsel

(bkz: #107419381)görsel

(bkz: #107420368)görsel

(bkz: #107419881)görsel

(bkz: #107427382)görsel

şey tinder değil miydi burası?

(bkz: #107422393)görsel

bakirim bulun beni diyenler

(bkz: #107415692) görsel

yapacak bir şey kalmadı bari burçtan yürüyelim diyenler

(bkz: #107414350) görsel

dekolte giyen kadın arayanlar

(bkz: #107411913) görsel

19. yüz yıldan kalan kadın düşmanları (bu arkadaş abaza değil ama kendisini ifşa etmek istedim. çünkü zevk değil mi?)
(bkz: #107394794)görsel

önceki derlemelerim için (bkz: erkek yazarlardan kadın yazarlara sorular/@manuelka)
yalnız işler bu noktaya kadar geldiyse yakında konuklar birbirlerine "yalancıyı siksinler mi müptezel piç, ne bakıyon amına kodumun evladı" şeklinde de hitap edebilirler. çok uzak değil, bir tık üstü sonuçta. hararetle bekliyoruz.
onlarca yıl sonra bile bağlantı elemanlarının aynı şekilde kaldığını gösterir. şimdi bu makina herif, tonlarca ağırlıktaki bir arabayı kaldırabiliyor ve bunca yükü kolundaki metrik 10 ve metrik 6 vidalar mı tutuyor? ayrıca dikkatimi çekti, hidrolik pistonların yağ giriş ve çıkış hortum bağlantıları yok.

1. görsel
2. yakın çekim görsel

alıntı edit: "sonuçta filmde seri üretimle üretiliyor onlar. seri üretimde standart malzeme kullanmak hem zamandan hem malzemeden tasarruf sağlar.
ki bu da kıyamet sonrası kısıtlı kaynakların bulunduğu bir dünyada oldukça mantıklı.
makina yada insan olmak kaynak kıtlığından etkilemeni pek engellemiyor." demiş arkadaş ve haklı. ayrıca paslanmaz kullanmaları daha mantıklı olurmuş.
12'li tuvalet kağıdı(orta kalite):30tl
1.5 kilo kıyma:67.5tl(en ucuzu)

kalan para:2.5 tl

etinizi yiyip sıçtıktan sonra kıçınızı temizleyebilirsiniz.bu ülke vatandaşına çok bile.

edit:kıymanın daha pahalı olduğuna dair gelen tepkiler üzerine kıyma fiyatına "(en ucuzu)" eklemesi yapıldı.daha pahalı yazsaydım vatan haini ilan edilebilirdim,anlayışla karşılayacağınızı umuyorum.