Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
şifre mi istiyorsun birader ? kısaca söylesen.

ekleme: netflix'im yok eksikliğini hissetmedim. kullananı da budala olarak görmüyorum. herkesin bir tane hayatı var kardeşim bırakın istedikleri gibi yaşasınlar. bence asıl budalalık insanların bir kısmı netflix abonesi diye kale duvarı gibi manifesto yazmak.

edit: başlık sahibi yazar keşke yazdıkları üzerinde yaptığı eklemeleri, değiştirmeleri ve düzeltmeleri belirtseymiş. bunu belirtmeyerek bazı yorumları tabiri caizse taca çıkarmış.

en son edit: netflix üzerinden kapitalizm eleştirisini ekşisözlük gibi popüler kültür platformundan yapmak da ne bileyim, i phone'nin arkasına orak çekiç stickeri yapıştırmak gibi bir şey olsa gerek. bu kadar entry girmeye değer bir başlık mı yoksa hepimiz mi işsiziz.
ıspanyol bir firma parcalarin bir kismi cin‘den olmak üzere türkiye‘de solunum cihazi ürettiriyor. ancak türkiye tibbi cihazlarin ihracina kisitlamalar getirdigi icin ve cihazlar da montaj olsa bile türk mali sayildigindan, ülke disina cikmasina su an izin vermiyor. ortada transit gecen mali alikoyma durumu yok.

kaynak:

https://www.elmundo.es/…862ebd21efa06d7c8b461f.html

„la cuestión es que la carga requisada había sido fabricada en turquía por encargo de una empresa española que había traído componentes para su fabricación desde china, explican fuentes de las comunidades de castilla-la mancha y navarra. una vez embarcados los respiradores en el avión, la aduana turca retuvo el cargamento el sábado. y el gobierno de turquía ha decidido quedárselo.“
kırk yıllık araştırmacı yazarım binbir türlü ufo videosu gördük, kah güldük, kah bu ne amk dedik ama şu izlediğim video sanırım en neti idi, eğer bir bilgisayar animasyonu falan değilse bildiğin ay yüzeyinden gezen hava araçları var, bide yüzeye baya yakın uçuyorlar yerde gölgeleri var, bir aracın yerde öyle gölge bırakması içinde devasa bişey olması lazım. buarada şaşırmadım çünkü bu pandemiden sonra artık görmediğimiz bi uzaylı ırkı kaldı onlarda yakın zamandan göreceğimizi umuyorum, tek isteğim götünüzü kesmesinler.
sen git tunceli’de polise saldırıp o sırada gebertilen teröristin mezarı başında marş oku sonra tek istediği özgürce müzik yapmaktı ühühühü.
bugün öldürülen mühendisin de tek istediği evine gidip yeni doğmuş çocuğunu görmekti.
tanım: gereksiz
sokağa çıkma yasağı ilan etmeyen ekrem imamoğlu’nun yediği son nane. seni başkan yaptırmayacağız ekrem(:

ironiden anlamayacak andavallara not olsun da farklı algılanmasın;

günlerdir istanbul’da sokağa çıkma yasağı ilan edilmeli diyen ekrem başkan!

bugün itibariyle metro, metrobüslere binen vatandaşlara ücretsiz maske dağıtan ekrem başkan!

bugün itibariyle bazı istasyonlara ateş ölçen termal kamera yerleştiren ekrem başkan!

ama suçlanan yine ekrem başkan, öyle mi?

sizin yapacağınız algıya sokayım!
100. vakadan sonraki 10 günde ulaşılan vaka sayısında dünyada bir numara iken hala önlemlerin en üst seviyeye çıkarılmaması nedeniyle göz göre göre artmaktadır.artmaya da devam edecektir çünkü türkiye cumhuriyeti devleti vatandaşlarına 15 gün bakamayacak durumdadır.

kaynak: hastalığın ülkelere göre ilerleyişi

bugün için ne durumda olduğumuzu merak edenler olmuş.

100 vakadan sonraki 18 günlük süreçte başlıca ülkeler ve 18.günün sonudaki vaka sayıları:

abd:19.367
ispanya:21.571
italya:12.462
almanya:15.320
fransa:9.134
iran:13.938
ingiltere:6.650

türkiye:23.934

hala bu konuda ilk sıradayız.üstteki ülkeler şu an dünyada vaka sayısının en yüksek olduğu ülkeler.
otobüsteki ikram servisinde heyecanlanmak. sandviç ikramı olursa coşmak. misafirlikte ikramlardan çokça yemek istemek; ikramı çok sevmek. mesela dondurmadan çok, üzerindeki fındıklı çikolatalı sosa bayılmak. restoranda bir sürü ıslak mendil almak. eşantiyon olarak verilen beleş usb, laptop çantası, ajanda vs. neredeyse bunlar için yaşamak. ben var epey ilkel olmak.
evet bu zor dönemde ayrıldık.
çok sabrettim.
kolu kırık dedim. bir de üstüne saç ektirmişti. keltoş kafayla dayanamaz dedim. en zor zamanlarında yanında oldum. sonra bu virüs zımbırtısı çıktı. hep alttan almaya başladım. kendim olamadım. her hatasında affeden alttan alan ben oldum. zor zamanlar dedim. seviyorum dedim. ne mi oldu? şımardıkça şımardı. kendi koca göbeğine bakmadan sürekli beni eleştirdi. beğenmemeye başladı. verdiği sözleri unuttu.
en son geçen hafta işe başlayacağından önceki gün, hani bana portakallı ördek yaptığın günün ertesinde telefonuna gelen mesajları okudum. sen uyurken.
artık evden çalışmaya başlayacağını raporları sana sekreterinin yollayacağını öğrendim. ardından sekreterin aradı. sen sevine sevine konuştun tabi ama ben biliyordum zaten. ne oldu dedim. hiiiç dedin. bana yalan söyledin. ama zaten ben evime gelecektim. çünkü artık senin yanında kendim olamıyordum. hem nasıl yalan söyleyeceğini nasıl bu yalanlara devam edeceğini izlemek istedim. öte yandan kendimi toplamak eski ben olmak için kendimle yalnız kalmak istedim.
o kadar profesyonel bir yalancısın ki, her gün işe gidiyormuş gibi davrandın. güya mesai saatlerinde bana mesaj atmadın. sonra güya o yorgunlukla ormana yürüyüşe gittin.

bir insan sevgilisi varken neden başka kadınları takip eder? bal gibi de yalancısın. aşağılık bir yalancı hem de... ne güzel üste çıkıyorsun. güya aynı hastaneden arkadaşın.

o bugün uğruna kavga ettiğimiz kızın benim evime yakın bir yerde ebelik yaptığını da biliyorum. bugün onu aramak isterken yalnışlıkla beni aradın. ezan okunuyordu. sesin de çok yakından geliyordu. hayatım arabayı uzak bir yere ancak park edebildim dedin. sonra ben olduğumu anlayınca telefonu kapattın. 1 saat boyunca telefonun kapalı kaldı. önce gerçekten bana geldiğini zannetmiştim. sonra herşeyi fark ettim. güya bana annenin evinin konumunu yolladın.
ben şüphelenince de her zaman yaptığın gibi zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalıştın.
bir de üstüne psikopat damgası yedim. ve beni engelledin.
yalancısın. aşağılıksın. beni aldattın.
inşallah coronaya yakalanır sürüm sürüm sürünür geberip gidersin.
senden nefret ediyorum artık.
sen tanıdığım en cesaretsiz insansın. bir kere olsun benim ne düşündüğüme nasıl üzüldüğüme önem vermedin.
seni neden hala düşünüyorum ki.
ama artık asla affetmeyeceğim seni. yapayalnız olsam da tek başıma kalsam da hastalansam da yeter artık. bana değer vermeyen bir erkekle beraber olmayacağım. her defasında zeytinyağı gibi üste çıkan, beni manüpile eden, haklı olduğumda dahi bana özür dileten senin gibi adi bir pisliği sevmeyeceğim artık.
bundan sonra bana hak ettiğim değeri vermeyen kimseyle olmayacağım.
ve asla kimseden özür dilemeyeceğim.

edit: gelen destek mesajları için teşekkür ederim. affedersem kanım kurusun. hepinize söz veriyorum. daha yüzüne bile bakmayacağım.
akademisyen egosu + doktor egosu + yurtdışında yaşayıp tepeden bakan insan egosu + ileri yaşta popülariteye kavuşan insan görmemişliği (bundan özellikle twitter'da bol miktarda var)

hepsinin karışımı.
“maskeli adamın dayı olduğunu nereden anladınız amk” demeye gelmiştim ki dayının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar dayı olduğunu görüp susup oturdum.
“normal yolcu sayısının iki katını aldıkları zamanlarda, ödediğimiz ücretin yarısını iade ettiler mi ki iki kişilik ücret ödeyelim?” diyerek itiraz ettiğim önermedir.

ps: senin ruhun dolmuşçu.

düzeltme: anlatım bozukluğu giderildi.
üst edit: @ironikgirl arkadaşımız, tartıcı kardeşimize ulaşmış, minik kardeşimiz yardım kabul etmemiş,ilginiz için çok teşekkür etmiş ve ekşi ahalisine çok selam söylemiş.

öyle “ nee geziyursuuun” diye bağırarak sorulur mu yavşak, aklını aldın çocuğun, gözleri yaşardı.
bir memlekette metrekareye bu kadar ayı düşer mi arkadaş.
adam gibi çocuğun yanına gidip “ yavrucum, tartıcılık yapıyorsun ama 20 yaşından küçüklere sokağa çıkma yasağı var, al şu 10 lirayı evine git,sokaklar şu an tehlikeli” desen, dünya bir dakikalığına güzelleşse.

tanım: 1 adet ekmek parası kazanmaya çalışan kardeşimiz ve 1 adet “siverek ayısı” içeren videodur.

edit: kardeşimize ulaşan olursa yeşillendirsin, yardımımızı yapalım.
fethullah gülen'in kendisine "sizlerden öğrendik. bu yolu sizler açtınız" dediği kişi.
türkeş'in fethullah gülen hakkındaki yorumu ise şöyle:

"...şahsi malı olarak bir dikili ağacı dahi bulunmayan, kendini ilme ve ilmin yayılmasına adayan, memleketimizin manevi dinamiği olan hocaefendinin, avrupa'dan yunanistan'a, kanada'dan yakutistan'a olan çalışmaları her manada takdire şayandır. böyle muhterem bir zatın nereden geldiği belli olmayan elli sekiz kişilik bir listede isminin geçmesi veya eklenmesi, zan sahiplerince hiçbir mana ifade etmeyecektir. hocaefendi türk milletinin gönlünde hak ettiği tahtı kurmuştur. hiçbir zan ve iftira onun bu durumunu sarsamaz. türk manevi ve milli değerlerine büyük katkılarıyla ve kültür alanındaki büyük ve başarılı girişimleriyle şimdiden bütün milletimizin derin sevgi ve hürmetini kazanmıştır. türkiye'nin hak ettiği huzur ortamına kavuşması için elinden gelen gayreti gösteren fethullah gülen hocaefendiye yapılan bu çirkin yakıştırmanın gerisinde art niyet ve art niyetli kişilerin olduğu meydandadır..."

cenazesine fethullah gülen en ön sıradan katılmış ve muhtemelen cenaze namazını kıldırmak istemiş. ama diyanet işleri başkanı mehmet nuri yılmaz masaya çıkıp namaz kıldırarak buna engel olmuş.
bir erkek olarak yazıyorum, erkeğe devamlı hesap ödetmek kadından soğuma sebebidir.

sayısız kadınla date yapmışımdır. çoğu zaman 3. buluşmayı kendi isteğim ile gerek görmemişimdir.

aşağıdaki yazılar tamamen çalışan, kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar için yazılmıştır.

efem usulu şudur. tatlı tatlı mesajlaşılır, tatlı tatlı konuşulur. iş "hadi bir kahve içelim / yemek yiyelim"e gelir. buluşma yapılır. hoş sohbet güzeldir. hesap gelir, erkek hesabı önüne alır (ilk buluşma nezaketi, bir sonraki buluşmaya yol açma durumu)

şimdi burada 2 durum oluşur.

ilki;

kadın çantasını, cüzdanını arar veya cüzdanını çıkarmış hazırda tutar. erkek "lütfen bu kahve/yemek benden olsun, bir sonraki kahveyi sen ısmarlarsın" der ve ikinci buluşmaya yol açar. ikincide de çay/kahve içilir ve hesabı kadına bırakır. kadının hem gururu kırılmamış olur hem de paylaşımcı bir buluşma/hayat oluşmaya başlar.

gelelim ikincisine;

hesap gelir, kadın hiç oralı olmaz. havaya bakar, sağa sola bakar, telefona bakar hatta bazıları lavaboya gider. erkek usulen hesabı öder ve kalkar. ikinci buluşmada kahve/çay içilir (ilkinde yemek yendiyse ikincide muhakkak kahve/çay içilmeli) . yine hesap için nezaketen veya yalandan da olsa el cüzdana gitmiyorsa, bunu da ben ödeyeyim demiyorsa 3.buluşmaya gerek yoktur. bu saatten sonra anlarsın ki karşındaki senden hep bir şeyler alacak/bekleyecek ve sen buna boyun eğeceksin veya görmezden geleceksin.

benim yorumum ve yaptıklarım bu şekilde. her şeye gelince kadın/erkek eşitliğinden bahseden kadınlarımız, bu tarzda durumlarda erkeğe hesap kitlemeye bayılıyorlar. hayat eşitlikten yana değil mi? kadın olarak sen çalışıyorsan, erkek olarak ben çalışıyorsam neden seninle (bir kadınla) tanıştıktan sonra hayatı 2 kişilik yaşamaya başlayayım? sayın kadın arkadaşlarım, yapmayın böyle. asıl 10 liralık çay hesabını bile erkeğe bırakmak çok ayıp.

benim açımdan edit2 ; hoş sohbet güzel gidiyor. zaten bir süre sonra 10 buluşmanın 7'sinde hesabı ben öderim ama bilirim ki karşımdaki kişi paylaşımcı. paranın, kazanmanın ve harcamanın kıymetini biliyor. bu zorluğu çekebiliyor. böyle insanlar ile hayat daha güzel, kaliteli ve anlamlı geçiyor. yoksa evlilikte italyan mobilya alamadın diye, eskitme kapı taktıramadın, en iyi çamaşır makinesini bana sunamadın diye başını etini yerler. çünkü kadın için o saatten sonra erkeğin harcadağı para bir anlam ifade etmediği gibi kendi 1 lirası cumhuriyet altından farksızcasına değerli hale geliyor.

hadi bakalım yeşillensin kutum.
başlık sahibi gibi emekli albay apartman yöneticileri, insanlara maske dağıtmayan yönetimleri sorgulamak yerine, dışarı çıkamadıkça camdan pencereden millete iyice sarmaya başlayacak, herkes hazırlıklı olsun.
çadırlı rock festivali ne aq? zeytinli rock festivali gibi bi' şey mi ola? aga insanlar sevişiyor yapacak bi şey yok. ha çadırda ha evde. evde youtube'dan herhangi bi' şarkı açıp sevişmesiyle bunun ne farkı var bi' anlatın bana kurban olayım ya.
şu zamanda beyinsiz beyinsiz soru yazanları, hâlâ ekmek peşinde olan erkek-kadın yazarları gördükçe inanasım gelmiyor.
nasıl sağlıyorsunuz bu kafayı lan?
içiyor musunuz evde paso?
nedir tam olarak nasıl kafanız rahatlıyor bu kadar gevşiyorsunuz tünelin ucu gökkuşağı mı sizin oralarda?