Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
"ekşiciler ekseriyetle geri zekalıdır ve yarrak gibi insanlardır çünkü sikimden başlıklar açabilmek konusunda birbirleriyle yarışmaktadırlar."

sik kafalı ekşiciler, nazım hikmet, ötüken yayınları, syf. 107, birinci cümle

edit: gerçekten anlamıyorum yani en yakınımdaki kitabın bilmem kaçıncı sayfasının kaçıncı cümlesini n'apacaksın? bir de niye 107 aq? bu tarz başlıkları görünce ana avrat küfür ediyorum. tam bir ılık götlü meriç başlığı.
bugün haberimin olduğu über olay. ekrem imamoğlu başkan piyasada 170 liraya satılan cerrahi seviyede bir dezenfektanı istanbul halkı için litresi 73ten kapatıyor. ki bu konsantre hali.

kullanılır hale getirmek için 1/20 su ile karıştırılıyor ve litresi sadece 3.5 tl oluyor. yani dünyanın en ucuz ülkesine gitsen bulamazsın bunu.

ve sırf müslüman istanbulluları düşündüğü için bu dezenfektan alkolsüz.

ya ekrem başkan, abi sen ne biçim bir adam çıktın. seni başkan yaptığımız gün ne mübarek bir günmüş.

edit: aldığım bir bilgiye göre paralı troller bu ucuza alımı itibarsızlaştırmak için aksi yönde başlık açacaklarmış. sakın kanmayın paralı aktrollerin başlıklarına. bugün yarın açarlar.

edit2: şurada ürünün 5 litrelik fiyatı görülebilir.

https://m.n11.com/…vkey88lgjv-coryykmrocxigqavd_bwe
milliyetcilik noktasinda kacirdiginiz bir nokta var; siz irkinizin kotu ozelliklerini yerip iyi ozelliklerini ovmek yerine her noktasina bakip kotu diyorsunuz. sizde gote got denmiyor her seye got deniyor.

cok mu aci cekmisler? yaziktir kabul ediyorum ama bunu gidin hocalida katledilen bebeklere anlatin. gidin egenin koylerinde karnina el bombasi baglanip oldurulen turk evlatlarina anlatin iki yuzluler.
son sezon 7. bölümdeki işkenceci türk osman sahnesini izledim. sonra da, -alkolün de etkisiyle- milliyetçi duygularım kabardı ve üşenmeyip yapımcının mail adresini buldum. sonra da aşağıdaki maili döşendim. gereklidir değildir, okur okumaz, cevap verir vermez tartışılır, ama oturduğum yerde yüreğimin soğuduğu kesin.

"dear alex pina,

my name is naturmort. ı am an academic based in turkey.

although ı very much enjoy watching your series la casa de papel, ı don't understand why a turkish guy named osman would be involved in a spanish torture mission in algeria, a country that is around 3,500 kms away from turkey (barcelona is 2,900 kms away from ıstanbul, to give you a much needed geography lesson).

maybe mentioning a turkish guy in the heat of the scene would elevate the awe felt by the audience, but it is a very idiotic way to do so. maybe you underestimate the overall ıq level of your viewers. or perhaps you live in 1950, and have a very limited understanding of the world outside europe.

ıf you would like to visit my city, ıstanbul, after the pandemic is over, ı would gladly show you around. that would hopefully improve your skills in how to involve random countries to create certain feelings in your audience.

best,
naturmort"
sıfırdır. efendi erkeğin sevgilisi olsa bile çok geçmeden ya terk edilir ya boynuzu yer.
edit: işte bayan yazarların yaptığı yorumlar bile doğruluyor önermeyi. neymiş efendi erkek sünepe imiş, özgüvensizmiş, pısırıkmış, kişiliksizmişmiş... efendi erkek diye bahsedilen sevdi mi tam seven, sevdiğini insan yerine koyan, iyi niyetli yaklaşan, duygusal olan, romantik olan, dürüst olan, kibar olan, fedakar olan, sadık olan erkektir. kadın milleti mazoşist yapılı olduğu için, acı çekmekten ve aşağılanmaktan zevk aldığı için böyle erkekleri sevmez. sadece arkadaş olarak görür. ama her gördüğü kadına yavşayacak potansiyeldeki piç erkeklere ise ulaşılmaz olarak gördüğü için âşık olur. onu elde etmek için çabalar. sonra elde ettiğini zanneder ama piç erkekten boynuzu yiyince aslında elde edemediğini anlamış olur. sonra da "bu erkek milleti hep böyle" diye ağlar.
italya gibi olmayacağız,ne kadar kurallara uyma konusunda kusursuz olmasak da,yaşlı oranımız italyanın 1/3 ü. 100k kişiye düşen yoğun bakım kapasitemiz italyanın yaklaşık 3 katı.uluslararası trafik konusunda da italya kadar değildik.kötümser olmaya gerek yok.
yer ingiltere.
hesap-kitap işleri yapıyorum. binlerce çalışanın olduğu şirketin anlık mali durumunu hesaplayıp, sonuçları ilk ben görüyorum.
şubat başından itibaren, bir gün öncenin kapanışını sabah 8:30’da hazır etmemi istediler. hesaplar yetişsin diye sabah 7:00’de kalkıp, hesabı ceo efendi hazretlerine direkt gönderiyorum.
günde 12-15 saat çalışıyorum.
yer ingiltere (insan hakları ve medeniyetin merkezi!)

hesaplarda en ufak bir hata yapma şansım yok, onlarca parametre, onlarca excel dosyası.. kafası zehir gibi çalışan şirket yöneticilerden gelen ahiret soruları, alınan yeni kararlar, her kararda arap çorbasına dönen hesaplar, stres, mide krampları...

iki gün önce, gece 10’da bilgisayarı kapattım, günün stresinin etkisiyle hıçkırarak ağladım ve olduğum yere sızdım, ertesi gün sabah 7’de kalkıp sil baştan yaptım.

odanın birini airbnb’den bir italyan’a kiraya vermiştim -virüs nedeniyle benim evde mahsur kaldı. baktım konserve yemeklerle ömrü geçiyor, benim yaptığım yemeklerden yiyebilirsin dedim -yaptığım yemekleri o kadar çok seviyor ki, her gün heyecanla ne pişireceğime bakıyor. hayatta karşıma çıkan herkesin hayatına dokunmuş ya da hayatını kolaylaştırmışımdır.
herkesin bir dünyaya geliş nedeni varsa, benim nedenim kesin, “başkalarının hayatını kolaylaştırmak” tır.

“ne ekersen onu biçersin” sözü benim hayatımda “iyilik ektim, kötülük biçtim” olarak dönüş yaptı -ektiklerimi biçseydim şu an başka bir yerde olurdum, bundan eminim.

pratik ve becerikli biriyim; bugün çeşit çeşit ev ekmekleri yapıp, pişirirken, ege’de bir köyden arsa alsam, mütevazi bir taş ev yaptırsam, birkaç tavuk besleyip, her sabah kümesten aldığım yumurtayla, bahçeye ektiğim domates, biber ve yeşilliklerle, kendi yaptığım tereyağıyla, rengarenk çiçeklerle donattığım bahçemde kahvaltı etsem diye düşündüm. zeytinyağımı, nar ekşimi, salçamı bile kendim yaparım belki, kim bilir?
ha bir de, elinden iş gelen, kafası çalışan, yakışıklı birini (üçü bir arada gibi oldu) bulursam ona da bahçe fırını yaptırmayı düşünüyorum -ekmekleri organik ortamda pişirmek için.

virüsten, depremlerden, felaketlerden, fazla mesailerden, stresten ölmezsem, şirket batıp işten çıkarılmazsam birkaç seneye kadar hayal ettiğim yerde olacağım.
tüm gün risk hesapları yapınca, hayatıma dair olası tüm riskleri de düşünüp, hayallerimi bile süzgeçten geçiriyorum.

hayatın gerçeklerine dönecek olursak;

kapılar tutulmuş, neylersin?
neylersin?
içerde kalmışız
yollar kesilmiş,
şehir yenilmiş,
karanlık bastırmış,
hayal kurmazsın da,
neylersin
"sen önce bu salgın dolayısiyle dünyanın kasıp kavrulacağı belliyken umre'ye yolladığın, dönüşte de tedbirsiz bir şekilde milletin içine saldığın insanların ve belki de yüzlerce insanın hayatına mal olan düşüncesizliğinin hesabını ver tırrrekkk" şeklinde yanıtlanabilecek taleptir.

diyanet ve "bilim"

(bkz: aşağılık kompleksi)
kuş olup uçsam kızımın yanına. çooook özledim onu. 20 gün oldu görmeyeli, 20 yıl gibi geliyor. tek çocuklu boşanmış kadınlar ordusunun bir parçası olarak okullar kapanınca ne yapacağımı şaşırdım. mecburen kızımı ankara'ya ailemin yanına götürdüm, hastanede işimin başına geldim.

yasaklar elimi kolumu bağlıyor. hastaneden her çıkışımda eve gelip dakikalarca yıkanıyorum arınmak için. kızımın yanına gidebilsem bile ya ona, aileme bir şey taşırsam diye korkuyorum. onlara zarar verirsem kendimi affetmem. öte yandan ilk kez yalnızlıktan, ölmekten, yalnız ölmekten, kızımı bir daha görememekten korkuyorum.

her konuşmamızda "anne seni ne zaman göreceğim" diyor. bilmiyorum ve bilmemek beni her gün parça parça öldürüyor.

çocuğumu özledim, ona sarılıp uyumak istiyorum.
4 nisan akşamı başlayıp, şu ana kadar içtiğim 7. biramla devam ettirdiğim eylemdir. gönül istiyor ki üstüne bir iki duble de viski içip kafayı yaptıktan sonra yat. ancak bu karantina günlerinde içkiyi bile idareli kullanmak zorundayız. viskinin açılışı kısmetse haftaya olacak.
başıma gelen durum. sinirden elim ayağım titriyor.

düşünebiliyor musunuz tam 10 yıldır her ay yaklaşık 1000 tl gönderdiğim babam bana “2 ay 3-5 kuruş para veremem” dedi. 2010 yılında işe başladığım günden beri istisnasız her ay otomatik ödemeye bağladığım hesaptan kendisine para gönderdim.

malum salgından dolayı işler ters gitti, evdeyim. her yer kapalı, çalışamıyorum, param bitmek üzere. kendisinden 10 yıldır gönderdiğim paranın küçük bir bölümünü istedim, istemez olaydım. eyyyy baba, sen bana bu parayı şimdi vermeyeceksin de ne zaman vereceksin? hani diyordun ya işsiz kalırsın, başına bi hal gelir ben bu paraları senin için biriktiriyorum diye.. nerde paralar?

üstelik sadece benim değil kardeşlerimin de yıllardır her ay düzenli gönderdiği paralar vardı. onlara da “başınızın çaresine bakın” demiş. inanılır gibi değil.
gerizekalı birilerinin güya tedbir için astığı gereksiz metin. insanlar zaten böyle bir dönemde bu şartlarda sabahtan akşama kadar neler yaşıyor, bi de evi gelip böyle bir embesillikle karşılaşmak..
sağlık personelleri azami dikkat ediyordur zaten beyinsiz, senin aptalca hareketlerine gerek yok.
evinde bari huzur verin insanlara..
zeki ve mükemmel insanların sevgilisi olmaz.

serik’te gördüğüm bir doğan s. in arkasında yazıyordu.
sarhoşken yazdığı nasıl belli. bakan diyor, oy vermeme rağmen diyor. bilmesek inanacağız imamoğlu'na oy verdiğine. yapma erkan biz senin kimlere yaranmak için sıraya girdiğini çok iyi biliyoruz. bu adam ağzıyla içmeyi bilmiyor.

edit: tweetler gerçekten atıldı arkadaşlar. ilgili zat açıklama yapmış hatta; "eski yardımcım yazmış" demiş. ne kadar yaratıcı değil mi? oyunculuğu da çok yaratıcı. oscar ödülünü kesinlikle hakediyor.
eğer fazla içmek övünülecek bir durum olsaydı ben de yazardım, daha gençken günlerce hatta belki haftalarca uyku harici durmadan neler içtiğimi, kimse inanmazdı, okunulup unutulurdu. bu durumu şu anda beni tanıyan insanlar bilirler ama hiç hoş karşılamazlar, zaten olması gereken de budur, çok içmek ergenlikten kurtulan hiçbir insan için övünç kaynağı değildir. mamafih konu sadece bira içmekse değineyim, henüz lisedeyken oturduğumuz semtte benim yaşlarımda bir çocuk vardı, günde ortalama 20 bira kadar içerdi. bu çocuk öldü, neredeyse sadece bira içerek kendini öldüren sayılı insanlar arasında olabilir. bunun dışında üniversite yurdunda bir çocuk vardı, adı emirdi, mütemadiyen içmesiyle tanınırdı. biz sabah derse giderken o efes ektrasını açardı, akşam biz döndüğümüzde en az 10 birayı çoktan devirmiş olurdu, geceye kadar da içerdi. yurdun o binasında kaldığım müddetçe bunun olmadığı bir gün bile hatırlamıyorum.

benim de çok -alkol- tükettiğimiz gecelerde 8-10 tane bira içmişliğim olurdu, diğer içtiklerimizi saymayayım. peki bunun bir faydası oldu mu? hayır.

bira da için, türlü alkolü de -veya ne zıkkım içecekseniz- içmeyin demiyorum hobi olarak yine için, ancak her insanın bir kapasitesi vardır, bunun üzerine çıkıp kendini rezil etmek niyedir? neticede en doğrusu içebileceğin ve seni rahatsız etmeyecek miktarı bilip buna göre içmek, efendi gibi kalkıp işine gücüne bakmaktır. yani yalan değildir evet, ancak ne bunu içmek marifettir, ne de içememek ayıptır.

sosyal mesaj: alkol ve her türlü kafa yapıcı madde, vücudu ve beyini kötü etkiler, orta ve uzun vadede hiçbir faydası yoktur.
burhan altıntop gibi balkona çıkıp, plaj sandalyesinde elimde dondurmayla, karşı komşuya ben aslında yooğuum, ben senin süperegonun yarattığı bir karakterim demeyi düşüyorum.
"kürt ne amk" diyerek tanımlama yapılan başlık.
sen nesin ki amk.

edit: ben bir laz'ım. bunu açıklamak zorunda olmak bile ne kadar patinaj yaptığımızı gösteriyor. kendinden olanı sevmek demek diğerlerini yoksaymak anlamına gelmez. saygı göster...
birazdan hiç üşenmeden hem buna göz yumduğu için hepsiburada'yı, hem de çatısı altında bu şekilde faaliyet gösteren herbutceyeuygun ve nisa elektronik satıcılarını tüm gereklilikleri uygun şekilde hazır edip (firmaların tam ticari ünvanları ve vergi numaraları, tnb e-tespit üzerinden alınacak resmi ekran alıntıları vs) türkiye cumhuriyeti ticaret bakanlığının haksız fiyat artışı şikayet sistemi mobil uygulaması üzerinden şikayet etmeme neden olacak fırsatçılıktır.

zira şundan pek de uzak olmayan bir geçmişte ürünü şu fiyattan satın aldım.

https://i.imgur.com/jvj7z9t.jpg

edit: şu abukluğa dair stok takibi savunması kadar güldüğüm bir savunmaya daha denk gelmemiştim sanırım. bir sonraki paragrafta belirteceğim husus doğrudan buraya da gönderme içerecek. bununla beraber hala farklı yerlerden düşük fiyatlı, farklı/üst modelin daha ucuz olduğu ve/veya alternatif daha uygun fiyatlı ürün linkleri, tavsiyeleri falanı feşmekanı içeren entryler girip mesajlar atanlar var. yetinmeyip bir de kendilerince akıl vermeye çabalıyorlar, lakin akla evvela kendilerinin ihtiyacı olduğunun farkında bile değil bu tipler.

anlayamıyorlar, bir defa bu ürüne iki yıldır zaten sahibim ve kullanıyorum. birçoklarınızın aksinize de karantina başladığından beri değil, saçlarım uzun zamandır sırtımın ortasını da geçkin şekilde uzun olduğu için berbere gitmiyor ve ense traşıydı faul şekillendirmeydi falan fıstık bununla kendim hallediyorum arkadaşım. yani ihtiyacım yok, yenisini ya da farklısını da araştırmıyorum ya da satın almayacağım. burada önemli olan husus mevzubahis ürünün işaret edilen fiyattan satışa hazır şekilde listelenip listelenmediği. üst paragrafta "değineceğim" dediğim yer de tam burası işte, stok takibi mtok takibi hava civa. fiyatları doğru düzgün bilmeyen etmeyen ya da o an için bir şekilde basireti bağlanan biri şimdi şu anda kredi kartı/banka kartı bilgilerini girerek o ürünü satın alabiliyor mu? yanıt evet. eee cinyıs, n'oldu senin o "stok takibi" bahanen şu durumda?

bu yapılan en hafif tabiriyle bariz bir şekilde krizi fırsata çevirmektir, netice itibariyle herhangi bir hakarete vs girişmeden (ne gereği var?) bu durumu doğrudan tam da bu durumların bildirilmesi için yasa gereği geliştirilip vatandaşa sunulmuş bir sistem üzerinden bildirebiliyor muyuz? bunun da yanıtı evet değil mi? eğer senin iddia ettiğin gibi bu bir suç değilse ihbar ihbar haliyle kalır, yok eğer ben haklıysam kanun ne diyorsa kanunu icra eden makam buna göre gereğini yetine getirir.

eee ben de bunu yapıyorum, tam olarak derdin ne o zaman? yani ben aslında derdini anlıyorum da, dermanın bende değil be. *
haber yanlış corona nın 5g ile yayıldığına inanarak yapmıyorlar, 5g baz istasyonlarının insanların bağışıklık sistemini zayıflatıp basit virüslerle basedemez hale getirdiğine inandıkları için yapıyorlar.
mustafa kemal atatürk bir ülkenin başına 200-300 yılda bir gelebilecek bir liderdir. ülkesini mümkün olan en kısa zamanda toparlamis, üretimin önemini 100 sene önceden farkedip fabrikalar kurmuş ülkeye devrim yaşatmıştır.

dini inancı beni ilgilendirmiyor. bugün günde 5 vakit ezan sesi duyuyorsan bunu atatürk'e borçlusun.

kadir mısıroğlu gibi, mustafa armağan gibi tiplerin kitaplarını okuyup beyninizi zehirlemeyin.

zamanında bu hataya düşmüş bir yazar olarak sizi şiddetle uyarıyorum, ilber ortaylı, halil inalcık varken öbür ikisinin yüzüne dahi bakmayın.
5 nisan pazar günü saat 9.00'da istanbul davutpaşa metro ve yıldız teknik üniversitesi a kapısı arasındaki üst geçitte karnı kesilmiş ve demirlere asılı bulunmuştur. o bölgede çok fazla kamera var yapan kişi ya da kişiler bulunabilir.

gerekenin yapılması için destek bekliyoruz.
kaynak

edit: kediyi parçalayıp metro girişine yakın asmışlar.
edit2:bu vahşeti gören ve resimleri çekip, suçluların bulunması için imza kampanyasını başlatan kişi ytü 'de çalışan arkadaşım.
edit3:mobesa kamerasına bakılması için dilekçe verilecek yarın.
edit4: okul çevresindeki kameralara bakılması için görüşülmüş fakat bazı hocaların yorumu 'olayı büyütmeye gerek yok bunu köpekler yapmış olabilir' yanıtı alınmış ve ytü yönetimi ilgilenmemiş. metro etrafındaki kameralar için yardımcı olmamış metro çalışanları.
kaş - fethiye yolu. özellikle kalkan’a kadar olan kısım. virajları olsun denizi olsun keyif verir.

kaş - demre - finike - kumluca yolu.

yine aynı şekilde. güzel yollar.
sert bir içki olmasının dışında ekstra anlam yüklenmemesi gereken içkinin bir cinsiyete ait olduğunu öğrendiğimiz başlık.
düzgün içmeyi bilmeyen herkes iticidir ayrıca.
yanlış alarm! adamlar sadece hasarlı satıyor. doğrudan sigortalardan ihale yoluyla alıyor.
http://aksamoto.com.tr/
büyük ihtimalle bize iyi fiyata ittiren galerici tayfa gelip buradan alıyor. kaynağı bulmak açısından iyi olmuş bu başlık. başkasından alacağıma gider hasarını bilerek kendim alır toplarım. siteleri detaylı bilgi için daha uygun. pazarlık imkanı varsa, mallarını satarken götaltı taburede iş yapan esnaf gibi makyaj yapmıyorlarsa gayet iyi iş. dur bi onu da araştırayım.

edit: hah! ok. o iş de tamam. adamlar hayvanlar gibi kurumsal çıktı rıza baba. şikayetvar sayfaları var.
https://www.sikayetvar.com/aksam-otomotiv
galerici gibi değil, bildiğin maçaları yemiş, gidip üyelik almışlar. şikayetlere dönüş yapıyorlar. olm neler oluyor bu ülkede?
şikayetvar puanı 4,7/5
dostlar ülkemizde hasarlı araba satan bi firma, sektörün ruhuna ters bir şekilde malının ve hizmetinin arkasında durup kurumsallaşma dersi veriyor. seni de mi mansur başkan yönetiyor be aksam oto?
ha ben bu karantina ortamında mal gibi vakit kaybederek zaten dışarı çıkıp alamayacağım arabanın haline dertlenir miyim? hayır.
allah çarşısına pazar versin, tanıdığıma sevindiğim bi firma oldu en azından.

edit: imzamızı da atalım, san marinoluyum
hiç pişmanlık duymadan haykırdığım cümle

tıp yazmadım ancak doktorla evlendim ve tusa hazırlık dönemini beraber geçirdik. mühendis olarak iş sahasında yuttuğum tozu dumanı eşimin yaşadığı strese ve sürekli uğraştığı cahil cühelaya tercih ederim.