Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
arşiv kapsamı: 4 Haz 201526 Haz 2026
Bu listedeki 1 entry, kaynaktan kaldırıldığı için gösterilmiyor. Detay: yasal not.
turkiyede yasayan, arap kokenli turk vatandasi arkadaslarimi haric tutarak soyluyorum, sadece tek bir arap tanidim hayatimda.

fransada yasayan, 4 dil bilen, entelektuel, egitimli, oldukca donanimli bir doktor, meslektasim, calistigim hastaneye degisim programiyla 1 ayligina gelmisti.

bir gun metroya binmesi gerekmisti. hastaneden metroya gidiş biraz mesakkatli oldugundan, adama iyilik olsun diye isterse kendisini is cikisi metroya birakabilecegimi soyledim, sanki cikma teklif etmisim gibi tuhaf tuhaf suratima bakti ve sert bir dille kabul edemeyecegini soyledi. bu kadar utandigim an sayisi cok azdir.

bir baska kadin arkadasimla farkli bolumlerden istifa edip mevcut bolumumuze gelmistik. bize eski bolumlerimizi tacize ugradigimiz icin mi biraktigimizi sordu. arkadasimla sadece nasıl yani diyip birbirimizin suratina bakip donakaldik. meger kendisinin ulkesinde kadin calisanlara iyi gozle bakilmiyormus ve taciz olaylari cok yayginmis.

en sinirlendigim sey ise, ataturk nefretiydi. turkiyeye dair hicbir sey bilmeyip, ulkenin kurucusuna camur atmasi sabrimi tasiran son damla olmustu.

valhasılı, bu arkadasi taniyana kadar araplara karsi herhangi bir sempatim ya da antipatim yoktu. sadece 1 kisi uzerinden koca milleti genellemeyecek kadar da humanist oldugumu dusunuyorum. yalniz itiraf ediyorum, okumusu buysa cahili nasildir diye korkunc bir hisse kapildim yine de.
yüzme bilmeden daha
deniz görmeden
hiç güneşte, yanmadan
şimdi ölmek istemem, bir kalbi sarmadan
aşkı tatmadan daha
onla sarhoş olmadan
hiç sevişmeden, daha
şimdi ölmek istemem, daha hiç gülmeden
çoban yıldızı

coban yıldızı
pedofili bir arabın masalına diz çökmüş vatansızları rahatsız etmiş celal şengör.

132 farklı tipte 436 adet uçağı başarıyla üretmiş, köylülerine bile dünya tarihi ve sanat öğretmiş bir milletten peygamber sakalı suyu içen hamam böceklerine evrilmemizin sebebi islam denen sanrıdır!

araplaşmış vatansız kahpeler celal şengör ün yetkinliğine dil uzatamaz!

edit: sözlük yönetimi, 6 yaşında çocuklara uçkur çözen köpeklerin peşinden koşanların, bu sapıklığı “onu korumak için nikah kıymış bi kere taamııaa” diye savunup “lan itin çocuğu! korumak için evlatlık alsa babası olsa bağrına bassa olmuyor mu?” diye sorunca apışıp kalanların, karısını kızını annesini şeyhine badelettirenlerin, ülkesine 1 tane mülteci kabul etmeyip kendi halkı açlıktan geberirken altın tabak çanaktan yemek yiyen suudi köpekleri üstün ırk görenlerin, parası olanın süper lüks otel odasında tavaf ederken fakirin yığınlar içinde böcek gibi ezilerek ölmesine ses çıkarmayanların, insanlık adına bilimsel ve kültürel bütün gelişmelerin mucidi materyalist “zındıklar” olmasına rağmen hala bok çukurunda debelenen arapların masallarına inanan aptalların kafası kesilsin! lol

edit2: şikayet edince korkacağımı, sineceğimi, geri çekileceğimi, ‘kuzenim yazmış’ diyeceğimi sanan andavallar olmuş. gözlerini aç! iyi oku vahhabi köpeği! “muhbirlik sizin gibi korkak çöl farelerine yaraşır, korkaktan korkanın bağırsağı düğümlensin! burası türk milletinin toprağı vahhabi köpeği! hiçkimse bir türk evladını arap pisliğinin masalıyla yargılayamaz! cezalandıramaz! arabın masalı türk hukukunun üstünde değerlendirilemez! aksini iddia eden varsa çölüne gömeriz! türk milleti fikirlerini hür iradesiyle seslendirir ve çağın gerisinde kalmış dogmatik inanışları parmağıyla işaret etmekten çekinmez! 6 yaşında çocuğa nikah kıyana pedofili denir! türkiye islam cumhuriyeti değildir! geri adım atan namerttir!”

ne mutlu türküm “diyene”

destek olan canlara teşekkür ederim.
hazard ratio denilen yazarımsı mal değneği, himmetçi yazınca eline ne geçti şöyle bir başlıkta? olaylar çıkmış ve orada türk seyirciler koruma altına alınmış, belli ki baya büyük bir olay ve senin gibi mahlukatlar hala daha yok himmetçi yok fransız pustu yazabiliyor. gerçekten bu ülkede sizin gibi insanlarla aynı havayı solumaktan tiksiniyorum.
edit: imla.
26 yildir amerikadayim ben daha bir kere olsun fakir gormedim

akil hastasi alkolik uyusturucu bagimlisi dusuk zekali psikopat yada sosyal sorunlari olan cok cok insan var ama fakir yok arkadaslar

bu adamin sorunu fakirlik degil istese 1000 dolarlik emekli maasini tr de alabilir ustunede tr deki emekli maasi toplam 8 bin tl falan gayette guzel yasar

yani adam kafayi yemis yoksa fakir falan degil

bu arada abd de inanilmaz cok sayida homeless turk var
açmayın korkunçlu fotoğraf.
tam sigara elimdeyken açtım içim bir garip oldu, etkili bir uygulamadır.
18 yaş altına sigara satılması yasak olduğu için sıkıntı olacağını zannetmem, sizde çocukların yanında paket çıkarmayın bir zahmet.
81-86 arasi doğan efsane nesil ile 85-95 arası doğan efsane nesilin kesişim kümesinde yer alan biri olarak, bizler herseyin zevkine vara vara yaşadık, teknolojinin ilerlemediği zamanlarda teyple kasetle müzik dinledik, arkadaşlarımızla kumlarla dışarıda oynadık, teyzelerden salça ekmek yedik, teknolojinin gelişimini an be an takip ettik, biz mutlu bir çocukluk geçirdik.
yaklaşık 13 yıldır alışveriş yaptığım bu plarform ile olan işim artık tamamen bitmiştir. efsane cuma diye duyurdukları kampanya ile boylarından büyük işlere kalkışmışlar ve 20 gün önce verdiğim siparişi hâlen kargoya verememişlerdir. gerek bu mecrada, gerekse sikayetvar.com gibi sitelerde, benim gibi pekçok kişinin aynı problemleri yaşadığını da gördüm.

ayrıca tüm bu problemlere rağmen müşteri hizmetlerine attığım mesajlara da yanıt verme gereği duymayan, sadece "yaşanan yoğunluk sebebiyle biraz gecikiyoruz üzgünüz" den ibaret bir açıklamayla insanları oyalayabileceğini düşünen bir bakış açısına sahip olmaları da olaya tuz biber ekmektedir.

haftalardır gelmeyen ürün için, "faturası oluşmuş ürünlerde iptal yapılamamaktadır" diyerek, tabir-i caizse müşteriyi tamamen kendilerine mahkum etmeyi de sorun görmemektedirler.

tüm bu yazdıklarım aslında bardağı taşıran damladır. bunların dışında aşağıdaki sebepler de, bu platformun müşteriyi aptal yerine koydugunun açık göstergesidir.

- ürünlerle ilgili olumsuz yorumları yayınlamamak. (doğuştan önce asla böyle değildi.)

- ne hikmetse ürünlerin sürekli indirimde olması. mesela miband 4'e bakın. sürekli 299 tl yerine 190 tl bandında indirimde. ben bu ürünün ilk çıktığı ay dışında en son ne zaman bu fiyattan satıldığını hatırlamıyorum.

yine black and decker pv1420l şarjlı süpürge'nin fiyatı, sürekli 500 tl bandında. ama sitenin iddiasına göre bu ürün 760 tl'den indirime girmiş.

- ürünün hangi kargoyla yollanacağının belli olmaması. (ptt kargo'yu görsem bedava altın almam mesela)

- daha çok kâr etmek adına kurdukları hepsiexpress sisteminin daha çok mağduriyet yaratması. v.s. v.s.

eminim aklıma gelmeyen pekçok şeyi diğer yazar arkadaşlar eklerler. müşteriyi enayi yerine koyan, zerre umursamayan ve dönüş yapmayan bu platformu kullanmayarak, kendilerine en güzel cevabı vereceğimizi düşünüyorum.
küçükken kadife yerdim. göstermedikleri doktor, göstermedikleri şifacı, imam, hoca kalmadı.

psikoloji diye bir şey pek duyulmamıştı. bir de orayı denediler. psikoloğa götürdüler. çocuk psikoloğu dediler. öyle dendiği için doğal olarak karşıma bir çocuk adam çıkmasını bekledim. ben gibi ama bir şekilde bir şeyler öğrenmiş. o yıllarda bu kadar katı düşünmüyor insan.

neyse. kocaman bir adam çıktı çocuk psikoloğu. kolları aşırı kıllıydı. saati vardı altın. biri söylemese anlamazdım psikolog olduğunu. bu adam psikolog demezdim. normal adam derdim. kolları kıllı derdim. bir de ilginç bir özellik olarak altın saat takıyor derdim. ama psikolog demezdim. sonradan öğrendim ki duvardaki ufak bir kağıt parçasına atıfla deniyormuş psikolog. adamla ilgisi yokmuş.

tam da doğru yere geldiğimizi söyledi. benzer bir vaka daha varmış elinde. bir hafta sonra tanıştırdı bizi. o da kadife yiyordu. ben de kadife yiyordum. tarif edemiyordu tadını. ben de tarif edemiyordum. o yüzden yiyordum açıkçası. hiç sormamışlardı, ben de hiç söylememiştim.

o an fark ettim. bir kelime de ben uydurabilirdim. tariflememe gerek yoktu. isim versem yeterdi. bir psikolog da böyle bir şeydi sonuçta. biri bir isim uydurmuştu ve herkes acayip ciddiye alıyordu. ben de kekremsi dedim. o yıllarda viral yoktu, dawkins de memetics'i henüz ortaya atmıştı ve haberim yoktu, ancak bir şekilde viral olsun istedim, yayılsın bu tabir. insanlar kökenini merak etsin. ve bugüne nasip oldu açıklamak. ve isim verdiğim için yeme dürtüm birden durdu. diğer çocuğun da hoşuna gitti, o da bıraktı yemeyi. psikolog da profesör olmuş. bir uydurma isim daha.

aferin gençler. kullanın bu kelimeyi. kadifenin tadı kekremsidir. yediğim başka hiçbir şey kekremsi değildi. kelimenin mucidi olarak başlığın taşınmasını rica ediyorum. kafa dinleyebileceği bir yere yerleşsin.
"bana en çok dokunan, suçlu olsam da olmasam da her zaman bir çeşit tabiat kanununa uyar gibi, herkesten önce kendimi suçlu görmemdi." *
ilber ortaylı'nın osmanlı imparatorluğu'nun çocuğuyum derken (aynı günümüz osmanlıcıları gibi) sıradan halkı değil, eğitim imkanları son derece iyi olan sarayı temel aldığını düşünmekteyim. osmanlı sayesinde var olmak başka, osmanlı'da halkın cahil bırakıldığını kabul etmek başka şeyler.
lisede metallica'nın istanbul konserine katılmış olabilir. ofis programlarına microsoft office 98le başlamıştır. 0900 lü hatları arayan arkadaşları illa olmuştur. hep barbie bebek istemiş ama onun yerine lahana bebek almıştır babası. cnbc-e izlemiş, şarkı sözlerini kasetlerin içinden çıkan insetten öğrenmiştir. ergenlikte odasında blue jean dergilerinden çıkan posterler vardır.

şu sıralar cinselliklerinin zirvesindedirler. olgun ve hırçın.
yirmi beş sene önce tanıştığım bir milliyetçilik cinsi. abartıyorlar sanki biraz...

yurtta bizim odaya bir çömez gelmişti. aynı bölümdeyiz, alt sınıfta kendisi, kayserili bir oğlan. ortamın eskisi olarak kanatlarımızın altına aldık, kiminle takılsın, kimden uzak dursun onları anlatıyorum. dedim ki "cantuğ bak aslanım, ülkücülerle takılma, derslerinden geri kalırsın. işleri güçleri bir odada toplanıp mavra yapmak". bizimki "yok yok benim işim olmaz. çerkes yok mu burada? ben onlarla gezerim. kafkas derneğinin yerini söyleyin bana abi". ben adama milliyetçilik yapma diyorum, o mikro milliyetçilik peşinde...

neyse dönem sonu geldi bir şekilde, bizim oğlanı otogara bırakalım dedik barış'la. tam bizimkinin otobüsünün yanına geldik, uzaktan iki tane bebe "cantuuuuuuuuu" diye seslendi. "enee bunlar benim kafkas derneğinden arkadaşlarım" dedi bizimki, öpüştüler falan sonra bize döndüler. elimi uzattım merhaba diyeceğim tam;

+ arkadaşlar çerkes mi?

şaşırdım tabii, insan önce selam verir. dedim "birader ister bi merhaba de ya da selamın aleyküm falan, ne hemen girdin çerkesliğe. değilim" ama herif ısrarlı...

+ memleket nere?
- adapazarı
+ o zaman kesin çerkessin. orada kabartay, abaza çoktur.
-biliyorum, var komşularımız ama ben çerkes değilim. adapazarı'nda yetmiş iki milletten insan vardır, her gördüğünü çerkes sanma yani... sen kayserili misin?
+ kayseriliyim, övünmek gibi olmasın ama çerkesim.
- hahaha ya kardeş, bunun nesiyle övünüyorsun ki? kanın mavi mi, nedir yani?...

böyle deyince ben, inceden soğuk bir hava esti. cantuğ'a bir kaç soru sordular, akara kukara ile geçen iki dakikadan sonra bu yine bana sardı:
+ abi sende çerkes tipi var yaa, tenin beyaz gözler de andırıyor biraz.
- yahu kardeşim, değilim demedim mi ben sana? hem madem beyaz ten bu işin şartı, sen karasın nasıl çerkessin? çeçen olmayasın sakın? doğru söyle, göksunlu musun yoksa?

ortam iyice gerilince cantuğ araya girdi. ileride bir adamı gösterip "ben bunu tanıyorum. pınarbaşı'ndan bu, dayımın komşusu" deyip onun yanına doğru gitti. biraz konuştular, sanırım bizim oğlan kendini tanıttı, adam "heee" der gibi hareket yapıp sarıldı buna. sonra bize doğru gelmeye başladılar. kelli felli bir abimiz geliyor neticede, üstümü başımı düzelttim "oh ulan muhabbete kalite gelecek" diye düşünerek gülümsemeye başladım. dayı yanımıza geldi, daha selamlaşmadan, elini uzatmadan "arkadaşlar çerkes mi" dedi. bak yemin ediyorum, eğer yalansa beni cümle alem siksin. bizim iki kamil hemen sarıldılar adama, "abi biz çerkesiz, kafkas derneğindeniz" diye, neredeyse ağlayacaklar. adam bana baktı "siz de çerkese benziyorsunuz" dedi, patladım:

+ değilim ulan, değilim! gürcüyüm ben!

o sene gürcistan abhazya'ya ve güney osetya'ya salça olup duruyordu, çatışmalar savaş haline gelmişti. dolayısıyla 'gürcüyüm' deyince bunlar analarının oynaşını görmüşe döndüler.

esasında gürcü değilim, gürcü mahallesinde büyüdüm. ama maksat bu kafatasçılık derecesinde miliyetçilik yapan dangalaklara kıllık yapmaktı.

eğer o ibnelerden biri okursa burayı, tam yirmi beş yıl sonra itiraf ediyorum: aslında haklı sayılırsınız lan laleler, anneannem çerkes.
bugün gündeme düşmüş ve ülkemizde olması gerekenden çok daha az ses getirmiş belgeli iddialardır. trabzonspor localarını çeşitli belediyeler 250-300 bin euro bedellerden 1 senelik kiralamış. bunun yanında türk hava yolları, ziraat bankası, vakıf bank, halk bankası gibi devletli kurumlar 1 milyon euro'ya loca almışlar trabzonspor'un stadından. ayrıca çaykur gibi yine devlet kurumu da 500 bin euro'luk almış. yıldız holdingin 1.5 milyon euro'luk, cengiz ve kalyon gibi daha önce gündeme çok konu olmuş inşaat şirketlerinin 1'er milyon euro'luk katkıları da var. link ve belgeler aşağıda editlendi.

aralarda 75 bin euro gibi çerez parası olanlar da var da değinmeyelim hadi..

şimdi bu konunun devamı olarak çeşitli sorular geliyor insanın aklına.

devletimiz kaç tane kulübe bu şekilde destek veriyor?
devletin böyle bir görevi mi var?
hadi loca alındı diyelim, bu loca fiyatları trabzonspor kalibresinde bi kulüp için fahiş değil mi?
devlet makamında oturanlar bir veya 3-5 kulübü bu denli desteklerken, ülkemizde adil bir rekabetten söz edilebilir mi?
devletin makamında oturan değerli büyükler arasında kamu vicdanını umursayan yok mu?
böyle bir destek herkese söz konusu ise tüm kulüplere eşit şekilde sağlanıyor mu?

gibi birçok soru sorulabilir.

wikileaks ile ulaşılabilecek bu belgelerin bazılarını gazeteci ahmet ercanlar gündeme getirdi. link

ingiltere premier lig'de bir şekilde böyle bir şey olsa diye bir düşünsek.. herhalde ortalık karışırdı. bizde ise herkes sus pus. erman toroğlu ve zeki uzundurukan'ın bomboş yazısı ile gündem değiştirilir basitçe. işler böyle yürüyor.

şimdi yine klasik bir orta doğu ülkesi olarak boş şeyleri konuşmaya devam edip bu konuyu unuturuz belki. ama ben kamu vicdanını yaralayan bu iddiaların aydınlatılmasını talep ediyorum. kirli düzene, haksızlığa ses çıkarmayan dilsiz şeytandır.

edit: vpn ile girilebilen wikileaks linki

edit2: belgelerden ekran fotoğrafları:

https://ibb.co/pjfprpx
https://ibb.co/0s96v1s
https://ibb.co/p4yvp82
https://ibb.co/gcnwgtm
https://ibb.co/5cpqjxv
https://ibb.co/brnnbh1

edit3: talep üzerine excel dosyasını da paylaşıyorum wikileaks'den vpn ile girip indirmeye üşenenler de görebilsin diye.

https://dosya.co/…stad_loca_liste_21.8.16.xlsx.html
farkında olunmasa da çiftçiliğin gelişiminin durmasında etken rollerden biridir. mesela bi sözlük yazarı bayan bir köylüyle evlenip köye yerleşir mi? çok basit bir soru..sabah tavukları salıcak, koyunları sağacak, arada bi ekmek pişirecek, süt çekecek o kadar. bi de peynir yapıcak. zaten koca diğer işleri yapıyor. hayvanlara bakıyor bokunu atıyor, ekini ekiyor mahsülü topluyor. ama gel de kızlara anlat. şehirde takılacak, kafelerde kahve içecek, bir iki kesişecek, gezicek tozucak. hal böyle olunca çiftçi erkek köye getirip bakacak kız bulamıyor napıyor alemin tavşanı ben miyim diyor satıryor tarlayı tabanı geliyor şehire. sonra noluyor? sütün kilosu artıyor, çiftçilik bitiyor falan. hep birbiriyle bağlantılı şeyler bunlar.
expert: uzman

performance: performans

disease: hastalık

cancer: kanser

kezbanietzsche: fatal error

edit: yukarıdakilerden bağımsız olarak konuşacak olursam wi-fi açık yatanın çocuğu doğu perinçek gibi olabilir diyebilirim. gece yarısı "sen wi-fi açık uyudun!" diye gelip uykunuzu haram edebilir.
jaws'tı.

çiğli hava lojmanlarında oturuyorduk.
çiğli hava üssünde amerikalıların yaptığı sinema salonu vardı.
her hafta yeni film gelirdi.
biz de lojmandaki çocuklar cuma akşamı ve cumartesi suare olmak üzere iki kere lojmandan üsse askeri otobüslerle giderdik.
harika bir çocukluk geçirdim, evet.
sonra rocky'yi de orada izledim.
jaws izlediğimde o kadar korkmuştum ki, lojmana gelecek diye evden dışarı çıkmamıştım bir kaç gün :)
kargoları bekletiyorlar, şarap gibi değerlensin diye. 15 gün önce aldığım ürün 200 küsür tl artmış. hala getirmediler. 250 tl'lik değerlenince getirecekler herhalde. o yüzden parayı altın yerine ptt kargo'ya yatırın, daha çok kar elde edersiniz.
ne dedi adam?

torununu kucağına alıp seviyorsun dedi. devamını yazmak istemiyorum devamında cumhurbaşkanına bir şey demedi. ve sonra da beni alın zindana atın dedi.

hakaret var mı? yok.

küfür var mı? yok.

türk ceza kanunu kapsamında yorumlanabilecek bir şey var mı? yok.

ama işte akp demokrasisinde o adam da biliyor sırf şu haklı isyan sebebiyle haksız yere içeri atılabileceğini. o yüzden haklı isyanını ''alın beni zindana atın'' diye bitiriyor. çünkü atıyorlar bu ülkede zindana. küfürsüz, hakaretsiz, sırf canınız yandığında bağırdınız diye bile atıyorlar. bu ülkeyi bu hale getirdiler.
o kadar çok bu konuda yazıldı, spekülasyon yapıldı ki, ben de eksik kalmayayım dedim. muhtemelen bu arkadaşlarla benzer deneyim ve motivasyona sahibim ben de. yıllardır benzer rotalarda trekking yapıyorum. yaşım onlardan biraz büyük, dağcılık eğitimim yok, deneyimlerim benzer, belki malzemelerim az fazla, az eksik. yarın benzer bir durum benim ya da yürüyüş arkadaşlarımın da başına gelebilir.

niye dağa gittiler?

- "çünkü orada". geleneksel dağcı, maceracı yanıtı budur. dağ orada olduğu için gitmek ister insanlar. bu gerekçe yeterlidir bence. ayrıca, kime ne!?

niye o havada gittiler?

- çünkü basiretleri bağlandı. ben bu tür riskli rotalara giderken 10 gün öncesinden başlayıp son güne kadar onlarca kez hava durumunu kontrol ederim birden farklı kaynaktan. bu arkadaşlar öncesindeki güzel havaya aldandı sanıyorum. cumartesi gitseler güle oynaya hava kararmadan döneceklerdi. ama pazar sabahı hava patladı. bir de uludağ'da sabah sisi çok olur. güneş yükselince bulutlar yükselir ve hava açar. havanın açacağını tahmin ettiler ve bir kaç haftadır erteledikleri etkinliği gelmişken yapmak istediler.

niye akşam saatinde gittiler?

- bu da hatalı bir bilgiden kaynaklanıyor. ilk gün haberlerde akşam gittiler gibi bir bilgi dolanmıştı. arkadaşlar akşam değil, sabah 7 gibi rotaya girmişler. bu saatte çıkmak 6-7 saatlik bir faaliyet için makul.

jandarmaya neden haber vermediler?

- riskli bir rotaya girecekseniz ya da dağda uzun sürecek bir faaliyet yapacaksanız jandarmaya haber vermek gerekir. bu izin almak değildir. her vatandaş özel alanlar dışında istediği gibi gezer dolaşır. asıl bir vatandaşlık hakkı olan kamusal alanlarda gezmenin kısıtlanmaması gerekir. bu arkadaşların ben zaten dağcı değil yürüyüşçü olduğunu düşünüyorum. insanlar genelde üşenir ve vakit ayırmaz jandarmaya haber vermeye. kimi zamansa jandarmadan, park bekçilerinden kaçınarak yasak denilen yerlerde kamp kurmak isterler. riskli olduğunu düşünmedikleri için haber vermemişlerdir diye düşünüyor ve çok da garipsemiyorum bu durumu.

malzemeleri eksik mi?

- evet ve hayır. insanlar kamera kayıtlarında gördükleri kadarıyla yorum yapıyor. kayıtların birisinde muhtemelen otel ya da orduevine gitmek için çıkmışlar ve batonları, çantaları yok yanlarında. son videoda rotaya girerken çantaları ve batonları görünüyor. günübirlik yürüyüşlere ihtiyaca göre malzemeyle çıkılır ve hafif olup hızlı hareket etmek hedeflenir. gece kamp kurmayı düşünmedikleri için çadır, tulum, mat gibi malzeme yüklenmemişler haliyle. ultra light malzemeniz yoksa sırf bu 3 kalem bile 10-15 kilo yapar. muhtemelen yedek kıyafet, bir öğün yemek, 2 litre su ve biraz atıştırmalık vardı çantalarında.

o mont dağcılık kıyafeti değil diyenler var. teknik ceket giyseler elbette daha iyi. ama o montun amacı ısıtmak değil zaten. rüzgarlık ve yağmurluk olarak gayet iş görür yürüyüşte terletse de. trekking yapan insanların ihtiyacına yeterli, hafif ve sağlam bir malzeme. zaten yürüyüş için çıkıyorsanız hafif giyinirsiniz. hava sıcaklığı -20'lere düşmedikçe 2-3 katman hafif kıyafet yürüyüşçü için yeterlidir.

ama en büyük eksik el tipi bir gps elbette. telefon gibi şarjı bitmez, kalem pille çalışır. uludağ zirve rotası maden bölgesinden geçtiği için pusulalar da hatalı çalışır. telefonlar da çekmez bu bölgede. belki gps'leri vardı ama bozuldu. bilemiyoruz...

telefon sinyalinden neden bulunamadılar?

- telefon sinyalinden kesin yer tespiti için en az 3 farklı vericinin telefondan sinyal alabiliyor olması gerekir. şehir merkezlerinde bunu akıllı telefon uygulamaları bile yapabiliyor. her bir verici telefonunuza belirli aralıklarla ping atar (ismi farklı muhtemelen), telefonunuz da çevredeki vericilere sürekli yanıt verir. yanıtın geliş süresi milisaniye olarak ölçülerek kaç metre uzakta olduğunuz tespit edilir. üç farklı vericiyle temasınız olduğunda 2-3 metre hatayla konumunuz bulunabilir. ama uludağ'da sadece tek bir vericiye sinyal göndermiş kayıp arkadaşların telefonu. bu yüzden de kesin olarak son konumları bilinemiyor.

vahşi hayvan saldırmış mıdır?

- kesinlikle hayır. öldülerse didiklemiş olabilir vahşi hayvanlar. çok istisnai durumlar dışında uludağ'da size saldırabilecek vahşi hayvan olsa olsa böceklerdir. ayılar yanında yavruları varken gerçekleşen sürpriz karşılaşmalar dışında insanlara saldırmazlar. insanlardan kaçar ve geceleri yemek için dolanırlar. bu yıl kış geciktiği için muhtemelen zirve bölgesinde değil ormanlık alanda kilo almaya çalışıyorlardır. kurtlarsa sersefil hayvanlardır ülkemizde. en sefil sokak köpeğinden beter bu hayvanların durumu. insanın yanına yöresine yaklaşmazlar. ayılar da kurtlar da çok iyi koku alır. ters rüzgardan yaklaşmadığınız sürece ancak ayak izlerini ve dışkılarını görebilirsiniz. domuzlar da o yükseklikte olmaz. tilki, çakal vb zaten zararsız insan açısından. zirve bölgesi için yazıyorum bunları elbette. orman içinde ne kadar alçaldıklarını bilemiyorum.

montu neden çıkarmış? baton neden orada?

- bilemiyoruz. pek çok spekülasyon yapılabilir. ben düşürmüştür çantasına asıp diye tahmin etmiştim baton bulunmadan önce. siste dönüp bulamamıştır belki. baton ise kara saplanıp donmuş gibi duruyor. dere donmadan ilk 1-2 gün içinde oradan alçalmayı denemişler diye tahmin yürütüyorum. suyu geçtikten sonra saplandığı yerden çıkartırken suya düşme riskini alamamış olabilir. bir de karda iz açıp yürümek çok yorucudur diye ekleyeyim. aşırı terleten bir aktivitedir. terlediği için montu ve bereyi çıkarmış olabilir. hipotermi şoku kısmını bilmiyorum.

çevrede köy yok mu? köye sığınmış olabilir mi?

- yakın çevrede köy yok. köylere ulaşmak için baya bir alçalmaları gerekir. köylerin hepsinin ulaşımı kolay. şunu da ekleyeyim, bu bölgedeki köylüler özellikle ormanlık bölgeleri iyi bilirler. hem orman köylüsünün istihkakı vardır kesim için hem de kestane toplamaya, bağ bahçe işlerine bölgeyi dolanmışlardır. eğer orman içinde alçaldılarsa köylüler bulacaktır.

köylere inilebilir mi?

- evet. ben iki yıl önce oteller bölgesinden laylaylom yürüyerek 7-8 saatte cumalıkızık köyüne inmiştim. dağın her yerinde aşağı inen patikalar var. karda yürümek daha zor olsa da bir gün içinde kolayca inilebilir.

sığınacak dağ evi, kulübe yok mu?

- zirve bölgesinde yok diye biliyorum. ama orman içine alçaldıkça çobanların yaptığı derme çatma da olsa ağılları, arıcıların ufak korunakları var. bunlardan birisine denk gelebilirler.

uludağ'da kaybolmak kolay mı?

- açık havada uludağ'da günlerce kaybolmak mümkün değildir bölgeyi birazcık biliyorsanız. ama görüşü 3-5 metreye düşüren sis çöktüğünde her yerde kaybolabilir insanlar. bir de zirvelerin altında çanak bölgesi var. görüşünüz olmadığında burada kolayca kaybolabilirsiniz. genel kural yokuş aşağı gitmek, su yataklarını takip etmektir. ağaç sınırını sağlarına alıp ilerleseler yine oteller bölgesine ulaşabilirlerdi bence. elbete yaşananları bilemiyoruz.

arama faaliyeti ne kadar sürecek?

- resmi kurumlar için valilik karar verecektir. kamuoyunu dikkate alarak gündemden düştüğünde aramaları sonlndırırlar muhtemelen. gönüllü ekipler aramaya devam edebilir. umarım aramalar sonlanmadan bulunurlar.

bu kadar kişi arıyor ama neden bulunamıyorlar?

- uludağ büyük bir kütle ve şu an kar altında. ağaç sınırının üzerinde değillerse binlerce farklı patikadan orman içine girmiş olabilirler. yukarıda olsalardı ilk günlerde bulunurlardı diye düşünüyorum, eğer bir kar çukurunda değiller ya da kar mağarası kazmadılarsa.

uludağ'da kaybolursak ne yapmalıyız?

- pusula yok, gps yok ya da çalışmıyor. sis bastırdı ve görüşümü kaybettim. bölgeyi de bilmiyorum, malzemem de yok. ne yapmalıyım? "bu halde orada ne işin var?" denilmeli öncelikle. bilgi ve deneyime göre farklı seçeneklere ayrılır yapılacaklar. yön bulmanın farklı yolları da var. güneşi, yıldızları, yosunları kullanabilirsin. deneyimli bir dağcı akşama kadar medeniyete ulaşmaya çalışır, sonrasında kar mağarası kazıp sabahı bekler. sabah olunca da aynı rutini tekrarlar.

eğer deneyimsizseniz ve gittiğiniz yeri bilenler varsa korunaklı bir yer bulup beklemelisiniz. ama yerinizi bilen yoksa da gündüz saatlerinde görüş varken uludağ'dan aşağıya inmeyi denemelisiniz. hangi yüzünden inerseniz inin bir kayadan düşmez, dereye yuvarlanmaz, çukura basıp sakatlanmazsanız orman içinden alçalarak 7-8 saatte köylere inebilirsiniz. hava kararınca yürümek yerine sığınak bulmalısınız. yağmuru ve rüzgarı kesecek herhangi bir yer olabilir. dalları birbirine çatıp kendi yaşam oyuğunuzu bile yapabilirsiniz. börtü böceğe dikkat edin. becerebilirseniz ateş yakın. su içmeyi unutmayın. durgun sudan içmeyin ama akar sudan bir kaç yudum içmek sizi öldürmez.

herkes hata yapabilir, herkes riskleri yanlış öngörebilir. bu zor durumdaki insanlarla empati yapmak yerine, onları yargılamak, kötü sözler söylemek sadece söz sahibinin karakterini ortaya koyar.

uzun oldu biraz ama son olarak, ben umutlu tarafta olmayı tercih ediyorum, umarım kısa sürede sağ sağlim bulunacaklar...
galiba evi boyadiktan sonra fırçaları başlığı açan arkadaşa muntazam bir şekilde ulastirdilar. başka bir sebep gelmiyor aklıma böyle bir aileyi burada paylaşıp linç ettirmek istemesine.

adamı sokakta görseniz belki karısını dövüyor diye laf edeceksiniz, ama gerçekte adam ailesini seviyor ve onlar için güzel şeyler yapıyor evine. zorunuza gidiyor çünkü sevgisiz büyümüssunuz. odanız beyaza boyanmış hep. yazıklar olsun size.
bir firma kendi itibarını kendi elleriyle nasıl yok eder sorusunun cevabı olan is bilmez yoneticilere sahip rezil e ticaret sitesi. degdi mi fazladan üc kurus kazanacagim diye yaptiginiz sahtekarliga?
gururla içinde bulunduğum grup. kıvırcık değilim. yaşım 30un üzerinde. küpe de taktım, sabahlara kadar içip sıçtım da. hiç emo ile birlikte olmadım. repçilere çöp muamelesi yapardık, gençtik, uçarıydık o zamanlar. şimdilerde gerizekalı muamelesi yapıyoruz, daha net bir tavır oluyor. jordan'ı izlemek için gecenin bir vakti kalkmışlığım da vardır, okuldan geldikten sonra gece yarısına kadar basketbol oynamışlığım da. hazırlığı ortaokulda okudum, ortaokulu lisede bitirdim. ilkokul sonrası anadolu lisesini kazananlar ne demek istediğimi anlamıştır, açamayacağım. içimizde aptal adam tek tük vardı. çoğumuzun da elinden her türlü iş gelir. spordan da anlarız, siyasetten de. felsefeden de müzikten de hatundan da. lisede kapı kırmışlığım da var, sınıflar arası bilgi yarışmasında birinci olmuşluğum da. bizde her yol var. duvar da boyarız, bilgisayar da cracklarız. evde mal gibi oyun da oynarız, çıkıp dünyayı da gezeriz, dağ tepe yürüyüşü de yaparız. herkes efsane nesil diyor ya, boşuna değil koçlar. şimdikiler gibi kendimizi pazarlamayı bilsek ambalajsız, paketsiz havada kaparlar. bu kadar kendimi övdüğüm yeter. biraz da siz bizi övün. hadi eyvallah.
bir tane civic buldum 2006 model. adam arabada 2 değişen yazmış. araç başına gittim 3 değişen olduğunu söyledi. araç tavan hariç boyalı bir araç.

bagaj kapağı, sol arka kapı sacı, sol çamurluk dedi.

aracına gittiğimde arabanın önü kalkık arkası yatık duruyordu. bu araçta bir sıkıntı olduğunu söyleyince. baba oğul hemen malımızı kötüleme dediler.

ne yaptıysam fiyat kırmadılar. 49.500’ten düşmediler. 500 tl’nin pazarlığını 1 saat yaptık.

e be amına kodumun cahilleri ben araştırdım arabanın yaylarında sıkıntı varmış. şimdi o yaylar bana olacak en az 1.000 tl.

iş ahlakınızı sikeyim sizin araçta sorun varsa vardır malımı kötüleme ne lan hıyar siktir ol kendin yaptır o zaman ne diye beni kazıklamaya çalışıyorsun.

bu gece arabayı 5664’ten sorgulattım arabanın motor kaputu, 2 kere bagaj kapağı, sol arka kapısı, sol arka çamurluğu ve arka camı değişmiş.

ananızı sikeyim o kadar yol gittim zaman harcadım.

bide boş dırdırınızı çektim.

türkiye’de ikinci el piyasası böyle işte. leş.

not: arabadan vazgeçtim.
not 2: sabah mesaj attım değişenleri söyledim vazgeçtiğimi söyledim arayıp bi özür bile dilemedi. ilanı 4 değişenli diye güncelledi amk piçi. olan bana oldu. arabadan çok sıkıntılı olan bu halk.