Sık geçen başlıklar

2 aralık 2019 uludağ'da kaybolan dağcılar 12

ekşi'de gör
yakınlarının başı sağ olsun. dağcılık deneyimim var bu yüzden bu konuda bir çift kelam edeceğim.

ülkede malzeme bolluğu ve sosyal medyanın etkisiyle doğa sporlarına ilgi fazlasıyla arttı. artık insanlar likya yolunu, kaçkarları ve aladağları gezmeye keşfetmeye başladı. el attığımız her işteki önemsemezlik, bişey olmazcılık burada da kendisini gösterdi. ben de yıllardır biraz seyrek de olsa vakit buldukça, her zaman dağ olmasa da, doğaya giderim. ve her seferinde öyle tipler görüyorum ki bunlar nasıl bu zamana kadar hayatta kalmış diye de merak ederim. bunları bu başlıkta yazma sebebim bu arkadaşların ihmalkarlığı ve deneyimsizliği değil. bu kazanın detaylarına vakıf değilim fakat deneyimli sporcular olduklarını zannediyorum. bunları burada yazma sebebim ne kadar deneyimli olursanız olun kaza başınıza geldiği zaman işler çok değişecektir.

örneğin iki kişi kuzeyden kaçkar dağına tırmanıyorsunuz. biriniz kayıp düştünüz ve ayağınız kırıldı. telefonun çekmediği kuzey rotasında diğer arkadaşınızın sizi orada bırakıp aşağı inmesi gerekli. telefon çeken alana o adamın ulaşması 6 saat. kurtarma ekibinin organize olması, yola çıkması ve rota başına gelmesi en az 6 saat. istanbuldan geliyorlarsa 12 saat. rotaya girip yanınıza ulaşması da 3 saat dersek. kırık bir ayakla tek başınıza 21 saat geçireceksiniz. sizi sedye ile helikopterin inebileceği bir alana indirmeleri de en azından 6 saat alacak. yani sarp bir dağda bir kaza geçirdiğiniz zaman hava güzelse, yanınızdaki arkadaşınız ve siz sizi bırakıp gidebilecek durumdaysanız (ikiniz için de, kan kaybı, bilincin açık olması, rotayı bilme vs. ) ve sağ salim aşağı inebilirse eger yaklaşık otuz saat sonra kurtulabilirsiniz.

dağlar şakaya gelmiyor. çok deneyimli de olsanız, malzemeniz de tam takır olsa her şeyi olması gerektiği gibi de yapsanız dağ izin vermezse çıkamazsınız.

lütfen gideceğiniz yere en az 3 4 kişi gitmeye çalışın. bölgeyi bilmiyorsanız gitmeyin giderseniz mutlaka gps kullanın. hava kötüyse gitmeyin. yola geç çıkmayın. zirveye çıkacaksanız gideceğiniz rotaya göre gerekirse gece 2 de yola düşün. sınırlarınızı bilin. dagda ekiple kavga etmeyin tartışmayın. ekipte herhangi biri yetersizse yahut kaygıları varsa zorlamayın. bu işi profesyonel olarak yapan topluluklardan eğitim alın. gerçekten dağ izin vermiyorsa gidemezsiniz dağla kavga etmeyin. zorlamayın. o kadar kısa sürelerde olaylar bambaşka yönlere gidebiliyor ki inanamazsınız.
haber sayfasındaki yorumlardan birinde "inşallah kaybolanlardan birinin cesedi değildir" okudum. yani o ikisi ölmesin de kim ölürse ölsün. bu mudur?
olayin bir gizemi falan yok.

muhsin yazicioglu rotasi belli ustunde gps olan kipkirmizi helikopterle daga dustu..
yanindaki adam 112'yi aradi dustugunu anlatti, bakin gsm sinyali bile alinan bir bolgeydi.
helikopterin telsizi ivir ziviri vardi.
rotasi belli demis miydim?

milletvekili oldugu icin askeriye falan her sey seferber oldu.
kipkirmizi helikopteri bembeyaz karin icinde bulamadilar.

bakin bulundu falan diyorlar ama bulamadilar. koyluler buldu.

arama ekiplerinin cabasini takdir ediyorum ama bizim ulkede kaybolursan bulamazlar. bulacak bir ekip yok.

4 yasinda zengin cocugu gokturk'de villasinda kayboldu. onu da bulamadilar.
cocuk yan villanin havuzundan mi ne cikmisti. akut,afad falan hepsi gitti hatta biri demisti foto cekip story atmaya gelmis hepsi diye.
4 yasinda cocugun menzili kac metre olabilir amk.

bakin iddia ediyorum sisli mecidiyekoy'de ustunuzde reflektorlu yelek ve sari baretle kaybolun yine bulamazlar.

edit:
bu arada bir donem ben de unlu bir kuluple dagcilik faaliyetlerine katildim.

ormandayiz yanda köy var cadirlar kari kiz dolu.
bir kiside bile silaha benzer bir sey yok, catal kasik falan var.
koyden bir tecavuzcu falan gelse kizlari birakip bizim parlak elemanlari ust uste koyar.

kurdu domuzu gectim, cadira bir kopekler geliyor ayi kadar. sifir onlem.

simsekli firtina cikti kafa feneriyle dolasiyor herkes. beynimize yildirim dussun diye.
uyariyorum sikleyen yok, lan ben askerlik yapmis ordugah kurmus adamim dinlemiyorlar.
firtina kacisi yaptik cadirin birindeki insanlari unuttuk. cunku kimsede duduk yok. firtina gurultusunden duymadilar.

cadirlarin cogu falan yirtik zaten. iplerin kac kez kullanildigi belli degil.
bi kere aletsiz inis gosteriyorlar ama cocuk ilk kez goruyor egitimi. kidemlilerin bir bildikleri var sandi ipi birakti, n'oldu dustu!! asdjkll

ovanin ortasindayiz ortamda en yuksek sey 1.70 boyunda agac ama baretleri cikarmak yasak, sikik lider oyle istiyormus cunku kafamiza bir sey dusebilirmis.
lider dedigin de senden 1 sene once kulube girmis 3. sinif bebesi.

yine bir etkinlikteyim yorgunluktan gunes yanigindan geberdim 2 gundur cadirdayiz sabah 6'da kaldiriyor yavsaklar.
lider gelip hadi hadi calisalim istasyon kuralim diyor.
buna kazma cekecektim de ya sabir dedim.
son gittigim sey oldu.

turkiye'de gruplu seylere katilmam, bisiklet gruplari da ayni.
sorumlulugun insanlara dagildigi etkinlikler sakat. tek basina git daha saglam donersin.
- sık dallı ağaçların altına bakın.
- niye?
- ekşi sözlük'te elemanın teki rüyasında görmüş.
- ok.

bu gece de muhteşemsin sözlük.
bir konuya olan yaklaşımınız, ne kadar zeki olduğunuzdan çok "kim" ve "ne" olduğunuzu gösterir. evrende nasıl bir kimya ihtiva ettiğinizi, hayatta nasıl bir rol üstlendiğinizi, kimliğinizi, mesnetinizi...

bu mesele, 2 kişinin yaşıyor olup olmamalarından daha fazlası.

bu mesele, bir insanın yaşıyor olabilme ihtimalinin devlet, kamu ve bireyler bazında nasıl ele alındığı, nasıl bir tutumla yaklaşıldığı üzerine bir mesele. bir onur, bir duruş meselesi.

yaşıyor olduklarına gerçekten inandığımız için değil, yaşıyor olduklarını varsaymak ve ona göre hareket etmek zorunda olduğumuz için önemli bir mesele. insanlık adına, insanlık onuru adına. toplum olmak, vicdanlı olmak, güvenilir olmak adına. insan olmak adına.

eğer bir gün buna benzer bir duruma düşen siz olursanız, ölüm iki adım ötenizdeyken, sesinizi 10 metre yanınızdan geçen insana duyurmaya takatiniz kalmadığında size bir şekilde yardımın geleceğine inanıp güçlü kalmanızı, kendinizden başka kişilere, devletinize ve toplumunuza güvenmenizi sağlayacak olan şey bu.

devlet bazında, insan hayatının ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu gösterme fırsatı bu. toplum ve bireyler olarak karakter ortaya koyma fırsatı bu.

katiyyen gönüllüler, yahut ekipmanı, kondüsyonu yetersiz ekipler için söylemiyorum. ben sadece devlet bazında konuşuyorum. ilk günden beri. eğer bir yetersizlik varsa insan gücü yahut ekipman bakımından, bunu gidermesi gereken devlet. akut makut köylüler falan değil...

ben şanslıyım henüz. bugüne kadar hayatımda çok değerli birini kaybetmedim.

ama bir kaybın ardından "herkes elinden geleni yaptı, o bu hikayeyi tutkusunun peşinde sonlandıracakmış demek ki" diye yâd etmek vardır,

bir de "yaşadığına inansalar ya da şöyle aransaydı belki de şu an yanımda olacaktı" demek vardır. eşin kaybolduktan 13 gün sonra twitter'da hayatında görmediğin köylülerden yardım dilenmek vardır.

bakın ben ne pollyanna'yım, ne de romantiğim. elbette yaşıyor olmalarını dilerim ancak bundan da, hatta öldülerse cesetlerinin bulunmasından da daha önemsediğim bir şey var:

o da devlet bazında, insanlık onuruna lâyık şekilde %100 yaşıyor oldukları düşünülerek, sadece ve sadece insan hayatına verilen -verilmesi gereken- değer adına son kerteye kadar aranmaları.

evet iki insanın hayatı değerlidir. ama iki insanın hayatını her şeyden daha değerli görmek iki insanın hayatından daha değerlidir.
geçen sene ağustos sonu orman müdürlüğüne yaptığımız işi teslim etmek için 4x4 araçla orman yolundan dağın tepesine çıktık. tam zirvedeyken yağmur bastırınca geri dönemedik.

bizi almaları için çevredeki jcb sahiplerini, en yakın köyün muhtarını, jandarmayı ve orman ekiplerini aradık ama hepsi 25kmlik tırmanma yolunun daha başında çamura çakılınca bize geceyi orada geçirmemizi ve sabah geleceklerini söylediler.

biz de tamam dedik, bir geceyi ormanda arabanın içinde geçiricez sadece. tabi aracı saplandığı yerden çıkarmaya çalışırken üçümüz de ıslanmıştık ve aracın kaloriferi kurumamıza yetmiyordu. hava karardıktan iki üç saat sonra hem acıktık hem de uzun süre üşüdüğümüz için baş ağrısı başladı. derken zifiri karanlığın içinden çalı sesleri ve yaban domuzu iniltileri geldi. tabi arabanın içindeyiz sonuçta, saldırsalar en fazla kaportayı göçertirler diyoruz ama, ayı gelme ihtimalinden de çekiniyoruz bir yandan. bu arada araçtaki üç kişiden biri dağcı diğeri orman işletme şefi. bir ben eğitimsizim mevcut durum hakkında. teorik bilgilerine dayanarak radyoda müzik hep açık kaldı, ara sıra da kornaya bastık ve sürekli sohbet halindeydik, böyle olunca hayvan gelmemesi gerekiyormuş. ama domuz sürüsü etrafımızı çevirince bu arkadaşlar tüm bildiklerini unutarak, yağışın bir süredir kesilmiş olmasının umuduyla bas gaza gidebildiğimiz kadar gidelim dediler.

velhasıl şarampolden kayma gibi tehlikeleri geceyi ormanda geçirmeme pahasına göze alarak dönüş yoluna girdik. iki defa da santimlerle kurtardık uçurumu. çamur yolda durduğumuz an batarız, fakat iniş ve keskin dönüşlerde direksiyon bir işe yaramıyor, araç eğimin olduğu yöne gidiyor. buna rağmen dağcı arkadaş yol boyunca sadece bas gaza baaas sakın ayağını çekme dedi.

yani o işler filmlerde göründüğü veya güneşli havada milli parkta yürümek gibi değil. sizi sıcak tutacak bir tulum, sığınacak bir mağara ve yeterince konserve olunca herşey çok kolay olmuyor. umudumu yitirmek istemiyorum ama, ben 48 saat sonra bulunsalardı bile büyük mucize derdim, on gün oldu...
hayatımın bir döneminde 10 yıl kadar gönüllü arama kurtarma ile uğraştım. deprem, boğulma, kaybolma, kaza, yangın vs. çokça operasyona katılmışlığım var.

insan üstü gayretle günlerce zor şartlarda hayata tutunanı da gördüm, a şehrinde ararken 50 km uzakta b şehrinde ortaya çıkanı da.(adam karısına dağa mantar toplamaya gidiyorum diyerek çıkmış, meğerse tren ile başka şehire çapkınlığa gitmiş). karısı çıplakken depreme yakalanıp enkazda sıkıştı diye enkaza kurtarmacı sokmak istemeyen koca'yı gördü bu gözler.

karlı-sisli havada arama yapmak tam bir işkence, kayıp şahsı bulmak piyango. karlı bir günde domaniç'de düşen f-16 pilotunu aramıştık. merkeze koordinat bildire bildire gidiyoruz, bir sonraki gün başka bir ekip buldu uçak enkazını ve pilotu. bizim 2 defa aradığımız yerde bulmuşlar. o kadar kar ve sis vardı ki, hava da karanlık olunca muhtemelen üstünden basıp geçmişiz belli ki, haberimiz olmamış. yani bunları bildikten sonra ben bulunamayışlarına çok şaşırmıyorum.

aile ve yakınlarının da çok bilgi sakladığına, yetkili makamların da işi kişisel/siyasi çıkar çatışmaları sebebiyle zorluk çıkardıklarına da çokça şahit oldum. arama - kurtarma konusunda ciddi hatalar yapıldığını da adım gibi biliyorum. biz de yaptık çünkü başlarda.

özellikle gönüllü arama kurtarmacılar bu tip operasyonlarda insan üstü gayret sarfediyor, bunu bilin. başkasının hatası yüzünden kendi hayatını riske atıyor. işinden gücünden uzak kalıyor. biz kahve içip, ekşide bu başlığı okurken onların çektiği çileyi düşünün.. kurtarmacı da operasyon esnasında sorgular kendini.. bazen vazgeçer, bazen aşırı motive olur, hata yapar, hata yaptırır... insan nihayetinde..

çalışmalara ara verilmiş diye kızanlar var. kaç gün oldu, bu insanların evi barkı, işi gücü var. uzun dönem fiziki yorgunluğun ve kayıp şahısların bulunamamasının moral bozukluğu var. kurtarmacılara yüklenmek hata.

yukarıda yazdığım sebeplerden dolayı bu arkadaşlar canlı bulunsa da çok şaşırmayacağım. ama ben kötü haber bekliyorum.

bir de şöyle bir şey var sıkça gözlemlediğim. kayıp yakınları kayıplarından umudu kestikten sonra cansız bedenleri bulununca da psikolojik olarak çok rahatlıyorlar. dışarıdan gören çok yadırgar, sanki canlı bulunmuşlar gibi seviniyor aileler derler, o derece. bu yüzden o bedenlere en kısa sürede ulaşılmalı, canlı ya da cansız.. .

uludağ da insanları çok yanıltan bir dağ. insanlar ciddiye almazlar, ama hava koşulları çok sık değişir ve çok aldatır. benim de kötü tecrübelerim var uludağ ile ilgili. belli ki bu arkadaşlar da ciddiye almadılar.. burada yorum yapanlar da "sanki everest mi", "küçücük dağ" "2000 metrelik tepe" gibi talihsiz şeyler yazıyorlar, yaşamadan bilemezsiniz.. umarım tecrübe etmek zorunda kalmazsınız. arkadaşların şansı bol olsun...
o kadar çok bu konuda yazıldı, spekülasyon yapıldı ki, ben de eksik kalmayayım dedim. muhtemelen bu arkadaşlarla benzer deneyim ve motivasyona sahibim ben de. yıllardır benzer rotalarda trekking yapıyorum. yaşım onlardan biraz büyük, dağcılık eğitimim yok, deneyimlerim benzer, belki malzemelerim az fazla, az eksik. yarın benzer bir durum benim ya da yürüyüş arkadaşlarımın da başına gelebilir.

niye dağa gittiler?

- "çünkü orada". geleneksel dağcı, maceracı yanıtı budur. dağ orada olduğu için gitmek ister insanlar. bu gerekçe yeterlidir bence. ayrıca, kime ne!?

niye o havada gittiler?

- çünkü basiretleri bağlandı. ben bu tür riskli rotalara giderken 10 gün öncesinden başlayıp son güne kadar onlarca kez hava durumunu kontrol ederim birden farklı kaynaktan. bu arkadaşlar öncesindeki güzel havaya aldandı sanıyorum. cumartesi gitseler güle oynaya hava kararmadan döneceklerdi. ama pazar sabahı hava patladı. bir de uludağ'da sabah sisi çok olur. güneş yükselince bulutlar yükselir ve hava açar. havanın açacağını tahmin ettiler ve bir kaç haftadır erteledikleri etkinliği gelmişken yapmak istediler.

niye akşam saatinde gittiler?

- bu da hatalı bir bilgiden kaynaklanıyor. ilk gün haberlerde akşam gittiler gibi bir bilgi dolanmıştı. arkadaşlar akşam değil, sabah 7 gibi rotaya girmişler. bu saatte çıkmak 6-7 saatlik bir faaliyet için makul.

jandarmaya neden haber vermediler?

- riskli bir rotaya girecekseniz ya da dağda uzun sürecek bir faaliyet yapacaksanız jandarmaya haber vermek gerekir. bu izin almak değildir. her vatandaş özel alanlar dışında istediği gibi gezer dolaşır. asıl bir vatandaşlık hakkı olan kamusal alanlarda gezmenin kısıtlanmaması gerekir. bu arkadaşların ben zaten dağcı değil yürüyüşçü olduğunu düşünüyorum. insanlar genelde üşenir ve vakit ayırmaz jandarmaya haber vermeye. kimi zamansa jandarmadan, park bekçilerinden kaçınarak yasak denilen yerlerde kamp kurmak isterler. riskli olduğunu düşünmedikleri için haber vermemişlerdir diye düşünüyor ve çok da garipsemiyorum bu durumu.

malzemeleri eksik mi?

- evet ve hayır. insanlar kamera kayıtlarında gördükleri kadarıyla yorum yapıyor. kayıtların birisinde muhtemelen otel ya da orduevine gitmek için çıkmışlar ve batonları, çantaları yok yanlarında. son videoda rotaya girerken çantaları ve batonları görünüyor. günübirlik yürüyüşlere ihtiyaca göre malzemeyle çıkılır ve hafif olup hızlı hareket etmek hedeflenir. gece kamp kurmayı düşünmedikleri için çadır, tulum, mat gibi malzeme yüklenmemişler haliyle. ultra light malzemeniz yoksa sırf bu 3 kalem bile 10-15 kilo yapar. muhtemelen yedek kıyafet, bir öğün yemek, 2 litre su ve biraz atıştırmalık vardı çantalarında.

o mont dağcılık kıyafeti değil diyenler var. teknik ceket giyseler elbette daha iyi. ama o montun amacı ısıtmak değil zaten. rüzgarlık ve yağmurluk olarak gayet iş görür yürüyüşte terletse de. trekking yapan insanların ihtiyacına yeterli, hafif ve sağlam bir malzeme. zaten yürüyüş için çıkıyorsanız hafif giyinirsiniz. hava sıcaklığı -20'lere düşmedikçe 2-3 katman hafif kıyafet yürüyüşçü için yeterlidir.

ama en büyük eksik el tipi bir gps elbette. telefon gibi şarjı bitmez, kalem pille çalışır. uludağ zirve rotası maden bölgesinden geçtiği için pusulalar da hatalı çalışır. telefonlar da çekmez bu bölgede. belki gps'leri vardı ama bozuldu. bilemiyoruz...

telefon sinyalinden neden bulunamadılar?

- telefon sinyalinden kesin yer tespiti için en az 3 farklı vericinin telefondan sinyal alabiliyor olması gerekir. şehir merkezlerinde bunu akıllı telefon uygulamaları bile yapabiliyor. her bir verici telefonunuza belirli aralıklarla ping atar (ismi farklı muhtemelen), telefonunuz da çevredeki vericilere sürekli yanıt verir. yanıtın geliş süresi milisaniye olarak ölçülerek kaç metre uzakta olduğunuz tespit edilir. üç farklı vericiyle temasınız olduğunda 2-3 metre hatayla konumunuz bulunabilir. ama uludağ'da sadece tek bir vericiye sinyal göndermiş kayıp arkadaşların telefonu. bu yüzden de kesin olarak son konumları bilinemiyor.

vahşi hayvan saldırmış mıdır?

- kesinlikle hayır. öldülerse didiklemiş olabilir vahşi hayvanlar. çok istisnai durumlar dışında uludağ'da size saldırabilecek vahşi hayvan olsa olsa böceklerdir. ayılar yanında yavruları varken gerçekleşen sürpriz karşılaşmalar dışında insanlara saldırmazlar. insanlardan kaçar ve geceleri yemek için dolanırlar. bu yıl kış geciktiği için muhtemelen zirve bölgesinde değil ormanlık alanda kilo almaya çalışıyorlardır. kurtlarsa sersefil hayvanlardır ülkemizde. en sefil sokak köpeğinden beter bu hayvanların durumu. insanın yanına yöresine yaklaşmazlar. ayılar da kurtlar da çok iyi koku alır. ters rüzgardan yaklaşmadığınız sürece ancak ayak izlerini ve dışkılarını görebilirsiniz. domuzlar da o yükseklikte olmaz. tilki, çakal vb zaten zararsız insan açısından. zirve bölgesi için yazıyorum bunları elbette. orman içinde ne kadar alçaldıklarını bilemiyorum.

montu neden çıkarmış? baton neden orada?

- bilemiyoruz. pek çok spekülasyon yapılabilir. ben düşürmüştür çantasına asıp diye tahmin etmiştim baton bulunmadan önce. siste dönüp bulamamıştır belki. baton ise kara saplanıp donmuş gibi duruyor. dere donmadan ilk 1-2 gün içinde oradan alçalmayı denemişler diye tahmin yürütüyorum. suyu geçtikten sonra saplandığı yerden çıkartırken suya düşme riskini alamamış olabilir. bir de karda iz açıp yürümek çok yorucudur diye ekleyeyim. aşırı terleten bir aktivitedir. terlediği için montu ve bereyi çıkarmış olabilir. hipotermi şoku kısmını bilmiyorum.

çevrede köy yok mu? köye sığınmış olabilir mi?

- yakın çevrede köy yok. köylere ulaşmak için baya bir alçalmaları gerekir. köylerin hepsinin ulaşımı kolay. şunu da ekleyeyim, bu bölgedeki köylüler özellikle ormanlık bölgeleri iyi bilirler. hem orman köylüsünün istihkakı vardır kesim için hem de kestane toplamaya, bağ bahçe işlerine bölgeyi dolanmışlardır. eğer orman içinde alçaldılarsa köylüler bulacaktır.

köylere inilebilir mi?

- evet. ben iki yıl önce oteller bölgesinden laylaylom yürüyerek 7-8 saatte cumalıkızık köyüne inmiştim. dağın her yerinde aşağı inen patikalar var. karda yürümek daha zor olsa da bir gün içinde kolayca inilebilir.

sığınacak dağ evi, kulübe yok mu?

- zirve bölgesinde yok diye biliyorum. ama orman içine alçaldıkça çobanların yaptığı derme çatma da olsa ağılları, arıcıların ufak korunakları var. bunlardan birisine denk gelebilirler.

uludağ'da kaybolmak kolay mı?

- açık havada uludağ'da günlerce kaybolmak mümkün değildir bölgeyi birazcık biliyorsanız. ama görüşü 3-5 metreye düşüren sis çöktüğünde her yerde kaybolabilir insanlar. bir de zirvelerin altında çanak bölgesi var. görüşünüz olmadığında burada kolayca kaybolabilirsiniz. genel kural yokuş aşağı gitmek, su yataklarını takip etmektir. ağaç sınırını sağlarına alıp ilerleseler yine oteller bölgesine ulaşabilirlerdi bence. elbete yaşananları bilemiyoruz.

arama faaliyeti ne kadar sürecek?

- resmi kurumlar için valilik karar verecektir. kamuoyunu dikkate alarak gündemden düştüğünde aramaları sonlndırırlar muhtemelen. gönüllü ekipler aramaya devam edebilir. umarım aramalar sonlanmadan bulunurlar.

bu kadar kişi arıyor ama neden bulunamıyorlar?

- uludağ büyük bir kütle ve şu an kar altında. ağaç sınırının üzerinde değillerse binlerce farklı patikadan orman içine girmiş olabilirler. yukarıda olsalardı ilk günlerde bulunurlardı diye düşünüyorum, eğer bir kar çukurunda değiller ya da kar mağarası kazmadılarsa.

uludağ'da kaybolursak ne yapmalıyız?

- pusula yok, gps yok ya da çalışmıyor. sis bastırdı ve görüşümü kaybettim. bölgeyi de bilmiyorum, malzemem de yok. ne yapmalıyım? "bu halde orada ne işin var?" denilmeli öncelikle. bilgi ve deneyime göre farklı seçeneklere ayrılır yapılacaklar. yön bulmanın farklı yolları da var. güneşi, yıldızları, yosunları kullanabilirsin. deneyimli bir dağcı akşama kadar medeniyete ulaşmaya çalışır, sonrasında kar mağarası kazıp sabahı bekler. sabah olunca da aynı rutini tekrarlar.

eğer deneyimsizseniz ve gittiğiniz yeri bilenler varsa korunaklı bir yer bulup beklemelisiniz. ama yerinizi bilen yoksa da gündüz saatlerinde görüş varken uludağ'dan aşağıya inmeyi denemelisiniz. hangi yüzünden inerseniz inin bir kayadan düşmez, dereye yuvarlanmaz, çukura basıp sakatlanmazsanız orman içinden alçalarak 7-8 saatte köylere inebilirsiniz. hava kararınca yürümek yerine sığınak bulmalısınız. yağmuru ve rüzgarı kesecek herhangi bir yer olabilir. dalları birbirine çatıp kendi yaşam oyuğunuzu bile yapabilirsiniz. börtü böceğe dikkat edin. becerebilirseniz ateş yakın. su içmeyi unutmayın. durgun sudan içmeyin ama akar sudan bir kaç yudum içmek sizi öldürmez.

herkes hata yapabilir, herkes riskleri yanlış öngörebilir. bu zor durumdaki insanlarla empati yapmak yerine, onları yargılamak, kötü sözler söylemek sadece söz sahibinin karakterini ortaya koyar.

uzun oldu biraz ama son olarak, ben umutlu tarafta olmayı tercih ediyorum, umarım kısa sürede sağ sağlim bulunacaklar...
dağcılık en tehlikeli sporlardan biridir. trekking adı verilen kıyın kıyın yayla gezmece işi popüler kültüre meze olunca, insanların tüketebileceği bir mecra açıldı. decathlon önderliğinde başladılar yaygaraya. ayakkabılar, montlar, batonlar, tozluklar derken, baktılar bu işte para var, sosyal medyada milleti gazladılar. millet neredeyse sokakta yürürken kafasına gopro takacak kıvama geldi.tabiata yabancılaşmış şehir insanına özgüven zehirlenmesi yaşattılar. herkes her şeyi yapamaz, yapmamalı. bazı sporlar, etkinlikler demo olarak kalmalı. herkes dalış yapmak, dağa çıkmak, vücut geliştirmek, ikonik şehirleri gezmek zorunda değil. insanları tüketime azmettirmek için ne hale getirdiler.

tunç fındık var mesela. dünyadaki en yüksek dağlara çıkmış, 8000 üstü 14 zirve projesi olan bir dağcı. sanırım 12 tanesine çıktı. dünyada bunu yapan kişi sayısı da çok az. adamın mülakatını okudum, özeti şu: dağ ile inatlaşılmaz. adam profesyonel dağcı ve diyor ki, kimseye bir şey ispatlamak için yapılacak iş değil, baktım olmuyor bırakırım. vücut için travmatik bir iş zaten. popüler kültür ise aksine teşvik ediyor. everest belgeselinde, işin nasıl ticarete döküldüğü iyi anlatılmış. kapitalizm, gölgesini satabildiği dağı bile cazibe merkezi haline getirir.

gelelim kayıp kimselere. dağcı değiller. ben de yıllardır dağlarda ovalarda yürüyüş yaparım ama kendime dağcı diyemem. sokakta futbol oynayan futbolcu olmuyor. aynı şey. dolayısıyla, karşılaştıkları olağanüstü şartlara hazırlıklı değiller. rota bilgileri ve ekipmanları yetersiz. sis basınca zaten insanın feleği şaşar. tabiatın şakası olmaz. bir metrelik karda yalnızca 200 metre yürümeyi deneyin. mahvolursunuz. ruh haliniz dibe vurur. neyse, umarım sağ salim evlerine dönerler.

pop kültürün yarattığı vehameti yerinde izlemek için: https://youtu.be/k9rwro1zcr0
arkadaşlar ben yıllardır snowboard yaparım. sadece bir kere tipiye denk geldim. ikinci bölge zirvesine çıkana kadar hava bozdu tipiye döndü. uludağda hava anlık değişir. normalde o rotayı inişim 16 dakika falan. gidemiyorum ama. önümdeki 10 santimi bile göremiyorum. bekledim bir yerde. donuyorum. başkalarını gördüm. yanlarına katıldım. önümüzü görmeyerek indik.

bu arkadaşlarda kayak, board yok. malzeme yok. o haftasonu ilk kez hava tipiye döndü. öngörememişlerdir. lütfen, nolur yakınlarının canını acıtmayın. doğal seleksiyon falan diyorsunuz. olabilir, kişiler yapmıştır bir hata. böyle acı şekilde ölmeleri mi gerekli? ben 10 dakikada altıma yaptım. bu adamların o çaresizliğini düşününce çok canım acıyor. başından beri biliyorum umut olmadığını. nolur biraz saygınız olsun. bırakın insanlar cenazelerini gömsün.