1000 tl dediği de 150 dolar falan.
Sık geçen başlıklar
Debe Arşivi
bir erkek olarak ben kendim rahatsız oluyorum başka bir erkeğin bacaklarını bana değdirmesinden.kadınlar heralde dikenli pantolon giyse yeridir.içimden bir ulan bu adam gizli gay mi ? ondan mı bana sürtünüyor diyorum.yalnız acayip fazlalar bunu erkeğe yapan erkekler.kadınlara eminim daha fazladır.
adam gibi oturma sınırınızda otursanız ne olur ha ?
adam gibi oturma sınırınızda otursanız ne olur ha ?
olursa eğer böyle bişey ismi tcpu olsun. çok hoş.
verme ihtimali yüksek olan, anne olmayı hak etmeyen,bakire olmayan kadını savunan kadındır diye düşünen insandan bozma yaratıkları ortaya çıkarmış başlıktır. insanlar sana mı soracak lan neler konuşacağını? sen ahlak bekçisi misin be orospu çocuğu? kim kime veriyorsa verir, kim ne isterse konuşur, kim isterse cinsel ilişkiye girer. sen otorite misin? kanaat önderi misin? ahlak denilen şeyin temellerini sen mi attın amına kodumun çocuğu? zihniyetini siktimin çocukları siktirin gidin arabistan'a, azalarak bitin yok olun artık bu ülkede.
buna ankara soğuğu diyen şaka yapıyor olmalı.
güzel bir sonbahar günü bu.
sivrisineklerin teker teker gebermeye başladığı güzel bir sonbahar günü...
ahahahahah...
güzel bir sonbahar günü bu.
sivrisineklerin teker teker gebermeye başladığı güzel bir sonbahar günü...
ahahahahah...
(bkz: atom bombası)
bugun oglum bana ^ ben senin dalinim^ dedi. ne dedigini amlamamistim. taa ki ^ sen de benim agacimsun^ diyene kadar... ) yaklasik 3 yasinda. bunu duydugum ani sanirim hayatim boyunca unutmayagim.
fiyatlardaki yükseliş trendi hiç bozulmuyor. işte istikrar budur.
soyadi@boun.edu.tr
ayrıca 1-2 sene sonra hotmail ilk çıktığında da galadriel@hotmail.com bendeydi. evet sözlük 40lık teyze kaynıyor arkadaşlar, şimdi mutlu oldunuz mu?
ayrıca 1-2 sene sonra hotmail ilk çıktığında da galadriel@hotmail.com bendeydi. evet sözlük 40lık teyze kaynıyor arkadaşlar, şimdi mutlu oldunuz mu?
(bkz: sabire)
süper soğuk. sikik yaz bitti, herkes ayağını denk alsın. bundan sonra bizim zamanımızdır.
ben canımdan, dişimden arttırıcağım yemeyeceğim para biriktireceğim, sen gelip borç isteyeceksin sonra da sikinin keyfine gezip tozacaksın. sonra borcunu ödemeyeceksin beni salak yerine koyacaksın. instagramdan öykülerini izleyeceğim. öyle mi? alırsın ama başını. ne borç veririm ne de alırım. planımı ona göre yapar dara düşmem. param yoksa gitmem, param yoksa almam. bende bilirim yoksa dozundan fazla harcamayı.
venezuela haberi izliyorken kaç kişinin aklından geleceğimiz bu diye geçiyor.
basvuran turkler'in yuzde 99'u dil sinavini gecemeyecektir.
pınar altuğ'un acilen 911'i aramasını gerektiren bir aşk ile yanan adamdır.
adamın evinden koli bandı, halat, kesici aletler falan çıkarsa hiç şaşırmam. evin duvarları da kesin pınar altuğ fotoğrafları ve gazete kupürleriyle kaplıdır. profile bak lan. bir an kendimi, adamın çocuklar duymasın izlerken neler yaptığını düşünürken buldum. gidip biraz siyasi başlıklara bakayım da aklımdan silinsin.
edit: 911'e takılan çok sayıda insan için yazıyorum. böyle şeylere genelde holywood filmlerinde rastlıyoruz. orada da dokuzyüzonbir aranıyor. bir şeyi de açıklatmayın gözünüzü seveyim. geyik yapıyoruz burada. siz yine günlük hayatınızda bir durum olursa yüzellibeşi arayın. onlar da sizi 112'ye bağlasın. 911'i de arasanız olur onlar yine 112'ye bağlıyor.
yeni numara bu, yüzoniki. buradan bu değişikliği de hatırlatalım bari. ihtiyaç var belli ki.
adamın evinden koli bandı, halat, kesici aletler falan çıkarsa hiç şaşırmam. evin duvarları da kesin pınar altuğ fotoğrafları ve gazete kupürleriyle kaplıdır. profile bak lan. bir an kendimi, adamın çocuklar duymasın izlerken neler yaptığını düşünürken buldum. gidip biraz siyasi başlıklara bakayım da aklımdan silinsin.
edit: 911'e takılan çok sayıda insan için yazıyorum. böyle şeylere genelde holywood filmlerinde rastlıyoruz. orada da dokuzyüzonbir aranıyor. bir şeyi de açıklatmayın gözünüzü seveyim. geyik yapıyoruz burada. siz yine günlük hayatınızda bir durum olursa yüzellibeşi arayın. onlar da sizi 112'ye bağlasın. 911'i de arasanız olur onlar yine 112'ye bağlıyor.
yeni numara bu, yüzoniki. buradan bu değişikliği de hatırlatalım bari. ihtiyaç var belli ki.
hayatımda bir kere aşık oldum, gelgelelim onun nedenini kendime sorduğumda kafamda net bir cevap belirmiyor.
veteriner fakültemde ilk senemde anatomi laboratuvarında kadavralarda kas sistemi inceleniyordu. normalde uygulama derslerini asistanlarla yaparken o gün kürsü profesörlerinden biri gelmişti derse, herkesi çevresine topladı, kas anlatıyor... inek kadavrasının başında hangi kasın ne kadar lezzetli, kaliteli, değerli olduğu anlatıldı; köpek kadavrasına geçince yalnızca anatomik bilgi verildi. söz aldım ve sordum:
- hocam köpek kası ile inek kası arasında anatomik veya histolojik bir fark var mı?
+yok, ikisi de memeli çizgili kası.
-peki hocam köpek eti yiyecek olsak, bunun inek eti yemekten bilimsel bir farkı var mı?
+hijyen koşullarına dikkat edilirse yok.
hocanın çevresinde o sırada bulunan otuza yakın öğrenci suratıma baktı öyle, biri dönüp "köpek eti yemeyi nasıl düşündün, cani misin?" dedi. köpek eti yemeyi düşünmemiştim oysa ben, neden iki hayvanı birbirinden bu şekilde ayırdığımızı anlamaya çalışmıştım. şunu anladım: sadece alışkanlıklardan. hisseden, korkan, yaşamak isteyen herhangi bir canlıyı yemeyi düşündükleri için esas caninin onlar olduğunu söylemedim tabi, sustum.
türcülük, en lanetli gelenek.
- hocam köpek kası ile inek kası arasında anatomik veya histolojik bir fark var mı?
+yok, ikisi de memeli çizgili kası.
-peki hocam köpek eti yiyecek olsak, bunun inek eti yemekten bilimsel bir farkı var mı?
+hijyen koşullarına dikkat edilirse yok.
hocanın çevresinde o sırada bulunan otuza yakın öğrenci suratıma baktı öyle, biri dönüp "köpek eti yemeyi nasıl düşündün, cani misin?" dedi. köpek eti yemeyi düşünmemiştim oysa ben, neden iki hayvanı birbirinden bu şekilde ayırdığımızı anlamaya çalışmıştım. şunu anladım: sadece alışkanlıklardan. hisseden, korkan, yaşamak isteyen herhangi bir canlıyı yemeyi düşündükleri için esas caninin onlar olduğunu söylemedim tabi, sustum.
türcülük, en lanetli gelenek.
bence burdaki "neyle" soru zamiri değil. enstruman.
(bkz: #81661288)
iş bu entryde gen havuzu bilmem ne diye zırvalayan kadın kişisi kendisini dişi meyve sineği zannetmektedir, zira bu " oluşan yavrunun dişinin daha önceki partnerlerinden de genetik izler taşıması olayı" insanlara değil meyve sineklerine özgü bir durumdur. hatta ve hatta sineklerde görülen o durum dahi yumurtaların beslenmesi ile alakalı bir durumdur. yani sindirmeniz, kabullenmeniz vesaire gereken bir durum yok bu açıdan sevgili sözlük beyleri, korkmayın, olur da bakire olmayan bir kadınla evlenip ürerseniz o çocuk biyolojik olarak yalnızca ikinizin olacak.
tanım: erkektir.
edit: sineklerin olayını merak edenler için şunu şuraya bırakıyorum, sevgiler:
http://onlinelibrary.wiley.com/…1111/ele.12373/full
iş bu entryde gen havuzu bilmem ne diye zırvalayan kadın kişisi kendisini dişi meyve sineği zannetmektedir, zira bu " oluşan yavrunun dişinin daha önceki partnerlerinden de genetik izler taşıması olayı" insanlara değil meyve sineklerine özgü bir durumdur. hatta ve hatta sineklerde görülen o durum dahi yumurtaların beslenmesi ile alakalı bir durumdur. yani sindirmeniz, kabullenmeniz vesaire gereken bir durum yok bu açıdan sevgili sözlük beyleri, korkmayın, olur da bakire olmayan bir kadınla evlenip ürerseniz o çocuk biyolojik olarak yalnızca ikinizin olacak.
tanım: erkektir.
edit: sineklerin olayını merak edenler için şunu şuraya bırakıyorum, sevgiler:
http://onlinelibrary.wiley.com/…1111/ele.12373/full
bugünlerde gelenleri özenle saklanması gereken faturalardır.
seneye eylül ayında gelenlerin yanına koyup "ne güzel günlermiş" diye iç geçirirsiniz!
seneye eylül ayında gelenlerin yanına koyup "ne güzel günlermiş" diye iç geçirirsiniz!
babasından gizlice çaldığı doblo ile söz konusu eylemi ifa ederken yakalanan bir arkadaşımın, karakola gitmemek için yaşlı bir polise ruhsat arasında 200 lira sıkıştırması sonucu, “ulan ibne madem o kadar paran var, siktir git otelde yap amk” nasihatı, şüphesiz ki bir ibret vesikası olarak bazı fantezilerimize ket vurmuştur.
asıl vatan hainleri bunlar.
marcelo'nun ölmüşlerinin canına değmiştir.
önceden akp ekibinden biri bir şey söylediği zaman tüylerim diken diken olurdu, sinirlerim gerilirdi. şimdi bünyem aynı tepkiyi şunu okuyunca da verdi.
resmen soğuttunuz hayattan. tutunacak dalımız kalmadı. bi siktirin gidin artık rica edicem.
resmen soğuttunuz hayattan. tutunacak dalımız kalmadı. bi siktirin gidin artık rica edicem.
ben kredi kartımı verdim de ne oldu. 12500 borçla ortada kaldım ayrılınca.
şerefsiz...
şerefsiz...
3 sezondan oluşan yaşam döngüsünün eğitim öğretim hayatı (1. sezon) sonrasındaki 2. sezonudur.
3. sezon coming soon:
çocuğun mezuniyeti + çocuğun iş bulması + çocuğun evlenmesi + torun
3. sezon coming soon:
çocuğun mezuniyeti + çocuğun iş bulması + çocuğun evlenmesi + torun
ruhsar'ın reyhan'a kan vermesi sonucu bazı güçlerini ona aktarması. reyhan'ın uzaktaki koltuğa oturmak isteyip de uzak diye hayıflanırken koltuğun ona gelmesi sonucu güçlerini keşfetmesi... bu sahne aşırı yorgun olup bir şeylerin ayağıma gelmesini istediğim zamanlarda aklıma düşer. travma yaratmış resmen!
özet: arakadaş 500 lira ucuza diye ve ihtiyacı olduğuçün iphone 8 pilüs almak istemiş. 3d güvenliğiyle alışveriş olduğuçün ilk 2 deneme de başarısız 3. deneme de muallakta kalmış ama telefonu olmadığından kontrol şansı olmamış (emanet telefon kullanıyor bu arada).
sonra gel zaman git zaman önce onay maili sonra ödeme gerçekleşmedi diye iptal olduğunu anlıyor.
sonra fiyatı 500 lira kadar zamlanıyor. arkadaş da rezalet diyor. bana göre bir bok yok ortada. ödemeyi bankan yapmamış asıl rezalet bankanda. ne yapsın müşteri temsilcisi cebinden mi ödesin? türkiyede senin işin ciddi olabilir ama milyonlar suistimal eder bu olayı. deseler ki müşteri memnuniyeti efendim size 500 lira indirim yapıyoruz sikerler siteyi. o yüzden rezaletin müsebbibi ödeme yapmayan bankadır.
sonra gel zaman git zaman önce onay maili sonra ödeme gerçekleşmedi diye iptal olduğunu anlıyor.
sonra fiyatı 500 lira kadar zamlanıyor. arkadaş da rezalet diyor. bana göre bir bok yok ortada. ödemeyi bankan yapmamış asıl rezalet bankanda. ne yapsın müşteri temsilcisi cebinden mi ödesin? türkiyede senin işin ciddi olabilir ama milyonlar suistimal eder bu olayı. deseler ki müşteri memnuniyeti efendim size 500 lira indirim yapıyoruz sikerler siteyi. o yüzden rezaletin müsebbibi ödeme yapmayan bankadır.
bunu yazmam gerek.
11 yaşındayım. durumumuz çok kötü. aydan aya babam zorla para yetiştiriyor. maddi olarak çökmüşüz.
ben ilkokula gidiyorum. harçlık filan yok. o dönem okulda mahallede herkeste bir sanal bebek çılgınlığı başlamıştı. herkesin bebeği vardı ve çocuğu gibi bakıyordu. 11 yaşındaydım ve o yaşıma kadar hiçbir şeyi o kadar istememiştim. o kadar istiyordum ki... her gün annemi sıkıştırıp sanal bebek istiyordum. babamı gördüğüm her an ilk söylediğim şey sanal bebekti. babam artık dayanamadı. "önümüzdeki ilk maaşımla sana sanal bebek alırız" dedi. dünyalar benim oldu. artık sanal bebeğim olacaktı. maaşa alt tarafı 10 15 gün kalmıştı.
babam söz verdikten 2 gün sonra grip oldu. aşırı öksürüyordu. babam çok sigara içtiği için bu öksürüklere alışkındık. ama kendisi bir farklılık sezmişti. grip olduğunun akşamına bana "ben ölürsem ne yaparsın?" diye sordu. çocuk kafamla tek düşündüğüm sanal bebekti. "sen ölürsen bana kim sanal bebek alacak?" dedim. cevap vermedi. muhtemelen kelimeler boğazında düğümlendiği için bir şey diyemedi. ama o zaman anlamamıştım.
ertesi gün babam hastaneye gitmek istedi. hayatında hiç doktora gitmemiş adam doktora gitmek istedi. sonra annemle babam hızla giyinip doktora gitti.
akşam annem ağlayarak tek başına döndü.
11 yaşındayım. durumumuz çok kötü. aydan aya babam zorla para yetiştiriyor. maddi olarak çökmüşüz.
ben ilkokula gidiyorum. harçlık filan yok. o dönem okulda mahallede herkeste bir sanal bebek çılgınlığı başlamıştı. herkesin bebeği vardı ve çocuğu gibi bakıyordu. 11 yaşındaydım ve o yaşıma kadar hiçbir şeyi o kadar istememiştim. o kadar istiyordum ki... her gün annemi sıkıştırıp sanal bebek istiyordum. babamı gördüğüm her an ilk söylediğim şey sanal bebekti. babam artık dayanamadı. "önümüzdeki ilk maaşımla sana sanal bebek alırız" dedi. dünyalar benim oldu. artık sanal bebeğim olacaktı. maaşa alt tarafı 10 15 gün kalmıştı.
babam söz verdikten 2 gün sonra grip oldu. aşırı öksürüyordu. babam çok sigara içtiği için bu öksürüklere alışkındık. ama kendisi bir farklılık sezmişti. grip olduğunun akşamına bana "ben ölürsem ne yaparsın?" diye sordu. çocuk kafamla tek düşündüğüm sanal bebekti. "sen ölürsen bana kim sanal bebek alacak?" dedim. cevap vermedi. muhtemelen kelimeler boğazında düğümlendiği için bir şey diyemedi. ama o zaman anlamamıştım.
ertesi gün babam hastaneye gitmek istedi. hayatında hiç doktora gitmemiş adam doktora gitmek istedi. sonra annemle babam hızla giyinip doktora gitti.
akşam annem ağlayarak tek başına döndü.
sonuçlarınızı tekrar inceledik. turp gibi sağlamsınız
dünyanın ilk kadın pilotunu yetiştiren ülke nerelere geldi. 100 sene geriye gitsek 100 sene ileri gitmiş olacağız.
edit: ilk kadın pilot değil ilk kadın savaş pilotuymuş doğrusu, bilgilendirenlere teşekkürler.
edit: ilk kadın pilot değil ilk kadın savaş pilotuymuş doğrusu, bilgilendirenlere teşekkürler.
kişisel deneyimime göre ticaretlerini dürüst yapmalarıdır. hacı hoca takımından yediğim kazıkların haddi hesabı yokken yahudi müşterilerim borcunu kapatmadan yeni sipariş bile vermezdi. adamlarda ticari bir gelenek var, sırrı belki de bu.
şirket ile şahıs arasındaki farkı bilmeyenlerin beyanı. hissedarı olduğu şirket iflas eder, adam gene şahsi servetini korur. inşaat şirketi çok zarar ediyorsa iflasını ister, kendi kişisel servetinden zararı karşılamaz. anlayacağınız iflas, şirket sahibi zenginler için nimettir. şahıs olsa ölene kadar alacaklar peşini bırakmaz, öldükten sonra da borç çocuklarına kalır. onlar da mirası reddedeceğiz diye mahkemede sürünür.
(bkz: ehonomi çoh eyi)
türkiye'nin takriben 1200 sayfalık dosyasını, uefa'nın bid evaluation report'unu ve almanların başvuru kitapçığını üstünkörü, hızlı hızlı okudum.
türkiye'nin dosyası almanların açık ara önünde. türkiye 2.5 milyon biletin satımı ve gerekirse yeniden satımı için federasyon bazında garanti vermiş. türkiye'deki tüm bakanlıklar, onlarca sivil toplum kuruluşu, aday şehir valilikleriyle beraber belediyeler, yazılı niyet mektubu ve taahhütnâme vermişler. devlet; otoyollar, hızlı tren hatları, sağlık, aday şehir altyapıları (metro vs) ve 3 stadyumun yenilenmesi için 70 milyar euro civarında yatırım yapılacağını taahhüt ediyor. uefa ile koordinasyon için federasyon büyük bir tesis yaptıracak, tesislerini büyütecek. türkiye'deki hemen hemen tüm yeni stadlar, bir turnuva takımının kamp merkezi yapılacak. diyarbakır, adana, kayseri, vodafone arena, malatya, saraçoğlu, tff tesisleri ve daha niceleri... türkiye'ye gelen misafirler biletleriyle birlikte şehir içi ücretsiz taşımacılıktan yararlanacak. cumhurbaşkanlığı ve federasyon işbirliği ile turnuva güvenliği için tam garanti sağlanacak ve insan haklarını korumak için bir gözetim kurulu kurulacak (ahsgfngzsv). türkiye aynı zamanda pek çok geliri uefa'ya bırakıyor; eğer türk dosyası seçilirse vergi muafiyetleri ve stadlar için para alınmamasından dolayı uefa bugüne kadarki en kârlı organizasyonunu düzenleyecek. fikrî mülkiyet hakları tamamen uefa'ya ait olacak.
olimpiyat stadı 92 bin kişilik olacak şekilde yeniden yapılacak. ankara'ya 65 bin kişilik yeni bir stadyum inşa edilirken, antalya stadı da yenilenecek; projeleri hazır.
dosyada her şey muazzam, ceferin muhtemelen geceleri türk dosyasına sarılıp uyuyordur. ama uefa raporunda türk tarafı ile ilgili bazı çekinceler koymuş:
- türkiye'nin insan hakları konusunda almanya'nın aksine bir aksiyon planı yok (boş yapmayın aq demek istiyor).
- olimpiyat stadyumunda 2020'de şampiyonlar ligi finali varken 2021'de temeli atılan bir stadın 2024 yazına yetişmesi kolay görünmüyor (beyninizi skim deme niyetinde).
- türkiye'nin dosyasında var olan 11 tren hattı, konya metrosu vesaire gibi pek çok şehir içi raylı sistem ve 1000 kilometre otoyol halihazırda yok, üstelik yaşanan ekonomik kriz bu yatırımları riske atabilir (o 70 milyar euro yatırımı bok yaparsınız demek istiyor).
- almanların tüm stadları hazır, türkiye'nin 2 stadı 0'dan yapılacak.
- almanya'nın otel kapasitesi türkiye'nin üç katı (71 bin - 230 küsür bin mi ne).
bonus: euro 2024 kurban bayramına denk geliyor; antep'te fransız fıstıkların alnına kurban kanı sürmek için vatandaşlarımız onlayn olacak ahsghs, hayali bile muhteşem ya.
akıl almanya, para türkiye diyor. uefa parayı seçerdi ama kriz sebebiyle risk almaz, almanya kazanır. zaten bizimkiler sussun diye şampiyonlar ligi finalini, süper kupayı filan verdiler. bizimkiler görmemiş olduğu için aynı anda olimpiyatlar, süper kupa, dünya kupası ve uefa finali için başvuru yapıyor, sonra da niye alamadık diye üzülüyor sgsgg.
türkiye'nin dosyası almanların açık ara önünde. türkiye 2.5 milyon biletin satımı ve gerekirse yeniden satımı için federasyon bazında garanti vermiş. türkiye'deki tüm bakanlıklar, onlarca sivil toplum kuruluşu, aday şehir valilikleriyle beraber belediyeler, yazılı niyet mektubu ve taahhütnâme vermişler. devlet; otoyollar, hızlı tren hatları, sağlık, aday şehir altyapıları (metro vs) ve 3 stadyumun yenilenmesi için 70 milyar euro civarında yatırım yapılacağını taahhüt ediyor. uefa ile koordinasyon için federasyon büyük bir tesis yaptıracak, tesislerini büyütecek. türkiye'deki hemen hemen tüm yeni stadlar, bir turnuva takımının kamp merkezi yapılacak. diyarbakır, adana, kayseri, vodafone arena, malatya, saraçoğlu, tff tesisleri ve daha niceleri... türkiye'ye gelen misafirler biletleriyle birlikte şehir içi ücretsiz taşımacılıktan yararlanacak. cumhurbaşkanlığı ve federasyon işbirliği ile turnuva güvenliği için tam garanti sağlanacak ve insan haklarını korumak için bir gözetim kurulu kurulacak (ahsgfngzsv). türkiye aynı zamanda pek çok geliri uefa'ya bırakıyor; eğer türk dosyası seçilirse vergi muafiyetleri ve stadlar için para alınmamasından dolayı uefa bugüne kadarki en kârlı organizasyonunu düzenleyecek. fikrî mülkiyet hakları tamamen uefa'ya ait olacak.
olimpiyat stadı 92 bin kişilik olacak şekilde yeniden yapılacak. ankara'ya 65 bin kişilik yeni bir stadyum inşa edilirken, antalya stadı da yenilenecek; projeleri hazır.
dosyada her şey muazzam, ceferin muhtemelen geceleri türk dosyasına sarılıp uyuyordur. ama uefa raporunda türk tarafı ile ilgili bazı çekinceler koymuş:
- türkiye'nin insan hakları konusunda almanya'nın aksine bir aksiyon planı yok (boş yapmayın aq demek istiyor).
- olimpiyat stadyumunda 2020'de şampiyonlar ligi finali varken 2021'de temeli atılan bir stadın 2024 yazına yetişmesi kolay görünmüyor (beyninizi skim deme niyetinde).
- türkiye'nin dosyasında var olan 11 tren hattı, konya metrosu vesaire gibi pek çok şehir içi raylı sistem ve 1000 kilometre otoyol halihazırda yok, üstelik yaşanan ekonomik kriz bu yatırımları riske atabilir (o 70 milyar euro yatırımı bok yaparsınız demek istiyor).
- almanların tüm stadları hazır, türkiye'nin 2 stadı 0'dan yapılacak.
- almanya'nın otel kapasitesi türkiye'nin üç katı (71 bin - 230 küsür bin mi ne).
bonus: euro 2024 kurban bayramına denk geliyor; antep'te fransız fıstıkların alnına kurban kanı sürmek için vatandaşlarımız onlayn olacak ahsghs, hayali bile muhteşem ya.
akıl almanya, para türkiye diyor. uefa parayı seçerdi ama kriz sebebiyle risk almaz, almanya kazanır. zaten bizimkiler sussun diye şampiyonlar ligi finalini, süper kupayı filan verdiler. bizimkiler görmemiş olduğu için aynı anda olimpiyatlar, süper kupa, dünya kupası ve uefa finali için başvuru yapıyor, sonra da niye alamadık diye üzülüyor sgsgg.
işimden nefret ediyorum. ama çok kolay bir iş olduğu, işi artık çok iyi bildiğim ve çok iyi para kazandığım için de ayrılmıyorum.
başka pozisyonda iş imkanı çıktı. parası biraz daha az. ama önü açık. yeni gelişen teknoloji, endüstriye zemin kattan girme imkanı, bedava eğitim veriyorlar. hem kendi müdürümle konuştum, hem de o pozisyonun departman başıyla konuştum, ikisi de "evet evet sen kesin bu pozisyona geç" dediler. hatta adam lafı "sen istiyorsan bu iş senindir" e getirdi. ama en sonunda başvurumu geri çektim, nefret ettiğim işimde kalmayı tercih ettim. niye? çünkü kolay. çünkü üç kuruş daha fazla kazanıyorum. çünkü bildiğim şey.
sanıyorum hayatımda ilk defa kokaklık yaptım sözlük. ben ki hep kendimi hoyrat, girişken, gözü pek, tuttuğunu koparan bir tip filan zannettim. bu sefer iyi para ödeyen, iyi bildiğim işi bırakıp, az ödeyen ama önü açık, yeni öğrenilecek bir sürü şey olan işe geçmeye üşendim/korktum. hem bilinmeze gitmekten korktum hem de yeni bir şeye çaba sarfetmeye üşendim.
kendimle ilgili çok büyük hayalkırıklığı içerisindeyim. hiç kendime yakıştırmadığım hareketler bunlar sözlük. parayı önemsemek filan, yeni bir şeyden korkmak, yeni bir şeye üşenmek filan.. tam korkakça ve tembelce bir hareketti.
her gün lanet ederek işe gidiyorum. aşırı kolay olan ama insana zerre bir şey katmayan, ömür çürüttüğün bir iş şu an yaptığım iş. ama stabil. ama kazancı iyi. ama en ufak bir beni zorlayan bir şey yok. gün be gün aynı şey.
insanın en büyük düşmanı konfor herhalde sözlük. stabilite, huzur en büyük düşman. biraz huzursuz olmak lazım. biraz bir şeylerin batması lazım ki insan hayatta bir ilerleme kaydetsin.
bu tuzağa göz göre göre düşeceğimi hiç düşünmemiştim sözlük.
neyse sonuçta ben başvurumu geri çekip şu anki pozisyonumda kalmak istediğimi müdürüme söyleyince adam bana biraz daha kıyak geçmeye başladı. biraz daha yetki, biraz daha bonus ödemeler, biraz daha el üstünde tutmalar..
ki müdürüm de dünya iyisi bir adam. bak o da çok pis yani. şöyle lanet pislik, kan kusturan filan bir tip olsa, yok şunu bunu şöyle yaptım diye primden kesse filan, azıcık hayatı dar etse, onu bahane eder çeker giderim. o da yok. "ay canım sen bu ay çok yoruldun, sen 2 gün bi gelme dinlen, ben hallederim" diyen müdüre siktiri çekip gidemiyorsun da.
bu yakınmalarımın çok şımarıkça olduğunu bildiğim için de ayrıca uyuz oluyorum kendime ama yine de işimden nefret ediyorum. elde değil, gerçekten nefret ediyorum, sevemiyorum.
o kadar nefret ediyorum ki saldım kendimi iyice. sabahları geç kalıyorum işe hep, ne giydiğimi bile önemsemiyorum, salla pati, eşofmanla filan gidiyorum.. işimi minimumunda legal olarak başımızı belaya sokmayacak kadar yapıyorum sadece. ötesine kılımı kıpırdatmıyorum. iyice dağıttım kendimi. hiç kendime yakıştırmıyorum.
hani bazı insanlar vardır ya, karısından ya da kocasından nefret eder ama yalnız kalmaktan korktuğu için de boşanmaz. karısı ya da kocası da dünya tatlısı bir insandır aslında. öyle rezil, adaletsiz, çirkin bir evlilik sürer gider. onun gibi işte aynen. bu benzetmedeki pasif agresif eşoğlueşek de benim.
her gece yatmadan önce gözucuyla başka işlere bakıyorum. sonra diyorum ki "of şimdi kim uğraşak iş aramakla, başvuru hazırlamakla, yeni bir işyerine alışmakla filan.." şöyle bir bakıyorum, eşinin yanında yatıp tinder karıştıran karaktersiz gibi.
hayata dair bütün motivasyonum sönmüş gitmiş. ne ara içim söndü böyle hiç anlamadım.
aralığa kadar daha bu böyle bir gitsin bakalım. yılbaşı tatilinden sonrasına düşünürüz..
başka pozisyonda iş imkanı çıktı. parası biraz daha az. ama önü açık. yeni gelişen teknoloji, endüstriye zemin kattan girme imkanı, bedava eğitim veriyorlar. hem kendi müdürümle konuştum, hem de o pozisyonun departman başıyla konuştum, ikisi de "evet evet sen kesin bu pozisyona geç" dediler. hatta adam lafı "sen istiyorsan bu iş senindir" e getirdi. ama en sonunda başvurumu geri çektim, nefret ettiğim işimde kalmayı tercih ettim. niye? çünkü kolay. çünkü üç kuruş daha fazla kazanıyorum. çünkü bildiğim şey.
sanıyorum hayatımda ilk defa kokaklık yaptım sözlük. ben ki hep kendimi hoyrat, girişken, gözü pek, tuttuğunu koparan bir tip filan zannettim. bu sefer iyi para ödeyen, iyi bildiğim işi bırakıp, az ödeyen ama önü açık, yeni öğrenilecek bir sürü şey olan işe geçmeye üşendim/korktum. hem bilinmeze gitmekten korktum hem de yeni bir şeye çaba sarfetmeye üşendim.
kendimle ilgili çok büyük hayalkırıklığı içerisindeyim. hiç kendime yakıştırmadığım hareketler bunlar sözlük. parayı önemsemek filan, yeni bir şeyden korkmak, yeni bir şeye üşenmek filan.. tam korkakça ve tembelce bir hareketti.
her gün lanet ederek işe gidiyorum. aşırı kolay olan ama insana zerre bir şey katmayan, ömür çürüttüğün bir iş şu an yaptığım iş. ama stabil. ama kazancı iyi. ama en ufak bir beni zorlayan bir şey yok. gün be gün aynı şey.
insanın en büyük düşmanı konfor herhalde sözlük. stabilite, huzur en büyük düşman. biraz huzursuz olmak lazım. biraz bir şeylerin batması lazım ki insan hayatta bir ilerleme kaydetsin.
bu tuzağa göz göre göre düşeceğimi hiç düşünmemiştim sözlük.
neyse sonuçta ben başvurumu geri çekip şu anki pozisyonumda kalmak istediğimi müdürüme söyleyince adam bana biraz daha kıyak geçmeye başladı. biraz daha yetki, biraz daha bonus ödemeler, biraz daha el üstünde tutmalar..
ki müdürüm de dünya iyisi bir adam. bak o da çok pis yani. şöyle lanet pislik, kan kusturan filan bir tip olsa, yok şunu bunu şöyle yaptım diye primden kesse filan, azıcık hayatı dar etse, onu bahane eder çeker giderim. o da yok. "ay canım sen bu ay çok yoruldun, sen 2 gün bi gelme dinlen, ben hallederim" diyen müdüre siktiri çekip gidemiyorsun da.
bu yakınmalarımın çok şımarıkça olduğunu bildiğim için de ayrıca uyuz oluyorum kendime ama yine de işimden nefret ediyorum. elde değil, gerçekten nefret ediyorum, sevemiyorum.
o kadar nefret ediyorum ki saldım kendimi iyice. sabahları geç kalıyorum işe hep, ne giydiğimi bile önemsemiyorum, salla pati, eşofmanla filan gidiyorum.. işimi minimumunda legal olarak başımızı belaya sokmayacak kadar yapıyorum sadece. ötesine kılımı kıpırdatmıyorum. iyice dağıttım kendimi. hiç kendime yakıştırmıyorum.
hani bazı insanlar vardır ya, karısından ya da kocasından nefret eder ama yalnız kalmaktan korktuğu için de boşanmaz. karısı ya da kocası da dünya tatlısı bir insandır aslında. öyle rezil, adaletsiz, çirkin bir evlilik sürer gider. onun gibi işte aynen. bu benzetmedeki pasif agresif eşoğlueşek de benim.
her gece yatmadan önce gözucuyla başka işlere bakıyorum. sonra diyorum ki "of şimdi kim uğraşak iş aramakla, başvuru hazırlamakla, yeni bir işyerine alışmakla filan.." şöyle bir bakıyorum, eşinin yanında yatıp tinder karıştıran karaktersiz gibi.
hayata dair bütün motivasyonum sönmüş gitmiş. ne ara içim söndü böyle hiç anlamadım.
aralığa kadar daha bu böyle bir gitsin bakalım. yılbaşı tatilinden sonrasına düşünürüz..
şimdiden türkçeyi savurup götürmüştür.
(bkz: tdk)
edit:başlığın ilk hali '' ege kıyılarında beklenen hurricane'' gibi birşeydi. daha sonra bu başlık ile birleştirilmiş.
(bkz: tdk)
edit:başlığın ilk hali '' ege kıyılarında beklenen hurricane'' gibi birşeydi. daha sonra bu başlık ile birleştirilmiş.
(bkz: az bilinen efsane duyarlar)
ayrıca hic cocuk pornosu izlemediğim icin, cocuk pornosundan fırlamavari şaşkın cocuk surati nasıl olur bilmiyorum.
edit: yazar ironi de yapmış olabilir.umarim öyledir.
aksi halde durumu vahim.
edit 2: baslik sahibi "eti dava açacakmış " diye edit yapti ve ardindan entryi silip kaçtı.umarim biri ekran görüntüsü almıştır.
ayrıca hic cocuk pornosu izlemediğim icin, cocuk pornosundan fırlamavari şaşkın cocuk surati nasıl olur bilmiyorum.
edit: yazar ironi de yapmış olabilir.umarim öyledir.
aksi halde durumu vahim.
edit 2: baslik sahibi "eti dava açacakmış " diye edit yapti ve ardindan entryi silip kaçtı.umarim biri ekran görüntüsü almıştır.
yanlışlardadır. halbuki çocuğun ona baba demesi gerekiyor.
okumayın. bağlantıya tıklamayın. paylaşmayın. yorum yazmayın. ilgilenmeyin.
fatih tezcan gibi şahısları gündem yapmayın.
fatih tezcan gibi şahısları gündem yapmayın.
3 sene sonra çıktığım liste. bu 3 sene içerisinde 2 terfi aldim 1 darbe kalkışması gördüm ve 1 kız çocuğum oldu. bu kadar şeyden sonra heyecanlı mıyım? cevap: hayır.
valla kim kimden soğuyor tam anlamadım ama, gerek kadın gerekse erkek işte şu sebepten ötürü soğurlar birbirinden, turgut uyar özet geçmiş;
' bir kırgınlık yok değil içimde. buluyorum nedenini. en çok sevilen olmamak. '
hadi haksızsın bunker deyiverin hele.
( diyemedi )
' bir kırgınlık yok değil içimde. buluyorum nedenini. en çok sevilen olmamak. '
hadi haksızsın bunker deyiverin hele.
( diyemedi )
canavardan ziyade insanların konuşması, tipi, üslubu, biliş seviyesi daha dikkat çekendir. bizler birer canavara dönüşmüşüz ama trafik canavarı değil. cehalet canavarı.
bu turnuvayı almak ev dağınıkken eve misafir gelmesi gibi bir şey olur türkiye için.
(bkz: cipso)
geçen kahvehanede rüstem abi'den duyduğum durum.
ben inandım.
çünkü ameriganın köprüsü, kanalı ve havalimanı yok!
ve bizi kıskanıyor.
ben inandım.
çünkü ameriganın köprüsü, kanalı ve havalimanı yok!
ve bizi kıskanıyor.